Ticari vekil
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/5206 E. 2013/129 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 5 yıllık
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ticari vekil↗ acentelik ilişkisi↗ komisyon bedeli↗ hizmet bedeli↗ ticari işletme↗ acente↗ acentelik↗ zamanaşımı def'i↗ def'i↗ komisyon↗ fatura↗ zamanaşımı↗ temsil↗ e-defter↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin acentelik ilişkisi olduğu, acentelik ilişkisinin sözlü olarakta yapılabileceği, bu doğrultuda davanın Borçlar Kanunu'nun 126/4. maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, davacının 133.527,00 EURO alacağının bulunduğunun belirtildiği, bu rakamında davalı şirketin kendi defter kayıtlarındaki 75 adet faturanın toplam bedeli ile bire bir aynı olduğu, 3 yılı aşkın bir süre devam eden bir ilişkinin acentelik olarak nitelendirilmesinin gerektiği, davalının ödemeye ilişkin belge ve delil sunamadığı, davacının kestiği faturaların davalı şirket defterlerinde kayıtlı bulunduğu, davacının sözlü acentelik anlaşması gereğince üzerine düşen edimini yerine getirdiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, bakiye komisyon bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, davalının ürettiği malların ...'a ihraç edilmesinde davacının aracılık ettiği, bu hizmetinin bedeli olarak % 3 oranında davalı şirketten, % 2 oranında ise ihracat yapılan firmadan komisyon aldığı, dava konusu döneme ilişkin olarak taraflar arasındaki ticari ilişkinin 06.09.2002 ile 31.12.2005 tarihleri arasında gerçekleştiği dosya kapsamı ile sabittir. Taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, başka bir deyişle hukuki ilişkinin acentelik ilişkisi mi yoksa ticari tellallık ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.Mahkemece, yazılı gerekçelerle taraflar arasındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olduğu sonucuna varılarak davalı tarafın zamanaşımı def'i reddedilip işin esasına girilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir. TTK'nun 100'ncü maddesinde ticaret işleri tellallıgı, "Taraflardan hiçbirine ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem yahut acente gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere mütaallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimse" olarak tanımlanmıştır. TTK'nun 116. maddesinde ise acentelik "Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse" olarak tarif edilmiştir.
Somut olayda davacının davalı adına düzenlemiş olduğu fatura örneklerinden davacının kendi nam ve hesabına bir mal alım ve satım işlemi gerçekleştirmediği, ...'daki firmalara karşı hiçbir yükümlülük altına girmediği açık olup, acentelik muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimseye verilen unvan olması, taraflar arasındaki ticari ilişkinin başlangıcını oluşturan 06.09.2002 tarihli belgenin davacıya davalıyı ...'da tüm işletmelere karşı değil, sadece 4 işletmeye karşı temsil etme yetkisi vermesi ve davacının yapmış olduğu aracılık faaliyetleri nedeniyle sadece davacıdan değil, ...'daki firmalardan da komisyon alması, hukuki ilişkinin acentelik değil davacı vekilinin 19.12.2007 tarihli dilekçesi ile de kabul ettiği üzere, tellallık faaliyeti kapsamında kaldığının kabulü gerekir. Öte yandan, acentelik faaliyetinin süreklilik arz etmesine karşın, tellallık geçici nitelikte olup tellal tek veya sınırlı sayıda sözleşmenin yapılmasına aracılık etmek üzere atanırken, acente belirli bir bölgede önceden belirlenmemiş sayıda sözleşme yapma konusunda görevlendirilmektedir. Acentelik faaliyetinin gerektirdiği süreklilik şartı, sadece aracılık işleminin belli bir devamlılıkta, birden fazla yapılması ile gerçekleşmediği, bu bağlamda davacı tarafından yürütülen faaliyetin süreklilik niteliğinin hukuki anlamda oluşmadığı da açıktır.
Bu durumda, mahkemece, yukarıdaki açıklamalar ve saptamalar doğrultusunda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tellallık ilişkisi olduğunun kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken yanılgılı hukuki nitelendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/11017 E. 2016/5453 K.
Ortak:ticari vekil · ticari işletme · acente · acentelik · zamanaşımı def'i · def'i · komisyon · zamanaşımı · zamanaşımı 5 yıllık
İncelediğiniz karardaTaraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, başka bir deyişle hukuki ilişkinin «acentelik ilişkisi» mi yoksa ticari tellallık ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.Mahkemece, yazılı gerekçelerle taraflar arasındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olduğu sonucuna varılarak davalı tarafın «zamanaşımı def»'i reddedilip işin esasına girilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin «acentelik ilişkisi» olduğu, acentelik ilişkisinin sözlü olarakta yapılabileceği, bu doğrultuda davanın Borçlar Kanunu'nun 126/4. maddesi gereğince 5 yıllık «zamanaşımı» süresi içerisinde açıldığı, davacının 133.527,00 EURO alacağının bulunduğunun belirtildiği, bu rakamında davalı şirketin kendi «defter» kayıtlarındaki 75 adet faturanın toplam bedeli ile bire bir aynı olduğu, 3 yılı aşkın bir süre devam eden bir ilişkinin acentelik olarak nitelendirilmesinin gerekt …
TTK'nun 100'ncü maddesinde ticaret işleri tellallıgı, "Taraflardan hiçbirine ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem yahut «acente» gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere mütaallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimse" olarak tanımlanmıştır.
Benzer bu karardaMahkemece, taraflar arasındaki hukuki ilişkin mahiyeti belirlenmeksizin davalı vekilinin «zamanaşımı def»’i dayanakları da gösterilmeksizin ilişkinin «komisyon sözleşmesi» olmadığı, «taahhütname» kapsamında ve alacak hakkı doğurduğu gerekçesiyle soyut ve denetleme olanağı bulunmayan bir şekilde zamanaşımı def’i yerinde bulunmamıştır.
2-Dava, 04.07.2003 tarihli «taahhütnamenin» kaynaklanan tazminat alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, bu saptamaya ilişkin olarak da «ıslah» dilekçesine karşı davalı tarafça ileri sürülen «zamanaşımı def»’inin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Yine aynı TTK'nun 116. maddesinde (6102 sayılı TTK. m.102) «acentelik» "Ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse" olarak tarif edilmiştir.6098 sayılı TBK.nun 448 nci maddesinde pazarlamacılık sözleşmesi “Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir «ticari işletme» sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:simsarlık sözleşmesi · komisyon sözleşmesi · tek satıcılık sözleşmesi · tek satıcılık · yetki itirazı · davanın açılmamış sayılması · denetime elverişlilik · açılmamış sayılma
Benzer bu kararda… esinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı vekilinin, davaya dayanak yapılan 04.07.2003 tarihli «taahhütnamenin» geçerliliğine, «davanın açılmamış sayılması» gerektiğine ve tanık dinletme isteminin reddine ilişen temyiz itirazları yerinde bulunmadığından anılan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Yine «simsarlık sözleşmesi» TBK.nun 520 (BK.m.404) nci maddesinde «komisyon sözleşmesi» ise TBK.nun 532 nci (BK.nun m.416 vd) maddesinde düzenlenmiştir.Gerek simsarlık sözleşmesinde gerekse komisyon sözleşmesinde özel hüküm bulunmadığı takdirde vekalete ilişkin hükümlerin uygulama alanı bulacağı TBK.nun 520 ve 532/2 .nci madde hükümleri gereğidir.
Öte yandan, «tek satıcılık sözleşmesi» ise, üreticinin ürünlerinin tamamını ve bir kısmını belirli bir bölgede inhisari olarak satılması amacıyla bunları tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da sözkonusu malları kendi adına ve hesabına satmayı üstlendiği sürekli bir sözleşme olarak tanımlanmaktadır.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, süresinde yapılmayan «yetki itirazının» reddi gerektiği, davalı vekilinin, 06.03.2005 tarihli delil dilekçesinde, 13.02.2007 tarihli dilekçesinde açıkça tarafların söz konusu «taahhütnameye» uygun hareket ettikleri, davalının doğrudan satışlarında davacıya «komisyon» ödediğinin ifade edilmesi karşısında artık sözleşmenin «yetkisiz» kişi tarafından imzalandığı ve kendilerini bağlamayacağına dair savunmasının dayanaksız kaldığı, taahhütnamenin tarafları bağlayacağı, taahhütnamede geçen “bir yıl”ın taahhüdün geçerlilik süresi olmadığı, ifadenin, davacı şirketin bir yıl içinde ihracata başlamasını ve her ihraçtan sonra bir buçuk yıl içinde yeni ihraç talebinde bulunmasını amaçladığı, taahhütnamede “K.....'in yaptığı toplam ticaret tutarının % 50'si ..”denildiği için Kumtel'in toplam ticaret rakamı üzerinden tazminat hesaplanması ile 938.341,35x%50= 469.170,68 TL talep edebileceği, davalının 27.09.2004 tarihi itibariyle «temerrüde» düştüğü, gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/982 E. 2014/7709 K.
Ortak:ticari vekil · acente · zamanaşımı · temsil · zamanaşımı 5 yıllık
İncelediğiniz karardaTTK'nun 100'ncü maddesinde ticaret işleri tellallıgı, "Taraflardan hiçbirine ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem yahut «acente» gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere mütaallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimse" olarak tanımlanmıştır.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin «acentelik ilişkisi» olduğu, acentelik ilişkisinin sözlü olarakta yapılabileceği, bu doğrultuda davanın Borçlar Kanunu'nun 126/4. maddesi gereğince 5 yıllık «zamanaşımı» süresi içerisinde açıldığı, davacının 133.527,00 EURO alacağının bulunduğunun belirtildiği, bu rakamında davalı şirketin kendi «defter» kayıtlarındaki 75 adet faturanın toplam bedeli ile bire bir aynı olduğu, 3 yılı aşkın bir süre devam eden bir ilişkinin acentelik olarak nitelendirilmesinin gerekt …
Taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, başka bir deyişle hukuki ilişkinin «acentelik ilişkisi» mi yoksa ticari tellallık ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.Mahkemece, yazılı gerekçelerle taraflar arasındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olduğu sonucuna varılarak davalı tarafın «zamanaşımı def»'i reddedilip işin esasına girilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Benzer bu kararda6762 sayılı TTK'nın 100. maddesine göre, taraflardan hiçbirine ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem yahut «acente» gibi bir sıfatla daimi surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere müteallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimseye tellal denir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacıların BDDK ve diğer bankalarla olan kredi ilişkilerini «protokole» bağlamaya ilişkin hizmet verdiklerini iddia ettikleri, iş ve eylemlerinin «ticari nitelik» taşıması gerektiğinin asıl olduğu, davacıların tellallık işini davalıya sürekli bağlı olmaksızın verdikleri, aralarındaki ilişkinin ticari tellallık ilişkisinden kaynaklandığı, «zamanaşımı» süresinin 1 yıl olduğu, aralarındaki ilişkinin 2009 yılında «fesih» ile «son» bulduğu, davanın ise 08.06.2011 tarihinde açıldığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
B. ile kendisine ait şirketlerin borçlarının ödeme «protokolüne» bağlanması ve bu iş karşılığı belli bir ücret alınması konusunda sözleşme imzaladıklarını, belirlenen ücretin ödenmediğini ileri sürerek, işbu davayı açmış olup, mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin ticari «tellallık sözleşmesi» niteliğinde bulunduğu, 6762 sayılı TTK'nın 106/2. maddesi uyarınca 1 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vekaletname yetkisi · tellallık sözleşmesi · feragat yetkisi · temsil yetkisi · ticari dava niteliği · ibra · fesih · protokol
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacıların BDDK ve diğer bankalarla olan kredi ilişkilerini «protokole» bağlamaya ilişkin hizmet verdiklerini iddia ettikleri, iş ve eylemlerinin «ticari nitelik» taşıması gerektiğinin asıl olduğu, davacıların tellallık işini davalıya sürekli bağlı olmaksızın verdikleri, aralarındaki ilişkinin ticari tellallık ilişkisinden kaynaklandığı, «zamanaşımı» süresinin 1 yıl olduğu, aralarındaki ilişkinin 2009 yılında «fesih» ile «son» bulduğu, davanın ise 08.06.2011 tarihinde açıldığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
B. ile kendisine ait şirketlerin borçlarının ödeme «protokolüne» bağlanması ve bu iş karşılığı belli bir ücret alınması konusunda sözleşme imzaladıklarını, belirlenen ücretin ödenmediğini ileri sürerek, işbu davayı açmış olup, mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin ticari «tellallık sözleşmesi» niteliğinde bulunduğu, 6762 sayılı TTK'nın 106/2. maddesi uyarınca 1 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
B.arasında düzenlenen genel vekaletname ile de borçların yeniden yapılandırılması ve tasfiyesi için TMSF'ye müracaat, her türlü görüşmelerin yapılması, borca ilişkin olarak «sulh», «ibra», kabul, «feragat yetkisi» verildiği görülmektedir.
Dolayısıyla, sözleşmede davacılara tanınan «temsil yetkisi» ve aralarında düzenlenen «vekaletnamedeki yetkiler» de nazara alındığında, taraflar arasındaki ilişkinin sadece ticari tellallıktan doğduğunun kabulü mümkün değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/8848 E. 2014/14716 K.
Ortak:ticari vekil · acentelik ilişkisi · acente · acentelik · temsil · e-defter
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin «acentelik ilişkisi» olduğu, acentelik ilişkisinin sözlü olarakta yapılabileceği, bu doğrultuda davanın Borçlar Kanunu'nun 126/4. maddesi gereğince 5 yıllık «zamanaşımı» süresi içerisinde açıldığı, davacının 133.527,00 EURO alacağının bulunduğunun belirtildiği, bu rakamında davalı şirketin kendi «defter» kayıtlarındaki 75 adet faturanın toplam bedeli ile bire bir aynı olduğu, 3 yılı aşkın bir süre devam eden bir ilişkinin acentelik olarak nitelendirilmesinin gerekt …
Taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, başka bir deyişle hukuki ilişkinin «acentelik ilişkisi» mi yoksa ticari tellallık ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.Mahkemece, yazılı gerekçelerle taraflar arasındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olduğu sonucuna varılarak davalı tarafın «zamanaşımı def»'i reddedilip işin esasına girilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
TTK'nun 100'ncü maddesinde ticaret işleri tellallıgı, "Taraflardan hiçbirine ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem yahut «acente» gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere mütaallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimse" olarak tanımlanmıştır.
Benzer bu karardaSomut uyuşmazlığa uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK'nın 116. maddesinde ise «acente», “Ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse” şeklinde tanımlanmış olup aynı Kanun'un 121. maddesinde de «acentenin», ancak yazılı «muvafakat» ile müvekkili namına sözleşme yapabileceği düzenlenmiştir.
Ancak mahkemece taraflar arasında «acentelik ilişkisinin» bulunduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de bu değerlendirme dosya kapsamı ile uyuşmamaktadır.
Açıklanan hükümlerden hareketle «acentenin», ancak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerin yapılmasına aracılık edebileceğinin, şayet yazılı «muvafakat» varsa «temsil» edilen şirket adına sözleşme düzenleyebileceğinin kabulü gerekmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ciro primi · portföy tazminatı · kar mahrumiyeti · prim alacağı · kar kaybı · acentelik sözleşmesi · kâr mahrumiyeti · ciro
Benzer bu kararda… davacının, davalı ürünlerinin zincir mağazalarda satılması imkanını yarattığını, ancak bu hizmeti karşılığında ödenmesi gereken primlerin ödenmediğini ileri sürerek «ciro primi», «kar mahrumiyeti», «portföy tazminatı» ve «haksız rekabet» tazminatı talep ettiği, dava tarihi itibariyle davacının 390.493,92 TL ciro primi ve 175.018,68 TL portföy tazminatı alacağının bulunduğu, bu istemler yönünden talebin haklı olduğu, taraflar arasında, «fesih» halinde «kesin» hükümleri içeren bir yazılı anlaşmanın olmaması ve ciro «prim alacağı» ile portföy tazminatının «kar kaybını» da karşıladığı gözetildiğinde kar kaybı talebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, ciro primi olarak 5.000 TL ve portföy tazminatı olarak …
3-Dava, taraflar arasındaki «acentelik sözleşmesinin» haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Zira, davacı tarafça sunulan yazılı bir «acentelik sözleşmesi» olmadığı gibi yine davacı tarafından dosyaya sunulan kayıtlardan, davacının, davalıya ait ürünleri davalıdan satın aldıktan sonra üçüncü kişilere doğrudan kendi adına ve hesabına sattığı, «satım sözleşmelerini» de kendi adına düzenlediği anlaşılmaktadır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/5206 E. , 2013/129 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/02/2012 tarih ve 2007/410-2012/117 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 08/01/2013 günü hazır bulunan davacı asil ... ile davalı vekili Av.... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının mallarının müvekkili vasıtasıyla ...'daki çeşitli firmalara satılmasına rağmen ödenmesi gereken komisyon bedellerinin ödenmediğini ve ticari ilişkinin haksız bir şekilde sona erdirdildiğini, ayrıca davalının komisyon maliyetinden kaçınmak amacı ile müvekkilinin portföyünde bulunan şirketlerle doğrudan temasa geçerek ihracat yaptığını ileri sürerek, şimdilik 40.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren ticari faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah dilekçesi ile de 296.349,82 YTL'nın tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davacı ile müvekkili arasındaki ilişkinin ister tellallık isterse komisyonculuk ilişkisi olsun davacının tekel hakkının bulunmadığını, tacir olan davacının basiretli davranmadığını, müvekkilinin 180.000 EURO zararına neden olduğunu, komisyonculuk sözleşmesinin süreklilik arzeden ve komisyoncuya tekel hakkı veren bir sözleşme olmadığını, davacının ağır kusuru nedeniyle batan 180.000 EURO'nun bile komisyonunun ödendiğini savunarak, davanın zamanaşımı ve esas yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin acentelik ilişkisi olduğu, acentelik ilişkisinin sözlü olarakta yapılabileceği, bu doğrultuda davanın Borçlar Kanunu'nun 126/4. maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, davacının 133.527,00 EURO alacağının bulunduğunun belirtildiği, bu rakamında davalı şirketin kendi defter kayıtlarındaki 75 adet faturanın toplam bedeli ile bire bir aynı olduğu, 3 yılı aşkın bir süre devam eden bir ilişkinin acentelik olarak nitelendirilmesinin gerektiği, davalının ödemeye ilişkin belge ve delil sunamadığı, davacının kestiği faturaların davalı şirket defterlerinde kayıtlı bulunduğu, davacının sözlü acentelik anlaşması gereğince üzerine düşen edimini yerine getirdiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, bakiye komisyon bedelinin tahsili istemine ilişkin olup, davalının ürettiği malların ...'a ihraç edilmesinde davacının aracılık ettiği, bu hizmetinin bedeli olarak % 3 oranında davalı şirketten, % 2 oranında ise ihracat yapılan firmadan komisyon aldığı, dava konusu döneme ilişkin olarak taraflar arasındaki ticari ilişkinin 06.09.2002 ile 31.12.2005 tarihleri arasında gerçekleştiği dosya kapsamı ile sabittir. Taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, başka bir deyişle hukuki ilişkinin acentelik ilişkisi mi yoksa ticari tellallık ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.Mahkemece, yazılı gerekçelerle taraflar arasındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olduğu sonucuna varılarak davalı tarafın zamanaşımı def'i reddedilip işin esasına girilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
TTK'nun 100'ncü maddesinde ticaret işleri tellallıgı, "Taraflardan hiçbirine ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem yahut acente gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere mütaallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimse" olarak tanımlanmıştır. TTK'nun 116. maddesinde ise acentelik "Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse" olarak tarif edilmiştir.
Somut olayda davacının davalı adına düzenlemiş olduğu fatura örneklerinden davacının kendi nam ve hesabına bir mal alım ve satım işlemi gerçekleştirmediği, ...'daki firmalara karşı hiçbir yükümlülük altına girmediği açık olup, acentelik muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimseye verilen unvan olması, taraflar arasındaki ticari ilişkinin başlangıcını oluşturan 06.09.2002 tarihli belgenin davacıya davalıyı ...'da tüm işletmelere karşı değil, sadece 4 işletmeye karşı temsil etme yetkisi vermesi ve davacının yapmış olduğu aracılık faaliyetleri nedeniyle sadece davacıdan değil, ...'daki firmalardan da komisyon alması, hukuki ilişkinin acentelik değil davacı vekilinin 19.12.2007 tarihli dilekçesi ile de kabul ettiği üzere, tellallık faaliyeti kapsamında kaldığının kabulü gerekir.
Öte yandan, acentelik faaliyetinin süreklilik arz etmesine karşın, tellallık geçici nitelikte olup tellal tek veya sınırlı sayıda sözleşmenin yapılmasına aracılık etmek üzere atanırken, acente belirli bir bölgede önceden belirlenmemiş sayıda sözleşme yapma konusunda görevlendirilmektedir. Acentelik faaliyetinin gerektirdiği süreklilik şartı, sadece aracılık işleminin belli bir devamlılıkta, birden fazla yapılması ile gerçekleşmediği, bu bağlamda davacı tarafından yürütülen faaliyetin süreklilik niteliğinin hukuki anlamda oluşmadığı da açıktır.
Bu durumda, mahkemece, yukarıdaki açıklamalar ve saptamalar doğrultusunda taraflar arasındaki hukuki ilişkinin tellallık ilişkisi olduğunun kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken yanılgılı hukuki nitelendirmeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 990,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08/01/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/246566500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz