Simsarlık sözleşmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2015/11017 E. 2016/5453 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
simsarlık sözleşmesi↗ ticari vekil↗ komisyon sözleşmesi↗ tek satıcılık sözleşmesi↗ tek satıcılık↗ yetki itirazı↗ ticari işletme↗ acente↗ davanın açılmamış sayılması↗ acentelik↗ zamanaşımı def'i↗ denetime elverişlilik↗ açılmamış sayılma↗ tbk 99↗ def'i↗ komisyon↗ yetki↗ ıslah↗ taahhütname↗ yetkisizlik kararı↗ eksik inceleme↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, süresinde yapılmayan yetki itirazının reddi gerektiği, davalı vekilinin, 06.03.2005 tarihli delil dilekçesinde, 13.02.2007 tarihli dilekçesinde açıkça tarafların söz konusu taahhütnameye uygun hareket ettikleri, davalının doğrudan satışlarında davacıya komisyon ödediğinin ifade edilmesi karşısında artık sözleşmenin yetkisiz kişi tarafından imzalandığı ve kendilerini bağlamayacağına dair savunmasının dayanaksız kaldığı, taahhütnamenin tarafları bağlayacağı, taahhütnamede geçen “bir yıl”ın taahhüdün geçerlilik süresi olmadığı, ifadenin, davacı şirketin bir yıl içinde ihracata başlamasını ve her ihraçtan sonra bir buçuk yıl içinde yeni ihraç talebinde bulunmasını amaçladığı, taahhütnamede “K.....'in yaptığı toplam ticaret tutarının % 50'si ..”denildiği için Kumtel'in toplam ticaret rakamı üzerinden tazminat hesaplanması ile 938.341,35x%50= 469.170,68 TL talep edebileceği, davalının 27.09.2004 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü, gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı vekilinin, davaya dayanak yapılan 04.07.2003 tarihli taahhütnamenin geçerliliğine, davanın açılmamış sayılması gerektiğine ve tanık dinletme isteminin reddine ilişen temyiz itirazları yerinde bulunmadığından anılan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, 04.07.2003 tarihli taahhütnamenin kaynaklanan tazminat alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, bu saptamaya ilişkin olarak da ıslah dilekçesine karşı davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def’inin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, taraflar arasındaki hukuki ilişkin mahiyeti belirlenmeksizin davalı vekilinin zamanaşımı def’i dayanakları da gösterilmeksizin ilişkinin komisyon sözleşmesi olmadığı, taahhütname kapsamında ve alacak hakkı doğurduğu gerekçesiyle soyut ve denetleme olanağı bulunmayan bir şekilde zamanaşımı def’i yerinde bulunmamıştır.
Oysa, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kuşkuya yer bırakmaksızın belirlenmesi mahkemece uygulanacak hükümlerin saptanması açısından bir zorunluluk olup, mülga TTK'nun 100'ncü maddesinde ticaret işleri tellallıgı, "Taraflardan hiçbirine ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem yahut acente gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere mütaallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimse" olarak tanımlanmıştır. Yine aynı TTK'nun 116. maddesinde (6102 sayılı TTK. m.102) acentelik "Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse" olarak tarif edilmiştir.6098 sayılı TBK.nun 448 nci maddesinde pazarlamacılık sözleşmesi “Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Yine simsarlık sözleşmesi TBK.nun 520 (BK.m.404) nci maddesinde komisyon sözleşmesi ise TBK.nun 532 nci (BK.nun m.416 vd) maddesinde düzenlenmiştir.Gerek simsarlık sözleşmesinde gerekse komisyon sözleşmesinde özel hüküm bulunmadığı takdirde vekalete ilişkin hükümlerin uygulama alanı bulacağı TBK.nun 520 ve 532/2 .nci madde hükümleri gereğidir. Öte yandan, tek satıcılık sözleşmesi ise, üreticinin ürünlerinin tamamını ve bir kısmını belirli bir bölgede inhisari olarak satılması amacıyla bunları tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da sözkonusu malları kendi adına ve hesabına satmayı üstlendiği sürekli bir sözleşme olarak tanımlanmaktadır.
Bu durumda, mahkemece, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda taraflar arasındaki ilişkinin hukuki mahiyetinin kuşkuya yer bırakmaksızın ve denetime elverişli bir şekilde belirlenmek, bu bağlamada davalı vekilinin ıslah dilekçesine karşı ileri sürdüğü zamanaşımı def’i değerlendirilmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken bu yönden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/5206 E. 2013/129 K.
Ortak:ticari vekil · ticari işletme · acente · acentelik · zamanaşımı def'i · def'i · komisyon · zamanaşımı · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaMahkemece, taraflar arasındaki hukuki ilişkin mahiyeti belirlenmeksizin davalı vekilinin «zamanaşımı def»’i dayanakları da gösterilmeksizin ilişkinin «komisyon sözleşmesi» olmadığı, «taahhütname» kapsamında ve alacak hakkı doğurduğu gerekçesiyle soyut ve denetleme olanağı bulunmayan bir şekilde zamanaşımı def’i yerinde bulunmamıştır.
2-Dava, 04.07.2003 tarihli «taahhütnamenin» kaynaklanan tazminat alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, bu saptamaya ilişkin olarak da «ıslah» dilekçesine karşı davalı tarafça ileri sürülen «zamanaşımı def»’inin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Yine aynı TTK'nun 116. maddesinde (6102 sayılı TTK. m.102) «acentelik» "Ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse" olarak tarif edilmiştir.6098 sayılı TBK.nun 448 nci maddesinde pazarlamacılık sözleşmesi “Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir «ticari işletme» sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı …
Benzer bu karardaTaraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, başka bir deyişle hukuki ilişkinin «acentelik ilişkisi» mi yoksa ticari tellallık ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.Mahkemece, yazılı gerekçelerle taraflar arasındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olduğu sonucuna varılarak davalı tarafın «zamanaşımı def»'i reddedilip işin esasına girilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin «acentelik ilişkisi» olduğu, acentelik ilişkisinin sözlü olarakta yapılabileceği, bu doğrultuda davanın Borçlar Kanunu'nun 126/4. maddesi gereğince 5 yıllık «zamanaşımı» süresi içerisinde açıldığı, davacının 133.527,00 EURO alacağının bulunduğunun belirtildiği, bu rakamında davalı şirketin kendi «defter» kayıtlarındaki 75 adet faturanın toplam bedeli ile bire bir aynı olduğu, 3 yılı aşkın bir süre devam eden bir ilişkinin acentelik olarak nitelendirilmesinin gerekt …
TTK'nun 100'ncü maddesinde ticaret işleri tellallıgı, "Taraflardan hiçbirine ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem yahut «acente» gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere mütaallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimse" olarak tanımlanmıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:acentelik ilişkisi · komisyon bedeli · hizmet bedeli · fatura · temsil · e-defter · görevli mahkeme
Benzer bu karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki ticari ilişkinin «acentelik ilişkisi» olduğu, acentelik ilişkisinin sözlü olarakta yapılabileceği, bu doğrultuda davanın Borçlar Kanunu'nun 126/4. maddesi gereğince 5 yıllık «zamanaşımı» süresi içerisinde açıldığı, davacının 133.527,00 EURO alacağının bulunduğunun belirtildiği, bu rakamında davalı şirketin kendi «defter» kayıtlarındaki 75 adet faturanın toplam bedeli ile bire bir aynı olduğu, 3 yılı aşkın bir süre devam eden bir ilişkinin acentelik olarak nitelendirilmesinin gerekt …
1- Dava, bakiye «komisyon bedelinin» tahsili istemine ilişkin olup, davalının ürettiği malların ...'a ihraç edilmesinde davacının aracılık ettiği, bu «hizmetinin bedeli» olarak % 3 oranında davalı şirketten, % 2 oranında ise ihracat yapılan firmadan komisyon aldığı, dava konusu döneme ilişkin olarak taraflar arasındaki ticari ilişkinin 06.09.2002 ile 31.12.2005 tarihleri arasında gerçekleştiği dosya kapsamı ile sabittir.
Somut olayda davacının davalı adına düzenlemiş olduğu «fatura» örneklerinden davacının kendi nam ve hesabına bir mal alım ve satım işlemi gerçekleştirmediği, ...'daki firmalara karşı hiçbir yükümlülük altına girmediği açık olup, «acentelik» muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimseye verilen unvan olması, taraflar arasındaki ticari ilişkinin başlangıcını oluşturan 06.09.2002 tarihli belgenin davacıya davalıyı ...'da tüm işletmelere karşı değil, sadece 4 işletmeye karşı «temsil» etme yetkisi vermesi ve davacının yapmış olduğu aracılık faaliyetleri nedeniyle sadece davacıdan değil, ...'daki firmalardan da «komisyon» alması, hukuki ilişkinin acentelik değil davacı vekilinin 19.12.2007 tarihli dilekçesi ile de kabul ettiği üzere, tellallık faaliyeti kapsamında kaldığının kabulü …
Taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, başka bir deyişle hukuki ilişkinin «acentelik ilişkisi» mi yoksa ticari tellallık ilişkisi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.Mahkemece, yazılı gerekçelerle taraflar arasındaki ilişkinin acentelik ilişkisi olduğu sonucuna varılarak davalı tarafın «zamanaşımı def»'i reddedilip işin esasına girilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/8848 E. 2014/14716 K.
Ortak:ticari vekil · ticari işletme · acente · acentelik
İncelediğiniz karardaYine aynı TTK'nun 116. maddesinde (6102 sayılı TTK. m.102) «acentelik» "Ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse" olarak tarif edilmiştir.6098 sayılı TBK.nun 448 nci maddesinde pazarlamacılık sözleşmesi “Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir «ticari işletme» sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı …
… uygulanacak hükümlerin saptanması açısından bir zorunluluk olup, mülga TTK'nun 100'ncü maddesinde ticaret işleri tellallıgı, "Taraflardan hiçbirine ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem yahut «acente» gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere mütaallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı me …
Benzer bu karardaSomut uyuşmazlığa uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK'nın 116. maddesinde ise «acente», “Ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse” şeklinde tanımlanmış olup aynı Kanun'un 121. maddesinde de «acentenin», ancak yazılı «muvafakat» ile müvekkili namına sözleşme yapabileceği düzenlenmiştir.
3-Dava, taraflar arasındaki «acentelik sözleşmesinin» haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak mahkemece taraflar arasında «acentelik ilişkisinin» bulunduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de bu değerlendirme dosya kapsamı ile uyuşmamaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ciro primi · acentelik ilişkisi · portföy tazminatı · kar mahrumiyeti · prim alacağı · kar kaybı · acentelik sözleşmesi · kâr mahrumiyeti
Benzer bu kararda… davacının, davalı ürünlerinin zincir mağazalarda satılması imkanını yarattığını, ancak bu hizmeti karşılığında ödenmesi gereken primlerin ödenmediğini ileri sürerek «ciro primi», «kar mahrumiyeti», «portföy tazminatı» ve «haksız rekabet» tazminatı talep ettiği, dava tarihi itibariyle davacının 390.493,92 TL ciro primi ve 175.018,68 TL portföy tazminatı alacağının bulunduğu, bu istemler yönünden talebin haklı olduğu, taraflar arasında, «fesih» halinde «kesin» hükümleri içeren bir yazılı anlaşmanın olmaması ve ciro «prim alacağı» ile portföy tazminatının «kar kaybını» da karşıladığı gözetildiğinde kar kaybı talebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, ciro primi olarak 5.000 TL ve portföy tazminatı olarak …
3-Dava, taraflar arasındaki «acentelik sözleşmesinin» haksız olarak feshedildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak mahkemece taraflar arasında «acentelik ilişkisinin» bulunduğu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de bu değerlendirme dosya kapsamı ile uyuşmamaktadır.
Zira, davacı tarafça sunulan yazılı bir «acentelik sözleşmesi» olmadığı gibi yine davacı tarafından dosyaya sunulan kayıtlardan, davacının, davalıya ait ürünleri davalıdan satın aldıktan sonra üçüncü kişilere doğrudan kendi adına ve hesabına sattığı, «satım sözleşmelerini» de kendi adına düzenlediği anlaşılmaktadır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/982 E. 2014/7709 K.
Ortak:ticari vekil · acente · zamanaşımı · zamanaşımı var
İncelediğiniz kararda… uygulanacak hükümlerin saptanması açısından bir zorunluluk olup, mülga TTK'nun 100'ncü maddesinde ticaret işleri tellallıgı, "Taraflardan hiçbirine ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem yahut «acente» gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere mütaallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı me …
2-Dava, 04.07.2003 tarihli «taahhütnamenin» kaynaklanan tazminat alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, bu saptamaya ilişkin olarak da «ıslah» dilekçesine karşı davalı tarafça ileri sürülen «zamanaşımı def»’inin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Mahkemece, taraflar arasındaki hukuki ilişkin mahiyeti belirlenmeksizin davalı vekilinin «zamanaşımı def»’i dayanakları da gösterilmeksizin ilişkinin «komisyon sözleşmesi» olmadığı, «taahhütname» kapsamında ve alacak hakkı doğurduğu gerekçesiyle soyut ve denetleme olanağı bulunmayan bir şekilde zamanaşımı def’i yerinde bulunmamıştır.
Benzer bu kararda6762 sayılı TTK'nın 100. maddesine göre, taraflardan hiçbirine ticari mümessil, «ticari vekil», satış memuru veya müstahdem yahut «acente» gibi bir sıfatla daimi surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere müteallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimseye tellal denir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacıların BDDK ve diğer bankalarla olan kredi ilişkilerini «protokole» bağlamaya ilişkin hizmet verdiklerini iddia ettikleri, iş ve eylemlerinin «ticari nitelik» taşıması gerektiğinin asıl olduğu, davacıların tellallık işini davalıya sürekli bağlı olmaksızın verdikleri, aralarındaki ilişkinin ticari tellallık ilişkisinden kaynaklandığı, «zamanaşımı» süresinin 1 yıl olduğu, aralarındaki ilişkinin 2009 yılında «fesih» ile «son» bulduğu, davanın ise 08.06.2011 tarihinde açıldığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
B. ile kendisine ait şirketlerin borçlarının ödeme «protokolüne» bağlanması ve bu iş karşılığı belli bir ücret alınması konusunda sözleşme imzaladıklarını, belirlenen ücretin ödenmediğini ileri sürerek, işbu davayı açmış olup, mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin ticari «tellallık sözleşmesi» niteliğinde bulunduğu, 6762 sayılı TTK'nın 106/2. maddesi uyarınca 1 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:vekaletname yetkisi · tellallık sözleşmesi · feragat yetkisi · temsil yetkisi · ticari dava niteliği · ibra · fesih · protokol
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacıların BDDK ve diğer bankalarla olan kredi ilişkilerini «protokole» bağlamaya ilişkin hizmet verdiklerini iddia ettikleri, iş ve eylemlerinin «ticari nitelik» taşıması gerektiğinin asıl olduğu, davacıların tellallık işini davalıya sürekli bağlı olmaksızın verdikleri, aralarındaki ilişkinin ticari tellallık ilişkisinden kaynaklandığı, «zamanaşımı» süresinin 1 yıl olduğu, aralarındaki ilişkinin 2009 yılında «fesih» ile «son» bulduğu, davanın ise 08.06.2011 tarihinde açıldığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
B. ile kendisine ait şirketlerin borçlarının ödeme «protokolüne» bağlanması ve bu iş karşılığı belli bir ücret alınması konusunda sözleşme imzaladıklarını, belirlenen ücretin ödenmediğini ileri sürerek, işbu davayı açmış olup, mahkemece taraflar arasındaki ilişkinin ticari «tellallık sözleşmesi» niteliğinde bulunduğu, 6762 sayılı TTK'nın 106/2. maddesi uyarınca 1 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
B.arasında düzenlenen genel vekaletname ile de borçların yeniden yapılandırılması ve tasfiyesi için TMSF'ye müracaat, her türlü görüşmelerin yapılması, borca ilişkin olarak «sulh», «ibra», kabul, «feragat yetkisi» verildiği görülmektedir.
Dolayısıyla, sözleşmede davacılara tanınan «temsil yetkisi» ve aralarında düzenlenen «vekaletnamedeki yetkiler» de nazara alındığında, taraflar arasındaki ilişkinin sadece ticari tellallıktan doğduğunun kabulü mümkün değildir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2015/11017 E. , 2016/5453 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ ......... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 02/06/2015
NUMARASI 2005/537-2015/343
Taraflar arasında görülen davada .........Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 02/06/2015 tarih ve 2005/537-2015/343 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10/05/2016 günü hazır bulunan davacı vekili Av. D.... E....... ile davalı vekili Av. G.... A..........G...... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ......... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin, 04.07.2003 tarihinde imzaladığı taahhütname ile müvekkili şirketin rızası olmaksızın K....... ve L....... ürünlerinin satışının, pazarlamasının, ihracatının yapılması ve diğer tüm ticarî ilişkilerin yürütülmesi hakkına sahip olduğunu kabul ettiğini, davalının, K....... ve L........ ürünlerini yurtdışında merkezleri olan “S..... E........” ve “G.....” şirketlerine direkt olarak veya yurtiçi ve yurtdışında başka bir aracı firma veya şahıs tarafından pazarlanmayacağı veya satılmayacağı, ihraç edilmeyeceği veya herhangi bir ticarî ilişkiye girilmeyeceği konusunu taahhüt ettiğini, bu taahhüdün ihlâl edilmesi hâlinde, davalı şirket tarafından yapılan ticaretin %50’sinin cezaî şart olarak müvekkili şirkete ödeneceğinin taraflarca kararlaştırıldığını, davalı şirketin, İ....
G.... şirketine ihraç ederek satış yaptığını ve bu satışın 2004 yılının 4., 5., 6. ve 7. aylarında 185.000 USD'nin olduğunun kesinlik kazandığını; davalı şirketin, ihtara verdiği yanıtta, söz konusu taahhütname altındaki imzanın şirketi bağlayan yetkili bir imza olmadığını belirterek istemi reddettiğini, oysa tüm yazışmalarda şirketin yetkili temsilcisi olarak F...... M.........'in imzasının olduğunu; bu kişinin imza yetkisi olmasa bile muavin şahıs sıfatı bulunduğunu ileri sürerek, şimdilik 5.100,00 TL’nin ihtarnamenin tebliğ tarihi olan 20.09.2004 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, talep ve dava etmiş, 29.09.2011 tarihli dilekçesiyle 464.070,65 TL'yi dava değerine ekleyerek davasını ıslah etmiştir.
Davalı vekili, taahhütnamenin, müvekkili açısından bağlayıcı olmadığını, kaşe üzerindeki imzanın temsil ve ilzama yetkili bir imza olmadığı gibi, bu sözleşmenin hukukî geçerliliği sağlayacak bir biçimde bir işlem yapılmadığını, müvekkili şirket tarafından da uygulamaya konmadığını; davalı K......’in, 04.07.2003 tarihli taahhütnamede sözü edilen “S........ E......” ve İtalya’da mukim “G.......” isimli şirketlerle hiçbir ticarî ilişkisi olmadığını, bu şirketlere mal satmadığını savunarak, davanın usul ve esas yönünden reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna göre, süresinde yapılmayan yetki itirazının reddi gerektiği, davalı vekilinin, 06.03.2005 tarihli delil dilekçesinde, 13.02.2007 tarihli dilekçesinde açıkça tarafların söz konusu taahhütnameye uygun hareket ettikleri, davalının doğrudan satışlarında davacıya komisyon ödediğinin ifade edilmesi karşısında artık sözleşmenin yetkisiz kişi tarafından imzalandığı ve kendilerini bağlamayacağına dair savunmasının dayanaksız kaldığı, taahhütnamenin tarafları bağlayacağı, taahhütnamede geçen “bir yıl”ın taahhüdün geçerlilik süresi olmadığı, ifadenin, davacı şirketin bir yıl içinde ihracata başlamasını ve her ihraçtan sonra bir buçuk yıl içinde yeni ihraç talebinde bulunmasını amaçladığı, taahhütnamede “K.....'in yaptığı toplam ticaret tutarının % 50'si ..”denildiği için Kumtel'in toplam ticaret rakamı üzerinden tazminat hesaplanması ile 938.341,35x%50= 469.170,68 TL talep edebileceği, davalının 27.09.2004 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü, gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davalı vekilinin, davaya dayanak yapılan 04.07.2003 tarihli taahhütnamenin geçerliliğine, davanın açılmamış sayılması gerektiğine ve tanık dinletme isteminin reddine ilişen temyiz itirazları yerinde bulunmadığından anılan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Dava, 04.07.2003 tarihli taahhütnamenin kaynaklanan tazminat alacağının tahsili istemine ilişkin olup, taraflar arasındaki asıl uyuşmazlık, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu, bu saptamaya ilişkin olarak da ıslah dilekçesine karşı davalı tarafça ileri sürülen zamanaşımı def’inin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkemece, taraflar arasındaki hukuki ilişkin mahiyeti belirlenmeksizin davalı vekilinin zamanaşımı def’i dayanakları da gösterilmeksizin ilişkinin komisyon sözleşmesi olmadığı, taahhütname kapsamında ve alacak hakkı doğurduğu gerekçesiyle soyut ve denetleme olanağı bulunmayan bir şekilde zamanaşımı def’i yerinde bulunmamıştır.
Oysa, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kuşkuya yer bırakmaksızın belirlenmesi mahkemece uygulanacak hükümlerin saptanması açısından bir zorunluluk olup, mülga TTK'nun 100'ncü maddesinde ticaret işleri tellallıgı, "Taraflardan hiçbirine ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem yahut acente gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere mütaallik mukavelelerin akdi hususunda taraflar arasında aracılık yapmayı meslek edinen kimse" olarak tanımlanmıştır. Yine aynı TTK'nun 116. maddesinde (6102 sayılı TTK. m.102) acentelik "Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfat olmaksızın bir mukaveleye dayanarak muayyen bir yer veya bölge içinde daimi bir surette ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse" olarak tarif edilmiştir.6098 sayılı TBK.nun 448 nci maddesinde pazarlamacılık sözleşmesi “Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Yine simsarlık sözleşmesi TBK.nun 520 (BK.m.404) nci maddesinde komisyon sözleşmesi ise TBK.nun 532 nci (BK.nun m.416 vd) maddesinde düzenlenmiştir.Gerek simsarlık sözleşmesinde gerekse komisyon sözleşmesinde özel hüküm bulunmadığı takdirde vekalete ilişkin hükümlerin uygulama alanı bulacağı TBK.nun 520 ve 532/2 .nci madde hükümleri gereğidir. Öte yandan, tek satıcılık sözleşmesi ise, üreticinin ürünlerinin tamamını ve bir kısmını belirli bir bölgede inhisari olarak satılması amacıyla bunları tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da sözkonusu malları kendi adına ve hesabına satmayı üstlendiği sürekli bir sözleşme olarak tanımlanmaktadır.
Bu durumda, mahkemece, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda taraflar arasındaki ilişkinin hukuki mahiyetinin kuşkuya yer bırakmaksızın ve denetime elverişli bir şekilde belirlenmek, bu bağlamada davalı vekilinin ıslah dilekçesine karşı ileri sürdüğü zamanaşımı def’i değerlendirilmek ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken bu yönden eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin taahhütnamenin geçerliliğine, davanın açılmamış sayılması gerektiğine ve tanık dinletme isteminin reddine ilişen temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 1.350 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 12/05/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/214891900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz