Tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2016/790 E. 2017/619 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
akdi ilişkinin ispatı↗ hmk 200↗ tanık delili↗ irsaliye↗ ticari defter kayıtları↗ taşıma sözleşmesi↗ ispat yükü↗ ticari defter↗ fatura↗ menfi tespit↗ teslim↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, tarafların ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu, davacı defterlerine göre davalıya borçlu olmadığı ve aralarında herhangi bir ticari irtibat bulunmadığı, davalı defterlerinde ise, davacının davalıya 3.186,00 TL borçlu olduğunun görüldüğü, bu kapsamda tanık beyanları dikkate alındığında, davalı firmada şoförlük yapan tanıkların beyanlarından davalının nakliye firması olduğu, nakliye firmasında şoför olarak çalıştıkları, davacı firmaya ait meyve sularını ... ve ...'dan yükleyerek ...'a götürdükleri, davalı tarafından sunulan ve tanık ... tarafından imzalanan taşıma irsaliyelerinde yapılan nakliye işinin açıkça görüldüğü ayrıca, davaya konu icra dosyasında verilen tedbir kararı ile takibin durduğu gerekçesiyle, davanın reddi ile takip konusu 3.186,00 TL asıl alacağın %20'si oranında tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, taşıma ücretine dayalı faturanın tahsili için başlatılan takip dolayısıyla borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, 4721 sayılı TMK'nın 6. maddesi uyarınca kural olarak bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran; iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur. İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu, ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin varlığını kanıtlamak durumundadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/02/2015 tarih, 2013/19-1362 E-2015/826 K. sayılı, 20/04/2016 tarih, 2014/13-856 E-2016/523 K.)
Somut olayda, davalı alacaklı tarafça faturaya dayalı icra takibi başlatılmış ise de, tek taraflı olarak fatura düzenlenip, ticari defterlere kaydedilmesi akdi ilişkinin varlığını ispata yeterli değildir. Zira, dosya kapsamı itibariyle anılan faturanın davacıya tebliğ edildiğine dair bir belge bulunmadığı gibi, taraf ticari defterlerinin bilirkişi marifetiyle incelenmesi neticesinde takip konusu faturanın davacı ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı da tespit edilmiştir. Ayrıca, ancak akdi ilişkinin ispatı halinde mal teslimi hususunda tanık dinlenebileceğinden, akdi ilişki, uyuşmazlık kapsamında ise, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin varlığının tanık delili ile ispatı mümkün olmayıp, 6100 sayılı HMK'nın 200. maddesi uyarınca yazılı delille kanıtlanması gerekmektedir. Bu itibarla, mahkemece anılan hususlar nazara alınmaksızın hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/4836 E. 2011/15880 K.
Ortak:menfi tespit
İncelediğiniz karardaİspat yüküne ilişkin bu genel kural, «menfi tespit» davaları için de geçerlidir.
Yani, «menfi tespit» davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, «ispat yükü» bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır.
Görülmektedir ki, «menfi tespit» davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını «ispat yükü» davalı alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin varlığını kanıtlamak durumundadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/02/2015 tarih, 2013/19-1362 E-2015/826 K. sayılı, 20/04/2016 tarih, 2014/13-856 E-2016/523 K.) Somut olayda, davalı alacaklı tarafça faturaya dayalı icra takibi başlatılmış ise de, tek taraflı olarak «fatura» düzenlenip, «ticari defterlere» kaydedilmesi akdi ilişkinin varlığını ispata yeterli değildir.
Benzer bu kararda2-Ancak, mahkemece davalı şirketin kötü niyetli takip yaptığından bahisle, davacı lehine tazminata hükmedilmiş ise de «menfi tespit» davasında, dava borçlu lehine sonuçlandığında borçluyu «menfi tespit davası» açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, davacının talebi üzerine «inkar tazminatına» hükmedileceği İİK'nun 72/5. maddesinde hükme bağlanmıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:malen kaydı · menfi tespit davası · kötüniyet tazminatı · tespit davası · kötü niyet tazminatı · kötü niyet · kötüniyet · inkar tazminatı
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm kanıtlara göre, takibe konu senedin üzerinde «malen kaydının» yer aldığının icra dosyası kapsamından anlaşıldığını, kendi dayanağı olan senetteki sebepten ayrılarak elden para verildiği iddiasını ortaya atarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran davalının bu vakıayı ispat etmesi gerektiğini, borcun varlığını inkar eden davalının bedelin para olarak verildiğini ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulü ile davanın icra takibine karşı 20.000 TL bedelli bonodan dolayı borçlu olmadığının tespiti %40 «kötü niyet tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
2-Ancak, mahkemece davalı şirketin kötü niyetli takip yaptığından bahisle, davacı lehine tazminata hükmedilmiş ise de «menfi tespit» davasında, dava borçlu lehine sonuçlandığında borçluyu «menfi tespit davası» açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, davacının talebi üzerine «inkar tazminatına» hükmedileceği İİK'nun 72/5. maddesinde hükme bağlanmıştır.
Bu durumda davalı aleyhine, «kötüniyet tazminatına» hükmedilebilmesi için, yaptığı icra takibinin haksız olması yeterli olmayıp aynı zamanda bu icra takibinin kötü niyetli olarak yapıldığının ispat edilmesi gerekir.
Bu nedenle mahkemece, gerekçesi gösterilmeden «kötü niyet tazminatı» talebinin de kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/11122 E. 2010/2836 K.
Ortak:taşıma sözleşmesi · ispat yükü
İncelediğiniz karardaYani, «menfi tespit» davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, «ispat yükü» bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır.
Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumda «ispat yükü» davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer.
Görülmektedir ki, «menfi tespit» davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını «ispat yükü» davalı alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin varlığını kanıtlamak durumundadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/02/2015 tarih, 2013/19-1362 E-2015/826 K. sayılı, 20/04/2016 tarih, 2014/13-856 E-2016/523 K.) Somut olayda, davalı alacaklı tarafça faturaya dayalı icra takibi başlatılmış ise de, tek taraflı olarak «fatura» düzenlenip, «ticari defterlere» kaydedilmesi akdi ilişkinin varlığını ispata yeterli değildir.
Benzer bu karardaDava, taraflar arasındaki «taşıma sözleşmesinin» erken feshi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bu ilke ışığında, taşıma akdinin sözleşmeye aykırı olarak davalı «taşıtan» tarafından sonlandırıldığını ileri süren davacının, bu iddiasını «ispat yükünün» kendisinde olacağının kabulü gerekmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:taşıtan · ispat külfeti
Benzer bu karardaMahkemece, taraflar arasındaki taşıma akdinin süresinden önce hangi tarafça sonlandırıldığı tespit edilemediği belirtilerek «ispat külfeti» davalı tarafa yüklenmiş ve taşıma işini davacının kendiliğinden bıraktığı yönündeki davalı savunmasının ispatlanmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bu ilke ışığında, taşıma akdinin sözleşmeye aykırı olarak davalı «taşıtan» tarafından sonlandırıldığını ileri süren davacının, bu iddiasını «ispat yükünün» kendisinde olacağının kabulü gerekmektedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/388 E. 2019/4508 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bozma sonrası karar · mahsup · eksik inceleme
Benzer bu karardaMahkemece, özellikle asıl davadaki «mahsup» hususu da değerlendirilerek yeniden hesaplama yapılmasına ve davalı-birleşen davada davacı Kozayol Ltd. vekilinin itirazlarının da değerlendirilmesine yönelik ek bir bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde «eksik incelemeye» dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamış ve hükmün davalı-birleşen davada davacı Kozayol Ltd. lehine bozulmasını gerektirmiştir.
Mahkemece, «bozma sonrası» alınan 20/04/2017 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınmıştır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2016/790 E. , 2017/619 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...
3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28/04/2015 tarih ve 2013/579-2015/195 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı tarafından müvekkili aleyhine faturaya dayalı takip başlatıldığını ve takibin kesinleştiğini, müvekkilinin hesaplarına haciz konulması üzerine takipden tesadüfen haberdar olduğunu, müvekkilinin takip konusu faturaya dayalı olarak davalı tarafa herhangi bir borcunun bulunmadığını, taraflar arasında bir ilişkinin de olmadığını ileri sürerek, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile davalı aleyhine alacağın %20’sinden az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddi ile davacı aleyhine tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, tarafların ticari defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu, davacı defterlerine göre davalıya borçlu olmadığı ve aralarında herhangi bir ticari irtibat bulunmadığı, davalı defterlerinde ise, davacının davalıya 3.186,00 TL borçlu olduğunun görüldüğü, bu kapsamda tanık beyanları dikkate alındığında, davalı firmada şoförlük yapan tanıkların beyanlarından davalının nakliye firması olduğu, nakliye firmasında şoför olarak çalıştıkları, davacı firmaya ait meyve sularını ... ve ...'dan yükleyerek ...'a götürdükleri, davalı tarafından sunulan ve tanık ... tarafından imzalanan taşıma irsaliyelerinde yapılan nakliye işinin açıkça görüldüğü ayrıca, davaya konu icra dosyasında verilen tedbir kararı ile takibin durduğu gerekçesiyle, davanın reddi ile takip konusu 3.186,00 TL asıl alacağın %20'si oranında tazminatın davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, taşıma ücretine dayalı faturanın tahsili için başlatılan takip dolayısıyla borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlenen gerekçe ile davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, 4721 sayılı TMK'nın 6. maddesi uyarınca kural olarak bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran; iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur. İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da, tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu, ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle düştüğünü ileri sürebilir.
Borçlu borcun varlığını inkar ediyorsa, bu durumda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin varlığını kanıtlamak durumundadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/02/2015 tarih, 2013/19-1362 E-2015/826 K. sayılı, 20/04/2016 tarih, 2014/13-856 E-2016/523 K.)
Somut olayda, davalı alacaklı tarafça faturaya dayalı icra takibi başlatılmış ise de, tek taraflı olarak fatura düzenlenip, ticari defterlere kaydedilmesi akdi ilişkinin varlığını ispata yeterli değildir. Zira, dosya kapsamı itibariyle anılan faturanın davacıya tebliğ edildiğine dair bir belge bulunmadığı gibi, taraf ticari defterlerinin bilirkişi marifetiyle incelenmesi neticesinde takip konusu faturanın davacı ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı da tespit edilmiştir. Ayrıca, ancak akdi ilişkinin ispatı halinde mal teslimi hususunda tanık dinlenebileceğinden, akdi ilişki, uyuşmazlık kapsamında ise, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin varlığının tanık delili ile ispatı mümkün olmayıp, 6100 sayılı HMK'nın 200.
maddesi uyarınca yazılı delille kanıtlanması gerekmektedir. Bu itibarla, mahkemece anılan hususlar nazara alınmaksızın hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenelerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği peşin temyiz harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/317960300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz