6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Dolaylı zarar iddiasıyla açılan yönetici sorumluluk davasında aktif husumet yokluğu

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2018/2232 E. 2020/1309 K. ·

Tazminatkaldırma ve esas hakkında yeniden hükümTemyiz yolu açık

★ EmsalDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)

Gerekçe özeti

Anonim şirket pay sahiplerinin, şirket yöneticisinin TTK 553(1) kapsamındaki sorumluluğuna dayanarak zararın kendilerine ödenmesini talep edebilmeleri için iddia ettikleri zararın doğrudan zarar niteliğinde olması gerekir; yöneticinin şirket malvarlığını azaltıcı veya kötüleştirici eylemleri nedeniyle oluşan zarar ortaklık yönünden doğrudan, pay sahipleri ve alacaklılar yönünden ise dolaylı zarar niteliğindedir ve dolaylı zararın ancak şirkete ödenmesi talep edilebilir; zararın kendisine ödenmesi istemiyle açılan davada zarar dolaylı nitelikte ise dava aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddedilir.

Ele alınan sorunlar

Şirket yöneticisinin sorumluluğunda doğrudan zarar - dolaylı zarar ayrımı ve aktif husumet ehliyeti → ret

İddia: Davacılar, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, şirket gelir-giderleri, araç kullanımı, kredi ödemeleri ve taşınmazın tahliyesi ile boş tutulması konularında yeterli inceleme yapılmadığını, davalının özen yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürerek kararın kaldırılıp davanın kabulünü talep etmiştir.

Gerekçe: TTK 553(1) uyarınca şirket yöneticileri, yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK 553-555 maddeleri gereğince şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açma imkanı bulunmakla birlikte, bu davanın açılabilmesi için oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekir. Yöneticinin ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklık yönünden doğrudan, ortaklar ve alacaklılar yönünden ise dolaylı zarar niteliğindedir; ortaklığın doğrudan zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Şirket ortağı veya alacaklısının sorumluluk davasını kendi adına açabilmesinin koşulu, iddia edilen zararın doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Yöneticilerin şirketi atıl kılarak acz içine düşürmesi hali üçüncü kişiler yönünden doğrudan zarar sayılır; bunun dışında kalan hususlar dolaylı zarar niteliğindedir ve bu durumda ortaklar veya alacaklılar ancak yöneticinin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesini talep edebilir. Somut olayda davacıların ileri sürdüğü tüm zarar iddiaları (ipotek yoluyla kredi teminatı gösterilmesi, kredi ödemelerinin şirketten yapılması, taşınmazın tahliye ettirilip boş tutulması, araç alımları) dolaylı zarar kapsamındadır; dolaylı zararın ancak şirkete ödenmesi istenebilecek olmasına karşın davacılar zararın kendilerine ödenmesini talep etmişlerdir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddi gerekirken farklı gerekçeyle (iddiaların ispatlanamadığı gerekçesiyle) esastan reddine karar verilmesi doğru değildir.

Gerekçe kaynağı: düzeltme

Emsal değeri

Şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı davalarda doğrudan zarar-dolaylı zarar ayrımının aktif husumet ehliyeti üzerindeki etkisini somut biçimde uygulaması nedeniyle bölgesel emsal değeri taşımaktadır.

Usul tespitleri

Dava şartı
aktif husumet ehliyeti

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
anonim şirket yöneticisinin sorumluluğu doğrudan zarar dolaylı zarar aktif husumet ehliyeti pay sahibi TTK 553

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) — TTK 553(1)TTK 553-555 · 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) — HMK 353(1)b-2HMK 361/1

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2018/2232

KARAR NO 2020/1309

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEME İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 28/02/2018

NUMARASI 2014/871 Esas 2018/220 Karar

DAVA

Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ 08/12/2020

Davanın reddine ilişkin hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacılar vekili; davacıların, ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin hissedarı olduklarını, davalı ...'nun da bu şirketin yönetim kurulu üyesi olduğunu, dava dışı şirketin hiçbir ticari faaliyetinin bulunmadığını, sadece şirkete ait gayrimenkullerin kiraya verilmesinden kaynaklı gelir elde eden ve işbu gayrimenkullerin kiralanması suretiyle ticari faaliyetlerini yürüten bir şirket olduğunu, şirketin birçok taşınmazının bulunduğunu, şirket ana sözleşmesine göre şirketin taşınmazları üzerinde üçüncü kişiler lehine ipotek konulabildiğini, şirketin 2007 ve 2009 tarihli genel kurul kararlarıyla davalının bankalardan çekeceği kredilere teminat olarak şirket taşınmazları üzerine bankalar lehine ipotek tesisine karar verildiğini, ancak davalının kendisine verilen yetkiyi kötüye kullanarak kredilerin geri ödemesini şirket hesabından yaptığını, buna bağlı olarak gerçeğe aykırı bilanço ve gelir tabloları düzenlenerek şirketin zarara uğratıldığını, şirket tarafından ...

kiralanan taşınmazı tahliye ettirerek taşınmaz boş tutularak şirketin gelir kaybına uğratıldığını, lüks araçlar alarak ve sahte faturalar kullanarak usulsüz işlemler yaptığını, davalının TTK'nın 553. maddesi uyarınca oluşan zarardan sorumlu olduğunu ve müvekkillerinin doğrudan zarara uğradığını belirterek, şimdilik 5.000-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; davanın davalının kusurlu eylemleri dolayısıyla uğradığı iddia edilen doğrudan zararların tazminine ilişkin açıldığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir zarar oluşmuş ise yine doğrudan şirketi ilgilendiren zarar olduğundan, zararın tazmini talebinin de şirketçe yöneltilmesi gerektiğinden, davanın aktif husumet ehliyeti bulunmadığından reddinin gerektiğini, davalının kullandığı kredilerin teminatı için şirket taşınmazına ipotek konulmasının genel kurulda oy birliği ile alınmış bir karar olduğunu, davacılardan ...'nun da olumlu oy kullandığını, davalı tarafından çekilen kredilerin yine davalının şahsi hesabından ödendiğini, davacı ...'nun da şirkete ait taşınmazı teminat göstererek müteakip defalar kredi kullandığını, ...

tarafından kullanılan ve tahliye edilen taşınmaza ilişkin tahliye davasının bizzat ...'nun vekaleti ile bizzat davacının vekili Av. ... tarafından açıldığını, ayrıca davacıların da taşınmazda pay sahibi olarak davaya muvafakat ettiklerini, müvekkili tarafından sahte fatura düzenlendiği iddiasının da yerinde olmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

Mahkemece; davacıların, hissedarı oldukları dava dışı şirketin sahibi olduğu taşınmaz üzerine davalı lehine bankalardan kullandığı kredilerin teminatı olmak üzere ipotek konulmasında kendisine verilen yetkiyi kötüye kullandığı ve kredi geri ödemesinin şirket giderleri olarak şirketten tahsil edildiği iddiasının ispatlanamadığı, ayrıca davalının cevap dilekçesi ekindeki 09/09/2014 tarihli banka yazısında tüm kredilerin müşterinin bireysel hesabından ödendiğinin beyan edildiği, dosyadaki bilgi ve belgelere göre dava dışı şirketin kayıtlarında yapılan incelemeler sonucu davacıların bu iddialarını ispatlayamadığı, dava dışı şirkete ait taşınmazın 2010 yılında tahliye kararından sonra boş tutularak kiraya verilmemesi nedeniyle gelir kaybına sebebiyet verildiği iddiasının da taşınmazın bulunduğu bölgenin kentsel dönüşüm içinde olduğundan ve binanın riskli bulunduğundan dolayı çok düşük kiralar teklif edilmesinden dolayı kiraya verilmediği, taşınmaz hakkında tahliye sonrası yapılacak işlemlere ilişkin olarak şirket organlarınca alınmış bir kararın bulunmadığı, bu şartlar altında davalı tarafın söz konusu gayrimenkulün boş tutulmasında bir kusurunun bulunmadığı, şirketçe araç alımına ilişkin harcanan miktarların makul sınırlar içinde olduğunun mütalaa edildiği, araçların şirket kayıtlarında yer aldığı, bu çerçevede araç alımına ilişkin davalının kusuruna dayalı bir sorumluluğunun bulunmadığı, davalı tarafın TTK.nun 553(1) uyarınca kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusuru ile ihlal ettiği ve bu yolla şirketi zarara uğrattığının ispatlanamadığı gibi, dava konusu/ileri sürülen iddialar kapsamında davacıların doğrudan zarara uğrattığının da ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

İstinaf yoluna başvuran davacılar vekili; hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, kira toplamak dışında geliri olmayan şirketin geliri kadar giderinin olması konusunda inceleme yapılmadığını, araçların şirketin hangi işi için kullanıldığının dahi sorgulanmadığını, davalı tarafından kullanılan lüks araçların giderlerinin şirket tarafından karşılandığını, yine şirket gelir ve giderleri açısından hiç inceleme yapılmadığını, müvekkili dışındaki tüm ortakların şirket taşınmazlarına ipotek koydurarak kredi kullandıklarını, davalının çekmiş olduğu kredileri nasıl ödediğinin sorgulanması gerektiğini, ... kiracı olduğu taşınmazın davalının kişisel hırsları için tahliye edildiğini, taşınmazın kiraya verilmediği gibi davalı tarafından da kullanılmadığını, tahliyeye ilişkin karara müvekkillerinin aile yapısı içerisinde onay vermemelerinin mümkün olmadığını, boş kalan taşınmaz nedeniyle çok yüksek kira gelirinden mahrum kalındığını, dolayısıyla davalının özen yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, anonim şirket yöneticisinin sorumluluğu kapsamında oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir.TTK'nın 553(1). maddesi uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur.

Söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için, oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Şirket ortağı veya alacaklısı konumunda olan kişilerin sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Şirket yöneticilerinin, şirketin almış olduğu borcu ya da başkaca edim yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla şirketi atıl kılarak acz içine düşürmeleri hali, üçüncü kişiler yönünden doğrudan zarar niteliğinde olup, bunun dışında kalan ve dolaylı zarar olarak nitelendirilebilecek hususlarda ortakların veya alacaklıların, ancak yöneticilerin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesi yönünde istemde bulunmaları mümkündür.Somut olayda;

davacılar ve davalının dava dışı .... AŞ'nin ortakları olup, davalı da aynı zamanda şirketin yönetim kurulu başkanıdır. Yargılama sırasında davalının ölümü üzerine geriye mirasçı olarak ... kaldığı, mirasçılardan ... mirası reddetmiş olmaları nedeniyle geriye kalan mirasçı ... yönelik olarak davanın sürdürüldüğü anlaşılmıştır.Davacılar tarafından ileri sürülen tüm zarar iddiaları dolaylı zarar kapsamında olup, yukarıda açıklandığı üzere dolaylı zararların ancak şirkete ödenmesi talep edilebilecektir. Oysa davacılar, zararın kendilerine ödenmesi istemiyle işbu davayı açmışlardır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddi gerekirken, farklı gerekçeyle esastan reddine karar verilmesi doğru değildir.

Açıklanan nedenlerle; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/02/2018 Tarih 2014/871 Esas 2018/220 Karar sayılı hükmün HMK 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Aktif husumet yokluğundan davanın REDDİNE"İlk Derece yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gereken 54,40-TL harcın, davacılar tarafından peşin yatırılan 85,40-TL peşin harçtan mahsubu ile fazla olan ‬31-TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde davacılara iadesine, Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,Davalı tarafından yapılan 63-TL posta masrafının davacılardan alınarak davalıya verilmesine, Davalı için takdir olunan 4.080-TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya ödenmesine, Talep halinde kullanılmayan gider avansının yatıran tarafa iadesine"Davacılar tarafından yatırılan 35,90-TL peşin istinaf karar harcının istek halinde kendilerine iadesine,Davacılar tarafından yapılan istinaf yargı giderinin üzerinde bırakılmasına,Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1.

maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi. 08/12/2020

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/264627 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi temyiz incelemesi

Bu istinaf kararı Yargıtay 11. Hukuk Dairesince temyiz incelemesinden geçmiştir.

Onandı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/1291 E. 2022/6331 K. · Onandı

Dolaylı zararda pay sahibinin tazminatı kendisine istemesi ve aktif husumet

Gerekçe özeti

Yönetici sorumluluğunda pay sahibinin dayandığı zarar şirket malvarlığında doğan dolaylı zarar ise, tazminatın ancak şirkete ödenmesi istenebilir; pay sahibinin tazminatın kendisine ödenmesini talep etmesi hâlinde aktif husumet ehliyeti bulunmadığından dava reddedilir.

Emsal değeri

Dolaylı zararda pay sahibinin tazminatı kendisine isteyemeyeceği, aksi hâlde aktif husumet yokluğundan davanın reddi bakımından emsal.

Kavramlar: yönetici sorumluluğu (TTK 553) dolaylı zarar doğrudan zarar aktif husumet ehliyeti tazminatın şirkete ödenmesi

Yargıtay 11. HD kararının tam metni

11. Hukuk Dairesi         2021/1291 E.  ,  2022/6331 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 28.02.2018 tarih ve 2014/871 E. - 2018/220 K. sayılı kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 08.12.2020 tarih ve 2018/2232 E. - 2020/1309 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacılar vekili, davacıların, Topçuoğlu Pazarlama ve Dayanıklı Tüketim Malları Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin hissedarı olduklarını, davalı ...'nun da bu şirketin yönetim kurulu üyesi olduğunu, dava dışı şirketin hiçbir ticari faaliyetinin bulunmadığını, sadece şirkete ait gayrimenkullerin kiraya verilmesinden kaynaklı gelir elde eden ve işbu gayrimenkullerin kiralanması suretiyle ticari faaliyetlerini yürüten bir şirket olduğunu, şirketin birçok taşınmazının bulunduğunu, şirket ana sözleşmesine göre şirketin taşınmazları üzerinde üçüncü kişiler lehine ipotek konulabildiğini, şirketin 2007 ve 2009 tarihli genel kurul kararlarıyla davalının bankalardan çekeceği kredilere teminat olarak şirket taşınmazları üzerine bankalar lehine ipotek tesisine karar verildiğini, ancak davalının kendisine verilen yetkiyi kötüye kullanarak kredilerin geri ödemesini şirket hesabından yaptığını, buna bağlı olarak gerçeğe aykırı bilanço ve gelir tabloları düzenlenerek şirketin zarara uğratıldığını, şirket tarafından Migros'a kiralanan taşınmazı tahliye ettirerek taşınmaz boş tutularak şirketin gelir kaybına uğratıldığını, lüks araçlar alarak ve sahte faturalar kullanarak usulsüz işlemler yaptığını, davalının TTK'nın 553.

maddesi uyarınca oluşan zarardan sorumlu olduğunu ve müvekkillerinin doğrudan zarara uğradığını belirterek, şimdilik 5.000.-TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili, davanın davalının kusurlu eylemleri dolayısıyla uğradığı iddia edilen doğrudan zararların tazminine ilişkin açıldığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir zarar oluşmuş ise yine doğrudan şirketi ilgilendiren zarar olduğundan, zararın tazmini talebinin de şirketçe yöneltilmesi gerektiğinden, davanın aktif husumet ehliyeti bulunmadığından reddinin gerektiğini, davalının kullandığı kredilerin teminatı için şirket taşınmazına ipotek konulmasının genel kurulda oy birliği ile alınmış bir karar olduğunu, davacılardan ...'nun da olumlu oy kullandığını, davalı tarafından çekilen kredilerin yine davalının şahsi hesabından ödendiğini, davacı ...'nun da şirkete ait taşınmazı teminat göstererek müteakip defalar kredi kullandığını, Migros tarafından kullanılan ve tahliye edilen taşınmaza ilişkin tahliye davasının bizzat ...'nun vekaleti ile bizzat davacının vekili Av.

... tarafından açıldığını, ayrıca davacıların da taşınmazda pay sahibi olarak davaya muvafakat ettiklerini, müvekkili tarafından sahte fatura düzenlendiği iddiasının da yerinde olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davacıların, hissedarı oldukları dava dışı şirketin sahibi olduğu taşınmaz üzerine davalı lehine bankalardan kullandığı kredilerin teminatı olmak üzere ipotek konulmasında kendisine verilen yetkiyi kötüye kullandığı ve kredi geri ödemesinin şirket giderleri olarak şirketten tahsil edildiği iddiasının ispatlanamadığı, ayrıca davalının cevap dilekçesi ekindeki 09/09/2014 tarihli banka yazısında tüm kredilerin müşterinin bireysel hesabından ödendiğinin beyan edildiği, dosyadaki bilgi ve belgelere göre dava dışı şirketin kayıtlarında yapılan incelemeler sonucu davacıların bu iddialarını ispatlayamadığı, dava dışı şirkete ait taşınmazın 2010 yılında tahliye kararından sonra boş tutularak kiraya verilmemesi nedeniyle gelir kaybına sebebiyet verildiği iddiasının da taşınmazın bulunduğu bölgenin kentsel dönüşüm içinde olduğundan ve binanın riskli bulunduğundan dolayı çok düşük kiralar teklif edilmesinden dolayı kiraya verilmediği, taşınmaz hakkında tahliye sonrası yapılacak işlemlere ilişkin olarak şirket organlarınca alınmış bir kararın bulunmadığı, bu şartlar altında davalı tarafın söz konusu gayrimenkulün boş tutulmasında bir kusurunun bulunmadığı, şirketçe araç alımına ilişkin harcanan miktarların makul sınırlar içinde olduğunun mütalaa edildiği, araçların şirket kayıtlarında yer aldığı, bu çerçevede araç alımına ilişkin davalının kusuruna dayalı bir sorumluluğunun bulunmadığı, davalı tarafın TTK'nın 553(1) uyarınca kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusuru ile ihlal ettiği ve bu yolla şirketi zarara uğrattığının ispatlanamadığı gibi, dava konusu/ileri sürülen iddialar kapsamında davacıların doğrudan zarara uğrattığının da ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Karara karşı dava davacılar vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, davacılar tarafından ileri sürülen tüm zarar iddiaları dolaylı zarar kapsamında olup dolaylı zararların ancak şirkete ödenmesi talep edilecekken davacılar, zararın kendilerine ödenmesi istemiyle bu davayı açtıkları gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 27/09/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.