Iştirak halinde mülkiyet
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2024/1756 E. 2025/265 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': 'beş yıllık', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
iştirak halinde mülkiyet↗ arabuluculuk dava şartı↗ zorunlu dava arkadaşlığı↗ arabuluculuk↗ i̇i̇k 266↗ erişimin engellenmesi↗ ticari itibar↗ adi ortaklık↗ ceza zamanaşımı↗ i̇i̇k 265↗ uyap↗ haksız eylem↗ tazminat davası↗ mirasçılık↗ derdestlik↗ denetime elverişlilik↗ kazanılmış hak↗ ticaret unvanı↗ muvafakat↗ marka hakkına tecavüz↗ kâr kaybı↗ protokol↗ taraf ehliyeti↗ haksız fiil↗ maddi ve manevi tazminat↗ ortalama tüketici↗ fatura↗ terkin↗ kötüniyet↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ maddi tazminat↗ yasal faiz↗ dava sebebi↗ eksik inceleme↗ haksız rekabet↗ fikri ve sınai haklar hukuk mahkemesi↗ zamanaşımı↗ iltibas↗ kesin hüküm↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/245 E., 2021/265 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
1.Davacı ... vekili dava dilekçesinde; davalı aleyhine açılan davada Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı kararıyla davalının "Kanatçı ...'ın Yeri" ve "Meşhur Kanatçı ...'ın Yeri" isimli iş yerinde, tabelalarında markasal olarak müvekkilinin markalarını kullanması ve internet üzerinde tanıtım yapmasının engellenmesine, marka tecavüzünün tespitine, önlenmesine ve durdurulmasına karar verilmiş olmasına rağmen davalı yanın işyerinde tabelasında ve internet üzerinde sosyal medyada "Kanatçı ...'ın Yeri" ve "Meşhur Kanatçı ...'ın Yeri" ibarelerini markasal olarak kullandığını, müşterilerin her iki işletme arasında bağlantı kurduklarını, müvekkilinin "Kanatçı ...'ın Yeri" ve "Meşhur Kanatçı ...'ın Yeri" ibareli markaların tek ve gerçek hak sahibi olduğunu, bu markaların piyasada tanınmış ve yüksek itibar sahibi markalar haline geldiklerini, davalının markasal kullanımlarının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) gereğince marka tecavüzü teşkil ettiği gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümleri gereğince de haksız rekabet oluşturduğunu, davalının bu eylemleri nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, ticari itibarının da zarar gördüğünü, ayrıca 29,30,43. sınıfta davalı adına tescilli 2013/05666 tescil numaralı "Meşhur Kanatçı ...'ın Yeri" markasının müvekkilinin seri markaları ile ayniyet oluşturacak şekilde benzer olduğunu, davalının bu tescilinin kötüniyetle yapıldığını ileri sürerek davalı kullanımlarının müvekkilinin markalarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, men'ine, ref'ine, talep sonucunda belirttiği alan adlarına erişimin engellenmesine, şimdilik SMK'nın 151/2-b hükmüne göre yapılacak hesaplamaya göre 1.000,00 TL maddi tazminatın haksız eylem tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle; 90.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle; müvekkilinin uğradığı ticari itibar kaybına karşılık olarak 10.000,00 TL itibar kaybı tazminatının ise dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline; davalı adına kayıtlı 2013/05666 numaralı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiş; maddi tazminat istemini daha sonra 309.114,96 TL olarak artırmıştır.
2.Diğer davacılar sundukları dilekçelerle davaya dayanak markalara iştirak halinde malik olduklarını, bu markalara tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i ile maddi, manevi tazminat ile itibar tazminatına ilişkin davaya muvafakat ettiklerini ve davacı olarak yer almak istediklerini beyan etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı adına 196486 numaralı bir marka tescilinin bulunmadığını, davacının iddiasına mesnet aldığı markaların tescil maliki olan ...'ın vefatı nedeniyle marka tescillerinin mirasçıları ..., ..., ... ve ... adlarına sağlandığını, bu nedenle davacı ...’ın tek başına dava ehliyetinin bulunmadığını, davacının tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1998/85 E., 2000/266 K. sayılı ilamıyla "Kanatçı ...'ın Yeri" ibaresinin kullanma hakkının müvekkilinde olduğunun hüküm altına alındığını, bu davada müvekkilinin kullanımının haksız rekabet teşkil etmeyeceği belirtilerek davanın reddedildiğini, İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2001/637 E., 2002/491 K. sayılı ilamıyla yine "Kanatçı ...'ın Yeri" ibaresinin kullanım hakkının müvekkilinde bulunduğunun tespitiyle davalı Kanatçı ... Lokanta Turizm İşl. ve Tic. Ltd. Şti'ne ait ticaret ünvanından "Kanatçı ..." ibaresinin terkin edildiğini, İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2002/661 E., 2003/465 K. sayılı ilamıyla "Kanatçı ..." ibaresinin işletme adı olarak kullanılmasının verilen izin nedeniyle karşı taraf tescilli markasına tecavüz oluşturmayacağının hüküm altına alındığını, kesinleşmiş mahkeme kararları çerçevesinde işletme adı olarak yapılan kullanımın haksız rekabet teşkil edemeyeceğini, müvekkilinin işletme adı dışında markasal bir kullanımı bulunmadığını, davacının markaya tecavüz tarihlerini belirtmediğini, Bakırköy 1. Fikri ve Sına Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/375 E. sayılı davasının açılma tarihi 28.12.2012 olduğundan davacının iddialarının da bu tarihten sonraki tarihlere ilişkin olması gerektiğini, aksi takdirde derdestliğin söz konusu olacağını, sosyal medya paylaşımlarının ne zaman ve kim tarafından yapıldığının bilinmediğini, bu paylaşımlardan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, dosyada mevcut ortaklıktan ayrılma protokolü hükümleri ve davacının markanın kullanıldığı iddiasıyla birden çok dava açmış olması karşısında müvekkilinin kötüniyetinden söz edilemeyeceğini, tescilin 2013 yılına ait olması ve davacı tarafından markadan habersiz olunduğu ileri sürülemeyeceğine göre aradan geçen süre dikkate alındığında 5 yıllık hükümsüzlük davası açma süresinin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, davacının davaya dayanak markalarının asli ve ayırdedici unsurunun "Kanatçı ...", davalının fiili markasal kullanımlarının ve hükümsüzlük talebine konu 2013/05666 tescil numaralı markasının ise "Meşhur Kanatçı ..." ve "Meşhur Kanatçı ...'ın Yeri" şeklinde olduğu, taraf markaları arasında asli unsurlar bakımından görsel, işitsel, anlamsal ve sınıfsal olarak taraf markaları yüksek derecede benzerlik bulunduğu, oluşan bu benzerlik nedeniyle tarafların tescilli oldukları ve davalının fiili kullanımlarının bulunduğu hizmet ve emtialar bakımından özel bir eğitim ve dikkat seviyesine sahip olmayan ortalama tüketici tarafından markaların karıştırılabileceği, bu bakımdan tecavüz ve hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, davalının marka hakkına tecavüz teşkil eden eylemlerinin aynı zamanda haksız rekabete de sebebiyet verdiği, tazminatın net kazanç yani kâr üzerinden hesaplanması gerektiği, manevi tazminat istemi yerinde olmasına rağmen itibar tazminatı için marka imajının zedelendiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; davalının davacıya ait 196486, 2009/23160, 2015/45335 ve 2016/105739 tescil numaralı markalardan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, ref ve men'ine; belirtilen internet sitelerine erişimin engellenmesine, 309.114,96 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin ve unsurları oluşmayan itibar tazminatı talebinin reddine, davalıya ait 2013/05666 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile markanın korunması için tek başlarına her bir mirasçının dava açma hakkı bulunduğu, ...’ın terekesinde mevcut iştirak halinde mülkiyetin müşterek mülkiyete çevrildiğine dair dosyada bir delil bulunmadığı, murisin terekesiyle ilgili açılan davada ilgili mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu, dava açıldıktan sonra veraset ilamında mirasçı oldukları belirtilen tüm mirasçıların açılan davaya muvafakat verdikleri, taraf teşkilinin bu şekilde sağlandığı, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması da talep edildiğinden arabuluculuğun dava şartı olmadığı, davalı vekili Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 2012/375 E. sayılı dosyası nedeniyle derdestlik itirazında bulunmuşsa da, işbu davanın 18.02.2020 tarihinde açıldığı, 2012/375 E. sayılı davanın konusunun davanın açıldığı tarihten önceki kullanımlar olduğu, işbu davanın konusunun ise daha sonraki tarihlerde gerçekleştiği iddia edilen davalı kullanımları olduğunun anlaşıldığı, dava konusu kullanımların 2015 yılında başladığı, markaya tecavüz eylemi aynı zamanda suç teşkil ettiğinden ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, buna göre dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı, zararın haksız fiil tarihinde gerçekleştiği, ıslahla talep edilen tazminat tutarına da haksız fiil tarihinden itibaren faiz uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davalı vekili “KANATÇI ...” ibaresini işletme adı olarak kullanma hakkı bulunduğunu belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da, Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/375 E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının ..., davalının ... İnşaat Tic. San. Ltd. Şti. olduğu, yargılama sonunda 23.09.2014 tarih, 2014/157 K. sayılı kararla davalının “KANATÇI ...” markasını işletme adı dışında markasal olarak kullanmasının davacının marka haklarına tecavüz teşkil ettiğine karar verildiği, kararın yalnızca tazminat nedeniyle bozulduğu, dosyada mevcut bilirkişi raporları ve davalı tarafa ait fatura örnekleri ile davalının “KANATÇI ... YERİ” ibaresini faturalarında şirket unvanının altında markasal olarak kullandığı, ... isimli kullanıcı tarafından “MEŞHUR KANATÇI ... YERİ” ibaresinin markasal olarak Instagram hesabında kullandığı, tespit edilen diğer internet sitelerinde de bu ibarenin davalıya ait işletmeyle ilgili kullanıldığının görüldüğü, davalının daha önce hakkında bu konuda verilen mahkeme kararı bulunmasına rağmen bu kullanımların devam ettiği, bu durumun davacılara ait işletme ile davalıya ait işletmelerin karıştırılmasına neden olduğu, davalının işletme adı dışında bu ibareyi markasal olarak kullanmasının davacılara ait marka haklarına tecavüz teşkil ettiği, davalı vekili maddi tazminat hesaplanırken markanın satışlara etkisinin %20 olarak kabul edilmesi nedeniyle istinaf talebinde bulunmuşsa da, bilirkişiler tarafından bu oranın %15-%25 arasında olduğu belirtilerek, ortalama olarak %20 oranı üzerinde hesaplama yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, bilirkişi ek raporunda 2015-2020 yılları arasında davalının tüm gelirini yiyecek ve içecek satışından elde ettiği belirlendikten sonra her yıl için faaliyet kârı ve net kârının ayrı ayrı tespit edildiği, SMK'nın 151/2-b hükmü uyarınca maddi tazminatın davalının elde ettiği net kazanç üzerinde hesaplanması gerekirken faaliyet kârı dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, her ne kadar SMK'nın yürürlüğe girdiği 10.01.2017 tarihinden sonraki tecavüzler için markanın satışlara etkisi dikkate alınmaksızın net kâr üzerinden tazminat hesabı yapılması gerekiyorsa da, bilirkişi raporunda markanın satışlara etkisinin %20 olduğu kabul edilerek bu oran üzerinden yapılan hesaplamaya davacı tarafça itiraz edilmediğinden ve bu konuda istinaf talebinde bulunulmadığından davalı lehine kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davalının davacıya ait 196486, 2009/23160, 2015/45335 ve 2016/105739 tescil numaralı markalardan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, ref ve men'ine; hükümde belirtilen internet sitelerine erişimin engellenmesine, 239.173,38 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin, manevi tazminat talebinin ve unsurları oluşmayan itibar tazminatı talebinin reddine; davalıya ait 2013/05666 tescil numaralı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiş, karar davalı vekili ve katılma yoluyla davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalının işletme adı ve ticaret ünvanını aşan markasal kullanımlarının bulunup bulunmadığı, iddia olunan eylemlerinin davalılar adına tescilli markalara tecavüz ve haksız rekabet teşkil edip etmediği, ediyorsa tespiti, men'i, ref'i ile maddi, manevi tazminat ve itibar tazminatına hükmedilmesinin gerekip gerekmediği; öte yandan davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğü isteminin yerinde olup olmadığı noktalarındadır.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
1.Dava marka hükümsüzlüğü ile birlikte, marka hakkına tecavüzün tespiti, men'i, ref'i ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
SMK'nın hükümsüzlük hallerini düzenleyen 25/6 hükmüne göre marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyecektir. Anılan hükümde düzenlenen beş yıllık süre hak düşürücü süredir.
Somut olayda ise, İlk Derece Mahkemesince davaya konu markanın davacı markalarıyla iltibas oluşturacak düzeyde benzer olduğu gerekçesiyle, davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmiş, kararı istinaf edilmesi üzerine inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince hükümsüzlük kararına ilişkin bir değerlendirmede bulunulmadan İlk Derece Mahkemesince bu hususta verilen hüküm aynen muhafaza edilmiştir.
Davalı adına tescilli hükümsüzlük istemine konu 2013/05666 numaralı marka 21.01.2013 başvuru, 28.01.2014 tescil tarihli olup dava tarihi ise 18.02.2020'dir. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince SMK 25/6 hükmünde düzenlenen sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin koşulların oluşup oluşmadığı usulünce tartışılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus değerlendirilmeksizin eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
2. Marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiasına gelince; davacı yan iddiasını ileri sürerken davalı ile aralarındaki Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı markaya tecavüzün tespiti, men'i, ref'i ile maddi ve manevi tazminat istemli davada tecavüzün tespitine, men'ine ve ref'ine karar verildiğini, bu hususun Dairemizce bozma sebebi yapılmadığını, kararın sadece tazminat yönünden bozulduğunu, buna rağmen davalının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerine devam ettiğini ileri sürmüş, iddiasını ispata yönelik olarak ise davalının fatura kullanımı yanında tarihsiz tabela fotoğrafı ile dava dışı üçüncü kişilerce yapılan sosyal medya paylaşımlarında kullanılan yer bildirimlerine, bu paylaşımlarda yer alan peçetelik gibi işletme eşyalarının üzerindeki ibareye, yine sosyal medyada ve blog sitelerinde dava dışı üçüncü kişilerin yapmış oldukları yorumlarla Google arama sonuçlarına ve davalının internet sitesi kullanımına dayandırmış; davalı vekili ise öncelikle derdestlik itirazında bulunmuş, akabinde davacı ile gerek müvekkili ve gerekse de müvekkili şirketin kurucu ve ortakları arasında 1998 yılından bu yana bir çok uyuşmazlığın yargıya intikal ettiğini, zira davacılar murisi ... ve müvekkilinin kurucu ve ortaklarının daha önce adi ortaklık olarak aynı işletme adı ve markayla restaurant işlettiklerini, ancak adi ortaklığın 05.01.1998 günü tasfiyesine ilişkin bir protokol imzaladıklarını, bu protokole göre de işletme adı ve ticaret unvanı kullanımı hakkının müvekkilinin kurucu ve ortakları dolayısıyla müvekkiline, marka hakkı kullanımının ise ...'a bırakıldığının süre gelen bir çok yargı kararıyla sabit hale geldiğini savunmuş; buna rağmen İlk Derece Mahkemesince davalının dayandığı dosyalar celbedilip incelenerek bu hususta bir değerlendirme yapılmaksızın verilen karar Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, dava konusu eylemlerin Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı davanın dava tarihinden sonrasına ilişkin olduğu gerekçesiyle derdestlik itirazı reddedilmiş, aynı davada işletme adını aşan markasal kullanımların tecavüz oluşturacağı yönündeki hükmün Dairemizce bozma konusu yapılmadığı, kararın sadece tazminat yönünden bozulduğu, davalının faturada unvan altındaki kullanımının markasal olduğu, bunun yanında iddia edilen sosyal medya kullanımlarının da davalıya ait işletmeyle ilgili olup Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı dosyasında verilen karara rağmen bu kullanımların devam ettiği, davalının işletme adını aşan markasal mahiyetteki bu kullanımlarının tecavüz oluşturacağı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiştir.
Hizmet markaları SMK'nın 4. maddesine göre bir teşebbüsün hizmetlerinin diğer teşebbüslerin hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaret olarak tanımlanmış olup; işletme adının ise işletme sahibi ile ilgili olmaksızın doğrudan doğruya işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayırt etmek için kullanılan adlar olduğu 6102 sayılı TTK'nın 53. maddesinde düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, öncelikle taraflar arasında, davalının savunmasında belirttikleri başta olmak üzere, geçmiş dava dosyalarının teminine çalışılıp, temini imha veya benzeri nedenle mümkün olmayan dosya bulunması halinde UYAP sistemi üzerinden de ulaşılamayan kararların ilgili mahkemelerin karar kartonlarından temininin sağlanması, daha sonra davalının işletme adı olarak "Kanatçı ...'ın Yeri" ibaresinin kullanım hakkının kendilerinde olduğu savunmasının haklılığının değerlendirilmesi, davalının işletme adı olarak anılan ibareyi kullanma hakkının tespitiyle eldeki davaya konu kullanımların işletme adı mı yoksa bunu aşan markasal kullanım mı olduğu noktasında ise, eylemlerin hangilerinin, neden işletme adını aşacak şekilde markasal kullanım olduğu hususunun denetime elverişli gerekçeyle ortaya konulması; şayet dava konusu kullanımların işletme adını aşan markasal kullanım olduğu kanaati anılan şekilde hasıl olursa bu defa, mezkur markasal kullanımların Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı dosyasından da marka hakkına tecavüzün tespiti, men'i ve ref'i talep edildiğine ve davacı da iddiasını ileri sürerken bu davaya konu kullanımların da devam ettiğini ileri sürdüğüne göre, eldeki davaya konu eylemlerin Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı dosyasında tecavüz iddiasına konu edilerek tecavüz teşkil ettiği tespit edilen ve Dairemizin bozma ilamı kapsamı dışında bırakılan eylemlerin devamı mahiyetinde olup olmadıklarının tespit edilmesi ve buna göre akabinde derdestlik değerlendirmesinin denetime elverişli şekilde yapılması, eş anlatımla anılan davaya konu edilmiş ve işletme adını aşarak markasal kullanım olduğu tespit edilen kullanımların devamı söz konusu ise, bu kullanımlar yönünden o davada alınacak tecavüzün tespit, men ve ref'ine dair kararla birlikte mevcut tecavüzün aynısının daha sonra yeniden tekrarlanması halinde dahi sonlandırılması her zaman mümkün olacağından, anılan kullanımlarla sınırlı olmak üzere tecavüzün tespit, men ve ref'i talepleri yönünden derdestlik dava şartının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ve bu husus da bozmayı gerektirmiştir.
3.Öte yandan davalıyla bağlantısı şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması halinde Google arama sonuçlarından ve dava dışı üçüncü kişilerin sosyal medya ile blog paylaşımlarından davalının sorumlu olacağı, aksi halde ise davalının sorumluluğundan bahsedilemeyeceği gözetilerek, bu cihette yapılacak inceleme ve değerlendirmenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle anılan paylaşım ve kullanımlardan doğrudan davalının sorumlu tutulmasıyla birlikte hüküm tesisi de doğru olmamış, bu husus dahi bozmayı gerektirmiştir.
4.Bozma sebebine göre davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Marka hükümsüzlüğü | Sicil terkini
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1641 E. 2024/3944 K.
Ortak:ticari itibar · adi ortaklık · ceza zamanaşımı · maddi ve manevi tazminat · terkin · maddi tazminat · zamanaşımı · zamanaşımı var
İncelediğiniz kararda… larının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) gereğince marka tecavüzü teşkil ettiği gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümleri gereğince de «haksız rekabet» oluşturduğunu, davalının bu eylemleri nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, «ticari itibarının» da zarar gördüğünü, ayrıca 29,30,43. sınıfta davalı adına tescilli 2013/05666 tescil numaralı "Meşhur Kanatçı ...'ın Yeri" markasının müvekkilinin seri markaları ile ayniyet oluşturacak şekilde benzer olduğunu, davalının bu tescilinin «kötüniyetle» yapıldığını ileri sürerek davalı kullanımlarının müvekkilinin markalarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, men'ine, ref'ine, talep sonucunda belirttiği alan adlarına «erişimin engellenmesine», şimdilik SMK'nın 151/2-b hükmüne göre yapılacak hesaplamaya göre 1.000,00 TL «maddi tazminatın» «haksız eylem» tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle; 90.000,00 TL manevi «tazminatın dava» tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle; müvekkilinin uğradığı ticari itibar «kaybına» karşılık olarak 10.000,00 TL itibar kaybı tazminatının ise dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline; davalı adına kayıtlı 2013/05666 numaralı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiş; maddi tazminat istemini daha sonr …
Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 2012/375 E. sayılı dosyası nedeniyle «derdestlik» itirazında bulunmuşsa da, işbu davanın 18.02.2020 tarihinde açıldığı, 2012/375 E. sayılı davanın konusunun davanın açıldığı tarihten önceki kullanımlar olduğu, işbu davanın konusunun ise daha sonraki tarihlerde gerçekleştiği iddia edilen davalı kullanımları olduğunun anlaşıldığı, dava konusu kullanımların 2015 yılında başladığı, markaya tecavüz eylemi aynı zamanda suç teşkil ettiğinden «ceza zamanaşımı» süresinin uygulanması gerektiği, buna göre dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı, zararın «haksız fiil» tarihinde gerçekleştiği, ıslahla talep edilen tazminat tutarına da haksız fiil tarihinden itibaren faiz uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davalı vekili …
2.Diğer davacılar sundukları dilekçelerle davaya dayanak markalara iştirak halinde malik olduklarını, bu markalara tecavüzün ve «haksız rekabetin» tespiti, men'i, ref'i ile «maddi, manevi tazminat» ile itibar tazminatına ilişkin davaya «muvafakat» ettiklerini ve davacı olarak yer almak istediklerini beyan etmişlerdir.
Benzer bu karardaMahkemece 15.03.2018 tarih, 2017/98 E. ve 2018/88 K. sayılı kararı ile bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; «ceza zamanaşımı» süresi 8 yıl olup, ancak 28 Ocak 2009 tarihinden itibaren Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dikkate alınarak 8 yıllık süre söz konusu olacağından zamanaşımı itirazının kısmen kabulü ile dava tarihinden geriye doğru 28 Ocak 2009 tarihinden itibaren zamanaşımı itirazının kabulüne, bu tarihten önceki süreye ilişkin zamanaşımı süresinin dolduğunun kabulü ile asıl dava yönünden markaya tecavüzün tespiti, meni 1998/006373 sayılı markanın iptali yönünden ve karşı dava yönünden marka hükümsüzlüğü açısından ret kararı kesinleşmiş olup, bu hususlarda karar «verilmesine yer olmadığına», «maddi tazminat» talebinin kısmen kabul kısmen reddi ile 956.380,14 TL maddi tazminatın, manevi tazminatın kısmen kabul kısmen reddi ile 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan ta …
Bozma Kararı 1.Dairemizin 07.01.2020 tarih, 2018/2725 E. ve 2020/96 K. sayılı kararıyla, davacı, «maddi tazminatın» 556 sayılı Kanun Hükmün Kararname'nin (556 sayılı KHK) 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca "marka tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, marka sahibinin markanın kullanması ile elde edebileceği muhtemel gelire göre" hesaplanmasını talep ettiğine göre, mahkemece, davalının «ticari defterleri» üzerinde değil davacının ticari defterleri üzerinde «bilirkişi incelemesi» yaptırılıp davacının elde edebileceği muhtemel gelirin hesaplanması ve tecavüze konu markanın ekonomik önemi ile şirket gelirlerine etkisinin de nazara alınması su …
… e (b) bendine göre ayrı ayrı tazminat hesabı yaptırılmış ve dava dilekçesinin beşinci sayfasında davacı vekilince açıkça "Maddi tazminatın hesaplamasında, davalının «ticari defterlerinin» ıncelenerek elde ettiği kâr üzerinden hesaplama yapılması"nın talep edildiği ve 556 sayılı KHK'nın 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendine göre tazminat tercihinde bulunduğu, bu haliyle Yargıtay bozma ilamının «maddi hataya» dayalı olduğu, bozmaya uyulmuş ise de, maddi hataya dayalı bozmaya uyulmasının usuli «müktesep hak» teşkil etmeyeceği, kaldı ki, bilirkişi rapor ve ek raporlarına göre de, bozma ilamı doğrultusunda yapılan hesaplamada da «mahrum kalınan» kazanç ve buna bağlı olarak davacının isteyebileceği «maddi tazminat» tutarının ilk kararla hüküm altına alınan 956.380,14 TL'den fazla olduğu, bozmadan önceki kararı sadece davalının temyiz ettiği, bu itibarla davacının maddi tazminat talebini önceki kararda olduğu gibi 956.380,14 TL üzerinden kabul etmek gerektiği, dava dilekçesinde faiz talep edilmediği gibi bozmadan önceki kararda da faize hükmedilmediğinden ve davacının temyizi bulunmadığından kabul edilen kısım yönünden faize hükmedilmeyeceği, davalı tarafça davacının marka haklarına tecavüz ve aynı zamanda davacının markadan doğan manevi haklarına da tecavüz teşkil ettiğinden tecavüzün niteliği, süresi, tarafların ekonomik durumu ve manevi tazminatın amacı, önceki kararın sadece davalı tarafça temyiz edilmesi, keza bozmanın sadece maddi tazminata yönelik olması karşısında önceki kararda olduğu gibi davacı yararına 15.000,00 TL manevi tazminat takdir edilebileceği gerekçesiyle asıl dava yönünden marka haklarına tecavüzün tespiti, meni, 1998/006373 sayılı markanın iptali yönünden ve karşı dava yönünden verilen karar kesinleşmiş olduğundan, bu konularda yeniden karar «verilmesine yer olmadığına», davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne, 956.380,14 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, hüküm kesinleştikten sonra «masrafı» davalıya ait olmak üzere hüküm özetinin triajı en yüksek 5 gazetenin birinde «ilanına» karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:hakkaniyet indirimi · mahrum kalınan kâr · ticari defter incelemesi · müktesep hak · direnme kararı · kâr mahrumiyeti · maddi hata · sicilden terkin
Benzer bu kararda… e (b) bendine göre ayrı ayrı tazminat hesabı yaptırılmış ve dava dilekçesinin beşinci sayfasında davacı vekilince açıkça "Maddi tazminatın hesaplamasında, davalının «ticari defterlerinin» ıncelenerek elde ettiği kâr üzerinden hesaplama yapılması"nın talep edildiği ve 556 sayılı KHK'nın 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendine göre tazminat tercihinde bulunduğu, bu haliyle Yargıtay bozma ilamının «maddi hataya» dayalı olduğu, bozmaya uyulmuş ise de, maddi hataya dayalı bozmaya uyulmasının usuli «müktesep hak» teşkil etmeyeceği, kaldı ki, bilirkişi rapor ve ek raporlarına göre de, bozma ilamı doğrultusunda yapılan hesaplamada da «mahrum kalınan» kazanç ve buna bağlı olarak davacının isteyebileceği «maddi tazminat» tutarının ilk kararla hüküm altına alınan 956.380,14 TL'den fazla olduğu, bozmadan önceki kararı sadece davalının temyiz ettiği, bu itibarla davacının maddi tazminat talebini önceki kararda olduğu gibi 956.380,14 TL üzerinden kabul etmek gerektiği, dava dilekçesinde faiz talep edilmediği gibi bozmadan önceki kararda da faize hükmedilmediğinden ve davacının temyizi bulunmadığından kabul edilen kısım yönünden faize hükmedilmeyeceği, davalı tarafça davacının marka haklarına tecavüz ve aynı zamanda davacının markadan doğan manevi haklarına da tecavüz teşkil ettiğinden tecavüzün niteliği, süresi, tarafların ekonomik durumu ve manevi tazminatın amacı, önceki kararın sadece davalı tarafça temyiz edilmesi, keza bozmanın sadece maddi tazminata yönelik olması karşısında önceki kararda olduğu gibi davacı yararına 15.000,00 TL manevi tazminat takdir edilebileceği gerekçesiyle asıl dava yönünden marka haklarına tecavüzün tespiti, meni, 1998/006373 sayılı markanın iptali yönünden ve karşı dava yönünden verilen karar kesinleşmiş olduğundan, bu konularda yeniden karar «verilmesine yer olmadığına», davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne, 956.380,14 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, hüküm kesinleştikten sonra «masrafı» davalıya ait olmak üzere hüküm özetinin triajı en yüksek 5 gazetenin birinde «ilanına» karar verilmiştir.
Davalı/karşı davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkemece bozma kararına uyulmasına rağmen bozmanın gereğinin yerine getirilmediğini, mahkemece «direnme» kararına benzer bir karar verildiğini, bozma ilamına göre davacı tarafın «ticari defterlerinin incelenmesi» gerektiğini ancak defterlerinin «zayi» olduğunu, bu sebeple davanın reddi gerektiğini, ...'ın «adi ortaklıkta» %25 hisse sahibi olduğunu, ortakların davacı olmadıklarını, ancak hissesi oranda talepte bulunabileceğini, tazminat tutarında «hakkaniyet indirimi» yapılması gerektiğini, manevi tazminatın şartlarının oluşmadığını, karşı davalarının haklı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
… aleplerinin 556 ayılı KHK'nın 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendine göre hesaplanmasını talep ettiklerini, bozma ilamının hatalı olduğunu, müvekkiline ait «ticari defterlerin» süreç içerisinde «zayi» olduğunu, ama bilirkişilerce daha önceki raporlar düzenlenirken «ticari defterlerin incelenmiş» olduğunu, kaldı ki zaten davalı tarafın ticari defterinin incelenmesi gerektiğini, yargılamanın çok uzun sürdüğü de gözetilerek tazminat miktarında 556 sayılı KHK' …
YERİ” ibareli markanın hükümsüzlüğü, «sicilden terkini» ve kararın «ilanı» istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/9303 E. 2014/13129 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:temerrüt tarihi · temerrüt faizi · asıl alacak · icra inkar tazminatı · inkar tazminatı · avans faizi · temerrüt · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, artırılan sermaye miktarının tamamına «son» ödeme tarihi olarak kararlaştırılan ve «temerrüt tarihi» olan .../07/2003 tarihinden itibaren faiz hesaplanması halinde oluşacak «asıl alacak» ve faizi hususunda bilirkişi raporu alındığı, buna göre takip tarihi itibariyle 39.000,00 TL asıl alacak için işlemiş «avans faizinin» 50.157,...
TL üzerinden «temerrüt faizine» temerrüt faizi yürütülmemek koşuluyla devamına, «asıl alacak» üzerinden %40 «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiş, taraf vekillerince temyiz edilen karar Dairemizin 20.01.2014 tarihli kararında yazılı gerekçelerle davacı yararına bozulmuştur.
TL işlemiş «temerrüt faizi» olmak üzere toplam 89.157,...
TL olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle itirazın kısmen iptaline, takibin 39.000,00 TL «asıl alacak», 50.157,...
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2024/1756 E. , 2025/265 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/509 Esas, 2023/1954 Karar
HÜKÜM
Davanın kısmen kabulü
(Yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmek suretiyle)
İLK DERECE MAHKEMESİ Bakırköy 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI 2021/245 E., 2021/265 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
1.Davacı ... vekili dava dilekçesinde; davalı aleyhine açılan davada Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı kararıyla davalının "Kanatçı ...'ın Yeri" ve "Meşhur Kanatçı ...'ın Yeri" isimli iş yerinde, tabelalarında markasal olarak müvekkilinin markalarını kullanması ve internet üzerinde tanıtım yapmasının engellenmesine, marka tecavüzünün tespitine, önlenmesine ve durdurulmasına karar verilmiş olmasına rağmen davalı yanın işyerinde tabelasında ve internet üzerinde sosyal medyada "Kanatçı ...'ın Yeri" ve "Meşhur Kanatçı ...'ın Yeri" ibarelerini markasal olarak kullandığını, müşterilerin her iki işletme arasında bağlantı kurduklarını, müvekkilinin "Kanatçı ...'ın Yeri" ve "Meşhur Kanatçı ...'ın Yeri" ibareli markaların tek ve gerçek hak sahibi olduğunu, bu markaların piyasada tanınmış ve yüksek itibar sahibi markalar haline geldiklerini, davalının markasal kullanımlarının 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) gereğince marka tecavüzü teşkil ettiği gibi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6102 sayılı TTK) hükümleri gereğince de haksız rekabet oluşturduğunu, davalının bu eylemleri nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, ticari itibarının da zarar gördüğünü, ayrıca 29,30,43.
sınıfta davalı adına tescilli 2013/05666 tescil numaralı "Meşhur Kanatçı ...'ın Yeri" markasının müvekkilinin seri markaları ile ayniyet oluşturacak şekilde benzer olduğunu, davalının bu tescilinin kötüniyetle yapıldığını ileri sürerek davalı kullanımlarının müvekkilinin markalarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, men'ine, ref'ine, talep sonucunda belirttiği alan adlarına erişimin engellenmesine, şimdilik SMK'nın 151/2-b hükmüne göre yapılacak hesaplamaya göre 1.000,00 TL maddi tazminatın haksız eylem tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle;
90. 000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle; müvekkilinin uğradığı ticari itibar kaybına karşılık olarak 10.000,00 TL itibar kaybı tazminatının ise dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline; davalı adına kayıtlı 2013/05666 numaralı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiş; maddi tazminat istemini daha sonra 309.114,96 TL olarak artırmıştır.
2.Diğer davacılar sundukları dilekçelerle davaya dayanak markalara iştirak halinde malik olduklarını, bu markalara tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, ref'i ile maddi, manevi tazminat ile itibar tazminatına ilişkin davaya muvafakat ettiklerini ve davacı olarak yer almak istediklerini beyan etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı adına 196486 numaralı bir marka tescilinin bulunmadığını, davacının iddiasına mesnet aldığı markaların tescil maliki olan ...'ın vefatı nedeniyle marka tescillerinin mirasçıları ..., ..., ... ve ... adlarına sağlandığını, bu nedenle davacı ...’ın tek başına dava ehliyetinin bulunmadığını, davacının tazminat taleplerinin zamanaşımına uğradığını, İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1998/85 E., 2000/266 K. sayılı ilamıyla "Kanatçı ...'ın Yeri" ibaresinin kullanma hakkının müvekkilinde olduğunun hüküm altına alındığını, bu davada müvekkilinin kullanımının haksız rekabet teşkil etmeyeceği belirtilerek davanın reddedildiğini, İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2001/637 E., 2002/491 K.
sayılı ilamıyla yine "Kanatçı ...'ın Yeri" ibaresinin kullanım hakkının müvekkilinde bulunduğunun tespitiyle davalı Kanatçı ... Lokanta Turizm İşl. ve Tic. Ltd. Şti'ne ait ticaret ünvanından "Kanatçı ..." ibaresinin terkin edildiğini, İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2002/661 E., 2003/465 K. sayılı ilamıyla "Kanatçı ..." ibaresinin işletme adı olarak kullanılmasının verilen izin nedeniyle karşı taraf tescilli markasına tecavüz oluşturmayacağının hüküm altına alındığını, kesinleşmiş mahkeme kararları çerçevesinde işletme adı olarak yapılan kullanımın haksız rekabet teşkil edemeyeceğini, müvekkilinin işletme adı dışında markasal bir kullanımı bulunmadığını, davacının markaya tecavüz tarihlerini belirtmediğini, Bakırköy 1.
Fikri ve Sına Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/375 E. sayılı davasının açılma tarihi 28.12.2012 olduğundan davacının iddialarının da bu tarihten sonraki tarihlere ilişkin olması gerektiğini, aksi takdirde derdestliğin söz konusu olacağını, sosyal medya paylaşımlarının ne zaman ve kim tarafından yapıldığının bilinmediğini, bu paylaşımlardan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, dosyada mevcut ortaklıktan ayrılma protokolü hükümleri ve davacının markanın kullanıldığı iddiasıyla birden çok dava açmış olması karşısında müvekkilinin kötüniyetinden söz edilemeyeceğini, tescilin 2013 yılına ait olması ve davacı tarafından markadan habersiz olunduğu ileri sürülemeyeceğine göre aradan geçen süre dikkate alındığında 5 yıllık hükümsüzlük davası açma süresinin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, davacının davaya dayanak markalarının asli ve ayırdedici unsurunun "Kanatçı ...", davalının fiili markasal kullanımlarının ve hükümsüzlük talebine konu 2013/05666 tescil numaralı markasının ise "Meşhur Kanatçı ..." ve "Meşhur Kanatçı ...'ın Yeri" şeklinde olduğu, taraf markaları arasında asli unsurlar bakımından görsel, işitsel, anlamsal ve sınıfsal olarak taraf markaları yüksek derecede benzerlik bulunduğu, oluşan bu benzerlik nedeniyle tarafların tescilli oldukları ve davalının fiili kullanımlarının bulunduğu hizmet ve emtialar bakımından özel bir eğitim ve dikkat seviyesine sahip olmayan ortalama tüketici tarafından markaların karıştırılabileceği, bu bakımdan tecavüz ve hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, davalının marka hakkına tecavüz teşkil eden eylemlerinin aynı zamanda haksız rekabete de sebebiyet verdiği, tazminatın net kazanç yani kâr üzerinden hesaplanması gerektiği, manevi tazminat istemi yerinde olmasına rağmen itibar tazminatı için marka imajının zedelendiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile;
davalının davacıya ait 196486, 2009/23160, 2015/45335 ve 2016/105739 tescil numaralı markalardan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, ref ve men'ine; belirtilen internet sitelerine erişimin engellenmesine, 309.114,96 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin manevi tazminat talebinin ve unsurları oluşmayan itibar tazminatı talebinin reddine, davalıya ait 2013/05666 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile markanın korunması için tek başlarına her bir mirasçının dava açma hakkı bulunduğu, ...’ın terekesinde mevcut iştirak halinde mülkiyetin müşterek mülkiyete çevrildiğine dair dosyada bir delil bulunmadığı, murisin terekesiyle ilgili açılan davada ilgili mirasçılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu, dava açıldıktan sonra veraset ilamında mirasçı oldukları belirtilen tüm mirasçıların açılan davaya muvafakat verdikleri, taraf teşkilinin bu şekilde sağlandığı, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, durdurulması da talep edildiğinden arabuluculuğun dava şartı olmadığı, davalı vekili Bakırköy 1.
Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinin 2012/375 E. sayılı dosyası nedeniyle derdestlik itirazında bulunmuşsa da, işbu davanın 18.02.2020 tarihinde açıldığı, 2012/375 E. sayılı davanın konusunun davanın açıldığı tarihten önceki kullanımlar olduğu, işbu davanın konusunun ise daha sonraki tarihlerde gerçekleştiği iddia edilen davalı kullanımları olduğunun anlaşıldığı, dava konusu kullanımların 2015 yılında başladığı, markaya tecavüz eylemi aynı zamanda suç teşkil ettiğinden ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, buna göre dava tarihinde zamanaşımı süresinin dolmadığı, zararın haksız fiil tarihinde gerçekleştiği, ıslahla talep edilen tazminat tutarına da haksız fiil tarihinden itibaren faiz uygulanmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, davalı vekili “KANATÇI ...” ibaresini işletme adı olarak kullanma hakkı bulunduğunu belirterek istinaf talebinde bulunmuşsa da, Bakırköy 1.
Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2012/375 E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının ..., davalının ... İnşaat Tic. San. Ltd. Şti. olduğu, yargılama sonunda 23.09.2014 tarih, 2014/157 K. sayılı kararla davalının “KANATÇI ...” markasını işletme adı dışında markasal olarak kullanmasının davacının marka haklarına tecavüz teşkil ettiğine karar verildiği, kararın yalnızca tazminat nedeniyle bozulduğu, dosyada mevcut bilirkişi raporları ve davalı tarafa ait fatura örnekleri ile davalının “KANATÇI ... YERİ” ibaresini faturalarında şirket unvanının altında markasal olarak kullandığı, ... isimli kullanıcı tarafından “MEŞHUR KANATÇI ... YERİ” ibaresinin markasal olarak Instagram hesabında kullandığı, tespit edilen diğer internet sitelerinde de bu ibarenin davalıya ait işletmeyle ilgili kullanıldığının görüldüğü, davalının daha önce hakkında bu konuda verilen mahkeme kararı bulunmasına rağmen bu kullanımların devam ettiği, bu durumun davacılara ait işletme ile davalıya ait işletmelerin karıştırılmasına neden olduğu, davalının işletme adı dışında bu ibareyi markasal olarak kullanmasının davacılara ait marka haklarına tecavüz teşkil ettiği, davalı vekili maddi tazminat hesaplanırken markanın satışlara etkisinin %20 olarak kabul edilmesi nedeniyle istinaf talebinde bulunmuşsa da, bilirkişiler tarafından bu oranın %15-%25 arasında olduğu belirtilerek, ortalama olarak %20 oranı üzerinde hesaplama yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, bilirkişi ek raporunda 2015-2020 yılları arasında davalının tüm gelirini yiyecek ve içecek satışından elde ettiği belirlendikten sonra her yıl için faaliyet kârı ve net kârının ayrı ayrı tespit edildiği, SMK'nın 151/2-b hükmü uyarınca maddi tazminatın davalının elde ettiği net kazanç üzerinde hesaplanması gerekirken faaliyet kârı dikkate alınarak hesaplama yapıldığı, her ne kadar SMK'nın yürürlüğe girdiği 10.01.2017 tarihinden sonraki tecavüzler için markanın satışlara etkisi dikkate alınmaksızın net kâr üzerinden tazminat hesabı yapılması gerekiyorsa da, bilirkişi raporunda markanın satışlara etkisinin %20 olduğu kabul edilerek bu oran üzerinden yapılan hesaplamaya davacı tarafça itiraz edilmediğinden ve bu konuda istinaf talebinde bulunulmadığından davalı lehine kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davalının davacıya ait 196486, 2009/23160, 2015/45335 ve 2016/105739 tescil numaralı markalardan doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetin tespitine, ref ve men'ine;
hükümde belirtilen internet sitelerine erişimin engellenmesine, 239.173,38 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin, manevi tazminat talebinin ve unsurları oluşmayan itibar tazminatı talebinin reddine; davalıya ait 2013/05666 tescil numaralı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiş, karar davalı vekili ve katılma yoluyla davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalının işletme adı ve ticaret ünvanını aşan markasal kullanımlarının bulunup bulunmadığı, iddia olunan eylemlerinin davalılar adına tescilli markalara tecavüz ve haksız rekabet teşkil edip etmediği, ediyorsa tespiti, men'i, ref'i ile maddi, manevi tazminat ve itibar tazminatına hükmedilmesinin gerekip gerekmediği; öte yandan davalı adına tescilli markanın hükümsüzlüğü isteminin yerinde olup olmadığı noktalarındadır.
B.Değerlendirme ve Gerekçe
1.Dava marka hükümsüzlüğü ile birlikte, marka hakkına tecavüzün tespiti, men'i, ref'i ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
SMK'nın hükümsüzlük hallerini düzenleyen 25/6 hükmüne göre marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyecektir. Anılan hükümde düzenlenen beş yıllık süre hak düşürücü süredir.
Somut olayda ise, İlk Derece Mahkemesince davaya konu markanın davacı markalarıyla iltibas oluşturacak düzeyde benzer olduğu gerekçesiyle, davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmiş, kararı istinaf edilmesi üzerine inceleyen Bölge Adliye Mahkemesince hükümsüzlük kararına ilişkin bir değerlendirmede bulunulmadan İlk Derece Mahkemesince bu hususta verilen hüküm aynen muhafaza edilmiştir.
Davalı adına tescilli hükümsüzlük istemine konu 2013/05666 numaralı marka 21.01.2013 başvuru, 28.01.2014 tescil tarihli olup dava tarihi ise 18.02.2020'dir. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince SMK 25/6 hükmünde düzenlenen sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin koşulların oluşup oluşmadığı usulünce tartışılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus değerlendirilmeksizin eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
2. Marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiasına gelince; davacı yan iddiasını ileri sürerken davalı ile aralarındaki Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı markaya tecavüzün tespiti, men'i, ref'i ile maddi ve manevi tazminat istemli davada tecavüzün tespitine, men'ine ve ref'ine karar verildiğini, bu hususun Dairemizce bozma sebebi yapılmadığını, kararın sadece tazminat yönünden bozulduğunu, buna rağmen davalının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden eylemlerine devam ettiğini ileri sürmüş, iddiasını ispata yönelik olarak ise davalının fatura kullanımı yanında tarihsiz tabela fotoğrafı ile dava dışı üçüncü kişilerce yapılan sosyal medya paylaşımlarında kullanılan yer bildirimlerine, bu paylaşımlarda yer alan peçetelik gibi işletme eşyalarının üzerindeki ibareye, yine sosyal medyada ve blog sitelerinde dava dışı üçüncü kişilerin yapmış oldukları yorumlarla Google arama sonuçlarına ve davalının internet sitesi kullanımına dayandırmış;
davalı vekili ise öncelikle derdestlik itirazında bulunmuş, akabinde davacı ile gerek müvekkili ve gerekse de müvekkili şirketin kurucu ve ortakları arasında 1998 yılından bu yana bir çok uyuşmazlığın yargıya intikal ettiğini, zira davacılar murisi ... ve müvekkilinin kurucu ve ortaklarının daha önce adi ortaklık olarak aynı işletme adı ve markayla restaurant işlettiklerini, ancak adi ortaklığın 05.01.1998 günü tasfiyesine ilişkin bir protokol imzaladıklarını, bu protokole göre de işletme adı ve ticaret unvanı kullanımı hakkının müvekkilinin kurucu ve ortakları dolayısıyla müvekkiline, marka hakkı kullanımının ise ...'a bırakıldığının süre gelen bir çok yargı kararıyla sabit hale geldiğini savunmuş;
buna rağmen İlk Derece Mahkemesince davalının dayandığı dosyalar celbedilip incelenerek bu hususta bir değerlendirme yapılmaksızın verilen karar Bölge Adliye Mahkemesince kaldırılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, dava konusu eylemlerin Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı davanın dava tarihinden sonrasına ilişkin olduğu gerekçesiyle derdestlik itirazı reddedilmiş, aynı davada işletme adını aşan markasal kullanımların tecavüz oluşturacağı yönündeki hükmün Dairemizce bozma konusu yapılmadığı, kararın sadece tazminat yönünden bozulduğu, davalının faturada unvan altındaki kullanımının markasal olduğu, bunun yanında iddia edilen sosyal medya kullanımlarının da davalıya ait işletmeyle ilgili olup Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı dosyasında verilen karara rağmen bu kullanımların devam ettiği, davalının işletme adını aşan markasal mahiyetteki bu kullanımlarının tecavüz oluşturacağı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmiştir.
Hizmet markaları SMK'nın 4. maddesine göre bir teşebbüsün hizmetlerinin diğer teşebbüslerin hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlayan ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla kişi adları dâhil sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaret olarak tanımlanmış olup; işletme adının ise işletme sahibi ile ilgili olmaksızın doğrudan doğruya işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayırt etmek için kullanılan adlar olduğu 6102 sayılı TTK'nın 53. maddesinde düzenlenmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, öncelikle taraflar arasında, davalının savunmasında belirttikleri başta olmak üzere, geçmiş dava dosyalarının teminine çalışılıp, temini imha veya benzeri nedenle mümkün olmayan dosya bulunması halinde UYAP sistemi üzerinden de ulaşılamayan kararların ilgili mahkemelerin karar kartonlarından temininin sağlanması, daha sonra davalının işletme adı olarak "Kanatçı ...'ın Yeri" ibaresinin kullanım hakkının kendilerinde olduğu savunmasının haklılığının değerlendirilmesi, davalının işletme adı olarak anılan ibareyi kullanma hakkının tespitiyle eldeki davaya konu kullanımların işletme adı mı yoksa bunu aşan markasal kullanım mı olduğu noktasında ise, eylemlerin hangilerinin, neden işletme adını aşacak şekilde markasal kullanım olduğu hususunun denetime elverişli gerekçeyle ortaya konulması;
şayet dava konusu kullanımların işletme adını aşan markasal kullanım olduğu kanaati anılan şekilde hasıl olursa bu defa, mezkur markasal kullanımların Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı dosyasından da marka hakkına tecavüzün tespiti, men'i ve ref'i talep edildiğine ve davacı da iddiasını ileri sürerken bu davaya konu kullanımların da devam ettiğini ileri sürdüğüne göre, eldeki davaya konu eylemlerin Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/375 E., 2014/157 K. sayılı dosyasında tecavüz iddiasına konu edilerek tecavüz teşkil ettiği tespit edilen ve Dairemizin bozma ilamı kapsamı dışında bırakılan eylemlerin devamı mahiyetinde olup olmadıklarının tespit edilmesi ve buna göre akabinde derdestlik değerlendirmesinin denetime elverişli şekilde yapılması, eş anlatımla anılan davaya konu edilmiş ve işletme adını aşarak markasal kullanım olduğu tespit edilen kullanımların devamı söz konusu ise, bu kullanımlar yönünden o davada alınacak tecavüzün tespit, men ve ref'ine dair kararla birlikte mevcut tecavüzün aynısının daha sonra yeniden tekrarlanması halinde dahi sonlandırılması her zaman mümkün olacağından, anılan kullanımlarla sınırlı olmak üzere tecavüzün tespit, men ve ref'i talepleri yönünden derdestlik dava şartının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ve değerlendirmeyle yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ve bu husus da bozmayı gerektirmiştir.
3.Öte yandan davalıyla bağlantısı şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması halinde Google arama sonuçlarından ve dava dışı üçüncü kişilerin sosyal medya ile blog paylaşımlarından davalının sorumlu olacağı, aksi halde ise davalının sorumluluğundan bahsedilemeyeceği gözetilerek, bu cihette yapılacak inceleme ve değerlendirmenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle anılan paylaşım ve kullanımlardan doğrudan davalının sorumlu tutulmasıyla birlikte hüküm tesisi de doğru olmamış, bu husus dahi bozmayı gerektirmiştir.
4.Bozma sebebine göre davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. SONUÇ
Yukarıda (1), (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (4) numaralı bentte açıklanan nedenle davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harçlarının istekleri halinde ilgililere iadesine, 20.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1123391400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz