6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Rekabet yasağı ihlaline dayalı tazminatta zamanaşımı ve sözleşme hükmünün geçersizliği

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2023/185 E. 2023/788 K. · · İlk derece: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Tazminatkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık

★ EmsalZamanaşımı

Davacının nitelemesi: Rekabet yasağına dayalı maddi ve manevi tazminat mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Bir talebin haksız rekabet hükümlerine mi yoksa sözleşmeden doğan bir yükümlülüğe mi dayandığı, tarafların hukuki nitelendirmesinden bağımsız olarak mahkemece re'sen belirlenir; rekabet yasağı ihlaline dayanan talepler, rakipler/tedarik eden-müşteri ilişkisini etkileyen dürüstlük kuralına aykırı bir davranış oluşturmadıkça TTK'daki haksız rekabet zamanaşımına değil, sözleşmenin tabi olduğu (ortaklık ilişkisinden doğan alacaklarda TBK m.147/1-4'teki beş yıllık) zamanaşımı süresine tabidir. Ayrıca, dayanılan sözleşme hükmünün Rekabet Kurulu tarafından 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi kapsamında geçersiz kabul edilmiş olması ve davacının bu hükmün sözleşmeden çıkarılmasına muhalefet etmeksizin iştirak etmiş olması halinde, davacı söz konusu hükme dayalı tazminat talebinde bulunamaz.

Ele alınan sorunlar

Uygulanacak hukuki nitelendirme ve zamanaşımı süresi → kabul

İddia: Davacı vekili, haksız rekabetin devam ettiği müddetçe zamanaşımı sürelerinin işlemeyeceğini, davalıların eylemlerinin dava dışı şirketin kuruluşundan 03/04/2019 tarihine kadar devam ettiğini, bu nedenle zamanaşımının dolmadığını ileri sürerek zamanaşımı nedeniyle red kararının kaldırılmasını istemiştir.

Gerekçe: Hakim, taraflarca ileri sürülen hukuki sebeple bağlı olmayıp maddi vakıaları doğru hukuki nitelendirmeyle değerlendirmek ve uygulanacak kanun hükmünü kendiliğinden bulmakla görevlidir. TTK m.54/2'ye göre haksız rekabet, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen dürüstlük kuralına aykırı davranışlardır; rekabet yasağı ise belirli bir sözleşme ilişkisinden kaynaklanan, o ilişkinin devamında ve sonrasında zarar görmemesini sağlamaya yönelik bir faaliyette bulunmama yükümlülüğüdür. Rekabet yasağının ihlali her zaman haksız rekabete yol açmaz; haksız rekabete dönüşmesi için rakipler/tedarik eden-müşteri ilişkisini etkilemesi ve dürüstlük kuralına aykırı ticari davranış niteliğinde olması gerekir. Somut olayda davacı, ortağı olduğu şirketin esas sözleşmesindeki rekabet yasağı hükmünün ihlal edildiğini ileri sürmekte olup TTK m.54 vd. kapsamında değerlendirilebilecek bir vakıaya dayanmamaktadır. Bu nedenle zamanaşımı, haksız rekabet hükümlerine göre değil, taraflar arasındaki sözleşmenin tabi olduğu zamanaşımı süresine göre belirlenmelidir. TBK m.147/1-4 uyarınca bir ortaklıkta ortaklık sözleşmesinden doğan, ortaklar ile ortaklık arasındaki alacaklar beş yıllık zamanaşımına tabidir; somut olayda dava bu beş yıllık süre dolmadan açılmıştır. TTK m.60'daki 1 yıllık haksız rekabet zamanaşımı süresinin uygulanma yeri olmadığından, ilk derece mahkemesinin davayı zamanaşımı nedeniyle reddetmesi doğru görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Dayanılan esas sözleşme hükmünün Rekabet Kanunu'na aykırılığı nedeniyle talebin dinlenip dinlenemeyeceği → ret

Gerekçe: Türk hukukunda sözleşme özgürlüğü esas olmakla birlikte, TBK m.27/1 uyarınca kanunun emredici hükümlerine aykırı sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. 4054 sayılı Kanun'un 56. maddesi, 4. madde kapsamındaki anlaşma ve kararların geçersiz olduğunu ve bu anlaşmalardan doğan edimlerin ifasının istenemeyeceğini düzenlemekte olup bu düzenleme emredici norm niteliğindedir. Somut olayda, dava dışı şirketin esas sözleşmesinin 12. maddesindeki rekabet yasağı hükmünün, Rekabet Kurulu'nun 2017/4-60 sayılı ve 08/02/2018 tarihli kararıyla diğer ortakların davacı şirketle rekabet etmesini engellediği ve 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi kapsamında olduğu tespit edilmiş, davacının bu hükme ilişkin menfi tespit talebi reddedilmiş ve hükmün esas sözleşmeden çıkarılması için görevlendirme yapılmıştır. Bahsi geçen hüküm 03/04/2019 tarihinde ortaklar kurulu kararıyla esas sözleşmeden çıkarılmış, davacı buna herhangi bir muhalefet ileri sürmemiştir. Rekabet Kurulu kararı dikkate alındığında, davacının dayandığı esas sözleşme hükmü 4054 sayılı Kanun'daki emredici düzenlemelere aykırı olduğundan, davacı bu hükme dayalı olarak talepte bulunamaz; ayrıca davacının sözleşme değişikliğine muhalefet etmeksizin iştirak etmesi ve dolayısıyla Rekabet Kurulu kararını benimsemiş olması karşısında, bu talebin dürüstlük kuralına da uygun olmadığı anlaşılmaktadır.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararın rekabet yasağı ile haksız rekabet kurumlarının birbirinden ayrıştırılması ve buna bağlı olarak zamanaşımı süresinin hukuki nitelendirmeye göre (TTK m.60 yerine TBK m.147/1-4) belirlenmesi gerektiğine ilişkin gerekçesi, bölgesel ve ikna edici nitelikte emsal değer taşımaktadır.

Usul tespitleri

Zamanaşımı
Ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortaklar ile ortaklık arasındaki alacaklara ilişkin talepler, haksız rekabete ilişkin TTK m.60'daki 1 yıllık zamanaşımına değil, TBK m.147/1-4 uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
haksız rekabet rekabet yasağı zamanaşımı hukuki nitelendirme emredici hukuk kuralları kesin hükümsüzlük dürüstlük kuralı menfi tespit

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — TTK 54/2TTK 60 · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 147/1-4TBK 26TBK 27/1 · 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun — 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun 44054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun 84054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun 56 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) — HMK 33

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2023/185

KARAR NO 2023/788

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 13/04/2022

NUMARASI 2021/86 Esas 2022/285 Karar

DAVA

Tazminat

İSTİNAF KARAR TARİHİ 18/05/2023

Davanın zamanaşımı nedeniyle reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından  istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacı vekili; dava dışı ... Ltd. Şti'nin davalılar ile birlikte üç ortaklı olarak kurulduğunu, müvekkilinin öncelikli şartının yeni kurulacak şirketin müvekkilinin faaliyet alanında müvekkilinin izni olmadan iştigal etmemesi ve yalnızca kuruluş amacı olan tekstil kalite kontrol işinde faaliyet göstermesi olduğunu, aynı şekilde müvekkilinin de diğer şirketlerin izni olmadıkça onların faaliyet alanında iştigal etmeden taşıma işini yapmasının kararlaştırıldığını, bu hususların dava dışı şirketin esas sözleşmesinin 9. ve 12. maddeleri doğrudan hüküm altına alındığını, ancak davalıların 2012 yılında müvekkilini saf dışı bırakmak amacıyla müvekkilinin muhalefet oyuna rağmen dava dışı şirketin adresini taşıdıklarını, dava dışı şirketin, taşıma işlerini müvekkilinin onayı olmaksızın ...

Lojistik şirketi üzerinden sürdürmeye başladıklarını, esas sözleşmedeki hükümlere rağmen davalıların ... gibi paravan şirketler kurarak taşıma işleri yapmaya başladıklarını ve bu şekilde şirket ana sözleşmesini ağır şekilde ihlal ettiklerini, şirket esas sözleşmesindeki 12. maddenin iptal edilmesi için davalılar tarafından  Bakırköy 5. ATM'nin 2016/259 Esas (yeni Esas: 2019/553) sayılı davanın açıldığını, davalı şirketin ana sözleşmesinin 12. maddesinin 03/04/2019 tarihli ortaklar kurulu kararına kadar olan 04/06/2010- 03/04/2019 tarihleri arasında geçerli ve yürürlükte olduğunun mahkeme kararı ile sabit hale geldiğini, davalı şirket ana sözleşmesinin 12. maddesinin ihlal edilmesi nedeniyle müvekkilinin uğramış olduğu zararının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili gerektiğini belirterek,  dava dışı ...Ltd.

Şti'nin esas sözleşmesinin 12. maddesinde belirtilen alanlarda hangi şirket veya şirketlerle çalıştığının tespitine, esas sözleşmenin ihlal edilerek müvekkilinin onayı alınmaksızın ... Lojistik şirketi ve bu aşamada  bilinmeyen diğer şirketler ile çalışılması nedeniyle müvekkilinin uğradığı zarara karşılık 3.000-TL'nin, müvekkilin mahrum kaldığı kar olan 3.000-TL'nin, yine belirtilen maddeyi ihlal eder şekilde kurulan ... şirketi adı altında faaliyet yürütülmesi nedeniyle müvekkilinin uğradığı zarara karşılık 3.000-TL'nin, müvekkili şirketin uğradığı itibar kaybı nedeniyle 20.000-TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili; zorunlu arabuluculuk şartının yerine getirilmediğini, davalı şirketlerin Alman uyruklu tüzel kişi olduğunu, adreslerinin Almanya'da olduğunu, Türkiye'de herhangi bir şubesi veya irtibat ofisi de bulunmadığını, bu nedenle Türk mahkemelerinin yetkisiz olduğunu, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, Rekabet Kurulu'nun, davanın dayanağı olarak gösterilen ana sözleşme maddesinin geçersizliğine hükmettiğini, dava konusu rekabet yasağı maddesinin davacının da olumlu oyuyla ana sözleşmeden çıkarıldığını, müvekkillerinin Türkiye'de faaliyet göstermediğini, bu nedenle söz konusu maddeye aykırı davranmadığını, kira hususunun dava konusu ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, tazminat koşullarının oluşmadığını, ayrıca tazminat talebinin somutlaştırılmadığını, davacının taleplerinin mesnetsiz, gerekçesiz ve belirsiz olduğunu belirterek davanın zorunlu arabuluculuk şartı yerine getirilmediğinden usulden reddine, yetki ilk itirazı dikkate alınarak yetki yönünden reddine, aksi takdirde zamanaşımı ve esasa ilişkin diğer nedenlerden dolayı reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; arabululuculuk şartının sağlandığı, davalıların adresinin Almanya'da olduğundan bahisle yetkisizlik itirazında bulunulmuş ise de iddia edilen eylemlerin ve zarar gördüğünü iddia eden davacının Türkiye'de olması nedeniyle bu itirazın yerinde olmadığı, taraflar arasındaki rekabeti engelleyici ve dava dışı şirketin anasözleşmesinde yer alan 12. maddenin davacının da oyuyla 03/04/2019 tarihinde kaldırıldığı, davacının dayandığı haksız rekabet vakıasının TTK'nın 54 ve devamı maddelerinde düzenlendiği, 60. maddeye göre dava hakkı olan kişinin dava hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde bu hakkın doğumundan itibaren 3 yıl geçince dava hakkının zamanaşımına uğrayacağı, dava dilekçesi içeriğinden, taraflar arasındaki ihtilafın 2016 yılında açılan dava ile başladığı ve bu durumun 03/04/2019 tarihinde sözleşme maddesi kaldırılmakla son bulduğu, davacının, sözleşme maddesinin yürürlükte bulunduğu 04/06/2010 ila 03/04/2019 tarihleri arasındaki dönemde yapılan haksız rekabet nedeniyle tazminat talebinde bulunduğu, davanın açıldığı 08/02/2021 tarihi itibarıyla bir yıllık zamanaşımının dolduğu, davacının en genç ana sözleşme maddesinin iptal edildiği tarih itibarıyla dava hakkı olduğunu ve haksız rekabet edildiğini öğrendiği davalının zamanaşımı defiin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacı vekili istinaf dilekçesinde; haksız rekabetin devam ettiği müddetçe zamanaşımı sürelerinin işlemeyeceğini, haksız rekabet devam ettiği sürece her gün yeniden dava açma hakkının doğduğunu, davalıların haksız rekabet teşkil eden davranışlarının dava dışı şirketin kuruluşundan 03/04/2019 tarihli ortaklar kurulunda ilgili maddenin sözleşmeden çıkarılmasına kadar devam ettiğini, dolayısıyla somut olayda zamanaşımı sürelerinin işlemediğini, bu nedenle mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE

Davacı vekili, müvekkilinin taşımacılıkla iştigal ettiğini, davalıların ise tekstil kalite kontrolü işi yaptıklarını, tarafların bir araya gelerek ...Ltd. ...ni kurduklarını, şirket esas sözleşmesinin 12. maddesinde yeni kurulacak şirketin müvekkilinin faaliyet alanında müvekkilinin izni olmadan iştigal edemeyeceğinin kararlaştırıldığını, ancak davalıların müvekkilinin onayını almadan lojistik hizmetlerini başka firmalar üzerinden veya kurdukları paravan şirketler üzerinden gerçekleştirerek şirket esas sözleşmesini ihlal ettiklerini belirterek şirket esas sözleşmesinin 12. maddesinin ihlal edilmesi nedeniyle müvekkilinin uğramış olduğu maddi ve manevi zararın davalılardan tahsilini talep etmiştir.

Mahkemece, davanın TTK m.54 vd maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerine tabi olduğu değerlendirilerek TTK'nın 60. Maddesinde düzenlenen 1 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Öncelikle; 6100 sayılı HMK’nın 33. maddesi uyarınca Hakim, Türk hukukunu resen uygular.

06. 1958 gün 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifade ile hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. TTK'nın 54/2 maddesinde haksız rekabet; “rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen, bununla birlikte dürüstlük kuralına aykırı olan davranışlar ve uygulamalar” olarak tanımlanmaktadır.

Haksız rekabet hukuku, rekabet hakkının sınırlarını çizerek, dürüstlük kurallarına aykırı davranış ve ticari uygulamaları yasaklayıp başta rakipler olmak üzere, müşterileri ve ekonomik birlikleri ve piyasaya katılanları korumayı amaçlamaktadır. Haksız rekabete ilişkin kurallar ile, rekabet hakkının dürüstlük kurallarına aykırı veya kötüye kullanılarak rekabet ortamının bozulma tehlikesi ile karşı karşıya kalması engellenmek istenmiştir. Rekabet yasağı ise, belirli bir sözleşme ilişkisi ile oluşan durumun, sözleşme ilişkisinin devamında ve sonrasında devam etmesinin ve bu ilişkiye zarar verilmemesinin, rakip konumuna gelinmemesinin sağlanması için getirilen bir faaliyette bulunma yasağıdır (Nomer Ertan, .F., Haksız Rekabet Hukuku, İstanbul 2016, s.7;

Can, Ozan, “Rekabet Yasağı ve Rekabet Sınırlandırmaları Hukuku İlişkisi”, Rekabet Hukuku Dergisi, S.32, 2007, s.7). Rekabet yasağında ilgili işletmenin menfaatleri korunmakta iken, haksız rekabet hukukunda sadece tek bir işletme değil, rakiplerle birlikte, tüm katılanların menfaatlerinin korunması amaçlanmaktadır (Nomer Ertan, s.7). Diğer taraftan, rekabet yasağının ihlali her zaman haksız rekabete neden olmaz. Rekabet yasağı ihlalinin haksız rekabete neden olabilmesi için rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkilemesi, aynı zamanda dürüstlük kuralına aykırı ticari davranış ve uygulama niteliğinde olması gerekir. Bu kapsamda değerlendirme yapıldığında; davacı ve davalı şirketlerin ortağı olduğu ...Ltd.

Şti.'nin esas sözleşmesinin 12. maddesinde davalı şirketlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde doğrudan ve dolaylı olarak lojistik, nakliye, depolama ve elleçleme gibi hizmetlerin ancak davacının onayı ile yapılabileceği, rekabet yasağının şirketten ayrılması müteakip 2 yıl süre ile geçerli olduğu düzenlenmiştir. Davacı da davalıların sözleşmenin rekabet yasağı öngören bu hükmünü ihlal ettiklerini ileri sürmekte olup TTK m.54 vd hükümleri içerisinde değerlendirilebilecek bir vakıaya dayanmamaktadır. Bu durumda davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı haksız rekabete ilişkin hükümlere göre değil, taraflar arasındaki sözleşmenin tabi olduğu zamanaşımı süresine göre belirlenmelidir. TBK'nın 147/1-4 hükmü uyarınca bir ortaklıkta ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki, bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu düzenlenmiştir.

Somut olayda da davanın TBK m.147/1-4 hükmü uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve zamanaşımı süresi dolmadan açıldığı halde olayda uygulanma yeri olmayan TTK m.60 hükmünde düzenlenen haksız rekabet için geçerli olan 1 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu yönüyle davacı vekilinin istinaf başvurusu haklı bulunmuştur. Ancak davacı şirket tarafından, dava dışı şirketin esas sözleşmesinde rekabet yasağı öngören 12. maddesi hükmünün 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun'un 4. Maddesini ihlal edip etmediğinin tespiti ve şirket ana sözleşmesine 4054 sayılı Kanun'un 8 maddesi kapsamında menfi tespit belgesi verilmesi için Rekabet Kurumu'na müracaatta bulunulmuştur.

Bu durumda bahsi geçen esas sözleşme hükmüne dayalı olarak talepte bulunulup bulunulamayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Türk Borçlar Hukukunun temelini "sözleşme serbestisi ilkesi" oluşturmuş ve sözleşme serbestisi veya özgürlüğü, 2709 sayılı 1982 Anayasası'nın 48. maddesinde "Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir." hükmüyle, temel hak ve özgürlükler arasında sayılarak anayasal güvence altına alınmış ise de; bu kural mutlak değildir. Kanunla, bu özgürlüğe sınırlama getirilebilir. Taraflar arasında yapılan sözleşmenin kurulduğu tarihte yürürlükte olan mülga 818 sayılı BK m.19'da "Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbestçe tayin olunabilir./ Kanunun kat'i surette emreylediği hukuki kaidelere veya kanuna muhalefet;

ahlaka (adaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları mukaveleler muteberdir." şeklinde düzenleme yapılmıştır. Benzer düzenlemeye TBK m.26 ve m.27'de de yer verilmiştir. 'Sözleşme özgürlüğü' başlıklı 6098 sayılı TBK m.26'da "Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler." düzenlemesi yapılmıştır. 'Kesin hükümsüzlük' başlıklı TBK m.27'de ise "Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez.

Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur." düzenlemesi yapılmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalardan anlaşıldığı üzere, TBK m.26'da (eBK m.19) yapılan  düzenleme uyarınca, Türk Hukukunda esas olan sözleşme özgürlüğüdür. Diğer taraftan 1982 Anayasası madde 13, bir temel hak ve özgürlük olan sözleşme özgürlüğüne, özellikle sözleşmenin içereğini düzenleme özgürlüğüne, özüne dokunmamak şartı ile genel sınırlamalar getirmiştir. Düzenleme özgürlüğünün sınırları TBK m.26'da yapılan düzenlemede ifade edildikten sonra bu sınırlar TBK m.27/1 gösterilmiştir. Benzer düzenleme mülga BK m.19 ve m.20'de yapılmıştır.TBK m.27/1'de yapılan düzenleme uyarınca, sözleşme içeriğini belirleme özgürlüğünün ilk sınırı, emredici hukuk kurallarına aykırı olmamasıdır.

Kendisine mutlak surette uyulması gereken kurala emredici hukuk kuralı denir. Taraflar yaptıkları sözleşmelerde emredici hukuk kurallarının aksini kararlaştıramazlar. Taraflar, emredici normların aksine sözleşme yapmış olsalar bile, bu sözleşme değil, emredici hukuk kuralları uygulanır. Zira bu kurallar, irade özerkliğinin sınırlarından birini oluşturur (Eren, F., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2019, s.359).Emredici hukuk kuralları, kanunda açıkça düzenlenebileceği gibi bazen kanununda yapılan açık düzenleme ile, bu hükmün aksinin kararlaştırılamayacağı hükme bağlanabilir. Bununla birlikte, kuralın emredici niteliği yorum yolu ile de tespit edilebilir. Emredici hukuk kuralları, ya tarafların her ikisini ya da sadece birini korumak veya genel ahlak amaçları ile konulur.

Taraflardan yalnız birini korumayı amaçlayan emredici normlara 'tek taraflı emredici normlar' denir. Tek taraflı emredici normlar hangi tarafı koruyorsa onun aleyhine değiştirilmesi, sözleşme yapılması mümkün değildir (Eren, s.359).4054 Sayılı Kanun'un 56. Maddesinde 4. Madde kapsamındaki anlaşma ve kararların geçersiz olduğu, bu anlaşmalardan ve kararlardan doğan edimlerin ifasının istenemeyeceği düzenlenmiştir. Kanunda yapılan bu düzenleme emredici norm niteliğindedir. Buna göre değerlendirme yapıldığında; dava dışı şirketin esas sözleşmesinin 12. Maddesinde yer alan rekabet yasağı hükmünün Rekabet Kurulu'nun 2017/4-60 dosya sayılı, 08/02/2018 tarihli kararıyla diğer ortakların davacı şirketle rekabet etmesini engellediği, Kanun'un 4.

maddesi kapsamında olduğu sonucuna varılmış; davacının söz konusu esas sözleşme hükmünün 4054 Sayılı Kanuna aykırı olmadığına dair menfi tespit belgesi verilmesi talebinin reddine, söz konusu hükmün esas sözleşmeden kaldırılması için Başkanlığın görevlendirilmesine karar verilmiştir. Bahsi geçen esas sözleşme hükmü 03/04/2019 tarihinde ortaklar kurulu kararıyla esas sözleşmeden çıkarılmış, davacı da herhangi bir muhalefet ileri sürmemiştir. Bu durumda Rekabet Kurulu'nun 2017-4-60 dosya sayılı 08/02/2018 tarihli kararı dikkate alındığında davacının davacının dayanağı olan esas sözleşme hükmünün 4054 S.lı Kanundaki emredici düzenlemelere aykırı olduğu, davacının bahsi geçen esas sözleşme hükmüne dayalı olarak talepte bulunamayacağı gibi esas sözleşme değişikliğine herhangi bir muhalefet ileri sürmeyerek iştirak ettiği, dolayısıyla Rekabet Kurulu kararını benimsemesi karşısında talebinin dürüstlük kuralına da uygun olmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle;

mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, bahsi geçen hata nedeniyle yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 13/04/2022 Tarih 2021/86 Esas 2022/285 Karar sayılı kararın HMK.'nın 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Yerinde olmayan davanın REDDİNE" İlk derece yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gerekli 179,90-TL karar harcından; davacı tarafından peşin yatırılan 153,70-TL'nin mahsubu ile bakiye 26,20-TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan yargı giderinin üzerinde bırakılmasına, Arabulucuya resen ödenen 1.320-TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, Davalılar lehine taktir olunan 5.100-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak  davalılara verilmesine" Alınması gereken 179,90-TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin yatırılan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 99,20-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.18/05/2023

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/358755 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/4877 E. 2024/6822 K. · Onandı

Esas sözleşmedeki rekabet yasağına dayalı istem beş yıllık zamanaşımına tabi

Gerekçe özeti

Ortaklık esas sözleşmesindeki rekabet yasağı hükmünün ihlaline dayanan tazminat istemi, TTK'nın haksız rekabete ilişkin hükümleri kapsamında bir vakıaya dayanmıyorsa TTK'daki bir yıllık zamanaşımına değil, ortaklık sözleşmesinden doğan alacaklara ilişkin 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin (1) ve (4) numaralı bentlerindeki beş yıllık zamanaşımına tabidir. Bununla birlikte, Rekabet Kurulu kararıyla 4054 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi kapsamında olduğu saptanan esas sözleşme hükmü aynı Kanun'un 56 ncı maddesindeki emredici düzenleme gereği geçersizdir ve bu hükümden doğan edimlerin ifası istenemez; ayrıca hükmün esas sözleşmeden çıkarılmasına muhalefet etmeden iştirak eden ortağın buna dayalı talebi dürüstlük kuralına uygun düşmez.

Emsal değeri

Ortaklık esas sözleşmesindeki rekabet yasağının ihlaline dayanan istemin haksız rekabet zamanaşımına değil beş yıllık sözleşmesel zamanaşımına tabi olması ve 4054 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi kapsamında bulunan sözleşme hükmüne dayanılarak talepte bulunulamaması yönlerinden emsal değeri taşır; Yargıtay onaması nedeniyle bağlayıcıdır.

Kavramlar: rekabet yasağı esas sözleşme hükmünün geçersizliği emredici norm zamanaşımı haksız rekabet dürüstlük kuralı Rekabet Kurulu kararı zamanaşımı def'i

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2023/4877 E.  ,  2024/6822 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2023/185 Esas, 2023/788 Karar

HÜKÜM

Davanın reddine

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2021/86 E., 2022/285 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı WKS İstanbul Tekstil Kalite Kontrol Hizmetleri Ltd. Şti.'nin davalılar ile birlikte üç ortaklı olarak kurulduğunu, müvekkilinin öncelikli şartının yeni kurulacak şirketin müvekkilinin faaliyet alanında müvekkilinin izni olmadan iştigal etmemesi ve yalnızca kuruluş amacı olan tekstil kalite kontrol işinde faaliyet göstermesi olduğunu, aynı şekilde müvekkilinin de diğer şirketlerin izni olmadıkça onların faaliyet alanında iştigal etmeden taşıma işini yapmasının kararlaştırıldığını, bu hususların dava dışı şirketin esas sözleşmesinin 9 uncu ve 12 nci maddeleri ile hüküm altına alındığını, ancak davalıların 2012 yılında müvekkilinin muhalefet oyuna rağmen dava dışı şirketin adresini taşıdıklarını, dava dışı şirketin, taşıma işlerini müvekkilinin onayı olmaksızın Yeni Antalya Lojistik Şirketi üzerinden sürdürmeye başladıklarını, esas sözleşmedeki hükümlere rağmen davalıların paravan şirketler kurarak taşıma işleri yapmaya başladıklarını, bu şekilde şirket ana sözleşmesini ağır şekilde ihlal ettiklerini, şirket esas sözleşmesindeki 12 nci maddenin iptal edilmesi için davalılar tarafından Bakırköy 5.

Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/259 E. (2019/553 […]) sayılı davanın açıldığını, davalı şirketin ana sözleşmesinin 12 nci maddesinin 03.04.2019 tarihli ortaklar kurulu kararına kadar olan 04.06.2010- 03.04.2019 tarihleri arasında geçerli ve yürürlükte olduğunun mahkeme kararı ile sabit olduğunu ileri sürerek, dava dışı WKS İstanbul Tekstil Kalite Kontrol Hizmetleri Ltd. Şti.'nin esas sözleşmesinin 12. maddesinde belirtilen alanlarda hangi şirket veya şirketlerle çalıştığının tespitine, zararları net olarak tespit edildiğinde arttırılmak kaydıyla şimdilik; esas sözleşmenin ihlal edilerek müvekkilinin onayı alınmaksızın Yeni Antalya Lojistik Şirketi ve bilinmeyen diğer şirketler ile çalışılması nedeniyle müvekkilinin uğradığı zarara karşılık 3.000,00 TL'nin, müvekkilin mahrum kaldığı kar olan 3.000,00 TL'nin, yine belirtilen maddeyi ihlal eder şekilde, kurulan Bosporus Şirketi adı altında faaliyet yürütülmesi nedeniyle müvekkilinin uğradığı zarara karşılık 3.000,00 TL'nin, müvekkili şirketin uğradığı itibar kaybı nedeniyle 20.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Rekabet Kurulu'nun, davanın dayanağı olarak gösterilen ana sözleşme maddesinin geçersizliğine hükmettiğini, dava konusu rekabet yasağı maddesinin davacının da olumlu oyuyla ana sözleşmeden çıkarıldığını, müvekkillerinin Türkiye'de faaliyet göstermediğini, bu nedenle söz konusu maddeye aykırı davranmadığını, tazminat koşullarının oluşmadığını, ayrıca tazminat talebinin somutlaştırılmadığını savunarak davanın zorunlu arabuluculuk şartı yerine getirilmediğinden usulden reddine, yetki ilk itirazı dikkate alınarak yetki yönünden reddine, aksi takdirde zamanaşımı ve esasa ilişkin diğer nedenlerden dolayı reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesince, arabuluculuk şartının sağlandığı, davalıların adresinin Almanya'da olduğundan bahisle yetkisizlik itirazında bulunulmuş ise de iddia edilen eylemlerin ve zarar gördüğünü iddia eden davacının Türkiye'de olması nedeniyle bu itirazın yerinde olmadığı, taraflar arasındaki rekabeti engelleyici ve dava dışı şirketin ana sözleşmesinde yer alan 12 nci maddenin davacının da oyuyla 03.04.2019 tarihinde kaldırıldığı, davacının dayandığı haksız rekabet vakıasının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54 ve devamı maddelerinde düzenlendiği, 60 ıncı maddeye göre dava hakkı olan kişinin dava hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde bu hakkın doğumundan itibaren 3 yıl geçince dava hakkının zamanaşımına uğrayacağı, dava dilekçesi içeriğinden, taraflar arasındaki ihtilafın 2016 yılında açılan dava ile başladığı ve bu durumun 03.04.2019 tarihinde sözleşme maddesi kaldırılmakla son bulduğu, davacının, sözleşme maddesinin yürürlükte bulunduğu 04.06.2010 ila 03.04.2019 tarihleri arasındaki dönemde yapılan haksız rekabet nedeniyle tazminat talebinde bulunduğu, davanın açıldığı 08.02.2021 tarihi itibarıyla bir yıllık zamanaşımının dolduğu, davacının en geç ana sözleşme maddesinin iptal edildiği tarih itibarıyla dava hakkı olduğunu ve haksız rekabet edildiğini öğrendiği, davalının zamanaşımı def'inin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI

Bölge Adliye Mahkemesince, davacı ve davalı şirketlerin ortağı olduğu WKS İstanbul Tekstil Kalite Kontrol Hizmetleri Ltd. Şti.'nin esas sözleşmesinin 12 nci maddesinde davalı şirketlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde doğrudan ve dolaylı olarak lojistik, nakliye, depolama ve elleçleme gibi hizmetleri ancak davacının onayı ile yapabileceği, rekabet yasağının şirketten ayrılmasını müteakip 2 yıl süre ile geçerli olduğunun düzenlendiği, davacının, davalıların sözleşmenin rekabet yasağı öngören bu hükmünü ihlal ettiklerini ileri sürdüğü, 6102 sayılı Kanun'un 54 üncü ve devamı maddeleri içerisinde değerlendirilebilecek bir vakıaya dayanmadıklarından davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının haksız rekabete ilişkin hükümlere göre değil, taraflar arasındaki sözleşmenin tabi olduğu zamanaşımı süresine göre belirlenmesi gerektiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 147 nci maddesinin (1) ve (4) numaralı bentleri uyarınca bir ortaklıkta ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki, bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacakların beş yıllık zamanaşımına tabi olduğu, somut olayda davanın 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin (1) ve (4) numaralı bentleri uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve zamanaşımı süresi dolmadan dava açıldığı halde olayda uygulanma yeri olmayan 6102 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinde düzenlenen haksız rekabet için geçerli olan 1 yıllık zamanaşımı süresi dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un (4054 sayılı Kanun) 56 ncı maddesinde anılan Kanun'un 4 üncü maddesi kapsamındaki anlaşma ve kararların geçersiz olduğu, bu anlaşmalardan ve kararlardan doğan edimlerin ifasının istenemeyeceğinin düzenlendiği, bu düzenlemenin emredici norm niteliğinde olduğu, dava dışı şirketin esas sözleşmesinin 12 nci maddesinde yer alan rekabet yasağı hükmünün Rekabet Kurulu'nun 2017/4-60 dosya sayılı, 08.02.2018 tarihli kararıyla;

diğer ortakların davacı şirketle rekabet etmesini engellediği, 4054 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi kapsamında olduğu sonucuna varılarak, davacının söz konusu esas sözleşme hükmünün 4054 sayılı Kanun'a aykırı olmadığına dair menfi tespit belgesi verilmesi talebinin reddine, söz konusu hükmün esas sözleşmeden kaldırılması için Başkanlığın görevlendirilmesine karar verildiği, söz konusu esas sözleşme hükmünün 03.04.2019 tarihinde ortaklar kurulu kararıyla esas sözleşmeden çıkarıldığı, davacının da herhangi bir muhalefet ileri sürmediği, bu durumda Rekabet Kurulu'nun anılan 08.02.2018 tarihli kararı dikkate alındığında davacının dayanağı olan esas sözleşme hükmünün 4054 sayılı Kanun'daki emredici düzenlemelere aykırı olduğu, davacının bahsi geçen esas sözleşme hükmüne dayalı olarak talepte bulunamayacağı gibi esas sözleşme değişikliğine herhangi bir muhalefet ileri sürmeyerek iştirak ettiğinden talebinin dürüstlük kuralına uygun olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ İNCELEMESİ

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, sözleşmeye aykırı davranış nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2.4054 sayılı Kanun'un 56 ncı maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin (1) ve (4) numaralı bentleri.

3. Değerlendirme

İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Kanun'un 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI.SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372 nci maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 26.09.2024 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.