Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2018/125 E. 2019/4958 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Daireizce bozulmuştur.
Bu kez davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/5523 E. 2013/8342 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
İki ortaklı şirkette ortağın çıkarılması kararında nisap oluşmaz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2945 E. 2020/879 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:genel kurul kararının iptali · nisap · ibra · muhalefet şerhi
Benzer bu kararda… ce iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, 4 numaralı karar ile ilgili olarak, şirketin TTK 437/1’de sayılan belgeleri toplantıdan önce pay sahiplerine vermesi, «teslim» etmesi gibi yükümlülüğünün bulunmadığı, belgelerin hazırlanarak toplantı tarihinden en az 15 gün önce incelemeye hazır tutulmasının yeterli olduğu, davacının toplantıdan evvel belgeleri incelemek üzere «şirket merkezine» gittiğini, ancak hazır edilmediğine ilişkin de bir iddiasının olmadığı, ancak bilançonun gerçeğe aykırı olması nedeniyle iptal kararı verilebilecek ise de, yapılan «bilirkişi incelemesi» neticesinde bilançonun gerçeğe uygun olduğu, iptal koşullarının mevcut olduğunun kabulü halindede alınan bu karara usulune uygun «muhalefet şerhi» bulunmadığından bu karar açısından dava «şartı yokluğundan» davanın reddine karar verilmesi gerekirken iptaline karar verilmesinin yerinde olmadığı, «ibraya» ilişkin 5 ve 6 numaralı kararlar ile ilgili olarak, davacının red oyu kullandığı, «şirket müdürü» ve «tasfiye memuru» şirket ortağının %95 olumlu oyu ile ibra kararı alındığı, oylarıyla ibra kararı alınan... ...'in alınan bu kararlarda oy hakkından yoksun olduğu, davacının oyu da redde ilişkin bulunduğundan yeterli nisapla alınmış bir karar sözkonusu olmadığından, alınan her iki kararlarda da davacının muhalefet şerhi yok ise de, «geçersiz» kararlara karşı muhalefet şerhi konulmaksızın geçersizliğin tesbitinin (iptali) istenebileceği, 7 numaralı karara ilişkin olarak, ortaklardan birinin haklı sebeblerle ve mahkeme kararı ile şirketten çıkartılabilmesi için mahkemeye başvuru kararını genel kurulda «temsil» edilen oyların en az 2/3 ünün oy hakkı bulunan sermayenin tamamının salt çoğunluğu ile alınması gerektiği yolunda ki düzenleme nedeniyle ana sözleşmede çıkarmaya ilişkin bir hüküm olmasa bile iki kişilik «limited şirketlerde» de, çıkarma davası açılabilmesi için dava açılması yönünde karar alınmasının dava şartı kabul edildiği gözetilerek (Daireimizin 2015/10688-2016/4780 karar sayılı i …
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davacının «uyuşmazlık konusu» genel kurul «toplantı tutanağında» muhalefetinin yer aldığının görüldüğü, 4 numaralı kararın iptal edilebilir nitelikle olduğu, 5 no'lu kararda şirket müdürünün «ibrası», 6 numaralı kararda ise şirket «tasfiye» memurunun ibrasının görüşüldüğünü, bu kararlara ilişkin olarak oy «hakkından yoksunluğa» ilişkin TK m.
2-Dava, davalı «limited şirketin» «genel kurul kararının iptali» istemine ilişkindir.
Bu nedenle 18/06/2013 tarihli genel kurulda alınan “7” numaralı karar bakımından TTK 621/h maddesindeki «nisap» gerçekleşmediğinden bu maddenin «geçersizliğine» hükmedilmesi gerekirken mahkemece bu karar bakımından davanın bölge adliye mahkemesince kısmen reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/17451 E. 2014/18344 K.
Ortak:Alacak
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sorumsuzluk kaydı · nezaret görevi · taşıyanın sorumluluğu · izafeten dava · konşimento · istifa · rücuen tahsil · kusur oranı
Benzer bu karardaMahkemece, davanın reddine dair verilen karar davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Daireizce bozulmuş, bozmaya uyulmuş, davanın «taşıyan» Normed International BV'ye «izafeten» «acentesine» karşı açılmış bir dava olduğu, «hasarın» yetersiz bağlama sonucu güverte üzerindeki boruların yanlamasına ve boylamasına kayarak sancak güvertedeki borulardan birinin taban kilitlerinin kısmen kayması, ambar içlerindeki boruların boylamasına hareket etmesi, yetersiz ambalajlama sonucunda boruların uç noktalarında civata bağlamalarının boru dış kaplamasına yaptığı hasar ve tahliye limanında istifleme sırasında hasar ile ısınmak amacı ile yakılan ateşe bağlı islenme sonucu oluştuğu, dolayısı ile hasarın «istif», ambalajlama ve boşaltma limanı işçilerinin (stevedor) ihmalinden doğduğu, meydana gelen zararın deniz taşımasının doğasından kaynaklanmadığı, «konşimentolardaki» FIO «kaydı» gereğince taşıyanın yükleme ve boşaltmada sorumluluğunun bulunmadığı, FIO kaydının yükleme ve boşaltmaya dair «sorumsuzluk kaydı» olması, istiflemeden sorumsuzluğa dair bir kaydı içermemesi, konulan kaydın kaptanın «nezaret görevini», yükleme ve boşaltma teçhizatlarının iyi bir halde bulunmasını sağlamak ve istifin denizcilik usullerine uygun bir surette yapılmasını gözetlemek yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, kaldı ki istif yönünden bir sorumsuzluk kaydı konmadığına göre kaptanın istifin denizcilik usullerine uygun bir surette yapılmasını gözetleme yükümlülüğünün ihlalinden doğan zarardan «taşıyanın sorumlu» olduğu, davalı taşıyanın kendi yükümlülüğünde bulunan yanlış istiften kaynaklanan hasardan sorumlu olduğu, istiften dolayı chartererler ve gönderilenlere izafe edebilecek herhangi bir «kusurun» bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
… i kez bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyulmuş olmasına rağmen benimsediği bilirkişi kurulu raporu doğrultusunda, bozma ilamınına uyulmakla davalı lehine de oluşan «usulü kazanılmış hak» olgusu, (yük «hasarına» «münhasır» olmak üzere yapılan hatalı «istif» ve boşaltmadan dolayı «taşıyanın sorumluluğunun» devam ettiği ve müşterek kusurunun var olduğu ve yapılacak değerlendirme sonucunda hasıl olacak «kusur oranına» göre bir karar verilmesi gerekmesi konusunda) ihlal edilerek bozma ilamı içeriğine aykırı gerekçelerle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
2-Dava, deniz yolu ile gerçekleştirilen taşıma sırasında yükte meydana gelen «hasar» nedeni ile davacı tarafından sigortalısına yapılan ödemenin «rücuen tahsili» istemine ilişkin olup, öncelikle belirtilmelidir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usulü «kazanılmış hak»” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.0 …
1 benzer karar daha
-
YİDK kararının iptali | Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6272 E. 2024/2627 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:acente · cy/cy şerhi · istinaf incelemesi · yenileme · def'i · uyuşmazlık konusu · kaldırma ve yeniden hüküm · kötü niyet
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ...'in YİDK aşamasında kullanmama «def»'inde bulunduğu, 2011/92733 sayılı markanın tescil tarihinden itibaren dava konusu marka başvuru tarihine kadar 5 yıllık süre dolmadığından, bu marka bakımından kullanmama def'i ileri sürme şartlarının oluşmadığı, diğer davacı markaları bakımından «ibraz» edilen kullanımın ispatına ilişkin delillerden, davacının "mişmiş" ibareli markayı "Kuruyemişler, kurutulmuş meyveler, Sucuk, Lokum, Türk Kahvesi, Süt Tozu, Nescafe..." emtiaları için markasal olarak kullandığının anlaşıldığı, davacının kullanım yükümlülüğünü yerine getirdiği ürünler ile davalı ...'e ait dava konusu markanın tescil edilmek istendiği ürün ve hizmetlerin aynı/aynı tür/benzer oldukları, dava konusu marka başvurusunda belirtilen 35/1, 2, 3, 4 alt sınıflarına ilişkin hizmetlerin, itiraza mesnet gösterilen 2011/92733 ve 2008/15882 sayılı markalarda belirtilen hizmetler ile aynı tür/benzer hizmetler oldukları, her ne kadar davacıya ait 2011/92733 sayılı marka ile 2008/15882 sayılı markada perakendecilik hizmeti bakımından sınırlı sayılma, ürün somutlaştırması yapılmadığı, (2011/92733 sayılı markada perakedencilik hizmeti bakımından 1-34 ncü sınıflarda bulunan ürünlerin belirtilmesinin ürün somutlaştırma niteliği taşımadığı da «şerh» düşülmek üzere) bu hale göre yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre çoğun içinde az da vardır yaklaşımı ile hareket edilemeyeceği, bu durumda belirtilen hizmetler bakımından davacının fiili hangi tür emtiaların pazarlandığı hususunun dikkate alınması gerektiği de gözetilerek, yukarıda belirtilen davacı fiili markasal kullanım şekilleri nedeni ile karşılaştırılan ürün ve hizmetlerin aynı/aynı tür/benzer oldukları hususuna ilişkin saptamanın değişmeyeceği, davacı markalarının esaslı ve tek unsurunun “mişmiş” ibaresi olduğu, davalının başvurusunda ise “...” ibaresinin görsel olarak “mişmişhane” ibaresine nazaran bir punto daha ön planda kalacak şekilde tertip edildiği, ancak davalının şahıs unvanı olduğundan “...” ibaresini potansiyel müşterilerin daha çok “mişmişhane” ile satılan malın veya verilen hizmetin ekonomik kaynağı olarak görebilecekleri, bu nedenle hem "mişmişhane" hem de "..." ibarelerinin, «uyuşmazlık konusu» emtia için ayrı ayrı «ayırt ediciliğe» sahip oldukları, "mişmiş" ibaresinin kayısının halk dilinde bilinen adı bulunduğu (Yargıtay 11.
… e kavramsal bir bağlılık kurulamayacağını, dolayısıyla mahkemenin "mişmiş" ibaresinin kayısının halk dilinde bilinen adı olduğu şeklindeki gerekçesinin mesnetsiz ve «son» derece hatalı olduğunu, ayırt edici olmayan bir işaretin kullanım yoluyla ayırt edici hale gelebilmesinin de mümkün bulunduğunu, emsal bir olayda 2014-M-147 no.lu YİDK kararında, 2011/92733 tescil numarası ile kayıtlı müvekkiline ait "mişmiş" ibareli marka başvurusunun, o tarihte yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK m.7/1-c uyarınca, markanın tanımlayıcı işaret olduğu gerekçesiyle kısmen reddine yönelik verilen karara karşı müvekkilinin itirazının kabul edildiğini, bu kararında YİDK'nın açıkça "mişmiş" ibaresinin tanımlayıcı olmadığının belirtildiğini, 6769 sayılı SMK m.6/3 hükmüne dair koşulların da müvekkili yararına oluştuğunu, önceki markadan haberdar veya bilebilecek durumda olmanın da bir «kötü niyet» göstergesi bulunduğunu, davalının da bu nedenle kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının «istinaf incelemesi» yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
… enzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)" hizmetleri için davanın kabulünün gerekeceğini, davacının 2011/92733 sayılı markası ise tescil tarihi itibariyle kullanım «def»'i ile karşılaşmayacağından, kapsamında bulunan tüm emtia yönünden, başvurunun tesciline engel olacağını, mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda da, dava …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2018/125 E. , 2019/4958 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 15/12/2015 gün ve 2015/182-2015/927 sayılı kararı bozan Daire'nin 02/10/2017 gün ve 2016/7573 -2017/4925 sayılı kararı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankadan 10/12/2007 tarihinde 336.000 TL tutarında 120 ay vadeli kredi kullandığını, 12/12/2014 tarihi itibari ile kredi borcunun tamamını ödediğini, kredi ilk kullanıldığında 3.528 TL ticari kredi kullanım komisyonu adı altında tahsilat yapıldığını, yine 12/12/2014 tarihinde erken kapama komisyonu adı altında 8.022 TL ve yine bu miktarın BSMV’si olarak 401,10 TL tahsil edildiğini, yine komisyon adı altında 16/01/2015 tarihinde 500 TL haksız olarak tahsilat yapıldığını, alınan ücretlerin genel işlem şartlarına aykırı olduğunu, förmüler sözleşme şeklinde tipik sözleşme imzalatıldığını, yapılan tahsilatın haksız olduğunu ileri sürerek, 12.451,10 TL’nin işlenmiş faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 12.10.2015 havale tarihli dilekçesi ile işlemin faiz miktarı olan 4.187.87 TL'nin de tahsilini talep etmiştir
Davalı vekili, müvekkilinin tacir olup ücret alma hakkına sahip olduğunu, alınan ücretlerin sözleşmede kararlaştırıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Daireizce bozulmuştur.
Bu kez davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteğinin reddi gerekir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin karar düzeltme isteğinin HUMK 442. maddesi gereğince REDDİNE, aşağıda yazılı bakiye 27,10 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 389,49 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 27/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/517857300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz