6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Yabancı mahkeme ilamının tenfizinde zamanaşımı, kesinleşme ve tebligat ölçütü

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2025/980 E. 2025/1338 K. · · İlk derece: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Tanıma ve tenfizistinaf başvurusunun esastan reddiKesin

★ EmsalZamanaşımıDava şartı (hukuki yarar / ehliyet / kesin hüküm)Tanıma-tenfiz usulü

Davacının nitelemesi: Yabancı Mahkeme İlamı mahkemenin nitelemesiyle örtüşüyor

Gerekçe özeti

Yabancı mahkeme ilamının tenfizinde: (i) tenfiz davasında uyuşmazlığın esasına ilişkin yargılama yapılmadığından zorunlu arabuluculuk dava şartı uygulanmaz; (ii) MÖHUK 54/ç kapsamında gıyabi kararın davalının savunma hakkını ihlal edip etmediği, tenfiz mahkemesinin değil, kararı veren yabancı ülkenin usul kanunlarına göre değerlendirilir; (iii) yabancı ilamın kesinleşme şartları da münhasıran kararı veren ülkenin usul hukukuna göre (lex fori) belirlenir, Türk usul hükümlerine göre kesinlik denetimi yapılamaz; (iv) yabancı ilamın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı da tenfiz mahkemesinin hukukuna göre değil, kararı veren yabancı mahkemenin hukukuna göre tayin edilir.

Ele alınan sorunlar

Tenfiz davasında zorunlu arabuluculuk dava şartının uygulanabilirliği → ret

İddia: Davalı, ticari alacağa ilişkin olduğundan zorunlu arabuluculuk dava şartı yerine getirilmeden dava açıldığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Tenfiz yargılamasında uyuşmazlığın esasına dair bir yargılama yapılmadığından, arabuluculuğa başvuru zorunluluğu tanıma ve tenfiz davalarında geçerli değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Tenfizi istenen ilamların önceki sulh/feragatle sonuçlanan dava ile mükerrerliği → ret

İddia: Davalı, taraflar arasında daha önce sulh protokolü yapılarak ödeme sonucu feragat edilen bir davanın aynı hasar/taşıma olayına ilişkin olduğunu, tenfiz kararının mükerrer ödemeye neden olacağını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Önceki davada tenfizi istenen ilam, davalının taşımayı üstlendiği 1555 adet tekstil ürününden 13/11/2015 tarihinde 88 adetinin hasarlı teslimine ilişkin tazminata dayanmaktadır. Eldeki davada tenfizi istenen ilam ise 14/06/2016 tarihinde teslim edilen 557 adet paltodan hasarlı olduğu tespit edilen 99 adetine ilişkin tazminata dayanmaktadır. Her iki davaya konu talepler birbirinden farklı taşımalarla ilgili olduğundan, taşımaların aynı olduğuna ilişkin iddia yerinde görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Gıyabi kararın verilmesi ve tebligatın MÖHUK 54/ç kapsamında savunma hakkı ihlali oluşturup oluşturmadığı → ret

İddia: Davalı, Almanya'daki yargılamadan usulüne uygun şekilde haberdar edilmediğini, yargılamanın yokluğunda yapıldığını, savunma hakkının kısıtlandığını ve usulüne uygun tebligat yapılmadığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: MÖHUK 54. maddesinin (ç) fıkrasında düzenlenen hususlar için gözetilmesi gereken hukuk, tenfiz kararı verecek yer mahkemesinin usul hükümleri değil, tenfize konu kararın verildiği ülke kanunlarıdır; fıkranın 'o yer kanunları uyarınca' ve 'bu kanunlara aykırı bir şekilde' ifadeleri bunu göstermektedir. Davaya konu ilam içeriğinden, Almanya Mahkemesince Alman Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 331/3. maddesi uyarınca duruşma yapılmaksızın gıyabi karar verildiği anlaşılmaktadır. Kararın Alman kanunlarına uygun olarak verilmiş olması nedeniyle davalı hakkında gıyabi karar verilmesi, davalının savunma hakkının ihlali niteliğinde değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Yabancı ilamın kesinleşme şartının hangi hukuka göre değerlendirileceği → ret

İddia: Davalı, kararların usulüne uygun tebliğ edilmediğini, bu nedenle kesinleşmediğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Yabancı devlet usul hukukuna tabi olarak verilmiş bir mahkeme kararının kesinleşme şartları, münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukukuna göre tayin ve tespit edilir (lex fori prensibi). MÖHUK'un 50 ve 53. maddelerinde kanun koyucu kesinleşme hususunda o ülke iç hukukuna atıfta bulunduğundan, yabancı mahkeme ilamı bakımından Türk usul hükümlerine göre kesinlik denetimi yapılamaz. Dosyaya sunulan kesinleşme şerhlerine göre kararların davalı tarafa tebliğ edildiği ve kesinleştiği anlaşıldığından, davalının aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Yabancı ilamın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının hangi hukuka göre belirleneceği → ret

İddia: Davalı, tenfizi istenen alacağın zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür.

Gerekçe: Yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfiz edilebilmesi için zamanaşımına uğramamış olması gerekir. TBK 156 ve İİK 39'da ilamların 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu düzenlenmiş ise de, yabancı mahkeme ilamlarının ne kadar sürede zamanaşımına uğrayacağı, kararı veren yabancı mahkemenin hukukuna göre belirlenir; aksinin kabulü verildiği devlette zamanaşımına uğrayan yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de icra edilmesine neden olur. Alman Borçlar Kanunu'nda (BGB m.197) kesinleşen mahkeme kararlarının 30 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu dikkate alındığında, davalının tenfizi istenen ilamın zamanaşımına uğradığına yönelik itirazı yerinde değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kararda tenfiz davalarında arabuluculuk dava şartının uygulanmayacağı, MÖHUK 54/ç kapsamındaki savunma hakkı ihlali, kesinleşme ve zamanaşımı değerlendirmelerinin tenfiz mahkemesinin değil, kararı veren yabancı ülkenin usul ve maddi hukukuna göre yapılması gerektiği yönünde genel ilkeler oluşturulmuştur; ayrıca dairenin emsal dosyalarda tespit ettiği Alman hukukundaki (BGB m.197) 30 yıllık zamanaşımı süresine atıf yapılmıştır.

Usul tespitleri

Zamanaşımı
Yabancı mahkeme ilamlarının zamanaşımı süresi, tenfiz mahkemesinin hukukuna göre değil, ilamı veren yabancı mahkemenin bağlı olduğu ülke hukukuna göre belirlenir; somut olayda Alman Borçlar Kanunu (BGB m.197) uyarınca kesinleşen mahkeme kararları 30 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
Dava şartı
Zorunlu arabuluculuk (tenfiz davalarında uygulanmaz)

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
Tanıma ve tenfiz MÖHUK 54 Kamu düzenine aykırılık Gıyabi karar Lex fori Zorunlu arabuluculuk dava şartı Zamanaşımı Kesinleşme şerhi

Atıf yapılan mevzuat: 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) — MÖHUK 54MÖHUK 54(ç)MÖHUK 50MÖHUK 53 · 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) — TBK 156 · 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) — İİK 39

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
12. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO 2025/980

KARAR NO 2025/1338

TÜRK MİLLETİ ADINA

İSTİNAF KARARI

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ 09/04/2025

NUMARASI 2024/586 Esas - 2025/316 Karar

DAVA

Tanıma Ve Tenfiz

DAVA TARİHİ 08/10/2024

İSTİNAF KARAR TARİHİ 16/09/2025

Davanın kabulüne ilişkin verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA Davacı vekili; müvekkili şirketin ... şirketinin nakliye sigortacısı olduğunu, sigortalı firmanın İstanbul'daki ... isimli firmadan satın aldığı 1193 adet palto cinsi tekstil ürününün Almanya'ya nakliyesinin davalı tarafından üstlenildiğini, 14.06.2016 tarihinde sadece 557 adet paltonun teslim edildiğini ve teslim edilen paltoların 99 adedinin hasara uğradığını, toplam 4.653-Euro zararın müvekkili şirket tarafından 28.12.2016 tarihinde sigortalıya ödeme yapılarak tazmin edildiğini, taşıyıcının sorumlu olduğu tutarın ... Konvansiyonu'na göre 4.530-Euro olduğunu, bu miktarın rücuen tahsili için müvekkili tarafından açılan Pforzheim Sulh Mahkemesi'nin 5.C 141/17 nolu davada mahkemenin 16.01.2019 tarihli kararı ile davalının müvekkiline 22.06.2017 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte 4.530-Euro'nun ödemesine karar verildiğini, aynı mahkemenin 28.12.2021 tarihli masraf tayini kararı ile 19.10.2021 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte 1.869,81-Euro'nun ödenmesine karar verildiğini, 16.01.2019 tarihli kararın 09.03.2023 tarihinde, 28.12.2021 tarihli masraflar tayini kararının ise 14.10.2023 tarihinde kesinleştiğini belirterek bahsi geçen kararların tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili; daha önceden yargılama konusu olay ile ilgili sulh anlaşması yapıldığını, sulh anlaşması kapsamında ödeme yapıldığından davacının müvekkilinden alacağı kalmadığını, davanın mükerrer nitelikte olduğunu, ticari alacak söz konusu olduğundan arabuluculuk dava şartı yeri getirilmeden dava açılamayacağını, MÖHUK 53 madde gereği tenfizi istenen kararın ve Türkçe çevirilerinin dosyaya sunulmadığını, ayrıca kararın tebliğ edilmediğini, tenfizi istenen alacağın zamanaşımına uğradığını, MÖHUK 50 ve 58 madde uyarınca tenfiz şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece; Türkiye ile Almanya arasında mütekabiliyet bulunduğu, münhasıran Türk mahkemelerinin yetkili olmadığı, taşıma sözleşmesinden kaynaklı alacağa ilişkin davada kamu düzenine aykırılık teşkil eden bir durum bulunmadığı, davalının asıl yargılamada savunma hakkının kısıtlandığına dair bir savunma ileri sürmediği, bu nedenle kararın tenfizine engel bir durum bulunmadığı, davalı tarafça eldeki uyuşmazlığın daha evvelden sulhle sonuçlanan İstanbul 5. ATM'nin 2020/614 E sayılı davası ile aynı olaya ilişkin olduğu ileri sürülmüş ise de bahsi geçen dava dosyasında eldeki davadan farklı olarak Karlsruhe Eyalet Mahkemesi 3. ATM kararının konu edildiği, tenfiz davalarında zamanaşımı değerlendirilmesinin yapılamayacağı, yabancı mahkeme kararının tebliğine dair bir kısım itirazlarda bulunulmuş ise de somut bir tebligat geçersizliği ileri sürülmediği, mahkeme kararlarının kesinleştiğine dair şerhler bulunduğu ve apostillerin ibraz edildiği, MÖHUK 54.

maddesinde kesinleşme şerhi dışında ayrıca tebligat parçalarının da tenfiz dosyasına sunulacağı yönünde bir düzenleme bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, Pforzheim Sulh Mahkemesi'nin 16/01/2019 tarih ve 5 C 141/17 no'lu kararı ile 28/12/2021 tarih ve 5 C 141/17 no'lu masraf tayini kararının tenfizine karar verilmiştir.

İSTİNAF SEBEPLERİ

Davalı vekili; taraflar arasında sulh yoluyla çözümlenmiş bir hususunun yeninden tenfizinin istenmesinin Türk kamu düzenine aykırılık teşkil edeceğini, bahsi geçen hasarların aynı taşıma işinden kaynaklandığını, ... senetlerindeki araç bilgilerinin örtüştüğünü, her ne kadar mahkeme kararlarının farklı olduğu ileri sürülmüş ise de davacının dava konusu Pforzheim Sulh mahkemesinin kararı ile ilgili düzenlendiğini kabul ettiği ...'nin diğer dava konusu araçla örtüştüğünü, sulh anlaşması sonucunda anlaşılan tutarın davacıya ödendiğini, sulh protokolünün her iki dava konusu hasarı da kapsadığını, derdestlik ve kesin hüküm söz konusu olduğunu, ...'de 1 yıllık zamanaşımı süresi öngörüldüğü, yabancı ilamı zamanaşımına uğradığına dair itirazların mahkemece hatalı gerekçe ile reddedildiğini, yabancı mahkeme kararının tebliğine ve savunma haklarına dair itirazlarının incelenmediğini, zorunlu arabuluculuk ve harç itirazlarının dikkate alınmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi istemine ilişkindir.

5718 sayılı MÖHUK'un 54. maddesine göre yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilebilmesi için; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması, ilamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması koşullarının varlığı gerekmektedir.

Buna karşılık, MÖHUK’da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hakimince yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez.

Davalı tarafça, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediği ileri sürülmekte ise de tenfiz yargılamasında uyuşmazlığın esasına dair yargılama yapılmadığından arabuluculuğa başvuru zorunluluğu tanıma ve tenfiz davalarında geçerli değildir. Davalı vekilince, daha önce aynı taraflar arasında aynı konuda görülen dava nedeniyle taraflar arasında sulh protokolü yapılarak müvekkili tarafından protokol doğrultusunda yapılan ödeme sonucunda davadan feragat edildiği, bu hasarın da aynı olaya ilişkin olduğu, tenfiz kararının mükerrer ödemeye neden olacağı ileri sürülmüştür. Taraflar arasında Karlsruhe Eyalet Mahkemesi 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 19/04/2017 tarihli 14O 75/16 Kfh nolu kararı ile 29/05/2018 tarihli masraf tayini kararının tenfizi için açılan İstanbul 5.

ATM'nin 2020/614 E. Sayılı dava dosyasında taraflar arasındaki protokol kapsamında davalı tarafından yapılan ödeme üzerine davacı tarafından davadan feragat edilmiştir. Bahsi geçen davada davacı tarafından tenfizi istenen ilamın davalının taşımayı üstlendiği 1555 adet tekstil ürünü emtiadan 13/11/2015 tarihinde 88 adetinin hasarlı teslim edilmesinden kaynaklı tazminat olduğu açıklanmış olup, davalı tarafından bahsi geçen davada buna yönelik bir itiraz ileri sürülmemiştir. Eldeki davada ise tenfizi istenen ilamın 14/06/2016 tarihinde teslim edilen 557 adet paltodan hasarlı olduğu tespit edilen 99 adeti ile ilgili tazminat olduğu anlaşılmakta olup, her iki davaya konu taleplerin birbirlerinden farklı taşımalarla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

Bu nedenle davalının taşımaların aynı olduğuna ilişkin iddiaları yerinde görülmemiştir. Davalı vekilince, Almanya'da yapılan yargılamadan müvekkilinin usulüne uygun bir şekilde haberdar edilmediği, yargılamanın müvekkilinin yokluğunda yapıldığı, müvekkilinin savunma hakkının kısıtlandığı, ayrıca müvekkillerine usulüne uygun tebligat yapılmadığından kararın kesinleşmediği iddia edilmektedir. MÖHUK’un 54. maddesinin (ç) fıkrasındaki düzenleme uyarınca, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmaması, mahkemede temsil edilmemesi ve bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında karar verilmesi tenfiz engeli olarak belirtilmiştir.

MÖHUK’un 54. maddesinin (ç) fıkrasında düzenlenen hususlar için gözetilmesi gereken hukuk, tenfiz kararı verecek yer mahkemesinin usule ilişkin hükümleri değil, tenfize konu kararın verildiği ülke kanunlarıdır. Zira bu konuda yasa hükmü açık olup, anılan fıkranın giriş cümlesi “o yer kanunları uyarınca,” şeklinde bir belirleme içermekte olup, aynı fıkrada aynı cümle içinde ikinci kez tekrar edilmek suretiyle aynı husus vurgulanmış ve “bu kanunlara aykırı bir şekilde” kelime dizisi kullanılarak konu açıklanmıştır. Bu da göstermektedir ki, bu fıkrada belirtilen hususların ihlal edilip edilmediği tenfizi istenilen kararın verildiği yer kanunlarına göre belirlenecektir. (Yargıtay HGK'nın 26/11/2014 tarih 2013/11-1136-esas 2014/974 karar sayılı ilamı).

Davaya konu ilam içeriğinden anlaşılacağı üzere, Almanya Mahkemesince Alman Hukuk Muhakeme Kanununun 331/3. maddesi uyarınca duruşma yapılmaksızın gıyabi karar verildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda Alman Usul Kanununa uygun bir şekilde davalıların gıyabında karar verildiği karar metninden anlaşılmaktadır. Bu durumda tenfizi istenilen kararın Alman kanunlarına uygun olarak verildiği ve davalı hakkında gıyabi karar verilmesinin davalının savunma hakkının ihlali niteliğinde olmadığının kabulü gerekir. Davalılar vekilinin, davanın müvekkillerine usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği ve bu nedenle savunma haklarının kısıtlandığına dair istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Yine, tenfiz istemine konu ilamın kesinleşip kesinleşmediğinin ilamı veren mahkemenin kanunlarına göre belirlenmesi gerekmektedir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.02.2012 tarih, 2010/1 esas ve 2012/1 karar sayılı kararında; yabancı devletin usul hukukuna tabi olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının kesinleşme şartlarının münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukuka göre tayin ve tespit edileceği, bu durumun milletlerarası alanda ve Türk hukuku uygulamasında kabul edilmiş bulunan usul hukukunda lex fori prensibinin, diğer bir deyişle mahkemenin kendi usul hukukuna tabi olması prensibinin bir gereği olduğu belirtilmiştir. 5718 sayılı MÖHUK'un 50 ve 53. üncü maddelerinde de kanun koyucu tenfize konu ilamdan bahsederken, kesinleşme hususunda ısrarla o ülke iç hukukuna ve kurumlarının inisiyatifine atıfta bulunmuş olmasına göre, yabancı mahkeme ilamı bakımından Türk usul hükümlerine göre bir kesinlik denetimi yapılması mümkün değildir.

Dosyaya sunulan kesinleşme şerhlerine göre bahsi geçen kararların davalı tarafa tebliğ edildiği kararların kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda tenfizi istenen mahkeme kararının ilamı veren mahkemenin tabi olduğu kanunlara göre kesinleştiği anlaşıldığından davalı tarafça ileri sürülen aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Yine; yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfiz edilebilmesi için zamanaşımına uğramamış olması gerekmektedir. TBK'nın 156. ve İİK'nın 39. maddelerinde ilamların 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu düzenlenmiş ise de yabancı mahkeme ilamlarının ne kadar sürede zamanaşımına uğrayacağı kararı veren yabancı mahkemenin hukukuna göre belirlenmesi gerekir (Nuray Ekşi, Yabancı Mahkeme Kararlarının Tanınması ve Tenfizi, İstanbul 2020, s.344.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 28/05/1998 tarih 383-3945 sayılı kararı da aynı doğrultudadır). Aksinin kabulü, verildiği devlette zamanaşımına uğrayan yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de icra edilmesine neden olacaktır. Davalının, tenfiz istemine konu edilen ilamın zamanaşımına uğradığını ileri sürdüğü anlaşıldığından tenfizi istenilen kararın verildiği ülke kanunlarına göre zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespiti gerekmektedir.Dairemizce istinaf incelemesi yapılan emsal dava dosyalarında tesbit edildiği üzere Alman Borçlar Kanunu'nda (BGB m.197) kesinleşen mahkeme kararlarının 30 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu dikkate alındığında davalının tenfizi istenen ilamın zamanaşımına uğradığına yönelik itirazı yerinde değildir.Açıklanan nedenlerle;

Somut olayda kanunda belirtilen tenfiz şartlarının gerçekleştiği ve yabancı mahkeme ilamında Türk kamu düzenine aykırılık da bulunmadığı anlaşıldığından, mahkemece söz konusu kararın tanınmasına ve tenfizine karar verilmesinde bir hukuka aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde olmadığından, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle:

Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,Peşin harcın karar harcına mahsubuna başkaca harç alınmasına yer olmadığına,Davalı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davacı tarafından yapılan 240-TL istinaf yargı giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliği ile karar verildi.16/09/2025

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/2126 · sınıflandırıcı v3.2 · görünüm damgası: kmk_oncesi

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.