Haksız rekabet | Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/9794 E. 2018/2244 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
pasif husumet yokluğu↗ pasif husumet↗ husumet yokluğu↗ ayırt edicilik↗ eksik inceleme↗ haksız rekabet↗ fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi↗ dahili dava↗ iltibas↗ husumet↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
11. Hukuk Dairesi 2016/9794 E. , 2018/2244 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ...(...) 3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLARHUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... (...) 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 17/12/2015 tarih ve 2013/71-2015/260 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin ''... + ŞEKİL'' ibareli ... nolu markanın sahibi olduğunu, bu markanın müvekkiline ait ''...'' ve ''...'' ibareli tanınmış markaları ile aynı sınıflarda tescilli olup, iltibas yaratacak derecede benzer olduğunu, davalı marka tescilinin müvekkili markalarına tecavüz teşkil ettiğini, haksız kazanç sağlanmasına sebebiyet verdiğini, müvekkiline ait seri markalardan biri olarak algılandığını belirterek iltibas ve haksız rekabetin önlenmesine, davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava dilekçesinde davalı ''... İç ve Dış Tic. Paz. Ltd. Şti. olarak gösterilmekle davanın pasif husumet yokluğundan reddi gerektiğini, dava konusu markanın dava açıldıktan sonra dava dışı bir şirkete devredildiğini, davacı markasının gerçek hak sahibinin ... uyruklu dava dışı ... firması olduğunu, taraf markalarının aynı veya benzer olmadığı gibi, aynı ve benzer ürünler üzerinde de kullanılmadığını, iltibasın söz konusu olmadığını, davacının uzun süre tesciline ses çıkarmadığı dava konusu marka için müvekkilinin büyük miktarda yatırım yaptığını ve markanın eylemli kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığını, tescilli markasını kullanan müvekkilinin haksız rekabetinden söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkeme uyulan Dairemiz bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, “...” ibaresinin takım halinde at üzerinde oynanan oyunu ifade ettiği, tasviri nitelikli olduğu, bu nedenle zayıf marka olarak değerlendirileceği, davalının markasının “... ... & ... ” ibaresinden oluştuğu, bu ibare içerisinde davacının zayıf markası olan “...” ibaresinin mevcut olduğu ancak belirtildiği üzere tasviri nitelikli olan bu kelimenin davalı markası içerisinde doğrudan belirleyici unsur niteliğinde olmadığı, her ne kadar davacı markaları ile davalının markasında 24. sınıfta ortak emtia tescili mevcut ise de, yapılan bütünsel değerlendirmede, tüketicilerin davacı markası ile davalı markası arasında doğrudan irtibat kuramayacakları, karıştırma ihtimalinin bulunmadığı, davalının markasının tescil tarihi ve uzun süreli olan kullanım durumu nazara alındığında markayı kullanım yoluyla ayırt edicilik nitelik kazandırdığı, tescilli sınıftaki mal ve hizmeti alan tüketicilerin davalı markasını gördüklerinde, davacının ... unsurlu markaları dolayısıyla davalı ile davacı arasında ekonomik bir bağ ya da işletmesel ilişki olduğu sonucuna varmayacakları, gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dairemizin 12.06.2012 tarih 3735/10329 sayılı ilamında ve 05.02.2013 tarih 1896/1887 sayılı ilamında da 2 nolu bent olarak açıklandığı üzere davacı markaları ile dava konusu 25927 sayılı markayı oluşturan işaretler arasında benzerlik ve 556 sayılı KHK 8/1-b bendi anlamında ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere iltabas tehlikesi bulunmaktadır.
Bu durumda markaların kapsadıkları mal ve hizmetlerden aynı ve benzer tür olanlar bakımından 556 sayılı KHK 8/1-b ve 42. madde hükümlerinin dikkate alınması, farklı tür mallar bakımından ise davacının tanınmışlık iddiası bulunduğundan aynı KHK'nin 8/4. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerektiği halde işaretler arasında benzerlik bulunmadığına dair yazılı gerekçe ile davanın reddi isabetli değildir.
Ancak, davalı taraf kullanımla ayırt edicilik savunmasında da bulunmuş ve mahkemece markanın kullanımla ayırt edici hale geldiği gerekçesiyle de dava reddedilmiştir. 556 sayılı KHK'nin 7/son fıkrasında düzenlenen kullanımla ayırt edicilik istisnasına ilişkin hükümde 22.06.2004 tarih 5194 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle aynı maddenin (b) bendi yürürlükten kaldırılarak yerine (a) bendi getirilmiş ve 42/son fıkrasındaki (b) bendinde aynı şekilde (a) bendi olarak değiştirilmiştir.
Dairemizin 02.06.2006 tarih 3308/6604 sayılı (...) kararında da açıklandığı üzere, kullanımla ayırt edicilik savunmasının tescilli markanın hükümsüzlüğü için açılan dava tarihine kadar geçecek olan süreyi de kapsayacak şekilde anlaşılması gerekir. Ne varki, somut uyuşmazlıkta 16.02.2007 olan dava tarihinden önce 5194 sayılı Kanun'la 556 sayılı KHK'nin 7/son ve 42/son fıkralarındaki (b) bendine yapılan atıf yürürlükten kaldırılmış olduğundan, somut uyuşmazlık bakımından davalının kullanımla ayırt edicilik kazandırıldığına yönelik savunmanın da ancak 5194 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 22.06.2004 tarihine kadar kanıtlanması gerekir.
Davalı taraf bu husustaki delillerini dosyaya sunmuştur. Bu durumda, 5194 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 22.06.2004 tarihine kadar dava konusu markaya kullanımla ayırt edicilik kazandırılmış olup olmadığı hususunda yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken mahkemece bu konuda eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
O halde, mahkemece öncelikle dava konusu markaya kullanımla ayırt edicilik kazandırılıp kazandırılmadığının tespiti, aksi takdirde ise bu kez uyuşmazlığın yukarıda açıklandığı üzere 556 sayılı KHK 8/1-b ve 8/4. maddeleri gözönüne alınarak yapılacak değerlendirme ile sonuca gidilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi isabetli görülmediğinden kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 26/03/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
KARAR
Dairemizin 12.06.2012 tarih 3735/10329 sayılı ilamında ve 05.02.2013 tarih 1896/1887 sayılı ilamında da 2 nolu bent olarak açıklandığı üzere davacı markaları ile dava konusu 25927 sayılı marka arasında 556 sayılı KHK 8/1-b bendi anlamında ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere iltabas tehlikesi bulunmaktadır.
Bu durumda markaların kapsadıkları mal ve hizmetlerden aynı ve benzer tür olanların belirlenmesi suretiyle 556 sayılı KHK 8/1-b ve 42. madde hükümlerinin dikkate alınması, farklı tür mallar bakımından ise davacının tanınmışlık iddiası bulunduğundan aynı KHK'nin 8/4. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken işaretler arasında benzerlik bulunmadığına dair yazılı gerekçe ile davanın reddi isabetli değildir.
Ancak, davalı taraf kullanımla ayırt edicilik savunmasında bulunmuş ve mahkemece de markanın kullanımla ayırt edici hale geldiği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. 22.06.2004 tarih 5194 sayılı Kanun ile 556 sayılı KHK'nin 7/son fıkrasında düzenlenen kullanımla ayırt edicilik kazandırılması istisnasına ilişkin hükümde yer alan aynı maddenin (b) bendi yürürlükten kaldırılarak yerine (a) bendi getirilmiş ve 42/son fıkrasındaki (b) bendine yapılan atıfta aynı şekilde (a) bendi olarak değiştirilmiştir.
Dairemizin 02.06.2006 tarih 3308/6604 sayılı (...) kararında da açıklandığı üzere, kullanımla ayırt edicilik savunmasının tescilli markanın hükümsüzlüğü için açılan dava tarihine kadar geçen süreyi de kapsayacak şekilde anlaşılması gerekir. Ne varki, somut uyuşmazlıkta 16.02.2007 olan dava tarihinden önce 5194 sayılı Kanun'la 556 sayılı KHK'nin 7/son ve 42/son fıkralarındaki (b) bendine yapılan atıf yürürlükten kaldırılmış olduğundan, kullanımla ayırt edicilik istisnasının da ancak 5194 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 22.06.2004 tarihine kadar gerçekleştiğinin kanıtlanması gerekir.
Davalı taraf bu husustaki delillerini dosyaya sunmuştur. Bu durumda, dava konusu markaya 5194 sayılı Kanun ile yazılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 22.06.2004 tarihine kadar kullanımla ayırt edicilik kazandırılmış olup olmadığı hususunda yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken mahkemece bu konuda eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
O halde mahkemece öncelikle dava konusu markaya kullanımla ayırt edicilik kazandırılıp kazandırılmadığının tespiti, aksi takdirde ise bu kez uyuşmazlığın yukarıda açıklandığı üzere 556 sayılı KHK 8/1-b ve 8/4. maddeleri gözönüne alınarak yapılacak değerlendirme ile sonuca gidilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi isabetli görülmediğinden kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Haksız rekabet | Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/3790 E. 2024/1471 K.
Ortak:pasif husumet · ayırt edicilik · eksik inceleme · haksız rekabet · dahili dava · iltibas · husumet · i̇i̇k 72/son · dava şartı · Haksız rekabet | Marka hükümsüzlüğü
İncelediğiniz karardaŞti. olarak gösterilmekle davanın «pasif husumet yokluğundan» reddi gerektiğini, dava konusu markanın dava açıldıktan sonra dava dışı bir şirkete devredildiğini, davacı markasının gerçek hak sahibinin ... uyruklu dava dışı ... firması olduğunu, taraf markalarının aynı veya benzer olmadığı gibi, aynı ve benzer ürünler üzerinde de kullanılmadığını, «iltibasın» söz konusu olmadığını, davacının uzun süre tesciline ses çıkarmadığı dava konusu marka için müvekkilinin büyük miktarda yatırım yaptığını ve markanın eylemli kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığını, tescilli markasını kullanan müvekkilinin «haksız rekabetinden» söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
… .. + ŞEKİL'' ibareli ... nolu markanın sahibi olduğunu, bu markanın müvekkiline ait ''...'' ve ''...'' ibareli tanınmış markaları ile aynı sınıflarda tescilli olup, «iltibas» yaratacak derecede benzer olduğunu, davalı marka tescilinin müvekkili markalarına tecavüz teşkil ettiğini, haksız kazanç sağlanmasına sebebiyet verdiğini, müvekkiline ait seri markalardan biri olarak algılandığını belirterek iltibas ve «haksız rekabetin» önlenmesine, davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
556 sayılı KHK'nin 7/«son» fıkrasında düzenlenen kullanımla «ayırt edicilik» istisnasına ilişkin hükümde 22.06.2004 tarih 5194 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle aynı maddenin (b) bendi yürürlükten kaldırılarak yerine (a) bendi getirilmiş ve 42/son fıkrasındaki (b) bendinde aynı şekilde (a) bendi olarak değiştirilmiştir.
Benzer bu kararda… landığı üzere, davacı markaları ile dava konusu marka arasında 556 sayılı KHK'nın 8 ... maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi anlamında ilişkilendirme ihtimali de «dahil» olmak üzere iltabas tehlikesi bulunduğu, bu durumda markaların kapsadıkları mal ve hizmetlerden aynı ve benzer tür olanların belirlenmesi suretiyle 556 sayılı KHK'nın 8 ... maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve 42 nci madde hükümlerinin dikkate alınması, farklı tür mallar bakımından ise davacının tanınmışlık iddiası bulunduğundan aynı KHK'nın 8 ... maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken işaretler arasında benzerlik bulunmadığına dair yazılı gerekçe ile davanın reddinin isabetli olmadığı, ancak, davalı taraf kullanımla «ayırt edicilik» savunmasında bulunduğu, mahkemece de markanın kullanımla ayırt edici hale geldiği gerekçesiyle de davanın reddedildiği, 22.06.2004 tarih 5194 sayılı Kanun ile 556 sayılı KHK'nın 7 nci maddesinin «son» fıkrasında düzenlenen kullanımla ayırt edicilik kazandırılması istisnasına ilişkin hükümde yer ... aynı maddenin (b) bendi yürürlükten kaldırılarak yerine (a) bendinin getirildiği, 42 nci maddenin son fıkrasındaki (b) bendine yapılan atıfta aynı şekilde (a) bendi olarak değiştirildiği, Dairemizin 02.06.2006 tarih 3308/6604 sayılı (KAYMAKLIM) kararında da açıklandığı üzere, kullanımla ayırt edicilik savunmasının tescilli markanın hükümsüzlüğü için açılan dava tarihine kadar geçen süreyi de kapsayacak şekilde anlaşılması gerektiği, ne var ki, somut uyuşmazlıkta 16.02.2007 olan dava tarihinden önce 5194 sayılı Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la (5194 sayılı Kanun) 556 sayılı KHK'nın 7 nci maddesinin son ve 42 nci maddesinin son fıkralarındaki (b) bendine yapılan atıf yürürlükten kaldırılmış olduğundan, kullanımla ayırt edicilik istisnasının da ancak 5194 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 22.06.2004 tarihine kadar gerçekleştiğinin kanıtlanması gerektiği, davalı tarafın bu husustaki delillerini dosyaya sunmuş olduğu, bu durumda, dava konusu markaya 5194 sayılı Kanun ile yazılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 22.06.2004 tarihine kadar kullanımla ayırt edicilik kazandırılmış olup olmadığı hususunda ... bir bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken Mahkemece bu konuda «eksik inceleme» ve yetersiz gerekçe ile hüküm tesisi de doğru görülmediği, o halde Mahkemece öncelikle dava konusu markaya kullanımla ayırt edicilik kazandırılıp kazandırılmadığın …
… sınıfta tescil edildiği, marka tescil başvurusunun 10.10.2002 tarihinde yapıldığı, davacının “POLO” esas unsurlu markalarının ise 25 ... sınıfta iç ve dış giysiler «dahil» olmak üzere muhtelif sınıflarda tescil edildiği, davacı markasının tescilli olduğu iç ve dış giysiler ile davalı markasının tescil listesindeki emtialar aynı satış kanallarında ve aynı mağazalarda/reyonlarda satışa sunulan emtialar olduğu, bu durumun «ortalama tüketici» nezdinde karışıklığa sebebiyet verebileceği, markaların kaynağının aynı olduğu veya birbiri ile bağlantılı olduğu intibaı yaratabileceğinden, davalı markasının 556 sayılı KHK'nın 8 ... maddesinin birinci fıkrasının b bendi uyarınca hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, davalı markasının 22.06.2004 tarihine kadar kullanımla «ayırt edicilik» kazanmadığı, davacı markası ile davalı markası arasında «iltibas» bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile davalı adına 2002 25927 tescil no.lu “SANTA BARBARA POLO & RACOUET CLUB”şekil” markasının 24 üncü sınıftaki “Derilerden, deri taklitlerinden veya diğer malzemelerden mamül başka sınıflarda yer almayan eşyalar: Çantalar, valizler, cüzdanlar, portföyler, çocuk taşımak için çantalar (portbebeler, kangurular), deri veya kösele kutular ve sandıklar, «çek» «defteri» kılıfları, ... kılıfları, boş tuvalet çantaları, boş alet çamtaları, deriden anahtarlıklar, para çantaları. torbalar, sırt çantaları, evrak çantaları, alişveriş ve …
… 8 ... maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca davalı markasında yer ... ''POLO'' ibaresi ve şekil unsurunun işletmeler arasında ilişkilendirme ihtimali de «dahil» olmak üzere «iltibas» tehlikesi yaratacağı, uyuşmazlığın bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiş, davacı vekilince karar düzeltme yolun …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:sözleşmenin devri · seçim hakkı · iç yönerge · ara karar · ticaret unvanı · kâr kaybı · ortalama tüketici · çek
Benzer bu kararda… ari ile davacıya ait tanınmış markanın bulunmadığı hususunun Mahkemece de hüküm altına alındığını, müvekkile ait markanın 2003-2004 yıllarında yoğun kullanım sonucu «ayırt edicilik» kazandığını, her ne kadar 556 sayılı KHK'da tescil tarihinden önceki dönemde kazanılan ayırt edicilikten söz edilmiş ise de, gerek doktrin gerek Yargıtay kararlarında söz konusu ayırt ediciliğin tescil tarihi ile dava tarihine kadar kazanılmış ise yine markanın hükümsüzlüğünün kabul edilmeyeceğinin kabul edildiğini, Avrupa Birliğinin markalar ile ilgili 89/104 sayılı «yönerge» ve 40/94 sayılı tüzüğünde de bu hususun kabul edildiğini, Yargıtay ilamları ile de tescilden sonra ayırt edicilik kazanılması halinde hükümsüzlük davası açılamayacağının belirtildiğini (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 13.01.2005 tarih, 2005/3308 E., 2006/6634 ve 18.06.2007 tarih, 2006/6884 E., 2007/9262 K.), bozma kararında da müvekkilce kazanılan ayırt ediciliğin 22.06.2004 tarihinde kadar kazanılıp kazanılmadığının incelenmesi gerektiğinin belirtildiğini, bu hususta yasada açık hüküm bulunmadığını, doktrinde ve ATAD kararlarında bazı kıstasların bulunduğunu, gerek mahkemece gerek alınan bilirkişi raporunda bu kıstaslara ilişkin değerlendirme yapılmadan ve nasıl belirlendiği açıklanmadan sadece sonuç kısmında ''2006 yılının sonu..'' şeklinde bir ifade ile belirsiz bir tarih verildiğini, bilirkişi raporunun 12.sayfasında taraflarınca sunulan tüm kullanım belgelerinin sıralandığını, bunlara ek olarak tanıtım ve reklam filmlerinin mevcut olduğunun belirtildiğini ancak 2004 tarihinde düzenlenen 34 AYMOD fuarında müvekkil firmanın ... ... ve ... ...'i konuk ettiğini ve reklam faaliyetleri yürüttüğünden bahsetmediğini, tanıtım ve reklam faaliyetleri ile en geç 2004 yılının başında ayırt edicilik kazandığı düşünülen müvekkile ait markanın hangi gerekçe ile ayırt edicilik kazandığı tarihin 2006 yılının sonu olarak belirlendiğinin anlaşılamadığını, müvekkili markanın tescili içim 10.10.2002 tarihinde başvurduğunu, 05.12.2003 tarihinde tescil edildiğini, bilirkişi raporunda da kullanımın 2003 yılının başında başlandığının açıkça belirtildiğini, tescil ettirdikten sonra derhal yoğun kullanmaya başladığını, eldeki davanın 16.02.2007 olup başvuru tarihi ile dava tarihi arasında yaklaşık 5 yıllık süre olduğunu, davacının 5 yıl bekleyip bu davayı açtığını, ... süre müvekkil kullanımına ses çıkarmadığını, Mahkemece sessiz kalma yoluyla hak «kaybının» gerçekleşmediğine ilişkin hiçbir gerekçe belirtmediğini, Mahkemece ''birlikte var olma'' savunmalarına kararında hiç değinmediğini, «ara» karar ile bu hususun bilirkişilerce değerlendirilmesi için ancak bilirkişiler ve Mahkemece değerlendirme yapılmadığını, birlikte var olmaya ilişkin kanunda düzenle …
Şti.'ne devrettiğini savunduğu, devre ilişkin 26.03.2008 tarihli noter devir «sözleşmesini, devrin» tesciline ilişkin 28.03.2008 tarihli Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) başvuru dilekçesi ile 09.04.2008 tarihli devrin gerçekleştirildiğine dair TÜRKPATENT yazısını delil olarak «ibraz» ettiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı mülga HUMK'nın 186 ncı maddesi) 125 ... maddesi uyarınca davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacının kullanacağı yetkilerin etraflıca düzenlendiği, isterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam edebileceği gibi isterse devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürebileceği, somut uyuşmazlıkta davalının, hükümsüzlüğü istenen markayı davadan sonra devir ettiği anlaşılmış olmasına rağmen davacı tarafa 6100 sayılı Kanun'un 125 ... maddesi uyarınca «seçim hakkı» verilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediği gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
… sınıfta tescil edildiği, marka tescil başvurusunun 10.10.2002 tarihinde yapıldığı, davacının “POLO” esas unsurlu markalarının ise 25 ... sınıfta iç ve dış giysiler «dahil» olmak üzere muhtelif sınıflarda tescil edildiği, davacı markasının tescilli olduğu iç ve dış giysiler ile davalı markasının tescil listesindeki emtialar aynı satış kanallarında ve aynı mağazalarda/reyonlarda satışa sunulan emtialar olduğu, bu durumun «ortalama tüketici» nezdinde karışıklığa sebebiyet verebileceği, markaların kaynağının aynı olduğu veya birbiri ile bağlantılı olduğu intibaı yaratabileceğinden, davalı markasının 556 sayılı KHK'nın 8 ... maddesinin birinci fıkrasının b bendi uyarınca hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, davalı markasının 22.06.2004 tarihine kadar kullanımla «ayırt edicilik» kazanmadığı, davacı markası ile davalı markası arasında «iltibas» bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulü ile davalı adına 2002 25927 tescil no.lu “SANTA BARBARA POLO & RACOUET CLUB”şekil” markasının 24 üncü sınıftaki “Derilerden, deri taklitlerinden veya diğer malzemelerden mamül başka sınıflarda yer almayan eşyalar: Çantalar, valizler, cüzdanlar, portföyler, çocuk taşımak için çantalar (portbebeler, kangurular), deri veya kösele kutular ve sandıklar, «çek» «defteri» kılıfları, ... kılıfları, boş tuvalet çantaları, boş alet çamtaları, deriden anahtarlıklar, para çantaları. torbalar, sırt çantaları, evrak çantaları, alişveriş ve …
… ıflarda yer almayan eşyalar: Çantalar, valizler, cüzdanlar, portföyler, çocuk taşımak için çantalar (portbebeler,kangurular), deri veya kösele kutular ve sandıklar, «çek» «defteri» kılıfları, ... kılıfları, boş tuvalet çantaları, boş alet çantaları, deriden anahtarlıklar, para çantaları, torbalar, sırt çantaları, evrak çantaları, alışveriş ve …
-
Marka hükümsüzlüğü | Haksız rekabet | Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/18960 E. 2013/1887 K.
Ortak:iltibas
İncelediğiniz kararda… .. + ŞEKİL'' ibareli ... nolu markanın sahibi olduğunu, bu markanın müvekkiline ait ''...'' ve ''...'' ibareli tanınmış markaları ile aynı sınıflarda tescilli olup, «iltibas» yaratacak derecede benzer olduğunu, davalı marka tescilinin müvekkili markalarına tecavüz teşkil ettiğini, haksız kazanç sağlanmasına sebebiyet verdiğini, müvekkiline ait seri markalardan biri olarak algılandığını belirterek iltibas ve «haksız rekabetin» önlenmesine, davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
Şti. olarak gösterilmekle davanın «pasif husumet yokluğundan» reddi gerektiğini, dava konusu markanın dava açıldıktan sonra dava dışı bir şirkete devredildiğini, davacı markasının gerçek hak sahibinin ... uyruklu dava dışı ... firması olduğunu, taraf markalarının aynı veya benzer olmadığı gibi, aynı ve benzer ürünler üzerinde de kullanılmadığını, «iltibasın» söz konusu olmadığını, davacının uzun süre tesciline ses çıkarmadığı dava konusu marka için müvekkilinin büyük miktarda yatırım yaptığını ve markanın eylemli kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığını, tescilli markasını kullanan müvekkilinin «haksız rekabetinden» söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Benzer bu kararda… , markalar bütünsel olarak değerlendirildiğinde karışıklığa sebebiyet vermeyeceği, davacı markasının asıl unsuru olan ''polo'' ibaresinin tasviri bir işaret olduğu, «iltibas» tehlikesinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine dair tesis edilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Dairemizce ilamda belirtilen nedenlerle bozulmuştu …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:seçim hakkı · sözleşmenin devri · uyuşmazlık konusu · ibraz
Benzer bu karardaKanıtları arasında da devre ilişkin ....03.2008 tarihli noter devir «sözleşmesini, devrin» tesciline ilişkin 28.03.2008 tarihli ...'ye başvuru dilekçesi ile 09.04.2008 tarihli devrin gerçekleştirildiğine dair ... yazısını «ibraz» etmiştir.
Davacının hükümsüzlüğünü talep ettiği 2002 25927 sayılı 'SANTA BARBARA POLO & RACOUET CLUB+Şekil' ibareli markanın dava tarihi itibariyle davalı adına tescilli olduğu hususu «uyuşmazlık konusu» değildir.
Somut uyuşmazlıkta davalının, hükümsüzlüğü istenen markayı davadan sonra devir ettiği anlaşılmış olmasına rağmen davacı tarafa HMK'nun 125. maddesi uyarınca «seçim hakkı» verilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/12715 E. 2011/5332 K.
Ortak:haksız rekabet
İncelediğiniz kararda… .. + ŞEKİL'' ibareli ... nolu markanın sahibi olduğunu, bu markanın müvekkiline ait ''...'' ve ''...'' ibareli tanınmış markaları ile aynı sınıflarda tescilli olup, «iltibas» yaratacak derecede benzer olduğunu, davalı marka tescilinin müvekkili markalarına tecavüz teşkil ettiğini, haksız kazanç sağlanmasına sebebiyet verdiğini, müvekkiline ait seri markalardan biri olarak algılandığını belirterek iltibas ve «haksız rekabetin» önlenmesine, davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
Şti. olarak gösterilmekle davanın «pasif husumet yokluğundan» reddi gerektiğini, dava konusu markanın dava açıldıktan sonra dava dışı bir şirkete devredildiğini, davacı markasının gerçek hak sahibinin ... uyruklu dava dışı ... firması olduğunu, taraf markalarının aynı veya benzer olmadığı gibi, aynı ve benzer ürünler üzerinde de kullanılmadığını, «iltibasın» söz konusu olmadığını, davacının uzun süre tesciline ses çıkarmadığı dava konusu marka için müvekkilinin büyük miktarda yatırım yaptığını ve markanın eylemli kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığını, tescilli markasını kullanan müvekkilinin «haksız rekabetinden» söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, davanın «haksız rekabetin» tespiti ile menine ilişkin açılan dava olduğu, 556 sayılı KHK'nin 5194 sayılı yasa ile değişik 71. maddesine göre, «görevli» mahkemenin «ihtisas» mahkemeleri olduğu, mahkemelerin görev kuralları «kamu düzenine» ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerektiği kanaatiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine, müracaat halinde dosyanın g …
Dava, davacıya ait tescilli marka ile üretilen ürünlerin taklit edilmesi suretiyle oluşan «haksız rekabetin» tespiti, men'i ve haksız rekabet sonucu ortaya çıkan maddi durumun ortadan kaldırılması istemlerine ilişkindir.
Davacı, tescilli markasının aynısının veya benzerinin üretilen emtia üzerinde kullanıldığını iddia etmediğine göre, uyuşmazlığın TTK'nun 56 vd. maddelerinde düzenlenen «haksız rekabet» hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmekte olup, davada 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerinin uygulanmasını gerektiren bir durum sözkonusu değildir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ihtisas mahkemesi · kamu düzeni · görevsizlik kararı · görevli mahkeme
Benzer bu karardaMahkemece, davanın «haksız rekabetin» tespiti ile menine ilişkin açılan dava olduğu, 556 sayılı KHK'nin 5194 sayılı yasa ile değişik 71. maddesine göre, «görevli» mahkemenin «ihtisas» mahkemeleri olduğu, mahkemelerin görev kuralları «kamu düzenine» ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması gerektiği kanaatiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine, müracaat halinde dosyanın g …
Bu durumda, işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken «görevsizlik» kararı verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/9794 E. , 2018/2244 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ...(...) 3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLARHUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... (...) 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 17/12/2015 tarih ve 2013/71-2015/260 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin ''... + ŞEKİL'' ibareli ... nolu markanın sahibi olduğunu, bu markanın müvekkiline ait ''...'' ve ''...'' ibareli tanınmış markaları ile aynı sınıflarda tescilli olup, iltibas yaratacak derecede benzer olduğunu, davalı marka tescilinin müvekkili markalarına tecavüz teşkil ettiğini, haksız kazanç sağlanmasına sebebiyet verdiğini, müvekkiline ait seri markalardan biri olarak algılandığını belirterek iltibas ve haksız rekabetin önlenmesine, davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, dava dilekçesinde davalı ''... İç ve Dış Tic. Paz. Ltd. Şti. olarak gösterilmekle davanın pasif husumet yokluğundan reddi gerektiğini, dava konusu markanın dava açıldıktan sonra dava dışı bir şirkete devredildiğini, davacı markasının gerçek hak sahibinin ... uyruklu dava dışı ... firması olduğunu, taraf markalarının aynı veya benzer olmadığı gibi, aynı ve benzer ürünler üzerinde de kullanılmadığını, iltibasın söz konusu olmadığını, davacının uzun süre tesciline ses çıkarmadığı dava konusu marka için müvekkilinin büyük miktarda yatırım yaptığını ve markanın eylemli kullanım sonucu ayırt edici nitelik kazandığını, tescilli markasını kullanan müvekkilinin haksız rekabetinden söz edilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkeme uyulan Dairemiz bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, “...” ibaresinin takım halinde at üzerinde oynanan oyunu ifade ettiği, tasviri nitelikli olduğu, bu nedenle zayıf marka olarak değerlendirileceği, davalının markasının “... ... & ... ” ibaresinden oluştuğu, bu ibare içerisinde davacının zayıf markası olan “...” ibaresinin mevcut olduğu ancak belirtildiği üzere tasviri nitelikli olan bu kelimenin davalı markası içerisinde doğrudan belirleyici unsur niteliğinde olmadığı, her ne kadar davacı markaları ile davalının markasında 24. sınıfta ortak emtia tescili mevcut ise de, yapılan bütünsel değerlendirmede, tüketicilerin davacı markası ile davalı markası arasında doğrudan irtibat kuramayacakları, karıştırma ihtimalinin bulunmadığı, davalının markasının tescil tarihi ve uzun süreli olan kullanım durumu nazara alındığında markayı kullanım yoluyla ayırt edicilik nitelik kazandırdığı, tescilli sınıftaki mal ve hizmeti alan tüketicilerin davalı markasını gördüklerinde, davacının ...
unsurlu markaları dolayısıyla davalı ile davacı arasında ekonomik bir bağ ya da işletmesel ilişki olduğu sonucuna varmayacakları, gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dairemizin 12.06.2012 tarih 3735/10329 sayılı ilamında ve 05.02.2013 tarih 1896/1887 sayılı ilamında da 2 nolu bent olarak açıklandığı üzere davacı markaları ile dava konusu 25927 sayılı markayı oluşturan işaretler arasında benzerlik ve 556 sayılı KHK 8/1-b bendi anlamında ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere iltabas tehlikesi bulunmaktadır.
Bu durumda markaların kapsadıkları mal ve hizmetlerden aynı ve benzer tür olanlar bakımından 556 sayılı KHK 8/1-b ve 42. madde hükümlerinin dikkate alınması, farklı tür mallar bakımından ise davacının tanınmışlık iddiası bulunduğundan aynı KHK'nin 8/4. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerektiği halde işaretler arasında benzerlik bulunmadığına dair yazılı gerekçe ile davanın reddi isabetli değildir.
Ancak, davalı taraf kullanımla ayırt edicilik savunmasında da bulunmuş ve mahkemece markanın kullanımla ayırt edici hale geldiği gerekçesiyle de dava reddedilmiştir. 556 sayılı KHK'nin 7/son fıkrasında düzenlenen kullanımla ayırt edicilik istisnasına ilişkin hükümde 22.06.2004 tarih 5194 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle aynı maddenin (b) bendi yürürlükten kaldırılarak yerine (a) bendi getirilmiş ve 42/son fıkrasındaki (b) bendinde aynı şekilde (a) bendi olarak değiştirilmiştir.
Dairemizin 02.06.2006 tarih 3308/6604 sayılı (...) kararında da açıklandığı üzere, kullanımla ayırt edicilik savunmasının tescilli markanın hükümsüzlüğü için açılan dava tarihine kadar geçecek olan süreyi de kapsayacak şekilde anlaşılması gerekir. Ne varki, somut uyuşmazlıkta 16.02.2007 olan dava tarihinden önce 5194 sayılı Kanun'la 556 sayılı KHK'nin 7/son ve 42/son fıkralarındaki (b) bendine yapılan atıf yürürlükten kaldırılmış olduğundan, somut uyuşmazlık bakımından davalının kullanımla ayırt edicilik kazandırıldığına yönelik savunmanın da ancak 5194 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 22.06.2004 tarihine kadar kanıtlanması gerekir.
Davalı taraf bu husustaki delillerini dosyaya sunmuştur. Bu durumda, 5194 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 22.06.2004 tarihine kadar dava konusu markaya kullanımla ayırt edicilik kazandırılmış olup olmadığı hususunda yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken mahkemece bu konuda eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
O halde, mahkemece öncelikle dava konusu markaya kullanımla ayırt edicilik kazandırılıp kazandırılmadığının tespiti, aksi takdirde ise bu kez uyuşmazlığın yukarıda açıklandığı üzere 556 sayılı KHK 8/1-b ve 8/4. maddeleri gözönüne alınarak yapılacak değerlendirme ile sonuca gidilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi isabetli görülmediğinden kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 26/03/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
KARAR
Dairemizin 12.06.2012 tarih 3735/10329 sayılı ilamında ve 05.02.2013 tarih 1896/1887 sayılı ilamında da 2 nolu bent olarak açıklandığı üzere davacı markaları ile dava konusu 25927 sayılı marka arasında 556 sayılı KHK 8/1-b bendi anlamında ilişkilendirme ihtimali de dahil olmak üzere iltabas tehlikesi bulunmaktadır.
Bu durumda markaların kapsadıkları mal ve hizmetlerden aynı ve benzer tür olanların belirlenmesi suretiyle 556 sayılı KHK 8/1-b ve 42. madde hükümlerinin dikkate alınması, farklı tür mallar bakımından ise davacının tanınmışlık iddiası bulunduğundan aynı KHK'nin 8/4. maddesi kapsamında değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken işaretler arasında benzerlik bulunmadığına dair yazılı gerekçe ile davanın reddi isabetli değildir.
Ancak, davalı taraf kullanımla ayırt edicilik savunmasında bulunmuş ve mahkemece de markanın kullanımla ayırt edici hale geldiği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
22. 06.2004 tarih 5194 sayılı Kanun ile 556 sayılı KHK'nin 7/son fıkrasında düzenlenen kullanımla ayırt edicilik kazandırılması istisnasına ilişkin hükümde yer alan aynı maddenin (b) bendi yürürlükten kaldırılarak yerine (a) bendi getirilmiş ve 42/son fıkrasındaki (b) bendine yapılan atıfta aynı şekilde (a) bendi olarak değiştirilmiştir.
Dairemizin 02.06.2006 tarih 3308/6604 sayılı (...) kararında da açıklandığı üzere, kullanımla ayırt edicilik savunmasının tescilli markanın hükümsüzlüğü için açılan dava tarihine kadar geçen süreyi de kapsayacak şekilde anlaşılması gerekir. Ne varki, somut uyuşmazlıkta 16.02.2007 olan dava tarihinden önce 5194 sayılı Kanun'la 556 sayılı KHK'nin 7/son ve 42/son fıkralarındaki (b) bendine yapılan atıf yürürlükten kaldırılmış olduğundan, kullanımla ayırt edicilik istisnasının da ancak 5194 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 22.06.2004 tarihine kadar gerçekleştiğinin kanıtlanması gerekir.
Davalı taraf bu husustaki delillerini dosyaya sunmuştur. Bu durumda, dava konusu markaya 5194 sayılı Kanun ile yazılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 22.06.2004 tarihine kadar kullanımla ayırt edicilik kazandırılmış olup olmadığı hususunda yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken mahkemece bu konuda eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
O halde mahkemece öncelikle dava konusu markaya kullanımla ayırt edicilik kazandırılıp kazandırılmadığının tespiti, aksi takdirde ise bu kez uyuşmazlığın yukarıda açıklandığı üzere 556 sayılı KHK 8/1-b ve 8/4. maddeleri gözönüne alınarak yapılacak değerlendirme ile sonuca gidilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddi isabetli görülmediğinden kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA,
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/467049600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz