Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/16058 E. 2015/1048 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
üçüncü kişi yararına sözleşme↗ ba beyannamesi↗ aktif dava ehliyeti↗ ziya↗ hisse devir sözleşmesi↗ üçüncü kişi↗ sebepsiz zenginleşme↗ komisyon↗ uyuşmazlık konusu↗ taraf ehliyeti↗ taahhütname↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalıların 30.06.2006 tarihinde şirketteki hisselerinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrıldıkları, 16.06.2006 tarihli taahhütname ile hisse devir tarihine kadar kendi işlem ve eylemlerinden doğacak vergi ve cezaları ödeyeceklerini ve mevzuatlara uygun davrandıklarını beyan ve kabul ettikleri, davacı şirketin 2006/01-03 ve 2006/04-06 dönemlerine ait G.Stopaj beyannamelerini vermemesi nedeniyle taktir komisyonu kararıyla vergi tarh edilerek vergi cezası kesildiği, 04-06/2006 dönemine ait muhtasar ( stopaj) beyannamesinin 01.07.2006/20.07.2006 tarihleri arasında verilmesi ve 26.07.2006 tarihine kadar verginin ödenmesinin gerekli olduğu, devirden sonraki bu tarihte davalıların beyanname verme yetkilerinin bulunmadığı, ancak söz konusu vergiyi doğuran olayın ( kira stopajı) davalı eski ortakların şirkette yetkili olduğu dönemi kapsaması nedeniyle tevkifattan sorumlu oldukları, beyanname verme sorumluluğunun yeni ortaklara ait olması nedeniyle, 100 TL vergi ziyaı cezası ve 9.352,93 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 9.452,93 TL 'den davalıların sorumlu tutulamayacağı, ancak vergi aslı olan 7.826,72 TL G.stopajından sorumlu
oldukları, 01-03-2006 dönemi muhtasar ( stopaj) beyannamesinin verilmemesinden davalıların uzlaşma sonucu tahakkuk eden toplam 17.866,65 TL'den de sorumlu oldukları gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 25.693,37 TL'nin 14/11/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, karar verilmiştir.
Kararı, davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, 16.06.2006 tarihli hisse devir sözleşmeleri ve taahhütname uyarınca, davalı devredenler tarafından ödenmesi üstlenilen borçların davacı şirketçe ödendiği iddiasına dayalı, alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Anılan sözleşme uyarınca davalı eski ortaklar, davacı şirketteki tüm hisselerini, dava dışı şirketlere devretmişler, aynı tarihli taahhütnamede devreden ortaklar adına vekaleten ..., söz konusu hisse devir sözleşmelerinden önceki her türlü hukuki, cezai, mali olmak üzere tüm yapılmış iş, işlem ve eylemlerden devredenlerin tek başlarına sorumlu olacağı, hiçbir vergi, sigorta, belediye...vs. resmi kurum ve kuruluşlara borçları olmadığını, şirketin devir tarihine kadar olan dönemde yürüttüğü faaliyetlerinde yürürlükteki yasa, yönetmelik ve diğer her türlü mevzuata uygun davranmış olduğunu, devir sözleşmesinden önceki işlemlerden dolayı şirkete veya devralanlara başvurulması halinde devreden; devralanı ve şirketi, devralanın kendisine ilgili başvuruyu takip eden üç iş günü içinde söz konusu borçlardan ve her türlü sorumluluktan kurtarmayı taahhüt etmiştir.
Öncelikle davacı şirket anılan sözleşmenin ve taahhütnamenin tarafı değildir. Bu sözleşme ile sadece davacı şirkete ait tüm hisseler el değiştirmektedir. O halde davacı şirket anılan sözleşmenin tarafı sıfatıyla sözleşmeye ve taahhütnameye dayanarak herhangi bir istemde bulunamaz.
Dava konusu ödemelerin davacı şirketçe yapıldığı, davalı devredenlerden bu ödemeler dolayısıyla talepte bulunabileceği ileri sürülebilir ise de, davacı şirket bu ödemeleri ile esasen yine kendi borçlarını ödemiş durumundadır. Dava konusu ödemeler davacı şirket kasasından yapılmış olsa da bu ödemeler nedeniyle davacının sebepsiz yere fakirleşmesi söz konusu olmadığından, davacı şirketin sebepsiz zenginleşmeye dayanarak da davalılardan talepte bulunması mümkün değildir.
Bu noktada dava konusu hisse devir sözleşmesinin üçüncü kişi yararına sözleşme olduğu, davacı şirketin de kendisi yararına hükümler içeren bu sözleşmeye dayanarak üçüncü kişi sıfatıyla talepte bulunabileceği düşünülebilirse de, bu türden sözleşmeler tam üçüncü kişi yararına ve eksik üçüncü kişi yararına sözleşmeler olarak ikiye ayrılır. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde üçüncü kişinin kendisi adına talepte bulunabilmesi mümkün iken eksik üçüncü kişi yararına sözleşmelerde bu mümkün değildir. Yine üçüncü kişi yararına sözleşmelerde kural olarak üçüncü kişinin bizzat talepte bulunamayacağı kabul edilir. Bunun aksi, yani üçüncü kişinin kendisi adına talepte bulunabileceği ya sözleşmede açıkça yazılı olmalıdır, ya tarafların sözleşmede açıklanan iradelerinden bu durum tespit edilebilmelidir ya da bu konuda bir örf veya adet bulunmalıdır. Somut uyuşmazlıkta ise, dava konusu sözleşmede bu konuda açık bir hüküm yoktur. Sözleşmenin maddelerinden, tarafların üçüncü kişi davacı şirkete bizzat talepte bulunabilme hakkını vermek iradesinde olduğu da anlaşılamamaktadır. Bu yönde ticari hayatta bir örf veya adet de bulunmamaktadır. O halde dava konusu hisse devir sözleşmesinin ve taahhütnamenin tam üçüncü kişi yararına sözleşme olarak kabul edilmesi ve davacı şirketin bu sözleşmeye dayanarak kendisi adına talepte bulunabilmesi de mümkün değildir.
Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan nedenlerle davacı şirketin aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı ... yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/18086 E. 2015/12817 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gecikme cezası · bilirkişi raporuna itiraz · sigorta poliçesi · yasal faiz · hasar · eksik inceleme · dahili dava
Benzer bu kararda2-Ancak, hükme esas alınan 04.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda, «sigorta poliçesi» kapsamında bulunan «hasara» ilişkin olarak 15-25.05.2007 tarihlerinde yapılan çalışmalar nedeniyle davacının talep edebileceği miktar, davacı tarafça talep edilen %25 oranındaki stopajın ödendiğine dair belge bulunmadığı, bu nedenle stopajın hasara «dahil» edilemeyeceği kabul edilerek belirlenmiş ise de davacı tarafça, davalı taraftan her zaman stopajlı tutarların talep edildiğinden, davalının da stopajlı tutarlara göre ödeme yaptığından bahisle «bilirkişi raporuna itiraz» edilmiş ve itiraz dilekçesi ekinde de yapılan stopaj ödemesine ilişkin belgeler sunulmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki poliçe kapsamında davalı tarafından yapılan ödemeler dışında davacının talep edebileceği bakiye zarar ve «gecikme cezası» toplamının 389.870,53 USD olduğu gerekçesiyle bu miktarın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bu durumda mahkemece, davacının hükme esas alınan bilirkişi raporuna yaptığı itiraz üzerinde durularak anılan döneme ilişkin olarak stopajın ödenip ödenmediğinin tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Öte yandan, işbu dava 07.04.2009 tarihinde açılmış olup davacı tarafça da bu tarihe kadar oluşan alacağın dava tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte tahsili talep edilmiş olmasına rağmen hükme esas tutulan 04.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda, dava tarihini aşacak biçimde 31.12.2009 tarihine kada …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/13820 E. 2011/17173 K.
Ortak:taahhütname
İncelediğiniz kararda… ddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalıların 30.06.2006 tarihinde şirketteki hisselerinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrıldıkları, 16.06.2006 tarihli «taahhütname» ile hisse devir tarihine kadar kendi işlem ve eylemlerinden doğacak vergi ve cezaları ödeyeceklerini ve mevzuatlara uygun davrandıklarını beyan ve kabul ettikleri, davacı şirketin 2006/01-03 ve 2006/04-06 dönemlerine ait G.Stopaj «beyannamelerini» vermemesi nedeniyle taktir «komisyonu» kararıyla vergi tarh edilerek vergi cezası kesildiği, 04-06/2006 dönemine ait muhtasar ( stopaj) beyannamesinin 01.07.2006/20.07.2006 tarihleri arasında verilmesi ve 26.07.2006 tarihine kadar verginin ödenmesinin gerekli olduğu, devirden sonraki bu tarihte davalıların beyanname verme yetkilerinin bulunmadığı, ancak söz konusu vergiyi doğuran olayın ( kira stopajı) davalı eski ortakların şirkette yetkili olduğu dönemi kapsaması nedeniyle tevkifattan sorumlu oldukları, beyanname verme sorumluluğunun yeni ortaklara ait olması nedeniyle, 100 TL vergi «ziyaı» cezası ve 9.352,93 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 9.452,93 TL 'den davalıların sorumlu tutulamayacağı, ancak vergi aslı olan 7.826,72 TL G.stopajından sorumlu …
1- Dava, 16.06.2006 tarihli «hisse devir sözleşmeleri» ve «taahhütname» uyarınca, davalı devredenler tarafından ödenmesi üstlenilen borçların davacı şirketçe ödendiği iddiasına dayalı, alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Anılan sözleşme uyarınca davalı eski ortaklar, davacı şirketteki tüm hisselerini, dava dışı şirketlere devretmişler, aynı tarihli «taahhütnamede» devreden ortaklar adına vekaleten ..., söz konusu «hisse devir sözleşmelerinden» önceki her türlü hukuki, cezai, mali olmak üzere tüm yapılmış iş, işlem ve eylemlerden devredenlerin tek başlarına sorumlu olacağı, hiçbir vergi, sigorta, belediye …
Benzer bu kararda… ının 09.05.2007 tarihinde sistemden çıkmak istemesi üzerine gelir vergisi stopajını davacıya yaptığı tüm ödemeler üzerinden yaptığı, ilgili yasa ve davacıya verilen «taahhütnamenin» 6. maddesi uyarınca gelir vergisi stopajının ancak yatırılan paranın getirilerinden yapılabileceği gerekçesiyle davanın kabulü ile 51.224,13 TL'nin 15.05.2007 tari …
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/4617 E. 2013/17971 K.
Ortak:ba beyannamesi
İncelediğiniz kararda… ddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalıların 30.06.2006 tarihinde şirketteki hisselerinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrıldıkları, 16.06.2006 tarihli «taahhütname» ile hisse devir tarihine kadar kendi işlem ve eylemlerinden doğacak vergi ve cezaları ödeyeceklerini ve mevzuatlara uygun davrandıklarını beyan ve kabul ettikleri, davacı şirketin 2006/01-03 ve 2006/04-06 dönemlerine ait G.Stopaj «beyannamelerini» vermemesi nedeniyle taktir «komisyonu» kararıyla vergi tarh edilerek vergi cezası kesildiği, 04-06/2006 dönemine ait muhtasar ( stopaj) beyannamesinin 01.07.2006/20.07.2006 tarihleri arasında verilmesi ve 26.07.2006 tarihine kadar verginin ödenmesinin gerekli olduğu, devirden sonraki bu tarihte davalıların beyanname verme yetkilerinin bulunmadığı, ancak söz konusu vergiyi doğuran olayın ( kira stopajı) davalı eski ortakların şirkette yetkili olduğu dönemi kapsaması nedeniyle tevkifattan sorumlu oldukları, beyanname verme sorumluluğunun yeni ortaklara ait olması nedeniyle, 100 TL vergi «ziyaı» cezası ve 9.352,93 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 9.452,93 TL 'den davalıların sorumlu tutulamayacağı, ancak vergi aslı olan 7.826,72 TL G.stopajından sorumlu …
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, toplanan deliller,benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre,davacının mesleki «kusuru» nedeniyle dava dışı mükellefin ödediği cezalar için poliçe süresi içinde dava dışı mükellefin davacıya başvurduğu,davacının durumu sigorta şirketine bildirdiği, ekspertiz incelemesinde davacının kusurlu bulunduğu, vergi «beyannamelerini» zamanında ilgili kuruma «ibraz» etmediği için davacının sorumlu olduğu, dolasıyla «sorumluluk sigortası» gereği sigorta şirketinin sorumlu olacağının rapor edildiği, buna rağmen kusurun «teminat» dışı olduğundan bahisle ödemenin yapılmadığı, «sorumluluktan kurtulmak» için davacının dava dışı mükellefe ödeme yapıp,sigorta şirketini dava ettiği,davacının KDV beyannamelerini kanuni süresi içinde vermediğinden,mükellefe usulsüzlük cezası verildiği,sigortalı davacının hatalı veya kusurlu fiilleri neticesinde mükellef hesabına doğan zararların «mesleki sorumluluk sigortası» gereği sigortacının tazmin etmesi gerektiği, «hasarın» tazminat kapsamı içinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve 10.443,31 TL'nin 05/11/2009 tarihinden itibaren işleyecek «reeskont faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Dava, «mesleki sorumluluk sigortası» kapsamında 2 nolu KDV «beyannamelerinin» yasal süresi içerisinde verilmemesi nedeniyle tahakkuk ettirilen 10.793,00 TL tutarında özel usulsüzlük cezasından kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlendiği gibi,benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda sigortalı davacının hatalı veya kusurlu fiilleri neticesinde mükellef hesabına doğan zararların mesleki sorumluluk sigortası nedeniyle sigortacı tarafından tazmin edilmesi gerektiği ve «hasarın» tazminat kapsamı içinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
… sağlama gibi bir görev ve sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve ayrıca faturalarda dava dışı mükellef tarafından tevkifat yapılmamasına rağmen davacının 2 nolu KDV «beyannamelerini» vermesini zorunlu kılan bir durumun mevcut olup olmadığı ve tüm bu işlemlerde davacının mesleki bir hatasının var olup olmadığı, bu nedenle davacının dava dışı mükellefe ödediği tazminatın «sigorta teminatı» içinde kalıp kalmadığı hususlarına ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mesleki sorumluluk sigortası · sorumluluktan kurtulma · sigorta teminatı · sorumluluk sigortası · reeskont faizi · kusur · hasar · eksik inceleme
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma, toplanan deliller,benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre,davacının mesleki «kusuru» nedeniyle dava dışı mükellefin ödediği cezalar için poliçe süresi içinde dava dışı mükellefin davacıya başvurduğu,davacının durumu sigorta şirketine bildirdiği, ekspertiz incelemesinde davacının kusurlu bulunduğu, vergi «beyannamelerini» zamanında ilgili kuruma «ibraz» etmediği için davacının sorumlu olduğu, dolasıyla «sorumluluk sigortası» gereği sigorta şirketinin sorumlu olacağının rapor edildiği, buna rağmen kusurun «teminat» dışı olduğundan bahisle ödemenin yapılmadığı, «sorumluluktan kurtulmak» için davacının dava dışı mükellefe ödeme yapıp,sigorta şirketini dava ettiği,davacının KDV beyannamelerini kanuni süresi içinde vermediğinden,mükellefe usulsüzlük cezası verildiği,sigortalı davacının hatalı veya kusurlu fiilleri neticesinde mükellef hesabına doğan zararların «mesleki sorumluluk sigortası» gereği sigortacının tazmin etmesi gerektiği, «hasarın» tazminat kapsamı içinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne ve 10.443,31 TL'nin 05/11/2009 tarihinden itibaren işleyecek «reeskont faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Dava, «mesleki sorumluluk sigortası» kapsamında 2 nolu KDV «beyannamelerinin» yasal süresi içerisinde verilmemesi nedeniyle tahakkuk ettirilen 10.793,00 TL tutarında özel usulsüzlük cezasından kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda özetlendiği gibi,benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda sigortalı davacının hatalı veya kusurlu fiilleri neticesinde mükellef hesabına doğan zararların mesleki sorumluluk sigortası nedeniyle sigortacı tarafından tazmin edilmesi gerektiği ve «hasarın» tazminat kapsamı içinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
… sağlama gibi bir görev ve sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve ayrıca faturalarda dava dışı mükellef tarafından tevkifat yapılmamasına rağmen davacının 2 nolu KDV «beyannamelerini» vermesini zorunlu kılan bir durumun mevcut olup olmadığı ve tüm bu işlemlerde davacının mesleki bir hatasının var olup olmadığı, bu nedenle davacının dava dışı mükellefe ödediği tazminatın «sigorta teminatı» içinde kalıp kalmadığı hususlarına ilişkindir.
Bu itibarla, mahkemece uyuşmazlığa konu 2 nolu KDV «beyannamelerinin» yasal süresi içerisinde «ibrazı» hususunda davacının mesleki kusurunun bulunup bulunmadığı yönünde aldırılan bilirkişi raporuna davalı tarafça yapılan itirazlar da değerlendirilmek sureti ile aralarında Vergi Hukuku alanında bir uzmanın ve Muhasebecinin de yer aldığı bilirkişi kurulu vasıtasıyla inceleme yaptırılıp rapor aldırılarak sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı gerekçe ile hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/16058 E. , 2015/1048 K.
"İçtihat Metni"
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 11/02/2014 tarih ve 2011/184-2014/25 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalıların müvekkili şirketteki hisselerinin tamamını devrettiklerini, davalıların verdikleri taahhütname ile hisse devri sözleşmelerinden önceki her türlü iş, işlem ve eylemlerden sorumlu olduklarını kabul ettiklerini, ancak kabul etmiş oldukları hususlara aykırı davrandıklarını, davalıların hissedar oldukları döneme ilişkin muhtasar (stopaj) beyannamelerinin verilmemiş olduğunu, bu nedenle Vergi Dairesine toplam 35.146,30 TL ödemek zorunda kaldıklarını, davalıların müvekkili şirketi zarara uğrattıklarını ileri sürerek, 35.146,30 TL'nin ihtar tarihi olan 05/11/2010'dan itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, müvekkilinin vergi borçlarının ödenmesine yönelik bir taahhüdü bulunmadığını, 04-06/2006 dönemine ait Muhtasar Beyannamenin verilme döneminin devir tarihinden sonraki dönemi kapsadığını, devir tarihinde oluşmuş bir borç olmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Diğer davalı, cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davalıların 30.06.2006 tarihinde şirketteki hisselerinin tamamını devrederek ortaklıktan ayrıldıkları, 16.06.2006 tarihli taahhütname ile hisse devir tarihine kadar kendi işlem ve eylemlerinden doğacak vergi ve cezaları ödeyeceklerini ve mevzuatlara uygun davrandıklarını beyan ve kabul ettikleri, davacı şirketin 2006/01-03 ve 2006/04-06 dönemlerine ait G.Stopaj beyannamelerini vermemesi nedeniyle taktir komisyonu kararıyla vergi tarh edilerek vergi cezası kesildiği, 04-06/2006 dönemine ait muhtasar ( stopaj) beyannamesinin 01.07.2006/20.07.2006 tarihleri arasında verilmesi ve 26.07.2006 tarihine kadar verginin ödenmesinin gerekli olduğu, devirden sonraki bu tarihte davalıların beyanname verme yetkilerinin bulunmadığı, ancak söz konusu vergiyi doğuran olayın ( kira stopajı) davalı eski ortakların şirkette yetkili olduğu dönemi kapsaması nedeniyle tevkifattan sorumlu oldukları, beyanname verme sorumluluğunun yeni ortaklara ait olması nedeniyle, 100 TL vergi ziyaı cezası ve 9.352,93 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 9.452,93 TL 'den davalıların sorumlu tutulamayacağı, ancak vergi aslı olan 7.826,72 TL G.stopajından sorumlu
oldukları, 01-03-2006 dönemi muhtasar ( stopaj) beyannamesinin verilmemesinden davalıların uzlaşma sonucu tahakkuk eden toplam 17.866,65 TL'den de sorumlu oldukları gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 25.693,37 TL'nin 14/11/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, karar verilmiştir.
Kararı, davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, 16.06.2006 tarihli hisse devir sözleşmeleri ve taahhütname uyarınca, davalı devredenler tarafından ödenmesi üstlenilen borçların davacı şirketçe ödendiği iddiasına dayalı, alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Anılan sözleşme uyarınca davalı eski ortaklar, davacı şirketteki tüm hisselerini, dava dışı şirketlere devretmişler, aynı tarihli taahhütnamede devreden ortaklar adına vekaleten ..., söz konusu hisse devir sözleşmelerinden önceki her türlü hukuki, cezai, mali olmak üzere tüm yapılmış iş, işlem ve eylemlerden devredenlerin tek başlarına sorumlu olacağı, hiçbir vergi, sigorta, belediye...vs. resmi kurum ve kuruluşlara borçları olmadığını, şirketin devir tarihine kadar olan dönemde yürüttüğü faaliyetlerinde yürürlükteki yasa, yönetmelik ve diğer her türlü mevzuata uygun davranmış olduğunu, devir sözleşmesinden önceki işlemlerden dolayı şirkete veya devralanlara başvurulması halinde devreden; devralanı ve şirketi, devralanın kendisine ilgili başvuruyu takip eden üç iş günü içinde söz konusu borçlardan ve her türlü sorumluluktan kurtarmayı taahhüt etmiştir.
Öncelikle davacı şirket anılan sözleşmenin ve taahhütnamenin tarafı değildir. Bu sözleşme ile sadece davacı şirkete ait tüm hisseler el değiştirmektedir. O halde davacı şirket anılan sözleşmenin tarafı sıfatıyla sözleşmeye ve taahhütnameye dayanarak herhangi bir istemde bulunamaz.
Dava konusu ödemelerin davacı şirketçe yapıldığı, davalı devredenlerden bu ödemeler dolayısıyla talepte bulunabileceği ileri sürülebilir ise de, davacı şirket bu ödemeleri ile esasen yine kendi borçlarını ödemiş durumundadır. Dava konusu ödemeler davacı şirket kasasından yapılmış olsa da bu ödemeler nedeniyle davacının sebepsiz yere fakirleşmesi söz konusu olmadığından, davacı şirketin sebepsiz zenginleşmeye dayanarak da davalılardan talepte bulunması mümkün değildir.
Bu noktada dava konusu hisse devir sözleşmesinin üçüncü kişi yararına sözleşme olduğu, davacı şirketin de kendisi yararına hükümler içeren bu sözleşmeye dayanarak üçüncü kişi sıfatıyla talepte bulunabileceği düşünülebilirse de, bu türden sözleşmeler tam üçüncü kişi yararına ve eksik üçüncü kişi yararına sözleşmeler olarak ikiye ayrılır. Tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde üçüncü kişinin kendisi adına talepte bulunabilmesi mümkün iken eksik üçüncü kişi yararına sözleşmelerde bu mümkün değildir. Yine üçüncü kişi yararına sözleşmelerde kural olarak üçüncü kişinin bizzat talepte bulunamayacağı kabul edilir. Bunun aksi, yani üçüncü kişinin kendisi adına talepte bulunabileceği ya sözleşmede açıkça yazılı olmalıdır, ya tarafların sözleşmede açıklanan iradelerinden bu durum tespit edilebilmelidir ya da bu konuda bir örf veya adet bulunmalıdır.
Somut uyuşmazlıkta ise, dava konusu sözleşmede bu konuda açık bir hüküm yoktur. Sözleşmenin maddelerinden, tarafların üçüncü kişi davacı şirkete bizzat talepte bulunabilme hakkını vermek iradesinde olduğu da anlaşılamamaktadır. Bu yönde ticari hayatta bir örf veya adet de bulunmamaktadır. O halde dava konusu hisse devir sözleşmesinin ve taahhütnamenin tam üçüncü kişi yararına sözleşme olarak kabul edilmesi ve davacı şirketin bu sözleşmeye dayanarak kendisi adına talepte bulunabilmesi de mümkün değildir.
Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda açıklanan nedenlerle davacı şirketin aktif dava ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle davalı ... yararına bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) no'lu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, (2) no'lu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı ...'e iadesine, 02/02/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/168272200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz