6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Alacak

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/3339 E. 2024/5266 K. ·

Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Usul tespitleri

Yetkili mahkeme
yetki/yetkisizlik

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ayıpsız benzeriyle değişim muayene ve ihbar yükümlülüğü muayene yükümlülüğü seçimlik hak ayıp iddiası ayıp ihbar süresi terditli talep misli ile değişim ticari satış ayıplı teslim ayıpsız misli ile değiştirme bedel indirimi ihbar süresi garanti süresi misli ile değiştirme bildirim yükümlülüğü değer kaybı gizli ayıp ayıp ihbarı mahrum kalınan kâr istinaf sebebi terditli dava ihbar yükümlülüğü ayıp delil tespiti yokluk bilirkişi raporuna itiraz keşif yetki itirazı kâr mahrumiyeti şikayet basiretli tacir hakkaniyet yargılama giderleri derdestlik satım sözleşmesi garantörlük yenileme kâr kaybı ihbar ihtar esastan ret yetki ihtarname taşıyan tacir dosya masrafı dava sebebi hasar eksik inceleme yükleten (shipper) vekalet ücreti avans faizi zamanaşımı ibraz teslim istinaf yoluna başvurulabilirlik

Atıf yapılan mevzuat: TBK — TBK 227 · HMK · TTK — TTK 18

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI : 2018/538 E., 2021/241 K.

Taraflar arasındaki ticari satımdan kaynaklanan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili şirket için 30.12.2016 tarihinde satın alınan .... marka Vogue marka jeepin ayıplı çıktığını, bu konuda birden fazla kez servise müracaat edildiğini, delil tespiti için Bursa'da ve İstanbul'da mahkemelere müracaat edildiğini, şu an ise aracın Bursa'da serviste motoru indirilmiş ve toplatılmamış halde bekletildiğini, öncelikle ve hemen Bursa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılarak keşif yaptırılmasını talep ettiklerini beyanla ayıplı aracın 0 km aynı model ve nitelikte bir araç ile değiştirilmesine, aksi halde satış bedeli 243.777,09 euronun fiili ödeme tarihindeki kur karşılığı olan TL'nin 30.12.2016 satış tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle zamanaşımı ve yetki itirazları olduğunu, ayrıca davacının ayıp iddialarını kabul etmediklerini, davacı yanın terditli talep sonucunuda kabul etmediklerini, yasanın öngördüğü ayıp ihbar yükümlülüğüne uygun davranmadığını, bu nedenle dava hakkının ortadan kalktığını, dava konusu araçta üretim hatasından kaynaklanan herhangi bir ayıp bulunmadığını, delil tespitinin yokluklarında yapıldığını, bu nedenle raporun hükme esas alınamayacağını, davacı tarafın delil tespiti dosyasındaki masrafları talep edemeyeceğini, dava konusu aracın 2 yıla yakın bir süredir kullanılmakta olduğunu, davanın reddine karar verilmemesi halinde hakkaniyet ilkeleri gereği makul bir tutarda bedel indirimine karar verilmesi gerektiğini, davacının tazminat talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, araç bedelinin Euro üzerinden tahsil edilmesi talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, dava konusu araçta meydana gelen değer kaybının ve araçtan elde edilen faydaların iade edilmesi gerektiğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayın ve hukuksal durumun birlikte değerlendirilmesi sonucunda; dosya kapsamında bulunan tüm bilirkişi raporlarında araçta meydana gelen arızanın gizli ayıp niteliğinde bulunduğu, arızanın giderilmesi için motorun tümden değişmesi gerektiği, 18.09.2019 tarihli bilirkişi kurulu raporunda motor değişiminin araçta herhangi bir değer kaybı oluşturmayacağı mütalaa edilmiş ise de, gerek delil tespit dosyasında bulunan bilirkişi raporu, gerek 12.04.2019 tarihli talimat raporu ve gerekse mahkememizce hükme elverişli bulunan 30.12.2020 tarihli bilirkişi kurulu raporlarına göre gizli ayıbın aracın değerini önemli ölçüde etkilediği, malın ayıpsız değeri ile karşılaştırıldığında ciddi bir değer kaybı oluştuğu, dava konusu aracın satış değeri de dikkate alındığında ayıpsız misli ile değiştirilmesinin hakkaniyete uygun olacağı anlaşıldığından davanın kabulü ile dava konusu aracın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesine, delil tespiti tutarı 7.064,00 TL ile taleple bağlı kalınarak mahrum kalınan süre için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 12.064,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın, yasanın öngördüğü ayıp ve ihbar yükümlülüğüne uygun davranmadığını, bu nedenle dava hakkının ortadan kalktığını, yerel mahkemenin ayıp ve ihbar yükümlülüğüne uyulmamasına rağmen esasa ilişkin inceleme yaparak yasaya aykırı davrandığını, menkul mallara ilişkin satım sözleşmelerinde alıcı yönünden malı muayene ve ihbar yükümlülüğünün öngörüldüğünü ve anılan yükümlülüğe uyulmaması durumunda, satılan malın olduğu gibi kabul edildiğinin ve dava hakkının ortadan kalkacağının kabul edildiğini, bu bağlamda davacının yasanın öngördüğü ayıp ihbar ve muayene yükümlülüklerine uygun davranmadığını ve bu nedenle ayıp iddiasına dayalı dava hakkını kaybettiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun “Ticari Satışlar ve Mal Değişimi” başlığını taşıyan 23 üncü maddesinin (c) fıkrası gereğince malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcının iki gün içinde, açıkça belli değilse malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle malın ayıbını satıcıya ihbar etmesi gerektiğini, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde durumun hemen satıcıya bildirilmesi gerektiğini, bildirilmemesi halinde satılanın bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayıldığını, söz konusu yasal düzenlemeler ve yargısal uygulamalar ışığında somut olaya bakılacak olursa, derdest davanın, satın alma işleminden 2 yıla yakın süre içinde açıldığını bu süre içinde malın gözden geçirildiğine ve herhangi bir ayıp saptandığına dair 6102 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasına uygun bir bildirimde bulunulmadığını, davacı tarafın söz konusu arızaların satın alındığı andan itibaren devam ettiğini beyan (bu beyanlarını kabul etmemekle birlikte) ettiğini, ancak davayı 2 yıla yakın bir süre geçtikten sonra açtığını, bu durumda basiretli bir tacir gibi davranmadığını, bu bağlamda davacı şirketin, yasada öngörülmüş 2 ve 8 günlük gözden geçirme ve ayıp bildirimi yükümlülüklerine uygun davranmadığını, ayıbın ortaya çıktığını öne sürdüğü zamanın hemen ardından usulüne uygun bir bildirimde bulunmadığını, buna rağmen davanın esasına girmenin ve davayı kabul etmenin yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, yasal yükümlülüklerine uymayan davacının dava hakkını kaybettiğinin kabulü gerekirken yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları doğrultusunda otomotiv sektöründe uzman bilirkişiler tarafından oluşturulan üçlü bir heyetten rapor alınarak sonucuna göre hüküm tesis edilmesi gerekirken yerel mahkemece bu yöndeki itirazları değerlendirilmeden verilen kararın eksik ve hatalı olduğunu, bilirkişiler tarafından düzenlenmiş olan raporun teknik ve bilimsel araştırma ve gerekçe içermediğini ve bilimsel bir dayanağa sahip olmadığını, dosyaya sunulan raporun bu haliyle yeterli ve gerekli açıklamadan yoksun olduğunu, Yargıtay uygulamasında bilirkişi raporunun gerekçeli olması gerektiğinin mutlak olarak kabul edildiğini, davaya konu uyuşmazlık teknik ve kapsamlı mahiyette inceleme gerektirmekte olup dava konusu araç gibi yüksek segment araçların otomotiv ana bilim dalı öğretim üyelerinden oluşturulacak üçlü bilirkişi heyeti tarafından incelenmesinin Yargıtay'ın yerleşik içtihadı olduğunu, bu itibarla makine mühendisi bilirkişisi tarafından tanzim edilen raporun hükme esas alınmasının yeterli olmadığını, bu yöndeki talep ve itirazları değerlendirilmeden karar verildiğini, dava konusu araçta üretim hatasından kaynaklanan herhangi bir ayıp bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun teknik inceleme yoksun olup yalnızca davacının beyanlarına dayandığını, bu minvalde bilirkişi raporuna yönelik itirazlarını tekrar ettiklerini, yargılama süresince düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporları hukuka aykırı olup kendi içerisinde çelişkili olduğunu, dava konusu araçtaki arıza davacı tarafın onarıma onay vermemesi sebebiyle giderilememiş olup arızanın giderilmesi suretiyle araç kullanılmaya devam edilebilecek olduğundan, davacının araçtan mahrum kalma bedelini talep etme hakkı bulunmadığını, huzurdaki dosyaya sunulmuş olan 18.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda araçtaki arızanın giderilmesi suretiyle aracın kullanılmaya devam edilebileceğinin ve motor değişiminin araçta herhangi bir değer kaybı yaratmayacağının açık bir şekilde belirtildiğini, davacı tarafın onarıma onay vermediği dosya kapsamı ile de sabitken bilirkişice söz konusu hususun raporun konusu olmadığından bahisle davacı tarafın iddiaları doğrultusunda görüş bildirmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi ek raporunda dava konusu aracın muadilinin günlük kirasının gün başına 360,00 TL olduğunun "sahibinden.com" sitesinden alınan örneklerle belirlendiği ifade edilse de, bilirkişi tarafından söz konusu meblağın belirlenmesinde aracın özelliklerinden hareketle yapılmış bir piyasa araştırması olmadığını, herhangi bir somut araştırma yapılmaksızın yalnızca kaynağı belli olmayan bir internet sitesinden verilen örneklerle hesaplama yapılmasının ve bu doğrultuda rapor tanzim edilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, bilirkişice hangi araştırmaya ve neye dayanarak bu meblağın belirlendiği belirsiz olduğundan bilirkişi ek raporunun hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde davacının ne şekilde ve hangi miktarda zarara uğradığını somutlaştırması, söz konusu zararlarını belge ve dekontlar aracılığı ile ispatlaması gerektiği hakkında beyanda bulunmalarına rağmen, bilirkişi tarafından bu husus hakkında da ek raporda herhangi bir yorum yapılmadığını, sadece "satın alınan aracın kullanılamaması zarardır" gibi teknik açıklamadan uzak bir yaklaşımla 06.01.2020 tarihli rapordaki görüşlerin tekrar edildiğini, somut olaydaki amaç ve dosyanın bilirkişiye gönderilmesinden beklenen; aracın teknik ve bilimsel olarak incelenmesi ve tarafsız olarak rapor tanzim edilmesiyken bilirkişiden beklenen bilimsel ve teknik incelemenin gerçekleştirilmediğini ve davacının iddia ve talebi doğrultusunda hukuka aykırı görüş bildirildiğini, huzurdaki dava dosyası kapsamında davacı taraf, dava konusu arızanın giderilmesi için aracın serviste kalma süresi ve aracın kullanılmadığı süre itibariyle oluşacak tazminat bedelini talep etmişse de, bu durumda davacının ne şekilde ve hangi miktarda zarara uğradığını somutlaştırması, söz konusu zararlarını belge ve dekontlar aracılığı ile ispatlaması gerektiğini, davacı tarafından herhangi bir delil dosyaya ibraz edilmemiş olduğundan yapılan hesaplama mesnetsiz ve afaki olup, aksi düşünüldüğünde dahi bilirkişi tarafından 06.01.2020 tarihli raporda belirtilen tutarın kabulünün mümkün olmadığının ve fahiş olduğunun aşikar olduğunu, bilirkişi tarafından ek raporda "Tüketiciyi Koruma Kanunu kapsamında servisler 30 işgünü içinde onarımı tamamlamak zorundadır. Ancak işbu davanın tarafları tacir olup tüketici koruma kanunu kapsamında değerlendirme yapılamaz." denilmiş olup, raporun bu haliyle de eksik incelemeye dayalı olarak tanzim edildiğini, Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği detaylı olarak incelendiğinde binek otomobiller için azami tamir süresinin 30 işgünü olarak belirlendiğinin açık olduğunu, bilirkişi ek raporunda yer alan görüş ve tespitlerin kabulü mümkün olmayıp müvekkili şirketin onarımın ilk 30 iş günü için araç tahsis etme yükümlülüğünün bulunmadığının, raporun bu yönüyle de hatalı olup hükme esas alınamayacağının aşikar olduğunu, bilirkişi raporunda motorun komple değişmesi ile araçta değer kaybı oluşmayacağının belirtildiğini, buna karşın işbu tespit ile çelişkili ve mesnetsiz olarak motor çevresinde bulunan parçaların motor değişimi esnasında motor ile birlikte sökülerek yeniden monte edilmesi gerektiği, üretim esnasında bu monte işleminin ileri teknoloji ürünler ile hassas bir şekilde gerçekleştirildiği ancak somut uyuşmazlıkta işbu monteleme işleminin fabrika dışında yapılamayacağının belirtildiğini, motorun yenilenmesinin, ana iskelet ve şaside hasar olmaksızın, vidalı parçalarda yapılan bir işlem olup belirtilen işlemin robotik ürünlerle gerçekleştirilmesinin zorunlu olmasının söz konusu olmadığını, bununla birlikte belirtilen onarım işleminin üretici standartlarında yapılan bilgilendirmeler doğrultusunda gerçekleştirildiğini, işbu bilgilendirmede takılacak parçanın bu işlem esnasında kullanılacak araç, işlemlerin gerçekleştirilmesi gereken tork gibi bütün işlemlerin ayrıntılı şekillerde belirtildiğini, işlemin yetkili servis tarafından gerçekleştirileceği dikkate alındığında orijinal onarım işleminin gerçekleşmeyeceğine yönelik tespitin kabulünün mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte bilirkişilerce yapılan tespit mesnetsiz olup bilimsel bir temele dayanmadığını, motor değişim işleminde bir takım parçaların monteleme işleminin yeni teknoloji robotik makinalarla yapılması gerektiği belirtilmişse de, bu parçaların neler olduğunun ve işbu işlem yapılırken hangi aletlerin ve/veya makinaların kullanılması gerektiğinin belirtilmediğini, yetkili serviste yapılan onarım işlemi üretici standartlarında ve üretici talimatları doğrultusunda yapılmakta olup, işbu talimatlar ve müvekkili şirketin yeterliliği araştırılmaksızın afaki olarak orijinal onarıma uygun olarak işlemin gerçekleştirilemeyeceğinin tespit edildiğini, motor değişimi sebebiyle araçta bir değer kaybı meydana gelmeyeceği gibi motor değişiminin orijinale uygun olarak gerçekleştirilemeyeceğine yönelik tespitin kabulünün mümkün olmadığını, dava konusu aracın imalattan kaynaklı ayıplı olduğu şeklindeki tespitin kabulünün mümkün olmadığını, bir an için aksi düşünüldüğünde meydana gelen arızanın komple motor değişimi ile giderilebileceğini, misli ile değişim kararı verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda söz konusu arızanın komple motor değişimi ile giderilebilir olduğunun açıkça tespit edildiğini, üretici standartlarında orijinal parçalar ile yapılan komple motor değişiminin araçta değer kaybı yaratmayacağı açık olup bu durumun yargı kararlarına da yansıdığını, bu itibarla bilirkişi raporu ile araçtaki arızanın komple motor değişimi ile giderilebileceği açıkça tespit edildiğinden ve üretici standartlarında orijinal parçalar ile yapılan motor değişiminin değer kaybı yaratmayacağı hususları bir arada değerlendirildiğinde misli ile değişim kararının satıcıyı daha ağır zarara uğratacağının açık olduğunu, emsal mahiyetteki yargı kararları ve raporlar uyarınca yetkili servis bünyesinde orijinal parçalar kullanılmak suretiyle gerçekleştirilen onarımlar veya motor değişimlerinin araçta herhangi bir değer kaybı meydana getirmediğini hatta ve hatta aracın kullanım ömrünü uzattığını, söz konusu arızanın imalattan kaynaklı olduğunu (kabulü anlamına gelmemekle) mahkeme aksi kanaatte ise misli ile değişim kararının hakkaniyete aykırılık teşkil edeceğinden motor değişimine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu araçta üretimden kaynaklı ayıp olduğu şeklindeki tespitin kabulünün mümkün olmamakla birlikte öğretinin konuya ilişkin görüşlerinin de savunmaları doğrultusunda olduğunu beyanla İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/538 E. 2021/241 K. sayılı ve 18.03.2021 tarihli kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut davada araç, davacı tarafından içeriden çeşitli sesler gelmesi şikayeti ile 28.08.2017 tarihinde servise götürülmüş, herhangi bir arıza bulunmadığı tespit edilmiş, 03.02.2018 tarihinde ise çekici ile servise götürülmüş ve davacı tarafından 07.02.2018 tarihli ihtarname ile ayıpların tespiti ile misli ile değiştirilmesi ihtar edilmiş olup, kullanımla ortaya çıkan gizli ayıbın zamanaşımı ve garanti süresi içerisinde derhal satıcıya bildirildiği ve seçimlik hakkın kullanıldığı, davalı vekilinin ayıp ihbar sürelerine uyulmadığına yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyet raporu ile dosyada mübrez diğer raporlar arasında, ayıbın niteliği, üretim hatasından kaynaklandığı ve ayıplı motorun değiştirilmesi gerektiği yönündeki tespitler yönünden bir çelişki bulunmayıp, motorun komple değiştirilmesi ile arızanın giderilebileceğinin tespit edilmiş olduğu, aracın fiilen çok kısa bir süre kullanılmış, henüz 20.058 km’de bir araç olması ve aracın motorunun en önemli aksamı olması dikkate alındığında hükme esas alınan bilirkişi heyet raporundaki motorun değişmesi halinde araçta değer kaybı olacağına yönelik tespitin yerinde olduğu, bu minvalde aracın ayıpsız benzeri ile değişimi yerine, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 227 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca onarılmasına karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olacağı, Mahkemenin aracın misli ile değiştirilmesine yönelik kararında bir isabetsizlik bulunmadığı, araç 03.02.2018 tarihinde seyir halinde arızalanması sebebiyle servise götürülmüş ve dava tarihi itibariyle de serviste bulunmakta olup davacının aracı kullanamadığı süre için tazminat talep etmesinin mümkün olduğu, zararın varlığının kabul edilmesi için somut bir belgeye gerek olmadığı, davacı tarafından aracın onarılması talep edilmediği ve misli ile değiştirilmesi yönündeki seçimlik hak kullanıldığından, bilirkişi raporunda emsal kiralama bedelleri nazara alınarak, garanti edilen onarım süresi indirilmeksizin servise götürüldüğü tarihten dava tarihine kadar geçen süre için tazminat hesabı yapılmasında da bir isabetsizlik bulunmadığından başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, istinaf dilekçesinde belirttiği nedenleri tekrardan ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, ticari satımdan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

Usul yönünden süz:
  • Satılan mal hükümsüzlüğü | Değişim

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5081 E. 2023/7251 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/5634 E. 2023/360 K.

    Ortak: · zamanaşımı var

    Sonuç: 🔶 iki emsal

  • Garanti sorumluluğu

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3665 E. 2023/7293 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2023/3339 E.  ,  2024/5266 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi

SAYISI 2021/1288 Esas, 2023/571 Karar

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2018/538 E., 2021/241 K.

Taraflar arasındaki ticari satımdan kaynaklanan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, müvekkili şirket için 30.12.2016 tarihinde satın alınan .... marka Vogue marka jeepin ayıplı çıktığını, bu konuda birden fazla kez servise müracaat edildiğini, delil tespiti için Bursa'da ve İstanbul'da mahkemelere müracaat edildiğini, şu an ise aracın Bursa'da serviste motoru indirilmiş ve toplatılmamış halde bekletildiğini, öncelikle ve hemen Bursa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne talimat yazılarak keşif yaptırılmasını talep ettiklerini beyanla ayıplı aracın 0 km aynı model ve nitelikte bir araç ile değiştirilmesine, aksi halde satış bedeli 243.777,09 euronun fiili ödeme tarihindeki kur karşılığı olan TL'nin 30.12.2016 satış tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle zamanaşımı ve yetki itirazları olduğunu, ayrıca davacının ayıp iddialarını kabul etmediklerini, davacı yanın terditli talep sonucunuda kabul etmediklerini, yasanın öngördüğü ayıp ihbar yükümlülüğüne uygun davranmadığını, bu nedenle dava hakkının ortadan kalktığını, dava konusu araçta üretim hatasından kaynaklanan herhangi bir ayıp bulunmadığını, delil tespitinin yokluklarında yapıldığını, bu nedenle raporun hükme esas alınamayacağını, davacı tarafın delil tespiti dosyasındaki masrafları talep edemeyeceğini, dava konusu aracın 2 yıla yakın bir süredir kullanılmakta olduğunu, davanın reddine karar verilmemesi halinde hakkaniyet ilkeleri gereği makul bir tutarda bedel indirimine karar verilmesi gerektiğini, davacının tazminat talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, araç bedelinin Euro üzerinden tahsil edilmesi talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, dava konusu araçta meydana gelen değer kaybının ve araçtan elde edilen faydaların iade edilmesi gerektiğini beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayın ve hukuksal durumun birlikte değerlendirilmesi sonucunda; dosya kapsamında bulunan tüm bilirkişi raporlarında araçta meydana gelen arızanın gizli ayıp niteliğinde bulunduğu, arızanın giderilmesi için motorun tümden değişmesi gerektiği, 18.09.2019 tarihli bilirkişi kurulu raporunda motor değişiminin araçta herhangi bir değer kaybı oluşturmayacağı mütalaa edilmiş ise de, gerek delil tespit dosyasında bulunan bilirkişi raporu, gerek 12.04.2019 tarihli talimat raporu ve gerekse mahkememizce hükme elverişli bulunan 30.12.2020 tarihli bilirkişi kurulu raporlarına göre gizli ayıbın aracın değerini önemli ölçüde etkilediği, malın ayıpsız değeri ile karşılaştırıldığında ciddi bir değer kaybı oluştuğu, dava konusu aracın satış değeri de dikkate alındığında ayıpsız misli ile değiştirilmesinin hakkaniyete uygun olacağı anlaşıldığından davanın kabulü ile dava konusu aracın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesine, delil tespiti tutarı 7.064,00 TL ile taleple bağlı kalınarak mahrum kalınan süre için 5.000,00 TL olmak üzere toplam 12.064,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın, yasanın öngördüğü ayıp ve ihbar yükümlülüğüne uygun davranmadığını, bu nedenle dava hakkının ortadan kalktığını, yerel mahkemenin ayıp ve ihbar yükümlülüğüne uyulmamasına rağmen esasa ilişkin inceleme yaparak yasaya aykırı davrandığını, menkul mallara ilişkin satım sözleşmelerinde alıcı yönünden malı muayene ve ihbar yükümlülüğünün öngörüldüğünü ve anılan yükümlülüğe uyulmaması durumunda, satılan malın olduğu gibi kabul edildiğinin ve dava hakkının ortadan kalkacağının kabul edildiğini, bu bağlamda davacının yasanın öngördüğü ayıp ihbar ve muayene yükümlülüklerine uygun davranmadığını ve bu nedenle ayıp iddiasına dayalı dava hakkını kaybettiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun “Ticari Satışlar ve Mal Değişimi” başlığını taşıyan 23 üncü maddesinin (c) fıkrası gereğince malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcının iki gün içinde, açıkça belli değilse malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle malın ayıbını satıcıya ihbar etmesi gerektiğini, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde durumun hemen satıcıya bildirilmesi gerektiğini, bildirilmemesi halinde satılanın bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayıldığını, söz konusu yasal düzenlemeler ve yargısal uygulamalar ışığında somut olaya bakılacak olursa, derdest davanın, satın alma işleminden 2 yıla yakın süre içinde açıldığını bu süre içinde malın gözden geçirildiğine ve herhangi bir ayıp saptandığına dair 6102 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasına uygun bir bildirimde bulunulmadığını, davacı tarafın söz konusu arızaların satın alındığı andan itibaren devam ettiğini beyan (bu beyanlarını kabul etmemekle birlikte) ettiğini, ancak davayı 2 yıla yakın bir süre geçtikten sonra açtığını, bu durumda basiretli bir tacir gibi davranmadığını, bu bağlamda davacı şirketin, yasada öngörülmüş 2 ve 8 günlük gözden geçirme ve ayıp bildirimi yükümlülüklerine uygun davranmadığını, ayıbın ortaya çıktığını öne sürdüğü zamanın hemen ardından usulüne uygun bir bildirimde bulunmadığını, buna rağmen davanın esasına girmenin ve davayı kabul etmenin yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, yasal yükümlülüklerine uymayan davacının dava hakkını kaybettiğinin kabulü gerekirken yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yargıtay'ın yerleşik içtihatları doğrultusunda otomotiv sektöründe uzman bilirkişiler tarafından oluşturulan üçlü bir heyetten rapor alınarak sonucuna göre hüküm tesis edilmesi gerekirken yerel mahkemece bu yöndeki itirazları değerlendirilmeden verilen kararın eksik ve hatalı olduğunu, bilirkişiler tarafından düzenlenmiş olan raporun teknik ve bilimsel araştırma ve gerekçe içermediğini ve bilimsel bir dayanağa sahip olmadığını, dosyaya sunulan raporun bu haliyle yeterli ve gerekli açıklamadan yoksun olduğunu, Yargıtay uygulamasında bilirkişi raporunun gerekçeli olması gerektiğinin mutlak olarak kabul edildiğini, davaya konu uyuşmazlık teknik ve kapsamlı mahiyette inceleme gerektirmekte olup dava konusu araç gibi yüksek segment araçların otomotiv ana bilim dalı öğretim üyelerinden oluşturulacak üçlü bilirkişi heyeti tarafından incelenmesinin Yargıtay'ın yerleşik içtihadı olduğunu, bu itibarla makine mühendisi bilirkişisi tarafından tanzim edilen raporun hükme esas alınmasının yeterli olmadığını, bu yöndeki talep ve itirazları değerlendirilmeden karar verildiğini, dava konusu araçta üretim hatasından kaynaklanan herhangi bir ayıp bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun teknik inceleme yoksun olup yalnızca davacının beyanlarına dayandığını, bu minvalde bilirkişi raporuna yönelik itirazlarını tekrar ettiklerini, yargılama süresince düzenlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporları hukuka aykırı olup kendi içerisinde çelişkili olduğunu, dava konusu araçtaki arıza davacı tarafın onarıma onay vermemesi sebebiyle giderilememiş olup arızanın giderilmesi suretiyle araç kullanılmaya devam edilebilecek olduğundan, davacının araçtan mahrum kalma bedelini talep etme hakkı bulunmadığını, huzurdaki dosyaya sunulmuş olan 18.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda araçtaki arızanın giderilmesi suretiyle aracın kullanılmaya devam edilebileceğinin ve motor değişiminin araçta herhangi bir değer kaybı yaratmayacağının açık bir şekilde belirtildiğini, davacı tarafın onarıma onay vermediği dosya kapsamı ile de sabitken bilirkişice söz konusu hususun raporun konusu olmadığından bahisle davacı tarafın iddiaları doğrultusunda görüş bildirmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi ek raporunda dava konusu aracın muadilinin günlük kirasının gün başına 360,00 TL olduğunun "sahibinden.com" sitesinden alınan örneklerle belirlendiği ifade edilse de, bilirkişi tarafından söz konusu meblağın belirlenmesinde aracın özelliklerinden hareketle yapılmış bir piyasa araştırması olmadığını, herhangi bir somut araştırma yapılmaksızın yalnızca kaynağı belli olmayan bir internet sitesinden verilen örneklerle hesaplama yapılmasının ve bu doğrultuda rapor tanzim edilmiş olmasının hukuka aykırı olduğunu, bilirkişice hangi araştırmaya ve neye dayanarak bu meblağın belirlendiği belirsiz olduğundan bilirkişi ek raporunun hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerinde davacının ne şekilde ve hangi miktarda zarara uğradığını somutlaştırması, söz konusu zararlarını belge ve dekontlar aracılığı ile ispatlaması gerektiği hakkında beyanda bulunmalarına rağmen, bilirkişi tarafından bu husus hakkında da ek raporda herhangi bir yorum yapılmadığını, sadece "satın alınan aracın kullanılamaması zarardır" gibi teknik açıklamadan uzak bir yaklaşımla 06.01.2020 tarihli rapordaki görüşlerin tekrar edildiğini, somut olaydaki amaç ve dosyanın bilirkişiye gönderilmesinden beklenen;

aracın teknik ve bilimsel olarak incelenmesi ve tarafsız olarak rapor tanzim edilmesiyken bilirkişiden beklenen bilimsel ve teknik incelemenin gerçekleştirilmediğini ve davacının iddia ve talebi doğrultusunda hukuka aykırı görüş bildirildiğini, huzurdaki dava dosyası kapsamında davacı taraf, dava konusu arızanın giderilmesi için aracın serviste kalma süresi ve aracın kullanılmadığı süre itibariyle oluşacak tazminat bedelini talep etmişse de, bu durumda davacının ne şekilde ve hangi miktarda zarara uğradığını somutlaştırması, söz konusu zararlarını belge ve dekontlar aracılığı ile ispatlaması gerektiğini, davacı tarafından herhangi bir delil dosyaya ibraz edilmemiş olduğundan yapılan hesaplama mesnetsiz ve afaki olup, aksi düşünüldüğünde dahi bilirkişi tarafından 06.01.2020 tarihli raporda belirtilen tutarın kabulünün mümkün olmadığının ve fahiş olduğunun aşikar olduğunu, bilirkişi tarafından ek raporda "Tüketiciyi Koruma Kanunu kapsamında servisler 30 işgünü içinde onarımı tamamlamak zorundadır.

Ancak işbu davanın tarafları tacir olup tüketici koruma kanunu kapsamında değerlendirme yapılamaz." denilmiş olup, raporun bu haliyle de eksik incelemeye dayalı olarak tanzim edildiğini, Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği detaylı olarak incelendiğinde binek otomobiller için azami tamir süresinin 30 işgünü olarak belirlendiğinin açık olduğunu, bilirkişi ek raporunda yer alan görüş ve tespitlerin kabulü mümkün olmayıp müvekkili şirketin onarımın ilk 30 iş günü için araç tahsis etme yükümlülüğünün bulunmadığının, raporun bu yönüyle de hatalı olup hükme esas alınamayacağının aşikar olduğunu, bilirkişi raporunda motorun komple değişmesi ile araçta değer kaybı oluşmayacağının belirtildiğini, buna karşın işbu tespit ile çelişkili ve mesnetsiz olarak motor çevresinde bulunan parçaların motor değişimi esnasında motor ile birlikte sökülerek yeniden monte edilmesi gerektiği, üretim esnasında bu monte işleminin ileri teknoloji ürünler ile hassas bir şekilde gerçekleştirildiği ancak somut uyuşmazlıkta işbu monteleme işleminin fabrika dışında yapılamayacağının belirtildiğini, motorun yenilenmesinin, ana iskelet ve şaside hasar olmaksızın, vidalı parçalarda yapılan bir işlem olup belirtilen işlemin robotik ürünlerle gerçekleştirilmesinin zorunlu olmasının söz konusu olmadığını, bununla birlikte belirtilen onarım işleminin üretici standartlarında yapılan bilgilendirmeler doğrultusunda gerçekleştirildiğini, işbu bilgilendirmede takılacak parçanın bu işlem esnasında kullanılacak araç, işlemlerin gerçekleştirilmesi gereken tork gibi bütün işlemlerin ayrıntılı şekillerde belirtildiğini, işlemin yetkili servis tarafından gerçekleştirileceği dikkate alındığında orijinal onarım işleminin gerçekleşmeyeceğine yönelik tespitin kabulünün mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte bilirkişilerce yapılan tespit mesnetsiz olup bilimsel bir temele dayanmadığını, motor değişim işleminde bir takım parçaların monteleme işleminin yeni teknoloji robotik makinalarla yapılması gerektiği belirtilmişse de, bu parçaların neler olduğunun ve işbu işlem yapılırken hangi aletlerin ve/veya makinaların kullanılması gerektiğinin belirtilmediğini, yetkili serviste yapılan onarım işlemi üretici standartlarında ve üretici talimatları doğrultusunda yapılmakta olup, işbu talimatlar ve müvekkili şirketin yeterliliği araştırılmaksızın afaki olarak orijinal onarıma uygun olarak işlemin gerçekleştirilemeyeceğinin tespit edildiğini, motor değişimi sebebiyle araçta bir değer kaybı meydana gelmeyeceği gibi motor değişiminin orijinale uygun olarak gerçekleştirilemeyeceğine yönelik tespitin kabulünün mümkün olmadığını, dava konusu aracın imalattan kaynaklı ayıplı olduğu şeklindeki tespitin kabulünün mümkün olmadığını, bir an için aksi düşünüldüğünde meydana gelen arızanın komple motor değişimi ile giderilebileceğini, misli ile değişim kararı verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda söz konusu arızanın komple motor değişimi ile giderilebilir olduğunun açıkça tespit edildiğini, üretici standartlarında orijinal parçalar ile yapılan komple motor değişiminin araçta değer kaybı yaratmayacağı açık olup bu durumun yargı kararlarına da yansıdığını, bu itibarla bilirkişi raporu ile araçtaki arızanın komple motor değişimi ile giderilebileceği açıkça tespit edildiğinden ve üretici standartlarında orijinal parçalar ile yapılan motor değişiminin değer kaybı yaratmayacağı hususları bir arada değerlendirildiğinde misli ile değişim kararının satıcıyı daha ağır zarara uğratacağının açık olduğunu, emsal mahiyetteki yargı kararları ve raporlar uyarınca yetkili servis bünyesinde orijinal parçalar kullanılmak suretiyle gerçekleştirilen onarımlar veya motor değişimlerinin araçta herhangi bir değer kaybı meydana getirmediğini hatta ve hatta aracın kullanım ömrünü uzattığını, söz konusu arızanın imalattan kaynaklı olduğunu (kabulü anlamına gelmemekle) mahkeme aksi kanaatte ise misli ile değişim kararının hakkaniyete aykırılık teşkil edeceğinden motor değişimine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu araçta üretimden kaynaklı ayıp olduğu şeklindeki tespitin kabulünün mümkün olmamakla birlikte öğretinin konuya ilişkin görüşlerinin de savunmaları doğrultusunda olduğunu beyanla İstanbul 13.

Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/538 E. 2021/241 K. sayılı ve 18.03.2021 tarihli kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut davada araç, davacı tarafından içeriden çeşitli sesler gelmesi şikayeti ile 28.08.2017 tarihinde servise götürülmüş, herhangi bir arıza bulunmadığı tespit edilmiş, 03.02.2018 tarihinde ise çekici ile servise götürülmüş ve davacı tarafından 07.02.2018 tarihli ihtarname ile ayıpların tespiti ile misli ile değiştirilmesi ihtar edilmiş olup, kullanımla ortaya çıkan gizli ayıbın zamanaşımı ve garanti süresi içerisinde derhal satıcıya bildirildiği ve seçimlik hakkın kullanıldığı, davalı vekilinin ayıp ihbar sürelerine uyulmadığına yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyet raporu ile dosyada mübrez diğer raporlar arasında, ayıbın niteliği, üretim hatasından kaynaklandığı ve ayıplı motorun değiştirilmesi gerektiği yönündeki tespitler yönünden bir çelişki bulunmayıp, motorun komple değiştirilmesi ile arızanın giderilebileceğinin tespit edilmiş olduğu, aracın fiilen çok kısa bir süre kullanılmış, henüz 20.058 km’de bir araç olması ve aracın motorunun en önemli aksamı olması dikkate alındığında hükme esas alınan bilirkişi heyet raporundaki motorun değişmesi halinde araçta değer kaybı olacağına yönelik tespitin yerinde olduğu, bu minvalde aracın ayıpsız benzeri ile değişimi yerine, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 227 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca onarılmasına karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olacağı, Mahkemenin aracın misli ile değiştirilmesine yönelik kararında bir isabetsizlik bulunmadığı, araç 03.02.2018 tarihinde seyir halinde arızalanması sebebiyle servise götürülmüş ve dava tarihi itibariyle de serviste bulunmakta olup davacının aracı kullanamadığı süre için tazminat talep etmesinin mümkün olduğu, zararın varlığının kabul edilmesi için somut bir belgeye gerek olmadığı, davacı tarafından aracın onarılması talep edilmediği ve misli ile değiştirilmesi yönündeki seçimlik hak kullanıldığından, bilirkişi raporunda emsal kiralama bedelleri nazara alınarak, garanti edilen onarım süresi indirilmeksizin servise götürüldüğü tarihten dava tarihine kadar geçen süre için tazminat hesabı yapılmasında da bir isabetsizlik bulunmadığından başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, istinaf dilekçesinde belirttiği nedenleri tekrardan ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, ticari satımdan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1130505200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.