Yabancı mahkeme ilamının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/2786 E. 2013/10716 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kabul beyanı↗ 5718 sayılı möhuk↗ i̇i̇k 308/b↗ tanıma ve tenfiz↗ yabancı mahkeme ilamı↗ tanıma↗ adli yardım↗ möhuk 47↗ cezai şart↗ infaz↗ olumsuz oy↗ sulh hukuk mahkemesi↗ tenfiz↗ sulh↗ kesin hüküm↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kesinleştiği, Türkiye ile Suriye arasındaki adli yardım anlaşmasının 20.10.2011 tarihinde yürürlüğe girdiği ancak, sözleşmenin 16/3 maddesinde ancak bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra verilecek kararların tanıma ve tenfizine uygulanabileceği hükmü öngörüldüğünden dava tarihinde Türkiye ve Suriye arasında tenfizi mümkün kılan sözleşme bulunmadığı, 5718 sayılı MÖHUK ve Suriye Medeni Hukuk Muhakeme Usulleri Yasası’nın 306 ve 308 maddelerinde tenfiz konusunda benzer düzenleme bulunup Türkiye ile Suriye arasında akdi karşılıklılık olmamakla birlikte kanuni karşılıklılık halinin mevcut olduğu, fiili uygulama bakımından yapılan incelemede, Türk vatandaşı Bilal Bayram’ın Hatay 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/1129 Esas sayılı dosyasında Suriye vatandaşı olan davalı Hazem Naser aleyhine sözleşmeye aykırı davranış nedeni ile 3.000.000 USD'nin cezai şart olarak tahsilini talep ettiği, davalı vekilinin kabul beyanı ile davanın davacı lehine sonuçlandığı, Türk vatandaşı olan Bilal Bayram’ın bu ilamı Suriye'de infaz edebilmek için tenfiz istemi ile Idleb 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açtığı davanın Suriye ile Türkiye arasında hukuki yardımlaşma sözleşmesi olmadığı gerekçesi ile reddedildiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, anılan kararın bu hali ile tenfiz istemi için olumsuz
koşul olan olumsuz fiili uygulamaya örnek olduğu, davacı taraf anılan kararın danışıklı bir şekilde alındığını iddia etmiş ise de mahkemenin söz konusu kararların danışıklı olup olmadığını araştırma yükümlülüğü bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, yabancı mahkeme ilamının tenfizi istemine ilişkindir. Dairemizin 30.01.2009 tarih ve 2008/1284 E. ve 2009/980 K. sayılı bozma ilamında belirtildiği üzere, her iki ülke kanunlarında mahkeme ilamlarının tenfizine ilişkin bir engel bulunmamaktadır. Mahkemece bozmadan sonra Suriye Dışişleri Bankalığı’ndan ve Suriye Adalet Bakanlığı’ndan celp edilen yazı cevaplarında kesin bir tenfiz engeli bulunmadığı, T.C.Adalet Bakanlığı’ndan gelen yazı cevabında ise “fiili mütekabiliyet konusunda Bakanlık nezdinde istatistiki bir kayıt bulunmadığı” bildirilmiştir. Öte yandan mahkemenin davayı redde dayanak yaptığı Suriye İdlip İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21.07.2011 tarih 1634/2 sayılı kararı ile ilgili olarak da Suriye Adalet Bakanlığı’nın 31.05.2012 tarihli yazısında “ İdlip İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında yer alan hususların Suriye Medeni Muhakemeler Kanunu hükümleri ve bu konu ile ilgili yasal içtihatlar ile çelişkili olduğu” bildirilmiştir.
Bu durumda mahkemece, iki ülke arasında fiili uygulamanın bulunup bulunmadığının bu kez de T.C. Dışişleri Bakanlığı’ndan araştırılarak, sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, davadan sonra verilen İdlip İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tek bir kararı esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/4033 E. 2015/11495 K.
Ortak:olumsuz oy · tenfiz
İncelediğiniz kararda… Suriye ile Türkiye arasında hukuki yardımlaşma sözleşmesi olmadığı gerekçesi ile reddedildiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, anılan kararın bu hali ile «tenfiz» istemi için «olumsuz» koşul olan olumsuz fiili uygulamaya örnek olduğu, davacı taraf anılan kararın danışıklı bir şekilde alındığını iddia etmiş ise de mahkemenin söz konusu kararların …
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, «tenfizi» istenen yabancı mahkeme kararının kesinleştiği, Türkiye ile Suriye arasındaki «adli yardım» anlaşmasının 20.10.2011 tarihinde yürürlüğe girdiği ancak, sözleşmenin 16/3 maddesinde ancak bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra verilecek kararların «tanıma» ve tenfizine uygulanabileceği hükmü öngörüldüğünden dava tarihinde Türkiye ve Suriye arasında tenfizi mümkün kılan sözleşme bulunmadığı, 5718 sayılı MÖHUK ve Suriye Medeni Hukuk Muhakeme Usulleri Yasası’nın 306 ve «308» maddelerinde tenfiz konusunda benzer düzenleme bulunup Türkiye ile Suriye arasında akdi karşılıklılık olmamakla birlikte kanuni karşılıklılık halinin mevcut olduğu …
Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/1129 Esas sayılı dosyasında Suriye vatandaşı olan davalı Hazem Naser aleyhine sözleşmeye aykırı davranış nedeni ile 3.000.000 USD'nin «cezai şart» olarak tahsilini talep ettiği, davalı vekilinin «kabul beyanı» ile davanın davacı lehine sonuçlandığı, Türk vatandaşı olan Bilal Bayram’ın bu ilamı Suriye'de «infaz» edebilmek için «tenfiz» istemi ile Idleb 2.
Benzer bu karardaMahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, somut olayda davanın açıldığı tarihte her iki ülke arasında «tenfize» imkan veren ikili anlaşma olmamakla birlikte, her iki ülke yasalarının tenfize izin veren hükümlerinin bulunduğu, «olumsuz» fiili uygulama yönünden yapılan araştırmada İdlip Mahkemesi'nin Türk Mahkeme kararının tenfizi talebini reddeden tek bir kararı dışında Türk Mahkemesi kararlarının …
Asliye Hukuk Mahkemesi'nce reddedildiği, bunun da «tenfiz» istemi için «olumsuz» koşul olan, olumsuz fiili uygulamaya örnek olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu itibarla mahkemece, Dışişleri Bakanlığı'nca verilen cevapta Suriye ile herhangi bir fiili karşılıklılık bulunduğuna yönelik bir saptama yapılmamış olmasına ve «ispat yükü» kendisinde bulunan davacı tarafça fiili karşılıklılık bulunduğu yönünde bir kanıt sunulmamış olmasına rağmen Türkiye ile Suriye arasında bir ikili sözleşme varmışçasına, Türk Mahkeme kararlarının Suriye yetkili mahkemelerince «tenfiz» isteklerinin reddedildiğine ilişkin devamlılık gösteren «olumsuz» fiili uygulamalarının bulunduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamaştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:karşılıklılık esası · ispat yükü · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece uyulan bu «son» bozma ilamı uyarınca Dışişleri Bakanlığı'na yazılar yazılmıştır.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 38. maddesi uyarınca da, «tenfiz» kararı verilebilmesi için Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği Devlet arasında «karşılıklılık esasına» dayanan anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması gerekmektedir.
İki ülke arasında mahkemelerce verilen kararların «tenfizi» hususunda bir uygulama olup olmadığı uyulan «son» bozma ilamına göre Dış İşleri Bakanlığı'ndan sorulmuş, verilen cevapta da fiili uygulama bulunduğu yönünde herhangi bir olumlu örnek bulunmadığı belirtilmiştir.
Bu itibarla mahkemece, Dışişleri Bakanlığı'nca verilen cevapta Suriye ile herhangi bir fiili karşılıklılık bulunduğuna yönelik bir saptama yapılmamış olmasına ve «ispat yükü» kendisinde bulunan davacı tarafça fiili karşılıklılık bulunduğu yönünde bir kanıt sunulmamış olmasına rağmen Türkiye ile Suriye arasında bir ikili sözleşme varmışçasına, Türk Mahkeme kararlarının Suriye yetkili mahkemelerince «tenfiz» isteklerinin reddedildiğine ilişkin devamlılık gösteren «olumsuz» fiili uygulamalarının bulunduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamaştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/3313 E. 2020/2354 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:deniz alacağı · kanunlar ihtilafı · yabancılık unsuru · ihtarat · satış sözleşmesi · ihtiyati haciz · tebligat · haciz
Benzer bu karardaMahkemece, davacı şirketin Suriye bayraklı LOUAY-K isimli gemiyi 16.07.2012 tarihinde gemi «satış sözleşmesi» ile satın aldığı ve 21.07.2012 tarihi itibarı ile geminin mülkiyetinin davacı şirkete geçtiği, «ihtiyati haciz» kararının alındığı tarih olan 27.07.2012 tarihinde gemi malikinin borçlu Louay Shipping & Trading CO şirketi olmayıp, davacı şirket bulunduğu, bu durumda ihtiyati haciz talep eden alacaklı davalı şirketinin gerçek maliki araştırarak «deniz alacağı» niteliğindeki alacağın temini için ihtiyati haciz talep ederken TTK m.
Ancak, dava konusu uyuşmazlığın «yabancılık unsuru» taşıdığı mahkemenin de kabulünde olmakla birlikte uygulanacak hukukun tespitinde taraflarca hazırlama ilkesinin benimsenmiş olması ve «ihtaratlı» «tebligat» sonrasında Suriye hukukuna ilişkin taraflarca bilgi verilmemesi neticesinde Türk hukukunun uygulanması doğru olmamıştır.
… ."nin uygulanmasının mümkün olmadığı, bu durumda taraflarca uygulanacak yabancı hukuk olan Suriye hukuku hakkında mahkemeye bilgi vermesi gerektiği ve fakat yapılan «ihtaratlı» «tebligata» rağmen tarafların Suriye Hukuku' na ilişkin bilgi vermediği, bu suretle Türk Hukukunun uygulandığı gerekçelendirilmiştir.
Zira, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun md 2/1 uyarınca, hakim, Türk «kanunlar ihtilafı» kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re’sen uygular.
-
Rücu | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/14898 E. 2012/21185 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:nakliyat sigortası · rücuan tazminat · teslim
Benzer bu kararda1-Dava, «nakliyat sigortasından» kaynaklanan «rücuan tazminat» istemine ilişkin olup, mahkemece dava konusu olaya TTK hükümleri uygulanmak suretiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, TTK’nun 788. maddesi uyarınca taşınan eşyanın «tesliminden» önce zarar gören veya eksik çıkan kısmının, mahkemece bilirkişi marifetiyle tespiti yapılmadan kayıtsız ve şartsız olarak kabulü halinde dava hakkının düşeceği, davacının bu tespiti yaptırdığına dair delil olmadığı, davacının dava hakkı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/2786 E. , 2013/10716 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.12.2012 tarih ve 2009/318-2012/367 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 21.05.2013 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. ... ve Av. ... ile davalı vekilleri Av. ... ve Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Suriye vatandaşı olup, davalı şirket ile arasındaki ihtilaftan dolayı Suriye Mahkemeleri’nde dava açtığını, nihai olarak Suriye Yargıtay Mahkemesi 3. Odası tarafından 2006 yılı 5460 E., 4270 K. sayılı ilamı ile karar verilip, kararın kesinleştiğini ileri sürerek, Suriye Yargıtay 3. Odası 5640 Esas, 4270 Karar 11.12.2006 günlü yabancı mahkeme karanının tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Suriye ile Türkiye arasında mütekabiliyet anlaşması olmadığı gibi fiili uygulamanın da bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kesinleştiği, Türkiye ile Suriye arasındaki adli yardım anlaşmasının 20.10.2011 tarihinde yürürlüğe girdiği ancak, sözleşmenin 16/3 maddesinde ancak bu anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra verilecek kararların tanıma ve tenfizine uygulanabileceği hükmü öngörüldüğünden dava tarihinde Türkiye ve Suriye arasında tenfizi mümkün kılan sözleşme bulunmadığı, 5718 sayılı MÖHUK ve Suriye Medeni Hukuk Muhakeme Usulleri Yasası’nın 306 ve 308 maddelerinde tenfiz konusunda benzer düzenleme bulunup Türkiye ile Suriye arasında akdi karşılıklılık olmamakla birlikte kanuni karşılıklılık halinin mevcut olduğu, fiili uygulama bakımından yapılan incelemede, Türk vatandaşı Bilal Bayram’ın Hatay 1.
Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2010/1129 Esas sayılı dosyasında Suriye vatandaşı olan davalı Hazem Naser aleyhine sözleşmeye aykırı davranış nedeni ile 3.000.000 USD'nin cezai şart olarak tahsilini talep ettiği, davalı vekilinin kabul beyanı ile davanın davacı lehine sonuçlandığı, Türk vatandaşı olan Bilal Bayram’ın bu ilamı Suriye'de infaz edebilmek için tenfiz istemi ile Idleb 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açtığı davanın Suriye ile Türkiye arasında hukuki yardımlaşma sözleşmesi olmadığı gerekçesi ile reddedildiği, kararın temyiz edilmeksizin kesinleştiği, anılan kararın bu hali ile tenfiz istemi için olumsuz
koşul olan olumsuz fiili uygulamaya örnek olduğu, davacı taraf anılan kararın danışıklı bir şekilde alındığını iddia etmiş ise de mahkemenin söz konusu kararların danışıklı olup olmadığını araştırma yükümlülüğü bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, yabancı mahkeme ilamının tenfizi istemine ilişkindir. Dairemizin 30.01.2009 tarih ve 2008/1284 E. ve 2009/980 K. sayılı bozma ilamında belirtildiği üzere, her iki ülke kanunlarında mahkeme ilamlarının tenfizine ilişkin bir engel bulunmamaktadır. Mahkemece bozmadan sonra Suriye Dışişleri Bankalığı’ndan ve Suriye Adalet Bakanlığı’ndan celp edilen yazı cevaplarında kesin bir tenfiz engeli bulunmadığı, T.C.Adalet Bakanlığı’ndan gelen yazı cevabında ise “fiili mütekabiliyet konusunda Bakanlık nezdinde istatistiki bir kayıt bulunmadığı” bildirilmiştir. Öte yandan mahkemenin davayı redde dayanak yaptığı Suriye İdlip İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 21.07.2011 tarih 1634/2 sayılı kararı ile ilgili olarak da Suriye Adalet Bakanlığı’nın 31.05.2012 tarihli yazısında “ İdlip İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararında yer alan hususların Suriye Medeni Muhakemeler Kanunu hükümleri ve bu konu ile ilgili yasal içtihatlar ile çelişkili olduğu” bildirilmiştir.
Bu durumda mahkemece, iki ülke arasında fiili uygulamanın bulunup bulunmadığının bu kez de T.C. Dışişleri Bakanlığı’ndan araştırılarak, sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, davadan sonra verilen İdlip İkinci Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tek bir kararı esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 23.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/522325200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz