Kâr dağıtmama kararının TTK 523/2 koşulları eksik incelenerek onanmasının bozulması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/8800 E. 2017/7610 K. · · İlk derece: 4. Asliye Hukuk Mahkemesi
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
İlgili mesele: ◆ Kâr dağıtmama / kârın yedek akçeye ayrılmasının dürüstlük kuralına aykırılığı
Gerekçe özeti
Kâr payı hakkı TTK 452 anlamında müktesep hak olup, kâr dağıtmamanın dayanağı olan TTK 523/2 istisnasının koşulları (aktiflerin yenilenmesi gerekliliği, pay sahiplerinin menfaati, şirketin sürekli gelişimi ve kararlı kâr payı dağıtımı) somut olarak, finans/muhasebe uzmanı içeren bilirkişi incelemesiyle araştırılmadan kâr dağıtmama kararının iptali istemi reddedilemez; müktesep kâr payı hakkı ile bu istisna arasındaki denge kurulmalıdır. Ayrıca bağımsız denetçi atanmasına ilişkin kararlar TTK 440/2 uyarınca kesindir; ayrı ibra gündemi varsa bilanço onayı ibra sonucu doğurmaz; genel kurul kararının iptali davasını yönetim kurulu tek başına kabul edemez.
Ele alınan sorunlar
Bağımsız denetçi atanması istemine ilişkin kararın temyiz kabiliyeti → ret
İddia: Davacılar, TTK 438/488 kapsamında şirkete denetçi atanmasını talep etmiş ve reddine ilişkin kararı temyiz etmiştir.
Gerekçe: Bağımsız denetçi atanması isteminin kabul veya reddine dair kararlar TTK 440/2 uyarınca kesindir; kesin kararlar temyiz edilemeyeceğinden bu yöne ilişkin temyiz isteminin reddi gerekir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Kâr dağıtılmamasına ilişkin genel kurul kararının iptali → kabul
İddia: Davacılar, şirketin uzun yıllardır kârın çok az bir kısmını dağıttığını, birikmiş kârın yüksek olduğuna karşın dönem kârının küçük bir bölümünün dağıtılmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kâr elde edip ortaklarına dağıtmaktır; kâr payı hakkı TTK 452 anlamında müktesep haktır. Bunun en önemli istisnası olan TTK 523/2, aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse ve bütün pay sahiplerinin menfaati ile şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa kanunda/esas sözleşmede öngörülenden başka yedek akçe ayrılmasına izin verir; müktesep kâr payı hakkı ile bu istisna arasındaki hassas denge kurulmalıdır. Somut olayda şirketin devam eden yatırımları, kredi borçları, geçmiş dönem kârlarının kullanımı, cüzi kâr dağıtımıyla kalan kârın yedeğe ayrılmasının müktesep hakkı ihlal edip etmediği, kâr dağıtımının sermayeyi düşürüp düşürmeyeceği ve kalan kısmın yedeğe ayrılmasının afaki iyiniyete uygunluğu, içinde finans/muhasebe uzmanı bulunan bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak belirlenmelidir. Bu inceleme yapılmadan, eksik incelemeyle kâr dağıtmama için uygun koşulların bulunduğu gerekçesiyle iptal isteminin reddi doğru değildir.
Gerekçe kaynağı: özgün
Erteleme, ibra, özel denetçi ve yönetim kurulunun davayı kabul yetkisine ilişkin istemler → ret
İddia: Davacılar; ikinci kez erteleme talebinin reddini, bilanço onayının ibra sonucu doğurduğunu, bilgi edinme/inceleme haklarının ihlalini ve özel denetçi atanması gerektiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Uzman aracılığıyla inceletme hakkı dürüst hesap verme ilkelerine göre kullandırıldığından görüşmelerin ikinci kez ertelenmesi talebinin reddi kanuna uygundur. Yönetim kuruluna ilişkin ayrı bir ibra gündemi ve oylaması bulunduğundan bilanço ve gelir tablolarının onaylanması ibra sonucunu doğurmaz. Özel denetçi atanması için kanun veya esas sözleşmenin ihlali şartı aranır ve böyle bir ihlal yoktur. Genel kurul kararının iptali davasının kabulü için genel kurul kararı gerektiğinden, yönetim kurulu (vekili) tek başına davayı kabul edemez. (Yargıtay'ca onanan İlk Derece Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Müktesep kâr payı hakkı ile TTK 523/2 istisnası arasındaki dengenin ve kâr dağıtmama kararında yapılacak bilirkişi incelemesinin kapsamının belirlenmesi bakımından bağlayıcı emsal; ayrıca denetçi atama kararının kesinliği ve bilanço onayı-ibra ayrımı yönünden emsaldir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kâr payı ve müktesep hak (TTK 452)↗ TTK 523/2 yedek akçe istisnası↗ kâr dağıtmama↗ bağımsız denetçi atanması ve kesinlik (TTK 440/2)↗ özel denetçi atanması (TTK 438)↗ bilanço onayı ve ibra ayrımı↗ genel kurul kararının iptali davasında kabul yetkisi↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6354 E. 2016/3021 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yedek akçe · objektif iyiniyet · kar payı dağıtımı · kar dağıtımı · hakim ortak · muhalefet şerhi · iyiniyet kuralı · kâr payı dağıtımı
Benzer bu karardaMahkemece mecburi temettü dışında kalan kısım için «kar dağıtım» kararı alınmayarak «yedek akçeye» ayrılmasının yasaya, ana sözleşmeye ve «iyiniyet kurallarına» aykırı olup olmadığı, kar dağıtımının şirket sermayesinin düşmesi sonucunu doğurup doğurmayacağı, kanunda öngörülen «kar payı» dışında kalan kısmın ortaklığın devamlı gelişmesi ve düzenli «kar payı dağıtılmasının» temini bakımından uygun ve yararlı olup olmadığı ve kalan kısmın yedek akçeye ayrılmasının afaki iyiniyet kurallarına uygun olup olmadığının tespit edilmesi gereki …
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davalı şirketin 05/04/2012 tarihli «olağan genel kurul» toplantısında karara bağlanan 2011 yılı bilanço ve kar-zarar hesaplarının onaylanmasına ilişkin 4., 2011 yılı «kar payı dağıtımına» ilişkin 5. ve «yönetim kurulu» üyeleri ile denetçinin ibrasına ilişkin 6. maddelerinin kanuna, ana sözleşme hükümlerine ve «objektif iyiniyet kurallarına» aykırı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu oylamada red oyu kullanan ve «muhalefet şerhi» düşülmesini isteyen davacılar ise, şirketin yıllardır kar elde etmesine, birikmiş «dağıtılmayan» geçmiş yıllar karlarının 26.000.000 TL gibi bir rakama ulaşması ve nakit akış tablolarının «son» derece müsait bulunmasına rağmen yıllardır «kar dağıtılmamasının» ortaklığın amacına açıkça aykırı olduğu gibi, şirket azlık hissedarların kanuni müktesep haklarının da ihlaline yol açtığını, şirketin «hakim ortaklarının» şirketin idaresini elinde tutup, yararlanması, şirketin her türlü imkanını kullanmaları, bunun karşısında azlık hissedarlara kanuni müktesep hakları olan «kar payının» dahi verilmemesinin açık hak ihlali olup, çoğunluğun karın tamamının dağıtılmaması kararına muhalif olduklarını beyan etmişlerdir.
Davalı şirketin dava konusu 05.04.2012 tarihli genel kurulunun 5. maddesinde yer alan “2011 yılı dönem net karı 1.195.596,76 TL olup, (%5) 1.tertip yasal «yedek akçe» tutarı ayrıldıktan sonra kalan tutar 1.135.816,92 TL'den Şirket Ana Sözleşmesi gereği ortaklara %10 1.temettü olarak 113.581,69 TL'nin 2.tertip yasal yedekler ayrıldıktan sonra kalan tutar üzerinden yasal vergi ve stopajların yapılarak kalan tutarın 31.07.2012 tarihinde ortaklara ödenmesine; kalan 1.022.235,23 TL'lik dönem karının «dağıtılmayarak», şirket bünyesinde fevkalade yedek akçeler olarak bırakılması” hususu oy çokluğu ile kabul edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/10779 E. 2014/18719 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yedek akçe · kar dağıtımı · kâr payı dağıtımı · tanık beyanı · kar payı · hakkın kötüye kullanılması · kâr dağıtımı · kâr payı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre; şirketin ana sözleşmesine göre sermayenin %20'si oranında «yedek akçe» ayrılmasının öngörüldüğü, ancak her sene kardan kesilen %5 lik oranın sermayenin %20'sine ulaşmadığı, şirketçe ortaklarına «kar payı» dağıtması şeklinde karar alınmamış ise de dosyaya yansıyan tanık beyanlarında bazı ortaklara ödeme yapıldığı, kurumsal nitelikte olmayan şirketlerin yönetiminin TTK hükümlerine riayet konusunda hassas olmadıkları, şirketin kar dağıtmaması için makul ve geçerli bir «sebebin» ileri sürülmediği, buna rağmen bazı ortaklara ödeme yapılmasının eylemli bir «kar dağıtılması» niteliğinde olduğu, bazı hissedarlara kar payı verilmeyerek «hakkın kötüye kullanıldığı» gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, her bir davacı için 13.222,31 TL olmak üzere toplam 26.444,62 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Dava, kâr «payının» tahsili istemine ilişkin olup mahkemece, kâr «payı dağıtımına» ilişkin karar alınmamış ise de, tanık beyanları uyarınca bazı ortaklara kâr payı dağıtımı yapıldığı, bunun eylemli kâr dağıtımı niteliğinde olduğu, bazı hissedarlara kâr payı verilmemesinin «hakkın kötüye kullanımı» niteliği taşıdığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de, alınan tüm bilirkişi raporlarında dava konusu dönemler için şirketin kâr payı dağıtımın …
Bu durumda, mahkemece bir başına «tanık beyanlarına» dayalı olarak kârın diğer ortaklara «dağıtıldığı» sonucuna varılması ve buna bağlı olarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
-
Kârın ihtiyari kısmının yedek akçeye ayrılmasının afaki iyiniyet yönünden denetlenmesi zorunluluğu
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/9365 E. 2014/16936 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı dağıtımı · yedek akçe
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; mahkeme kararı ile gündeme «yönetim kurulu» üye seçimine dair madde eklendiği, bu nedenle toplantı gündemine bağlılık ilkesinin uygulanmayacağı, Genel Kurulun yeni yönetim kurulu üyelerini seçebileceği, yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi ile de önceki yönetim kurulu üyelerinin görevinin sona ereceği, davacıların yönetim kurulu üyelerinin şirketteki A ve B grubu pay sahibi üyelerinden oluşması gerektiğine ilişkin iddialarının da «esas sözleşmedeki» 6. maddeye göre de imtiyazların kaldırılmış olması karşısında iddialarının yerinde olmadığı, ayrıca «kar payı dağıtımına» ilişkin 7. maddede 2010-2011-2012 yıllarına ait karların kanuni zorunluluklar dışındaki kalan kısmının «yedek akçede» tutulması hususunun oy çokluğuyla kabul edildiği, bu kararın da hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacının davalı şirketin 25.6.2013 tarihli genel kurul toplantı gündeminin 7 ve 9. maddelerinde alınan kararların iptaline ilişkin davasının Reddine, söz konusu kararların iptaline karar verilmediğinden davaya konu genel kurul «kararlarının yürütülmesinin geri bırakılmasına» ilişkin talebinin Reddine karar verilmiştir.
Mahkemece mecburi temettü dışında kalan kısım için «kar dağıtım» kararı alınmayarak «yedek akçeye» ayrılmasının yasaya, ana sözleşmeye ve «iyiniyet kurallarına» aykırı olup olmadığı, kar dağıtımının şirket sermayesinin düşmesi sonucunu doğurup doğurmayacağı, kanunda öngörülen %5 «kar payı» dışında kalan kısmın ortaklığın devamlı gelişmesi ve düzenli «kar payı dağıtılmasının» temini bakımından uygun ve yararlı olup olmadığı ve kalan kısmın yedek akçeye ayrılmasının afaki iyiniyet kurallarına uygun olup olmadığının «bilirkişi incelemesi» yaptırılarak değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, genel kurul kararının yanlış yorumlanarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış …
2- Dava, «anonim şirket» «olağan genel kurul kararlarının iptali» istemine ilişkin olup, davalı şirketin 25.06.2013 tarihli genel kurulunun 7. maddesinde " 2010,2011,2012 yıllarına ait karların kanuni zorunluluklar dışında kalan kısmının «yedek akçede» tutulması hususu" oyçokluğuyla kabul edilmiştir.
Bu oylamada red oyu kullanan ve «muhalefet şerhi» düşülmesini isteyen davacılar ise, karın «yedek akçede» tutulmasını kabul etmediklerini, %50sinin «dağıtılmasını» istediklerini beyan etmişlerdir.
2 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/3784 E. 2024/6352 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:kâr payı hakkı · genel kurulun devredilemez yetkileri · eşitlik ilkesi · muris muvazaası · kesin hükümsüzlük · usulden ret · yedek akçe · kâr payı alacağı
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı ... için kuruluştaki «muvazaanın» ve muris ...'nın gerçek pay oranının tespiti ile ...'in miras «payı» oranındaki hisselerinin ... adına tescili amacıyla, dava dışı ..., ... ve ... aleyhine Bakırköy 4 Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açıldığı, bu davanın «bekletici mesele» yapılması yönündeki talepleri değerlendirilmeksizin davacı ...'in tüm taleplerinin «aktif husumet yokluğundan» reddine karar verilemeyeceğini, öte yandan mahkemece davacının tüm talepleri aktif husumet yokluğundan reddedilmiş olmakla birlikte, gerekçede diğer davacı ... açısından yapılan açıklamaların ... yönünden de geçerli olduğu belirtilerek işin esasına girilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki bu gerekçelerin de yerinde olmadığını, kâr «payı alacağı» istemleri bakımından «zamanaşımı» süresinin dolmadığını; davacı ... için ise; 1997 ve 1998 yıllarında alınan kâr «payı dağıtım» kararının icrası için «usulden ret» kararına rağmen işin esasına girilip değerlendirme yapıldığını, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015 yıllarında yapılan «olağan genel kurul» toplantılarında şirket kârlarının kanuni «yedek akçeler» ayrıldıktan sonra kalan kısmının olağanüstü yedek akçeye ayrılmasına ilişikin olarak alınan kararların 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesi gereği batıl olduklarını, mahkemenin bu kararların iptal edilebilir olduğuna yönelik kabulünün yerinde olmadığını, şirketin kuruluşundan bu yana kâr payı dağıtılmasına dair karar alınmamış ve tüm karın yedek akçeye ayrılmış olmasının, kâr ve «tasfiye» «payı hakkına» ilişkin aynı Kanunun 507, kâr payı ile yedek akçeler arasındaki ilişkiyi düzenleyen 523 ve eşit işlem ilkesini düzenleyen 357 maddelerini ihlal ettiğini, böylece pay sahibinin kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki kâr payı alma hakkını ortadan kaldırdığı gibi «anonim şirketin» ... yapısını bozucu mahiyette olduğunu, davacı ...'un 1999 ile 2009 yılları olağan genel kurullarında alınan kârın olağanüstü yedek akçeye ayrılmasına dair kararlar «kesin hükümsüz» olduklarından, bu dönemde pay sahibi olmasa dahi davacı ... tarafından kesin hükümsüzlüğün ileri sürülebileceğini, davacı ...'un kâr payının tespiti ve tahsili tal …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin miras yolu ile davalı şirketin ortağı olduklarını, ancak «muris muvazası» ile davacı ...'in hisselerinden «mahrum» kaldığını, buna ilişkin açılmış muris muvazaasına dayalı dava bulunduğunu, davalı şirketin 1998 ve 1997 yılında kâr «payı dağıtımına» karar verildiğini ancak uygulanmadığını, 1993, 1994, 1995, 1996 yıllarında yapılan «olağan genel kurul» toplantılarında kâr dağıtımı ile ilgili karar alınmadığını, 1999, 2000, 2001, 2002, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015 yıllarında yapılan olağan genel kurul toplantılarında ise şirket kârlarının kanuni «yedek akçeler» ayrıldıktan sonra kalan kısmının olağanüstü yedek akçe olarak ayrılmasına karar verilip olağanüstü yedek akçeye ayrılan kârların bir kısmı ya da tamamının hakim hissadarlar tarafından «yönetim kurulu» eliyle «eşitlik ilkesi» de ihlal edilerek gayri resmi olarak hakim hissedarlara dağıtılmak suretiyle haksız zenginleşmeye sebebiyet verildiğini, şirketin kâr payı dağıtmama konusunda direngen hale geldiğini, ancak şirkette 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun(6102 sayılı Kanun) 523 üncü maddesindeki istisnai hallerin gerçekleşmediğini ileri sürerek davanın kabulü ile davalı şirket genel kurullarında alınan şirket karlarının kanuni yedek akçeler ayrıldıktan sonra kalan kısmının olağanüstü yedek akçeye ayrılmasına ilişkin kararların «yoklukla malul» olduğunun tespitini ve «butlanını», davalı şirketin kurulduğu 1992 yılından itibaren kâr paylarının tespitini, her bir davacı için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 10.000,00’er TL olmak üzere toplam 20.000,00 TL kâr «payı alacağının» dava tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte tahsiline, 1997 ve 1998 yıllarında dağıtılmayan kâr payları için kâr paylarının tespiti ile her bir davacı için 10.000,00’er TL olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 20.000,00 TL’nin tahsiline, muris muvazaasına dayalı davanın «bekletici mesele» yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılar vekilinin «bekletici mesele» yapılmasını istediği dava dosyasının akıbetinin belli olmadığı, davacı ... bakımından ileri sürülen istinaf sebepleri değerlendirildiğinde; davacının davalı şirkette pay sahibi olmadığı tarafların kabulünde olup, muris ... ...'in 08.06.2020 tarihinde vefat ettiği, davacının davalı şirkette aslen değil miras yoluyla pay sahibi olduğunu iddia ettiği, diğer ifade ile yukarıda bilgileri verilen dava ile davalıların şirketteki paylarının «muris muvazaası» nedeniyle gerçekte muris ...'nın terekesine ait olduğunun tespitinin talep edildiği, muris muvazasına dayalı davanın kabul edilmesi halinde dahi, davacının mirasa dayalı «pay sahipliğinin» mirasın açıldığı 08.06.2020 tarihinden sonra ve mirasın paylaşılması ile doğacağı, bu tarihten önce davacının şirkette pay sahibi bulunmadığı, dava tarihi itibariyle yapılmış «son» genel kurulun murisin vefatından önce 09.12.2019 tarihinde yapıldığı, dava konusu edilen tüm genel kurulların yapılış tarihleri itibariyle davacının davalı şirkette pay sahibi olmadığı, mahkemece anılan genel kurullarda verilen, karın olağanüstü «yedek akçeye» ayrılmasına ilişkin kararların batıl olduğunun tespiti talebi bakımından davacının «aktif husumetinin» bulunmadığına dair kararın yerinde olduğu, dosyaya mübrez «mirasçılık» belgesine göre; muris ...'nın yasal mirasçıları davacı ... ve ... ile ... ..., ... ... ve ... olduğu, yasal mirasçıların terekeden doğan hakları elbirliği ile kullanabilecekleri, buna göre davalı şirkete karşı, dava konusu genel kurullarda alınan kararların batıl olduğunun tespiti veya «iptali davası» açma hakkı terekeden doğan bir hak olup, davacının aktif husumeti bulunmadığı, bu izahın, davacının ileri sürdüğü «dağıtılmasına» karar verilmeyen kâr «payı» alacaklarının tespiti talebi ile 1997 ve 1998 yılına ait dağıtılmasına karar verilen kâr payının tahsili talepleri bakımından da geçerli olduğu, davacının aslında, muris ...'ya ait olduğunu iddia ettiği paylara tekabül eden dağıtılmasına karar verilmeyen kâr payı tutarları ile 1997 ve 1998 yıllarına ait kâr paylarının miras payı oranında kendisine ödenmesine karar verilmesini talep ettiği, özünde terekeye ait olan kâr payı tutarlarının terekeye ödenmesi talep edilmediğine göre, dava dışı yasal mirasçıların açılan davaya «muvafakat» edip etmediklerinin araştırılmasına da lüzum bulunmadığı, sonuca etkili olmayacak muris muvazasına dayalı davanın bekletici mesele yapılmamış olmasında da isabetsizlik mevcut olmadığı, davacı ... yönünden ileri sürülen istinaf sebepleri bakımından yapılan değerlendirmede; davacının tüm taleplerini pay sahipliğine dayandırdığı, davalı şirketin incelenen sicil kayıtlarından, davacının davalı şirkete 2010 yılında %12 pay oranı ile ortak olduğu, bu tarihten önce şirkette pay sahibi olmayan davacının 1999 ila 2009 yılları arası olağan genel kurullarında alınan kararların batıl olduğunu tespit veya iptal davası açmak bakımından aktif husumeti bulunmadığı gibi, şirketin kuruluşundan 2009 yılına karar dağıtımına karar verilmiş veya verilmemiş kâr paylarının tespiti ve tahsili talepleri bakımından da aktif husumetinin bulunmadığı, davacının 2010 ila 2015 yılları olağan genel kurullarında alınan, kârın olağanüstü yedek akçeye ayrılması kararlarının iptali talebi yönünden ise; 26.02.2010 tarihli genel kurulda davacının da içerisinde olduğu tüm payların «temsil» edildiği, 2008 yılı karının olağanüstü yedek akçe olarak şirket bünyesinde tutulmasına oy birliği ile karar verildiği, 19.01.2011 tarihli genel kurulda davacının da içerisinde olduğu tüm payların temsil edildiği, 2009 yılı kârının olağanüstü yedek akçe olarak şirket bünyesinde tutulmasına oy birliği ile karar verildiği, 31.10.2011 tarihli genel kurulda davacının da içerisinde olduğu tüm payların temsil edildiği, 2010 yılı kârının olağanüstü yedek akçe olarak şirket bünyesinde tutulmasına oy birliği ile karar verildiği, 14.01.2014 tarihli genel kurulda davacının da içerisinde olduğu tüm payların temsil edildiği, 2011 ve 2012 yılları kârının olağanüstü yedek akçe olarak şirket bünyesinde tutulmasına oy birliği ile karar verildiği, 15.12.2016 tarihli genel kurulda davacının da içerisinde olduğu tüm payların temsil edildiği, 2013, 2014 ve 2015 yılları kârının olağanüstü yedek akçe olarak şirket bünyesinde tutulmasına oy birliği ile karar verildiği, davacının kararlara muhalif kalmadığı gibi olumlu oy kullandığı, bu kararlara karşı davacının özel dava şartı noksanı bulunduğundan iptal davası açma hakkı bulunmadığı, nitekim davacı tarafından eldeki davanın iptal davası değil «butlan» davası olduğunun beyan edildiği, mahkemece de bu çerçevede değerlendirme yapıldığı, ancak 6102 sayılı Kanun'un 523 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca genel kurula; aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, yahut tüm pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr «payı dağıtımı» yönünden haklı görülüyorsa, kanunda ve «esas sözleşmede» öngörülenden başka yedek akçe ayrılmasına karar verme yetkisi tanındığı, bu koşulların oluşmadığı, bu nedenle kanuni yedek akçe haricinde yedek akçe ayrılmasının kanun ve esas sözleşme ile «dürüstlük kuralına» aykırı olduğu iddiasının aynı Kanun'un 445 inci maddesi uyarınca iptal «sebebi» olarak ileri sürülebileceği, mahkemece bu gerekçe ile talebin reddine karar verilmesinde isabetsizlik mevcut olmadığı, davacının şirket ortağı olduğu 2010 yılından dava tarihine dek dağıtılması gereken kâr payının tespiti talebi bakımından; Kanun'un 408 inci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca kâr ve kazanç paylarının belirlenmesi ve dağıtılmasına ilişkin karar alma «yetkisinin» «genel kurulun devredilemez yetkileri» arasında bulunduğu, nitekim 507 nci maddenin birinci fıkrası uyarınca pay sahibinin kâra katılma hakkının doğması için genel kurulda kanun ve esas sözleşme hükümlerine göre kâr dağıtımı kararı alınmış olmasının zorunlu olduğu, incelenen genel kurul kararlarında kâr payı dağıtımı kararı alınmadığı, mahkemece davacının talep edebileceği doğmuş bir kâr «payı alacağının» bulunmadığı kabulü ile talebin reddine karar verilmesinde de isabetsizlik mevcut olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar …
… rih ve sayısı belirtilen kararı ile ... tarafından 1999, 2000, 2001, 2002, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008, 2009 yılı genel kurullarında şirket karlarının kanuni «yedek akçeler» ayrıldıktan sonra kalan kısmının olağanüstü yedek akçeye ayrılmasına ilişkin kararlarının «butlanı» talep edilmiş ise de, davacının davalı şirketin 26.02.2010 tarihinde yapılan «olağan genel kurul» toplantısında pay sahibi olduğu, 2010 yılı öncesinde şirkette pay sahibi sıfatı bulunmadığından bu genel kurullarda alınan kararların butlanını ileri süremeyeceği, ... tarafından 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015 yılları genel kurullarında şirket kârlarının kanuni yedek akçeler ayrıldıktan sonra kalan kısmının olağanüstü yedek akçeye ayrılmasına ilişkin kararların butlanı talep edilmiş ise de pay sahibinin genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, «anonim şirketlerin» ... yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararlarının batıl olacağının düzenleme altına alındığı, şirket kârlarının kanuni yedek akçeler ayrıldıktan sonra kalan kısmının olağanüstü yedek akçeye ayrılmasına ilişkin kararının iptal edilebilir nitelikte kararlardan olduğu, batıl olduğunun ileri sürülemeyeceği, ... tarafından «dağıtılmayan» kâr paylarının tespiti ve tahsili talep edilmiş ise de genel kurul tarafından, kâr «payı dağıtımına» karar verilmediği sürece, pay sahibinin şirkete karşı ileri sürebileceği «muaccel» bir kâr «payı alacağından» söz edilemeyeceği, davacının 1997 ve 1998 yılı genel kurulları haricinde kâr payı dağıtılması yönünde alınmış bir genel kurul kararı olduğunu ve davanın genel kurul kararına karşı açıldığını iddia etmediği, dosya içerisindeki genel kurul kararlarından da bu yönde alınmış bir karar bulunmadığının tespit edildiği, davacı ... tarafından 1997 ve 1998 yıllarına ilişkin kâr paylarının tahsili talep edilmiş ise de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147 nci maddesinin 4 üncü fıkrasına göre bir ortaklıkta, ortaklıkta ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklara 5 yıllık «zamanaşımı» uygulanacağının hüküm altına alındığı ve davalı tarafça süresi içerisinde zamanaşımı itirazında bulunulduğu, bununla birlikte davacının davalı şirketin 26.02.2010 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında pay sahibi olduğu 2010 yılı öncesinde şirkette pay sahibi sıfatı bulunmadığından bu yöndeki taleplerinde öncelikle «aktif husumet ehliyeti» bulunmadığı, davacı ... red gerekçelerinin davacı ... yönünden de geçerli olduğu, genel kurullarda şirket kârlarının kanuni yedek akçeler ayrıldıktan sonra kalan kısmının olağanüstü yedek akçeye ayrılmasına ilişkin kararların iptal edilebilir nitelikte kararlar olduğu, batıl olduğunu tespiti istenemeyeceği, kâr payı dağıtılmasına ilişkin karar tesis edilmeyen genel kurullar yönünden kâr payı isteminin muaccel olmadığından reddinin gerektiği, 1997 ve 1998 yılı kâr payı dağıtım kararlarına karşı zamanaşımı süresinin dolduğu, bununla birlikte ...'in davalı şirkette «pay sahipliğinin» bulunmadığı, bu hususun öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiğinden red gerekçesinin aktif husumet ehliyeti olması gerektiği gerekçesiyle davacı ... yönünden açılan davanın aktif husumet ehliyet yokluğu nedeniyle reddine, davacı ... yönünden; 1999, 2000, 2001, 2002, 2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008, 2009 yılı genel kurullarına ilişkin butlan taleplerinin aktif husumet ehliyet yokluğu nedeniyle reddine, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015 yıllarına ilişkin kararların «yoklukla malul» olduğunun tespiti talebinin reddine, dağıtılmayan kâr payının tespit ve tahsiline yönelik talebin reddine, 1997 ve 1998 yıllarına ilişkin kar paylarının tahsiline …
-
HUMK 440'ta sayılan sebepleri içermeyen karar düzeltme istemi reddedilir
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/3473 E. 2019/8149 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/8800 E. , 2017/7610 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20/01/2016 tarih ve 2014/177-2016/19 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olup, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 39/3 maddesi hükmü gereğince Daire ve kurulların toplantılarını engelleyen toplu red istemlerinin dinlenemeyecek olması nedeniyle davacı vekilinin Dairenin çekilmesi (reddi) istemi yerinde görülmemiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili; müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı şirketin 2013 yılı hesap ve faaliyetlerine ilişkin gündemin görüşüleceği Olağan Genel Kurul Toplantısının 17/02/2014 tarihinde yapıldığını, ancak şirketin bilançosu ve buna bağlı alt hesap ayrıntıları hakkında müvekkiline bilinçli oy kullanmaya yetecek ölçüde bilgi verilmediği gerekçesi ile bilanço görüşmelerinin ertelenmesi talebinde bulunulduğunu, talep üzerine bilanço görüşmeleri ile bilançoya bağlı gündem maddelerinin 24/03/2014 tarihinde yapılacak Genel Kurul Toplantısında görüşülmesine karar verildiğini, 24/03/2014 tarihli Genel Kurul Toplantılarında alınan kararların TTK'nın ilgili hükümlerine, şirket ana sözleşmesine, eşitlik ilkesine, objektif iyiniyet kurallarına, hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek ve 24/03/2014 tarihinde yapılan Olağan Genel Kurul Toplantısında alınan kararların iptali ile TTK 438.
maddesi gereğince davalı şirketin 2013 yılı hesap ve faaliyetlerinin denetimi amacıyla özel denetçi atanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacının 17.02.2014 günlü toplantıyı ertelettiğini, TTK m. 420/2 hükmünde öngörülen ikinci kez erteletmenin koşullarının oluşmadığını, 24.03.2014 tarihli toplantıda alınan kararların hukuka uygun olduğunu, 1 milyon TL kâr dağıtım kararı alındığını, gerisinin şirket bünyesinde bırakıldığını, şirkete özel denetçi atanması talebinin yerinde olmadığını, davacıların gereken her türlü bilgiye sahip olduğunu, ilk toplantıyı erteletmesine rağmen şirket hesaplarını incelemek için gelmediğini savunarak davanın reddini istemiş, Genel Kurul Kararının 6. maddesinin (kâr dağıtımı) iptali talebi konusunda kendilerinin de kabul beyanının olduğunu, dolayısıyla bunun iptalini istediklerini beyan etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalının davacılara itirazlarını uzman aracılığı ile incelettirme hakkını dürüst hesap verme ilkelerine göre kullandırdığı dikkate alındığında, görüşmelerin ikinci defa ertelenmesi talebinin reddine ilişkin kararın kanuna uygun olduğu, bilanço ve gelir tablolarında oy kullanmalarının yönetim kuruluna ilişkin ayrı bir ibra gündemi ve oylaması bulunması nedeniyle bilanço ve gelir tablolarının onaylanmasının ibra sonucunu doğurmayacağından anılan eski yönetim kurulu üyeleri ve pay sahiplerinin bilançonun onaylanmasına ilişkin oylamaya katılmalarında kanuna aykırılık bulunmadığı, TTK'da "denetçi raporunun ibrası" şeklinde bir ibra türü bulunmadığı, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin oylamada kanuna aykırı bir durumun olmadığı, TTK'nın 523/2 hükmünde öngörülen iki halden biri varsa kâr dağıtılmaması kararı alınabileceği, şirketin yaptığı yeni otel yatırımı için gerekli kaynakları ağırlıklı olarak öz kaynaklarından temin yoluna gittiği ve yıl sonu itibariyle 49.755.751,46 TL yatırım yaptığı ve bu yatırımların devam ettiği dikkate alınarak şirket kârının dağıtılmaması için uygun koşulların mevcut olduğu, genel kurulca alınan kararla ilgili yönetim kurulunun davayı kabul etme yetkisi olmadığı, genel kurul kararının iptali davasının kabulü için genel kurul kararı alınması gerektiği, bu yolda karar alınmadığından davalı vekilinin tek başına kabul yetkisinin geçerli olmadığı, davacıların tüm dosya kapsamına göre bilgi edinme ve inceleme haklarının ihlal edilmediği, özel denetçi atanması için kanun veya esas sözleşmenin ihlal edilmesi şartı arandığı ve böyle bir ihlalin söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1- Davacılar vekilinin taleplerinden biri 6102 sayılı TTK'nın 488. maddesi kapsamında anonim şirkete bağımsız denetçi atanması istemine ilişkin olup, 20.01.2016 tarihli karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş ise de, mahkemece bağımsız denetçi atanması isteminin kabul veya reddine dair verilen kararlar TTK'nın 440/2 maddesi uyarınca kesindir. HUMK 432/4. maddesine göre, temyizi kabil olmayan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01.06.1990 gün ve 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtay ilgili Dairesi tarafından da bu konuda karar verilebileceğinden, davacı vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacılar vekilinin genel kurul kararının iptali ile ilgili mahkeme kararına yönelik aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
3- Dava, anonim şirket genel kurulunda alınan kararların iptali istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.
Gündemin 6. maddesinde yer alan 2013 yılı ve geçmiş yıl kârlarının görüşülmesi sırasında, şirketin devam eden yatırımları, yatırım planları ve mali durumu gözönüne alınarak şirketin 2013 yılı ve geçmiş yıl kârlarının dağıtılmayarak şirket bünyesinde bırakılması genel kurulun onayına sunulmuş, davacıların temsilcisi 6.000.000,00 TL olan dönem net kârının dağıtılmasını istemiş, bir başka ortağın şirket kârının 1.000.000,00 TL'nın yasal kesintiler yapıldıktan sonra 2014 yılı içinde dağıtılması teklifi toplantı başkanı tarafından makul karşılanmış, oylamaya sunulmuş ve kabul edilmiştir. Davacılar vekili; şirketin uzun yıllardır kârın az bir miktarını dağıtma yoluna gittiğini, geçmiş dönem birikmiş kârının 45.936.938,73 TL'yı bulduğunu, yine 2013 yılı kârının da 6.000.000,00 TL olduğunu, 1/6'sının dağıtılmasının genel kurulda kabul edildiğini, bu durumun hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
Genel kurulda ilgili maddenin görüşülmesi sırasında toplantı başkanı, şirketin birikmiş kârının şirket kasasında bulunan para anlamına gelmediğini, yatırımlarda kullanıldığını, bu yatırımlar nedeniyle şirketin henüz kapanmamış kısa ve uzun vadeli banka kredilerinin mevcut olduğunu, 2013 yılında tamamlanmış bir otel yatırımı ile devam eden başkaca yatırımlarının bulunduğunu ifade etmiştir. Dosyaya sunulan 31.12.2014 tarihli bilirkişi raporunda da; şirketin dönem net kârı 6.348.128,32 TL olarak tespit edilmiş, kanuni yedek akçeler ayrıldıktan sonra 2013 yılı dağıtılabilir kâr miktarı 6.030.721,90 TL olarak hesaplanmıştır. TTK'nın 523/2. maddesinde öngörülen iki halden birinin varlığı halinde şirketin genel kurul kararıyla kâr dağıtmama yönünde karar alabileceği, şöyle ki şirketin yeni bir otel yaptığı, yıl sonu itibariyle 49.755.751,46 TL yatırım yapmış olduğu ve yatırımlarının devam ettiği, gerekli kaynakları özvarlığından temin yoluna gittiği, bu nedenle şirketin kâr dağıtmaması için uygun koşulların mevcut olduğu sonucuna varılmıştır.
Yine dosyaya sunulan sonraki tarihli bilirkişi raporunda ise; genel kurulda şirketin kâr dağıtmamasının sebebi olarak sayılan hususların değerlendirilmesi için gerekirken devam eden yatırımların bulunup bulunmadığı, dönem kârından kanuni ve iradi yedeklerin ayrılıp ayrılmadığı, kârı dağıtmak yerine yedek akçe olarak ayrılmasının şirket yatırımları için zorunlu olup olmadığının finansal değerlendirmeyi gerektirdiği ifade edilmiştir.Mahkemece de TTK'nın 523/2. bendi uyarınca şirketin kâr dağıtmaması için uygun koşulların olduğu gerekçesiyle davacıların buna ilişkin genel kurul kararının iptali talebi reddedilmiştir.
Öncelikle ve özellikle ifade etmek gerekirse, her ticaret ortaklığı gibi anonim ortaklığın nihai amacı kâr elde edip ortaklarına dağıtmaktır. Bu amaç, anasözleşmelerde yer almaz çeşitli kanunlardaki kişi birliklerini ayıran, “müşterek gaye” kıstasından ve “ortaklık” kavramından doğar. Başka bir deyişle “anonim şirket kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi maksat ve konular için kurulur” (TTK madde 331) ve kâr elde etmek ve paylaştırmak nihai amacını elde etmek hedefine yönelir ve bu yolda çaba harcar. Ortaklığın bütün organları bu nihai amaca uygun kararlar almak zorundadır. Şirketin nihai amacının kâr elde edip ortaklara dağıtması esas olmakla birlikte anasözleşmeye konulacak hükümler yanında kanunda gösterilen nedenler bu genel ilkenin istisnalarını oluşturmaktadır.
Bu istisnaların en önemlisi ve uygulamada da sıkça görülüp dava konusu uyuşmazlığa da konu olan TTK’nın 523/2. maddesindeki düzenlemedir. Anılan düzenleme gereğince genel kurul, aktiflerin yeniden sağlanabilmesi için gerekliyse, bütün pay sahiplerinin menfaatleri dikkate alındığında, şirketin sürekli gelişimi ve olabildiğince kararlı kâr payı dağıtımı yönünden haklı görülüyorsa, kanunda ve esas sözleşmede öngörülenlerden başka yedek akçe ayrılmasına da karar verebilir. TTK'nın 452. maddesinde belirtilen müktesep haklardan olan kâr payı hakkı ile bu hakkın istisnasını oluşturan TTK’nın 523/2. fıkrası arasındaki hassas dengenin kurulması zorunludur.
Bu durumda, şirketin esas sözleşmesinde ayrıca yedek akçe ayrılmasına ilişkin düzenleme bulunmadığı da gözetilerek, şirketin uzun yıllar kâr payını çoğunu dağıtmayıp şirket bünyesinde tutmasının davacıların müktesep hakkını ihlal edip etmediği, genel kurulda ifade edilen devam eden şirket yatırımları nedeniyle şirketin uzun ve kısa vadeli kredi borçlarının bulunup bulunmadığı, şirketin yatırım giderlerini nasıl karşıladığı, geçmiş dönem kârlarının da şirket yatırımlarında kullanılıp kullanılmadığı, mecburi temettü dışında kalan kısım için cüzi kâr dağıtım kararı alınarak kalan kârın yedek akçeye ayrılmasının yasaya, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığı, kâr dağıtımının şirket sermayesinin düşmesi sonucunu doğurup doğurmayacağı, dağıtılması öngörülen kâr payı dışında kalan kısmın ortaklığın devamlı gelişmesi ve düzenli kâr payı dağıtılmasının temini bakımından uygun ve yararlı olup olmadığı ve kalan kısmın yedek akçeye ayrılmasının afaki iyiniyet kurallarına uygun olup olmadığının tespit edilmesi gerekir.
Bu durumda mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, davalı şirketin faaliyet gösterdiği sektörün genel gelişimi, davalı şirketin ekonomik faaliyet ve amaçları ayrıca şirket işlemlerinin devamlı gelişmesini veyahut mümkün olduğu kadar istikrarlı kâr payı dağıtılmasını temin bakımından davalı şirketin ne oranda kâr payı dağıtması gerektiği yolunda içinde finans yada muhasebe uzmanının da bulunduğu bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekir iken, yazılı şekilde eksik incelemeyle şirketin kâr dağıtmaması için uygun koşulların mevcut olduğu gerekçesiyle kar dağıtımına ilişkin genel kurul kararının iptali isteminin reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin özel denetçi atanması isteminin reddine yönelik kararla ilgili temyiz isteminin REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin genel kurul kararının iptali istemine yönelik sair temyiz itirazlarının reddine; (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 26/12/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/388993300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz