Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/2200 E. 2017/4078 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '1 yıllık', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ikrah↗ kesin hükümsüzlük↗ irade fesadı↗ sözleşme serbestisi↗ hisse devri sözleşmesi↗ hükümsüzlüğün tespiti↗ butlan↗ sözleşmenin iptali↗ kişilik hakları↗ emredici hüküm↗ hile↗ hisse devri↗ tbk 99↗ kamu düzeni↗ hak düşürücü süre↗ husumet yokluğu↗ taahhütname↗ dava sebebi↗ kesin hüküm↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, dava konusu hisselerinin davadan önce 2011 yılında davalı şirket tarafından dava dışı ... A.Ş.'ye devredildiği, davacının davadan önceki süreçte hisselerin kime ait olduğunu araştırması ve halen sahibi olan kişiye dava açması gerektiği, davacının HMK 124. maddesinin uygulanmasını istemesinin kabul edilebilir bir sebebe dayanmadığı, kaldı ki HMK 124. maddesi ile taraf eklenmesinin de mümkün olmadığı, davacının hisselerin iadesine dair isteminin muhatabı davalı şirket olmadığından buna ilişkin talebinin husumet yokluğundan reddine; davacının irade fesadına ilişkin iddialarının 1 yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmediği, ayrıca hile ve ikraha ilişkin koşullarının da oluşmadığı gerekçesi ile tazminat talebinin de reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2) Dava, davacı şirketin dava dışı şirketteki hissesinin değerinin çok altında bir bedel ile ve ikrah altında dava dışı bir başka şirkete devredildiği iddiasına dayalı hisse devrine ilişkin sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespiti ve iptali, kâr paylarının işlemiş ve işleyecek faizi ile tahsili, sözleşmenin iptali talebinin kabul edilmemesi halinde uğranılan zararın tazminat olarak tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Yasa koyucu, borç doğuran akitlerin kapsamını belirlemede sözleşme serbestisi ilkesini benimsemekle birlikte, bunun sınırlarını emredici kurallara, ahlaka (adaba) ya da kamu düzenine veya kişisel haklara aykırı bulunmama olarak belirlemiştir. Aynı zamanda, TBK'nın 27 (BK 20). Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu, sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olmasının, diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceği, ancak bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamının kesin olarak hükümsüz olacağı belirtilmiştir.
Gerçekten, hükümsüz olup, geçerli hale getirilemeyen işlemler batıl olup; resen nazara alınır. Yenilik doğurucu bir dava biçiminde butlan davası açmak zorunlu değildir. Butlanı dermeyan eden kişi davacının o konuda bir hakkının mevcut olduğunu kabul etmiyor demektir. Butlan niteliği itibariyle mutlak sonuç doğurur. Keza butlan, akdin bir bölümüne ilişkin de olabilir.
Emredici hukuk kuralları, uyulması zorunlu kurallardır. Yasaya aykırılık durumu, özellikle cezayı gerektiriyorsa, borçlu tarafından taahhüt edilen hareket tarzı batıl olur. Ahlak ve adaba aykırılıkta amaçlanan sosyal ve ekonomik ahlaktır. Hatta ahlak ve adaba aykırı sonuç doğuran ya da kolaylaştıran borçlandırıcı akitler de batıl sayılmalıdır. Ayrıca kişisel veya ekonomik hürriyeti kabul edilmez derecede ya da olağanüstü bir biçimde sınırlayan sözleşmeler ahlak ve adaba aykırı düşer. Sözleşmeye bağlanan sınırlamalar, borçlunun kişilik ve bekası için zorunlu olan koşulları olağanüstü şekilde tehlikeye düşürmemeli, onun için katlanılamaz ve çökertici bir düzeye gelmemelidir. Yoksa kişi ekonomik özgürlüğünü yitirir ve alacaklının mutlak iradesine tabi duruma gelir. Onun için yasa birçok özel hükümle borçlunun tahammül edilemeyecek borçlarını tenzil ve refedilmesine izin vermiştir.
Somut olayda, davacı şirket hisselerinin davalı tarafından gerçek değerinin oldukça altında bir bedelle satın alındığını, taraf edimleri arasında aşırı nispetsizlik bulunduğunu ileri sürmüş olup, edimler arasında aşırı nispetsizlik bulunan sözleşmelerin ahlaka aykırı olduğu, kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi bu durumda ise hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman dava açılabileceği gözetilmek suretiyle, işin esasına girilerek bir değerlendirme yapılması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken davanın reddi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/9624 E. 2011/2059 K.
Ortak:butlan · emredici hüküm · kamu düzeni · taahhütname
İncelediğiniz karardaYasa koyucu, borç doğuran akitlerin kapsamını belirlemede «sözleşme serbestisi» ilkesini benimsemekle birlikte, bunun sınırlarını «emredici» kurallara, ahlaka (adaba) ya da «kamu düzenine» veya kişisel haklara aykırı bulunmama olarak belirlemiştir.
Kanunun «emredici» hükümlerine, ahlaka, «kamu düzenine», «kişilik haklarına» aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin «kesin» olarak hükümsüz olduğu, sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olmasının, diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceği, ancak bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamının kesin olarak hükümsüz olacağı belirtilmiştir.
Yenilik doğurucu bir dava biçiminde «butlan» davası açmak zorunlu değildir.
Benzer bu karardaYasa koyucu, borç doğuran akitlerin kapsamını belirlemede akit serbestisi ilkesini benimsemekle (BK’nun 19/1.) birlikte, bunun sınırlarını «emredici» kurallara, ahlaka (adaba) yada «kamu düzenine» veya kişisel haklara aykırı bulunmama olarak (BK 19/2) belirlemiştir.
Yenilik doğurucu bir dava biçiminde «butlan» davası açmak zorunlu değildir.
Keza «butlan», akdin bir bölümüne ilişkin de olabilir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mutlak butlan · gecikme faizi · akdi faiz · kira sözleşmesi · cezai şart · temerrüt faizi · temerrüt · e-defter
Benzer bu karardaBu itibarla, mahkemece sözleşmede yer alan günlük %5 «gecikme faizi» uygulanacağına ilişkin düzenlemenin «mutlak butlan» ile malul olduğunun kabulü ile daha makul bir «temerrüt faizinin» belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalıya ait «defterlerde» davacıya 28.412,99 YTL borçlu olunduğunun kayıtlı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne, 6.000 YTL’nın 08.06.2006 tarihinden itibaren günlük %5 «akdi faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline, «cezai şart» isteminin reddine karar verilmiştir.
Dava, araç «kira sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Somut olayda, davacıya ait 6 aracın davalı tarafından kiralanmasına ilişkin yazılı sözleşme yapıldığı ve kira bedelinin ödenmesine ilişkin 5. maddesinde davacı tarafından düzenlenen faturaların 5 gün içinde davalı tarafından ödeneceği, aynı maddenin b bendinde ise ödemenin gecikmesi halinde %5 oranında günlük «gecikme faizinin» uygulanacağı düzenlenmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/565 E. 2021/5340 K.
Ortak:kesin hükümsüzlük · hükümsüzlüğün tespiti · sözleşmenin iptali · hisse devri · hak düşürücü süre · kesin hüküm · dava şartı · hak düşürücü süre
İncelediğiniz kararda2) Dava, davacı şirketin dava dışı şirketteki hissesinin değerinin çok altında bir bedel ile ve «ikrah» altında dava dışı bir başka şirkete devredildiği iddiasına dayalı «hisse devrine» ilişkin sözleşmenin «hükümsüzlüğünün tespiti» ve iptali, kâr paylarının işlemiş ve işleyecek faizi ile tahsili, «sözleşmenin iptali» talebinin kabul edilmemesi halinde uğranılan zararın tazminat olarak tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
… lındığını, taraf edimleri arasında aşırı nispetsizlik bulunduğunu ileri sürmüş olup, edimler arasında aşırı nispetsizlik bulunan sözleşmelerin ahlaka aykırı olduğu, «kesin hükümsüzlük» yaptırımına tabi bu durumda ise «hak düşürücü süreye» tabi olmaksızın her zaman dava açılabileceği gözetilmek suretiyle, işin esasına girilerek bir değerlendirme yapılması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi g …
… elerin kime ait olduğunu araştırması ve halen sahibi olan kişiye dava açması gerektiği, davacının HMK 124. maddesinin uygulanmasını istemesinin kabul edilebilir bir «sebebe» dayanmadığı, kaldı ki HMK 124. maddesi ile taraf eklenmesinin de mümkün olmadığı, davacının hisselerin iadesine dair isteminin muhatabı davalı şirket olmadığından buna ilişkin talebinin «husumet yokluğundan» reddine; davacının «irade fesadına» ilişkin iddialarının 1 yıllık «hak düşürücü süre» içinde ileri sürülmediği, ayrıca «hile» ve «ikraha» ilişkin koşullarının da oluşmadığı gerekçesi ile tazminat talebinin de reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda2-Dava, davacı şirketin dava dışı şirketteki hissesinin değerinin çok altında bir bedel ile davalı şirkete devredildiği iddiasına dayalı «hisse devrine» ilişkin sözleşmenin «hükümsüzlüğünün tespiti» ve iptali, kâr paylarının işlemiş ve işleyecek faizi ile tahsili, «sözleşmenin iptali» talebinin kabul edilmemesi halinde uğranılan zararın tazminat olarak tahsili istemine ilişkindir.
… lındığını, taraf edimleri arasında aşırı nispetsizlik bulunduğunu ileri sürmüş olup, edimler arasında aşırı nispetsizlik bulunan sözleşmelerin ahlaka aykırı olduğu, «kesin hükümsüzlük» yaptırımına tabi bu durumun ise «hak düşürücü süreye» tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği gözetilmek suretiyle, işin esasına girilerek bir değerlendirme yapılması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi …
Mahkemece bozmaya uyulduğuna ve tarafların raporlara karşı teknik itirazları olduğuna ve göre sermaye piyasasında, şirket değerlendirme konusunda ve «hisse devrine» konu şirketin faaliyet gösterdiği sektörde uzman birer bilirkişiden oluşan yeni bir bilirkişi heyetinden itirazların «denetime elverişli» olacak şekilde karşılandığı, sunulan «uzman görüşlerinin» değerlendirildiği şekilde rapor alınıp davacı şirkete ait hisselerin satış tarihi itibariyle şirket değerlendirme esas ve yöntemlerine göre değerlerinin belirlenmesi, davalı şirketin davacıdan aldığı hisseleri dava dışı şirkete sattığı tarih itibariyle şirketin ulaştığı yeni durum ve dolayısıyla şirketin yeni durumuna ve aradan geçen zamandaki enflasyona vs. göre hisse değerine etki eden tüm hususlar gözetilerek dava konusu hisse satışında satış tarihi itibariyle tarafların edimleri arasında «kesin hükümsüzlük» sebeplerinden olan ahlaka aykırılık derecesinde bir nispetsizlik bulunup bulunmadığının tespiti ile ulaşılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu yönden davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:uzman görüşü · denetime elverişlilik · eksik inceleme
Benzer bu karardaMahkemece bozmaya uyulduğuna ve tarafların raporlara karşı teknik itirazları olduğuna ve göre sermaye piyasasında, şirket değerlendirme konusunda ve «hisse devrine» konu şirketin faaliyet gösterdiği sektörde uzman birer bilirkişiden oluşan yeni bir bilirkişi heyetinden itirazların «denetime elverişli» olacak şekilde karşılandığı, sunulan «uzman görüşlerinin» değerlendirildiği şekilde rapor alınıp davacı şirkete ait hisselerin satış tarihi itibariyle şirket değerlendirme esas ve yöntemlerine göre değerlerinin belirlenmesi, davalı şirketin davacıdan aldığı hisseleri dava dışı şirkete sattığı tarih itibariyle şirketin ulaştığı yeni durum ve dolayısıyla şirketin yeni durumuna ve aradan geçen zamandaki enflasyona vs. göre hisse değerine etki eden tüm hususlar gözetilerek dava konusu hisse satışında satış tarihi itibariyle tarafların edimleri arasında «kesin hükümsüzlük» sebeplerinden olan ahlaka aykırılık derecesinde bir nispetsizlik bulunup bulunmadığının tespiti ile ulaşılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu yönden davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
… müş, ayrıca taraflarca bilirkişi raporlarının alınmasından önce ve sonra çeşitli uzman görüşleri de dosyaya sunulmuş olmasına rağmen, tarafların itirazları Yargıtay «denetimine elverişli» olacak şekilde karşılanmamıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/301 E. 2024/2275 K.
Ortak:kesin hükümsüzlük · butlan · kesin hüküm · dava şartı
İncelediğiniz kararda… lındığını, taraf edimleri arasında aşırı nispetsizlik bulunduğunu ileri sürmüş olup, edimler arasında aşırı nispetsizlik bulunan sözleşmelerin ahlaka aykırı olduğu, «kesin hükümsüzlük» yaptırımına tabi bu durumda ise «hak düşürücü süreye» tabi olmaksızın her zaman dava açılabileceği gözetilmek suretiyle, işin esasına girilerek bir değerlendirme yapılması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi g …
Kanunun «emredici» hükümlerine, ahlaka, «kamu düzenine», «kişilik haklarına» aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin «kesin» olarak hükümsüz olduğu, sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olmasının, diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceği, ancak bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamının kesin olarak hükümsüz olacağı belirtilmiştir.
Yenilik doğurucu bir dava biçiminde «butlan» davası açmak zorunlu değildir.
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin 04.11.2003 tarihli «olağanüstü genel kurul» toplantısında «sermaye artırım» kararı alındığını, davalı şirketin «yönetim kurulu» üyeleri olan ..., ... ve ...'in aynı zamanda davacı odanın da yönetim kurulu üyesi olduklarını, dava konusu sermaye arttırım kararı öncesi davalının büyük ortağı olan müvekkilinin 240.000,00 TL'lik «rüçhan hakkına» karşılık sadece 20.000,00 TL'lik kısmı için rüçhan hakkı kullandığını, bu kararla müvekkilinin toplam sermayedeki «payının» %60'dan %16'ya düştüğünü, büyük ortak olma hakkını kaybettiğini, buna karşılık davacının oda başkanı olan ve aynı zamanda davalı şirketin de yönetim kurulu başkanı olan ...'un bu hakkı kendi şahsı lehine kullanarak ana sermayedeki payının %8'den %52'ye çıkardığını ve şirketin büyük ortağı haline geldiğini, müvekkilinin rüçhan hakkını karşılayabilecek kadar nakit varlığının bulunmadığını, sermaye artırımının ahlaka aykırı olduğunu, amacın müvekkili odanın pay oranını düşürmek ve büyük hissedar haline gelmek olduğunu, davalı yöneticilerinin «zimmet» suçundan yargılandığını, müvekkilinin yönetiminin değişmesi üzerine işbu davanın açılabildiğini, ahlaka ve adaba aykırı olan genel kurul kararlarının «kesin hükümsüz» olduklarını ileri sürerek davalı şirketin 14.11.2003 tarihinde yapmış olduğu olağanüstü genel kurul toplantısında alınan (3) nolu sermaye arttırım kararının «mutlak butlan» ile batıl olduğunun tespitine, karar verilmesini talep etmiştir.
İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; önceki açılan «butlan» davasından «feragat» edildiğini ve bunun «kesin» hüküm gibi sonuç doğuracağını, ceza davasındaki tespitlerin de işbu davada dikkate alınamayacağını, «zimmet» suçunun oluşmadığını, «sermaye artırımının» zorunlu olduğunu, mahkemece artırımın gerçek ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi gerektiğini, davacının davalı aleyhine dava açma şansının davacı «tüzel kişilikte» yönetim değişikliği ile doğduğunu beyan ettiğini, davacının tüzel kişiye «kayyım atanması» için başvurarak bu davayı daha önce de açabileceğini, ayrıca, davacının tüzel kişiliği denetlemekle «görevli» olan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na başvurarak bu sakıncaların giderilmeşini isteyebileceğini, davacının sermaye artırımına katılmasının mümkün olmadığını, davac …
… ERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile genel kurul kararının alındığı tarihte davalı şirket ile davacı odanın «yönetim kurulu» üyelerinin aynı olduğu gibi ...'un hem davacının hem de davalının yönetim kurulu başkanı olduğu, söz konusu «olağanüstü genel kurulda» alınan sermaye artış kararı ile «rüçhan hakkının» bir kısmının kullanılmasına ilişkin kararın ...'un payını arttırdığı, davacı odanın payını düşürdüğü, davacı odanın nakit varlığı nedeniyle sermaye arttırımına katılamayacağının yönetim kurulu üyelerince bilindiği, bu şekilde «sermaye artırımı» yapılarak ...'un «payının» %8'den %52'ye çıkarılarak «hakim ortak» konuma geldiği, davacı odanın ise payının %60'dan %16'ya düşürülmesine yol açıldığı, bu sermaye arttırım kararının davacının zararına olduğu, yönetim kurulu başkanının menfaat sağlama amacı güttüğü, bu kapsamda söz konusu genel kurul toplantısında alınan sermaye arttırımına ilişkin kararın ahlaka ve adaba aykırı olduğu, işbu davayı açmakta davacının «hukuki yararının» bulunduğu, davacı odanın yönetim kurulu üyelerinin değişmesi üzerine bu davanın açılmasında «hakkın kötüye kullanılmasının» söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin 14.11.2003 tarihinde yapmış olduğu olağanüstü genel kurul toplantısında alınan (3) no.lu sermaye arttırım kararının «mutlak butlanla» batıl olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:rüçhan hakkı · mutlak butlan · hakim ortak · kayyım atanması · eda davası · zimmet · kayyım · hakkın kötüye kullanılması
Benzer bu kararda… ERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile genel kurul kararının alındığı tarihte davalı şirket ile davacı odanın «yönetim kurulu» üyelerinin aynı olduğu gibi ...'un hem davacının hem de davalının yönetim kurulu başkanı olduğu, söz konusu «olağanüstü genel kurulda» alınan sermaye artış kararı ile «rüçhan hakkının» bir kısmının kullanılmasına ilişkin kararın ...'un payını arttırdığı, davacı odanın payını düşürdüğü, davacı odanın nakit varlığı nedeniyle sermaye arttırımına katılamayacağının yönetim kurulu üyelerince bilindiği, bu şekilde «sermaye artırımı» yapılarak ...'un «payının» %8'den %52'ye çıkarılarak «hakim ortak» konuma geldiği, davacı odanın ise payının %60'dan %16'ya düşürülmesine yol açıldığı, bu sermaye arttırım kararının davacının zararına olduğu, yönetim kurulu başkanının menfaat sağlama amacı güttüğü, bu kapsamda söz konusu genel kurul toplantısında alınan sermaye arttırımına ilişkin kararın ahlaka ve adaba aykırı olduğu, işbu davayı açmakta davacının «hukuki yararının» bulunduğu, davacı odanın yönetim kurulu üyelerinin değişmesi üzerine bu davanın açılmasında «hakkın kötüye kullanılmasının» söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin 14.11.2003 tarihinde yapmış olduğu olağanüstü genel kurul toplantısında alınan (3) no.lu sermaye arttırım kararının «mutlak butlanla» batıl olduğunun tespitine karar verilmiştir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin 04.11.2003 tarihli «olağanüstü genel kurul» toplantısında «sermaye artırım» kararı alındığını, davalı şirketin «yönetim kurulu» üyeleri olan ..., ... ve ...'in aynı zamanda davacı odanın da yönetim kurulu üyesi olduklarını, dava konusu sermaye arttırım kararı öncesi davalının büyük ortağı olan müvekkilinin 240.000,00 TL'lik «rüçhan hakkına» karşılık sadece 20.000,00 TL'lik kısmı için rüçhan hakkı kullandığını, bu kararla müvekkilinin toplam sermayedeki «payının» %60'dan %16'ya düştüğünü, büyük ortak olma hakkını kaybettiğini, buna karşılık davacının oda başkanı olan ve aynı zamanda davalı şirketin de yönetim kurulu başkanı olan ...'un bu hakkı kendi şahsı lehine kullanarak ana sermayedeki payının %8'den %52'ye çıkardığını ve şirketin büyük ortağı haline geldiğini, müvekkilinin rüçhan hakkını karşılayabilecek kadar nakit varlığının bulunmadığını, sermaye artırımının ahlaka aykırı olduğunu, amacın müvekkili odanın pay oranını düşürmek ve büyük hissedar haline gelmek olduğunu, davalı yöneticilerinin «zimmet» suçundan yargılandığını, müvekkilinin yönetiminin değişmesi üzerine işbu davanın açılabildiğini, ahlaka ve adaba aykırı olan genel kurul kararlarının «kesin hükümsüz» olduklarını ileri sürerek davalı şirketin 14.11.2003 tarihinde yapmış olduğu olağanüstü genel kurul toplantısında alınan (3) nolu sermaye arttırım kararının «mutlak butlan» ile batıl olduğunun tespitine, karar verilmesini talep etmiştir.
İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; önceki açılan «butlan» davasından «feragat» edildiğini ve bunun «kesin» hüküm gibi sonuç doğuracağını, ceza davasındaki tespitlerin de işbu davada dikkate alınamayacağını, «zimmet» suçunun oluşmadığını, «sermaye artırımının» zorunlu olduğunu, mahkemece artırımın gerçek ihtiyaçtan kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespit edilmesi gerektiğini, davacının davalı aleyhine dava açma şansının davacı «tüzel kişilikte» yönetim değişikliği ile doğduğunu beyan ettiğini, davacının tüzel kişiye «kayyım atanması» için başvurarak bu davayı daha önce de açabileceğini, ayrıca, davacının tüzel kişiliği denetlemekle «görevli» olan Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na başvurarak bu sakıncaların giderilmeşini isteyebileceğini, davacının sermaye artırımına katılmasının mümkün olmadığını, davac …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; «eda davası» açma olanağı varken «tespit davası» açılamacağını, davacının tespit davası açmasında da «hukuki yararı» bulunmadığını, davacının şirket ortağı olduğunu, 14.11.2003 günlü genel kurulun gündeminin üçüncü maddesinde sermaye arttırımının görüşüldüğünü ve karara bağlandığını, davacıyı zarara uğratmak amacıyla yapılmış bir davranış bulunmadığını, davacı şirketin sermaye arttırımına katılmadığını ve sermayedeki pay oranının düştüğünü, dava dışı ...'un sermaye arttırımı nedeniyle elde ettiği payların bedelini şirkete bizzat ödediğini, söz konusu kararın alındığı tarihte davacının «yönetim kurulu» üyesi olduğunu, «sermaye artırım» kararının zorunluluktan doğduğunu, davacının buna katılmasına yasal ve mali olanaklarının el vermediğini, davacının bir hakkı varsa bu dava yoluyla değil o günkü yönetim kuruluna karşı açacağa «tazminat davası» ile sağlaması gerektiğini, davacı müvekkili şirkete vermiş olduğu yazılı beyanı ile «rüçhan hakkının» bir kısmını kullanacağını bir kısmını kullanmayacağını bildirdiğini, bu durumda davacının rüçhan hakkını kullanmamasının davacı odanın yönetim kurulunun bilgisi ve …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/2200 E. , 2017/4078 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...
5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16.04.2015 tarih ve 2014/1054-2015/280 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 28.02.2017 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. ... ile Av. ..., davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, ... Elektrik Su Dağıtım A.Ş.'nin ... Holding A.Ş., ... Taahhüt A.Ş., ... Enerji Turizm Taş. San. ve Tic. Ltd. Şti, ... ve ... isimli hakiki ve hükmi şahıslarla kurulduğunu, ... A.Ş.'nin bilahare ... A.Ş olarak isim değiştirdiğini, müvekkili şirketin ... A.Ş.'de %29,5 hissesinin bulunduğunu, aile şirketi olan müvekkil şirkette ...'un hem kurucu, hem de hakim pay sahibi, aynı zamanda müvekkili şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu, aynı dönemde ... A.Ş.'nin de yönetim kurulu üyeliğini yürüttüğünü, ...'un yasa dışı delillere dayınalarak yapılan bir operasyonla 23.09.2008 tarihinde gözaltına alındığını ve bilahare tutuklandığını, tüm malvarlığı üzerine ... Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'nce 26.09.2008 tarih ve 2008/778 D.İş sayılı karar ile ihtiyati tedbir konulduğunu, tüm malvarlığı içinde bir daire ile ...
Taahhüt A.Ş.'deki hisseleri olmak üzere iki kalem üzerine tedbir uygulanmadığını, sonrasında 12.03.2014 tarihinde tahliye edildiğini, yaklaşık 5,5 yıllık bu süre zarfında işinin başından ve şirketleri ile mal varlığının fiilen idaresinden uzak tutulduğunu, ...'un tutuklu olduğu zaman dilimi içerisinde 01.05.2009 tarihinde müvekkili şirket ile ... Danışmanlığı A.Ş arasında "Danışmanlık Hizmet Sözleşmesi" imzalandığını, sözleşmenin konusunun ... A.Ş.'nin elinde bulundurduğu ... A.Ş. hisselerine yerli veya yabancı bir finansal ve/veya stratejik yatırımcı/yatırımcı grubun yapacağı yatırımlar yönünden danışmanlık hizmeti vermek olduğunu, 06.04.2010 tarihinde ... A.Ş İcra Kurulu'nun yaptığı toplantıda müvekkili şirketin ...
A.Ş.'deki hisselerine ilişkin olarak "..."den ... Firması aracılığı ile imzasız bir teklif iletildiğini, teklifte yatırım değerinin 40.000.000 ABD Doları olduğunun belirtildiğini, bu teklifin gayri ciddi olduğu kanaatine varıldığının ifade edildiğini, 19.04.2010 tarihinde ... A.Ş. İcra Kurulu, ... A.Ş. vasıtasıyla ... A.Ş.'nin sahip olduğu ... A.Ş.'nin hisselerinin satışı konusunda ... ve ... şirketlerine teklifte bulunulması kararı alındığını, teklifin ana hatlarıyla ... A.Ş.'nin toplam değerinin 65 Milyon ABD Doları olduğu, ... A.Ş. yönünden çeşitli sebeplere dayanan 10 milyon ABD Doları tutarında mali risklerin bulunduğu, bu bedelin 18 ay süre ile ihtiyat fonunda tutulması, 18 aylık sürenin sonunda risklerin gerçekleşmesine bağlı olarak kısmen veya tamamen ...
A.Ş.'ye ödenmesi şeklinde olduğunu, ... Elektrik Su Dağıtım A.Ş. hisselerinin Satım ve Satın Alımı Taahhüdü Sözleşmesi ile 04.05.2010 tarihinde müvekkili şirket ile ... Şirketi'nin ... A.Ş.'ye ... A.Ş.'deki hisselerinin tamamını 25.591.500 ABD Doları karşılığında satıldığını, bu şekilde müvekkili şirketin ... A.Ş.'deki hissesinin 16.062.750 ABD Doları karşılığında ... A.Ş.'ye satıldığını, sonrasında hisselerin devri için gerekli işlemlerin gerçekleştirildiğini, hisse devrine ilişkin sözleşmenin muhtelif nedenlerle muallel olduğunu, ...'un aile fertleri ve yakın çalışma arkadaşlarından oluşan ... A.Ş. imza yetkilileri ve icra kurulu üyelerine çeşitli psikolojik ve manevi baskılar yapılarak iradeleri ifsad edilmek sureti ile devir ve satışın baskı ve korkutma yoluyla gerçekleştirildiğini, ...Holding A.Ş.'nin %26,6 nispetindeki hissesinin 75 milyon ABD Doları bedelle yaklaşık 5 kat bir rakamla ...
A.Ş.'ye satıldığını, bu durumun kötü niyetin ve aracı firmanın yetkilerini kötüye kullandığının açık delili olduğunu, ... Şirketi yetkilisi ...'nin aynı zamanda ... Şirketi'nin de danışmanlığını yaptığını, böylece menfaat çatışması bulunan hukuki ilişki içerisinde hak ve yetkilerini kötüye kullanarak hiselerin mümkün olduğunca düşük bir fiyatla pazarlanmasına sebep olduğunu, ...'un her nasıl ise yalnızca ... A.Ş.'ye ait bir apartman dairesi ile ... A.Ş.'deki hisseleri üzerine tedbir konulmadığını, bu durumun hisselerin yok pahasına satışının gerçekleşmesine yönelik planlarla ilgili olabileceğinin aşikar olduğunu, ...'a yönelik operasyon ve tutuklamanın belli bir sermaye kesiminin istekleri ve baskıları sonucunda gerçekleştirildiğinin de basına yansıyan haberlere vuzuha kavuştuğunu, satış sözleşmesinde edimler arasında açık oransızlık bulunduğunu, bu durumunda TMK 2.
maddesine aykırı bulunduğunu, davalı taraf ve onun temsilcileri ile ... A.Ş.'nin hileli ve hataya yol açan davranışlarla müvekkili şirketi yanılttıklarını, yapılan hata ve hilenin akit tarihinde müvekkili şirket ve temsilcileri tarafından bilinmesinin mümkün olmadığını, duruma bilahare muttali olduklarını, özellikle 3. kişinin hilesi nedeniyle esaslı yanılmanın olduğunu, bedelin düşüklüğünün sözleşmenin ahlaka aykırı olduğunu gösterdiğini ileri sürerek, hisse devrine ilişkin sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespiti ve iptalini, kâr paylarının işlemiş ve işleyecek faizi ile tahsiline, davanın açıldığının EPDK'ya bildirilmesine, sözleşmenin iptali talebinin kabul edilmemesi halinde uğranılan zararın tazminat olarak tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili, dava konusu hisselerin dava dışı şirkete devir edildiği gerekçesiyle husumet itirazında bulunduktan sonra, dava dilekçesinde belirtilen hususların ticari ahlakı ve hukuki güvenliği hiçe saydığını, gerçekleri çarpıttığını, davanın hak düşürücü süreye tabi olduğunu bu nedenle reddedilmesi gerektiğini, hisse devir bedelinin, işlemin yapıldığı tarihte mevcut şartlar dikkate alındığında son derece makul olduğunu, aşırı yararlanmanın söz konusu olmadığını, şirket hisselerine ilişkin düzenlenen raporların 2008 yılının son aylarında başlayan küresel mali krizden önce düzenlendiğini, ... A.Ş.'den de aynı hisse birim fiyatı ile hisselerin alındığını, anılan şirketce herhangi bir itiraz gelmediğini, açılan davanın mesnetsiz ve zorlama bir dava olduğunu, müvekkili şirketin ...
Holding A.Ş.'nin %26,6 oranındaki payı için değil, %50 oranındaki payı için 75 Milyon USD ödeme yaptığını, davacı tarafın olayları çarpıttığını, ayrıca satış tarihleri arasında iki yıldan fazla bir süre bulunduğunu, psikolojik baskı ve korkutma iddilarının tamamen gerçek dışı olduğunu, ...'un tutuklanmasına neden olan olayların ve soruşturmanın müvekkili ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, ceza yargılamasında ...'un kişisel mallarına tedbir konulabileceğini, ... A.Ş.'nin malvarlığına tedbir konulmasının teknik olarak mümkün olamayacağını, müvekkili şirkete yönelik karanlık güçlerle ilişkisinin bulunduğu iddialarının gerçek dışı bulunduğunu, hata ve hile iddialarının da tamamen mesnetsiz olduğunu dava konusu hisse devir işleminde ...
Finans Yatırım Danışmanlığı A.Ş.-...'nin iki tarafın birden danışmanlığını yürütmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacının açıkça kötüniyetli hareket ettiğini, ...'un tutukluluk halinin davacı şirket tarafından irade sakatlığı nedenlerine dayanak gösterilemeyceğini, davacının tacir statüsünde ticari şirket olarak gabin/aşırı yararlanma iddiasında bulunma hakkına sabih olmadığını, sözleşmeyi akdetmeden önce araştırma yapmak yükümlülüğü altında olduğnu, devir sözleşmesi imzalanırken ... tutuklu olsa da şirketin yasal organları ve yönetim kurulunun görevinin başında olduğunu, tutukluluk halinin hata ve hileye uğrama sebebi olarak gösterilemeyceğini, şirket açısından müzayaka hali ve iradeyi ifsad edecek bir baskı ve korku hali yarattığının kabul edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, dava konusu hisselerinin davadan önce 2011 yılında davalı şirket tarafından dava dışı ... A.Ş.'ye devredildiği, davacının davadan önceki süreçte hisselerin kime ait olduğunu araştırması ve halen sahibi olan kişiye dava açması gerektiği, davacının HMK 124. maddesinin uygulanmasını istemesinin kabul edilebilir bir sebebe dayanmadığı, kaldı ki HMK 124. maddesi ile taraf eklenmesinin de mümkün olmadığı, davacının hisselerin iadesine dair isteminin muhatabı davalı şirket olmadığından buna ilişkin talebinin husumet yokluğundan reddine; davacının irade fesadına ilişkin iddialarının 1 yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmediği, ayrıca hile ve ikraha ilişkin koşullarının da oluşmadığı gerekçesi ile tazminat talebinin de reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2) Dava, davacı şirketin dava dışı şirketteki hissesinin değerinin çok altında bir bedel ile ve ikrah altında dava dışı bir başka şirkete devredildiği iddiasına dayalı hisse devrine ilişkin sözleşmenin hükümsüzlüğünün tespiti ve iptali, kâr paylarının işlemiş ve işleyecek faizi ile tahsili, sözleşmenin iptali talebinin kabul edilmemesi halinde uğranılan zararın tazminat olarak tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir.
Yasa koyucu, borç doğuran akitlerin kapsamını belirlemede sözleşme serbestisi ilkesini benimsemekle birlikte, bunun sınırlarını emredici kurallara, ahlaka (adaba) ya da kamu düzenine veya kişisel haklara aykırı bulunmama olarak belirlemiştir. Aynı zamanda, TBK'nın 27 (BK 20). Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu, sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olmasının, diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceği, ancak bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamının kesin olarak hükümsüz olacağı belirtilmiştir.
Gerçekten, hükümsüz olup, geçerli hale getirilemeyen işlemler batıl olup; resen nazara alınır. Yenilik doğurucu bir dava biçiminde butlan davası açmak zorunlu değildir. Butlanı dermeyan eden kişi davacının o konuda bir hakkının mevcut olduğunu kabul etmiyor demektir. Butlan niteliği itibariyle mutlak sonuç doğurur. Keza butlan, akdin bir bölümüne ilişkin de olabilir.
Emredici hukuk kuralları, uyulması zorunlu kurallardır. Yasaya aykırılık durumu, özellikle cezayı gerektiriyorsa, borçlu tarafından taahhüt edilen hareket tarzı batıl olur. Ahlak ve adaba aykırılıkta amaçlanan sosyal ve ekonomik ahlaktır. Hatta ahlak ve adaba aykırı sonuç doğuran ya da kolaylaştıran borçlandırıcı akitler de batıl sayılmalıdır. Ayrıca kişisel veya ekonomik hürriyeti kabul edilmez derecede ya da olağanüstü bir biçimde sınırlayan sözleşmeler ahlak ve adaba aykırı düşer. Sözleşmeye bağlanan sınırlamalar, borçlunun kişilik ve bekası için zorunlu olan koşulları olağanüstü şekilde tehlikeye düşürmemeli, onun için katlanılamaz ve çökertici bir düzeye gelmemelidir. Yoksa kişi ekonomik özgürlüğünü yitirir ve alacaklının mutlak iradesine tabi duruma gelir.
Onun için yasa birçok özel hükümle borçlunun tahammül edilemeyecek borçlarını tenzil ve refedilmesine izin vermiştir.
Somut olayda, davacı şirket hisselerinin davalı tarafından gerçek değerinin oldukça altında bir bedelle satın alındığını, taraf edimleri arasında aşırı nispetsizlik bulunduğunu ileri sürmüş olup, edimler arasında aşırı nispetsizlik bulunan sözleşmelerin ahlaka aykırı olduğu, kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi bu durumda ise hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman dava açılabileceği gözetilmek suretiyle, işin esasına girilerek bir değerlendirme yapılması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken davanın reddi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.480,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 04.07.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/355403100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz