Önalım hakkı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/1810 E. 2024/4429 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
önalım hakkı↗ takdiri delil↗ alım (iştira) hakkı↗ pay defterine tescil↗ yolsuz tescil↗ inançlı işlem↗ kötüniyetli iktisap↗ yönetim kurulu kararının iptali↗ tanık delili↗ yazılı delil başlangıcı↗ kabul beyanı↗ delil başlangıcı↗ pay defteri kaydı↗ esas sözleşme↗ pay devri↗ yazılı delil↗ kısıtlılık↗ sözleşmeden doğan dava↗ aktif husumet↗ bedelsizlik↗ ikrar↗ hisse devri↗ cy/cy şerhi↗ mirasçılık↗ pay defteri↗ hisse devir sözleşmesi↗ üçüncü kişi↗ kefalet↗ anonim şirket↗ haksız fiil↗ esastan ret↗ geçersizlik↗ ek tasfiye↗ iflas↗ ıslah↗ yönetim kurulu kararı↗ kötüniyet↗ dosya masrafı↗ cy/cy kaydı↗ yükleten (shipper)↗ dahili dava↗ vekalet ücreti↗ kesin hüküm↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ husumet↗ e-defter↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/1130 E., 2019/536 K.
Taraflar arasındaki hisse devir sözleşmelerinin ve yönetim kurulu kararının iptali ile payların devri istemli davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 28.05.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı ... vekili Avukat .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iflas halindeki İnterroyal Turizm şirketinin hissedarı olduğunu, davalılardan ... mirasçıları olan davalılar ile ..., ... ve ...'ın şirketteki hisselerini esas mukaveleye aykırı olarak davalılar ... ve ...'a devrettiklerini, esas mukaveleye aykırı devirlerin şirket pay defterine kaydedildiğini ileri sürerek yönetim kurulunun tescile ilişkin aldığı kararların batıl olduğunun tespiti ile yolsuz tescil işlemlerinin iptaline, söz konusu hisselerin ana sözleşmeden doğan önalım hakkının kullanılması ile müvekkili davacı adına devrine ve şirket pay defterine tesciline karar verilmesini talep etmiş; 06.11.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile müvekkilinin şirketin yaşadığı ekonomik kriz nedeniyle ve şirket borçlarına şahsi kefaletleri nedeniyle şahsına ait şirket hisselerinin haczedilmesini engellemek maksadı ile şirket çalışanı ...'a şirket hisselerini inançlı işlemler kapsamında devrettiğini, ...'a devredilen hisselerin de müvekkilinin talimatıyla ..., ..., ... ve dava dışı ...'e devredildiğini ileri sürerek söz konusu 24.100 adet hissenin müvekkili ... ... adına tesciline karar verilmesini, davalılar ... ve ... adına tescil edilen hisselerin 3 üncü şahıslara satışı ve devrinin tedbiren yasaklanmasına, talebin reddi halinde şirket pay defterine davalılar adına kayıtlı hisselerin davalı olduğuna ilişkin şirket pay defterine şerh edilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, şirket sözleşmesinin 8 inci maddesi uyarınca nama yazılı hisse senetlerinin başkalarına devrini kısıtlayan düzenlemeler içermekte ise de, bu kısıtlamaların tasfiyeye giren şirketler için söz konusu olmadığını, davacının sahip olduğu hisseleri 3 üncü şahıslara devrederken 8 inci maddenin getirdiği hiçbir şarta uymadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Davalı Müflis İnterroyal Turizm ve Yatırım ve İşletmeleri vekili cevap dilekçesinde; İflas İdaresinin müflis şirketin alacak ve borçlarının tasfiyesi işlemlerini yürütmekle görevli olduğunu, işbu davada aktif husumeti bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; yapılan hisse devir ve tescil işlemlerinin hukuka uygun olduğunu, yönetim kurulu kararlarının da geçerli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
4. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; esas sözleşmelerdeki devir sınırlamalarının geçersiz olduğunu, davacının kötü niyetli davranarak dava açtığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın sunmuş olduğu ıslah dilekçesi ile davasını tamamen ıslah ettiği, bu nedenle ıslah dilekçesindeki talepler esas alınarak değerlendirme yapıldığı, davacının inançlı işlemle hisselerini muris ...'a devrettiğini iddia ettiği, inançlı işlemin yazılı delil ile ispatlanması gerektiği, delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa tanık dahil her türlü delille ispat edilebileceği, şirket ana sözleşmesinin 8 inci maddesinde hisse devirleri ile ilgili sınırlamalar öngörülmüş ise de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 492 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince şirket tasfiye halinde olduğundan bu sınırlamaların geçersiz olduğu, ayrıca 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 28 inci maddesinin yedinci fıkrasındaki "Nama yazılı payların devrini, red sebeplerini göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan anonim şirketler, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, esas sözleşmelerini değiştirerek, Türk Ticaret Kanunu'nun 492 ilâ 498 inci maddelerine uyarlamak zorundadır; aksi hâlde, bu sürenin dolmasıyla tüm sınırlamalar geçersiz hâle gelir. " hükmü uyarınca şirket ana sözleşmesinin 8 inci maddesi 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesine uyarlanmadığından, davacının davasının şirket ana sözleşmesindeki hisse devrine ilişkin kısıtlamaya dayandırmasının mümkün olmadığı, davacının hisselerini ...'a inançlı işlem ile devrettiği ve davalıların bu durumdan haberdar olduğu iddiasını kanıtlayamadığı, yapılan devir ve tescil işlemlerinin geçerli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; inançlı işlemin yazılı delil başlangıcının bulunması halinde tanık delili ile desteklenerek ispat edilebileceğini, ancak tanık delillerinin dikkate alınmadığını, mahkemece iki ayrı asli talep var iken sadece bir tane hüküm kurulduğunu, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalılara yüklenmesi gerektiğini, davalıları bir şekilde kandırarak hisseleri devralan ...'in davacının akrabası olduğunu, şirketin içine düştüğü durumu başından beri bildiğini, dava dışı ...'nın kabul beyanının tüm iddialarını ispata yettiğini, ana sözleşmenin 8. maddesinin payın devrini sınırlayan bir "bağlam hükmü" olmadığını, satılması düşünülen payın önce diğer pay sahiplerine önerilmesinin de bir bağlam hükmü olmadığını, davalı ... ...'ın müvekkili davacıya gönderdiği 26.10.2015 tarihli e-mailde inançlı işlem ikrarı ve davalıların ahlaka aykırı fiillerine ilişkin tespitlerin olduğunu, hisselerinin aynen müvekkiline iade edilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile inançlı işlem iddiasının kesin delillerle ispatlanmasının gerektiği, yazılı delil başlangıcı hariç takdiri delil olan tanık delili ile ispatlanmasının mümkün olmadığı, muris ...'ın mirasçılarından davalı ... 'ın gönderdiği e-postanın yazılı delil başlangıcı olduğunu ileri sürülmüş ise de bahsi geçen e-postada inançlı işlemle ilgili bir beyan olmadığı gibi, hisselerin muris tarafından daha sonra iade edilmek üzere bedelsiz alındığı veya davalı ...'e bedelsiz devredildiğine ilişkin bir ifade de bulunmadığı, ayrıca yazılı delil başlangıcı olduğu iddia olunan belgenin tüm mirasçılardan sadır olması gerektiği, bu halde anılan e-postanın delil başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği, davacı tarafça inançlı işlem iddiasının ispatlanamadığı, ..., ve....'e devredilen hisselerin davacının devrettiği hisselerden gelen hisseler olup olmadığının da belli olmadığı, inançlı işlemin üçüncü kişiler tarafından biliniyor olmasının dahi sonuca etkili olmayacağı, davalı şirketin ana sözleşmesinin ''Hisse Senetlerinin Devri'' başlıklı 8. maddesinde bağlam kuralı öngörüldüğü, hissedarların sahip oldukları hisselerin tamamını veya bir bölümünü devretmek istediklerinde diğer hissedarların ön alım hakkı olduğu, ancak değişen Türk Ticaret Kanunu'na uygun hale getirilmeyen ana sözleşmenin 8. maddesinin geçersiz hale geldiği, ayrıca şirket iflas sürecine girdiği için pay devrine ilişkin sınırlamaların kendiliğinden de düşeceği, bu nedenle de hisse devir tarihinde geçerliliğini koruyan bir bağlam kuralının bulunmadığı, davacı tarafın, öneriye muhatap olma hakkının kullanılmasıyla ilgili taleplerinin kabul edilmemesi halinde talep konusu yapılan payın haksız fiil hükümlerine göre aynen tazmini talep ettiği, ama haksız fiilin şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, inançlı işlem ile devredilen nama yazılı anonim şirket hisselerinin kötüniyetli olarak iktisap edildiğinden bahisle haksız fiil hükümlerine göre aynen tazmin ve hisse devrinin pay defterine kaydına ilişkin yönetim kurulu kararlarının geçersizliğinin tespiti ile öneriye muhatap olma hakkı kapsamında payların devri ile pay defterine tescili istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, hisselerin inançlı işlem ile devredilip devredilmediği, davalıların iktisaplarında kötüniyetli olup olmadıkları, ana sözleşmesindeki pay devrine ilişkin düzenlemenin bağlam kuralı niteliğinde olup olmadığı, dava konusu payların davacı adına tescilinin gerekip gerekmediği noktasındadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesinin ikinci fırkası, 51 inci maddesi, 6102 sayılı Kanun'un 340, 492 nci maddesi ve 493 üncü maddesinin yedinci fıkrası, 6103 sayılı Kanun 'un 28 inci maddesinin yedinci fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/7417 E. 2024/2015 K.
Ortak:pay defterine tescil · yolsuz tescil · esas sözleşme · pay devri · kısıtlılık · hisse devri · pay defteri · anonim şirket
İncelediğiniz karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, «inançlı işlem» ile devredilen nama yazılı «anonim şirket» hisselerinin «kötüniyetli» olarak iktisap edildiğinden bahisle «haksız fiil» hükümlerine göre aynen tazmin ve «hisse devrinin» «pay defterine kaydına» ilişkin «yönetim kurulu» kararlarının «geçersizliğinin» tespiti ile öneriye muhatap olma hakkı kapsamında payların devri ile «pay defterine tescili» istemine ilişkindir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin «iflas» halindeki İnterroyal Turizm şirketinin hissedarı olduğunu, davalılardan ... «mirasçıları» olan davalılar ile ..., ... ve ...'ın şirketteki hisselerini esas mukaveleye aykırı olarak davalılar ... ve ...'a devrettiklerini, esas mukaveleye aykırı devirlerin şirket «pay defterine» kaydedildiğini ileri sürerek yönetim kurulunun tescile ilişkin aldığı kararların batıl olduğunun tespiti ile «yolsuz tescil» işlemlerinin iptaline, söz konusu hisselerin ana «sözleşmeden doğan» «önalım hakkının» kullanılması ile müvekkili davacı adına devrine ve şirket «pay defterine tesciline» karar verilmesini talep etmiş; 06.11.2017 tarihli «ıslah» dilekçesi ile müvekkilinin şirketin yaşadığı ekonomik kriz nedeniyle ve şirket borçlarına şahsi «kefaletleri» nedeniyle şahsına ait şirket hisselerinin haczedilmesini engellemek maksadı ile şirket çalışanı ...'a şirket hisselerini «inançlı işlemler» kapsamında devrettiğini, ...'a devredilen hisselerin de müvekkilinin talimatıyla ..., ..., ... ve dava dışı ...'e devredildiğini ileri sürerek söz konusu 24.100 adet hissenin müvekkili ... ... adına tesciline karar verilmesini, davalılar ... ve ... adına tescil edilen hisselerin 3 üncü şahıslara satışı ve devrinin tedbiren yasaklanmasına, talebin reddi halinde şirket pay defterine davalılar adına kayıtlı hisselerin davalı olduğuna ilişkin şirket pay defterine «şerh» edilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın sunmuş olduğu «ıslah» dilekçesi ile davasını tamamen ıslah ettiği, bu nedenle ıslah dilekçesindeki talepler esas alınarak değerlendirme yapıldığı, davacının inançlı işlemle hisselerini muris ...'a devrettiğini iddia ettiği, «inançlı işlemin» «yazılı delil» ile ispatlanması gerektiği, «delil başlangıcı» niteliğinde bir belge varsa tanık «dahil» her türlü delille ispat edilebileceği, şirket ana sözleşmesinin 8 inci maddesinde hisse devirleri ile ilgili sınırlamalar öngörülmüş ise de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 492 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince şirket «tasfiye» halinde olduğundan bu sınırlamaların «geçersiz» olduğu, ayrıca 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 28 inci maddesinin yedinci fıkrasındaki "Nama yazılı payların devrini, red sebeplerini göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan «anonim şirketler», Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, «esas sözleşmelerini» değiştirerek, Türk Ticaret Kanunu'nun 492 ilâ 498 inci maddelerine uyarlamak zorundadır; aksi hâlde, bu sürenin dolmasıyla tüm sınırlamalar geçersiz hâle gelir.
Benzer bu kararda… lduğunu, dava dışı şirketin sermayesinin 60.000,00 TL, toplam hisse adedinin 60.000 olduğunu, müvekkilinin şirkette 100 adet hissesinin bulunduğunu, davalı şirketin «esas sözleşmesinin» 8 inci maddesinde "Nama yazılı hisse senetlerinin başkalarına devri ve «temlikinde», devir ve temlik etmek isteyen hissedar önce satış isteğini ve şartlarını «yönetim kurulu» aracılığı ile diğer nama yazılı hisse sahibi hissedarlara ulaştırır. iş bu ulaşma tarihinden itibaren 10 iş günü içinde satış teklifine hissedarlardan bir cevap alınmadığı takdirde, satış konusu hisseler 3. şahıslara satılabilir." hükmünün düzenlendiğini, esas mukavelenin 8 inci maddesinde açıkça ifade edildiği üzere, nama yazılı hisse senetlerinin satışı halinde mevcut pay sahiplerinin öneriye öncelikle muhatap olma hakkı olduğunu, davalı ...'ın şirketteki hisselerini esas sözleşmenin 8 inci maddesine aykırı olarak, müvekkilinin "satışa öncelikle muhatap olma hakkını" ihlal ederek, davalı ...'e devrettiğini, şirket yönetim kurulunun da «hisse devri» işlemlerini esas mukaveleye aykırı olmasına rağmen şirket «pay defterine» kaydettiğini, yönetim kurulunun esas mukaveleye aykırı olarak hisse satışlarının «pay defterine tesciline» ilişkin aldığı kararın batıl olduğunu belirterek, davalı ...'ın 3.000 adet hissesinin ... adına tescili için alınan yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti ve bu hisselere ilişkin davalı ... adına şirket pay defterine yapılan «yolsuz tescil» işleminin iptaline, müvekkilinin öneriye öncelikle muhatap olma hakkını kullandığının kabulü ile davalının dava konusu 3.000 adet hisseye karşılık ödediği 3.000 TL satış bedelinin müvekkili tarafından «depo» edilmesi kaydıyla, ...'in sahip olduğu yolsuz tescile konu 3.000 adet hissenin davacı müvekkili adına şirket pay defterine tesciline karar verilmesini talep etmişt …
… e Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 180 inci maddesine göre davasını tamamen «ıslah» ettiğini bildiren tarafa, bu bildirimden itibaren 1 hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek üzere süre verileceği, aksi halde ıslah hakkının kullanılmamış sayılacağı ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edileceği, davacı tarafından 1 haftalık süreden sonra ıslah yapıldığı, ıslah hakkının kullanılmadığı kabul edilerek, ıslah hiç yapılmamış gibi davanın incelendiği, 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesinin üçüncü maddesine göre «şirket tasfiyeye» girmişse devredilebilirliğe ilişkin sınırlamaların düşeceği, davalı şirketin 16.07.2007 tarihinde «iflasına» karar verildiği, söz konusu şirketin «tasfiye» halinde olduğu, davacı tarafın şirket ana sözleşmesine dayanarak «hisse devrine» ilişkin sınırlamaları ortaya atması ve buna dayanmasının olanaklı olmadığı, 6103 sayılı Kanun'un oy hakkı ve oyda imtiyazlı paylar ile nama yazılı payların devredilmelerinin sınırlandırılması başlıklı 28 inci maddesinin yedinci fıkrasına göre nama yazılı payların devrini red sebeplerini göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan «anonim şirketlerin» 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl içinde «esas sözleşmelerini» değiştirerek 492 ile 498 inci maddelerine uyarlamak zorunda olduğu, aksi halde bu sürenin dolması ile tüm sınırlamaların «geçersiz» hale geleceği, dava dışı şirket bakımından ana sözleşmenin 8 inci maddesinin 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesine uyarlanmadığı, davacının sözleşmenin 8 inci maddesine dayalı olarak hisse devrine ilişkin «kısıtlamaya» dayanmasının olanaklı bulunmadığı, davacı pay sahibi ... ...' nun sözleşmeye dayalı olarak yapılan «pay devri» işleminin geçersizliğini ileri sürme hakkı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
… i tarihte, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlükte olduğu, 6103 sayılı Kanun'un 28 inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, nama yazılı payların devrini red «sebeblerini» göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan «anonim şirketlerin» 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğü tarihinden itibaren bir yıl içinde «esas sözleşmelerini» değiştirerek, 492 ile 498 inci madde hükümlerine uyarlaması gerektiği, somut olayda davalı şirketin ana sözleşmesinin belirlenen sürede değiştirilmediği, anonim şirketlerde «pay devri» olgusunun diğer pay sahiplerini beklenmedik veya istenmeyen durumlarla karşı karşıya bırakmasını önlemek amacıyla ana sözleşmeye, nama yazılı hisse senetlerinin devrini «kısıtlayan» veya tamamen yasaklayan hükümler konulabileceği, bu tür senetlere de bağlı «nama yazılı senet» denildiği, davalı şirketin ana sözleşmesinin ''Hisse Senetleri Devri'' başlıklı 8 inci maddesinde de bu türden bir bağlam kuralı öngörülmüş olup, şirket yönetim kuruluna «hisse devrini» haklı sebeple reddetme yetkisi tanındığı, şirket ana sözleşmesindeki bu hükmün 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen devir kısıtlaması niteliğinde olduğu, bu konuda ilk derece mahkemesinin karar gerekçesi yerinde olmayıp karar «gerekçesinin düzeltilmesi» gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesinin yedinci fıkrasının esas sözleşmenin devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramayacağı yönünde olduğu, şirket yönetim kurulunun davalı şahıslar arasında yapılan devri onaylamaktan haklı sebeple kaçınabileceğine ilişkin sözleşmesel düzenlemenin hukuki niteliği itibariyle bağlam hükmünde olduğu, 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra «geçersiz» hale geleceği, davaya konu hisse devir tarihinde davalı şirketin «iflasına» karar verildiği, 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davalı şirket «tasfiye» sürecine girmiş olduğundan pay devrine ilişkin sınırlamaların kendiliğinden düştüğü, hisse devir tarihinde geçerliliğini koruyan bir bağlam kurulunun mevcut olmadığı, davanın reddine karar verilmesinin isabetli görüldüğü gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:nama yazılı senet · adil yargılanma hakkı · gerekçenin düzeltilmesi · şirketin tasfiyesi · ön inceleme duruşması · depo kararı · şikayet · tazminat davası
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından ön «inceleme duruşması» yapılmadan, deliller toplanmadan ve davalı şirket karar «defteri» ve «pay defteri» celp edilmeden hukuka aykırı şekilde karar verildiğini, mahkeme tarafından müvekkiline davayı tamamen «ıslah» etmesi için iki haftalık «kesin süre» verildiğini, müvekkilinin ıslah dilekçesi sunduğunu, buna rağmen kanuni sürenin bir hafta olması nedeniyle ıslahın hiç yapılmamış olmasına karar verilmesinin açıkça «adil yargılanma hakkının» ihlali olarak kabulü gerektiğini, 6103 sayılı Kanun'un 28 inci maddesine ilişkin yorumlarının hatalı ve açıkça hukuka aykırı olduğunu, zira bir yıl içinde gerekli düzenlemelerin yapılmaması halinde tüm «kısıtlamaların» ortadan kalkmayacağının ve davalı şirket esas mukavelenin 8 inci maddesinin geçerliliğini korumaya devam ettiğinin kabulü gerektiğini, esas mukavelenin 8 inci maddesinin bir bağlam hükmü olmadığını, payını satmak isteyen pay sahibinin, önce diğer pay sahiplerine veya aynı gruba «dahil» pay sahiplerine öneride bulunması gereğine yönelik düzenlemenin payın ekonomik değerini «olumsuz» şekilde etkilemediğini, bu düzenlemenin payın devrine ilişkin bir sınırlama getirmediğini belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini …
… i tarihte, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlükte olduğu, 6103 sayılı Kanun'un 28 inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, nama yazılı payların devrini red «sebeblerini» göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan «anonim şirketlerin» 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğü tarihinden itibaren bir yıl içinde «esas sözleşmelerini» değiştirerek, 492 ile 498 inci madde hükümlerine uyarlaması gerektiği, somut olayda davalı şirketin ana sözleşmesinin belirlenen sürede değiştirilmediği, anonim şirketlerde «pay devri» olgusunun diğer pay sahiplerini beklenmedik veya istenmeyen durumlarla karşı karşıya bırakmasını önlemek amacıyla ana sözleşmeye, nama yazılı hisse senetlerinin devrini «kısıtlayan» veya tamamen yasaklayan hükümler konulabileceği, bu tür senetlere de bağlı «nama yazılı senet» denildiği, davalı şirketin ana sözleşmesinin ''Hisse Senetleri Devri'' başlıklı 8 inci maddesinde de bu türden bir bağlam kuralı öngörülmüş olup, şirket yönetim kuruluna «hisse devrini» haklı sebeple reddetme yetkisi tanındığı, şirket ana sözleşmesindeki bu hükmün 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen devir kısıtlaması niteliğinde olduğu, bu konuda ilk derece mahkemesinin karar gerekçesi yerinde olmayıp karar «gerekçesinin düzeltilmesi» gerektiği, 6102 sayılı Kanun'un 493 üncü maddesinin yedinci fıkrasının esas sözleşmenin devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramayacağı yönünde olduğu, şirket yönetim kurulunun davalı şahıslar arasında yapılan devri onaylamaktan haklı sebeple kaçınabileceğine ilişkin sözleşmesel düzenlemenin hukuki niteliği itibariyle bağlam hükmünde olduğu, 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra «geçersiz» hale geleceği, davaya konu hisse devir tarihinde davalı şirketin «iflasına» karar verildiği, 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davalı şirket «tasfiye» sürecine girmiş olduğundan pay devrine ilişkin sınırlamaların kendiliğinden düştüğü, hisse devir tarihinde geçerliliğini koruyan bir bağlam kurulunun mevcut olmadığı, davanın reddine karar verilmesinin isabetli görüldüğü gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
… lduğunu, dava dışı şirketin sermayesinin 60.000,00 TL, toplam hisse adedinin 60.000 olduğunu, müvekkilinin şirkette 100 adet hissesinin bulunduğunu, davalı şirketin «esas sözleşmesinin» 8 inci maddesinde "Nama yazılı hisse senetlerinin başkalarına devri ve «temlikinde», devir ve temlik etmek isteyen hissedar önce satış isteğini ve şartlarını «yönetim kurulu» aracılığı ile diğer nama yazılı hisse sahibi hissedarlara ulaştırır. iş bu ulaşma tarihinden itibaren 10 iş günü içinde satış teklifine hissedarlardan bir cevap alınmadığı takdirde, satış konusu hisseler 3. şahıslara satılabilir." hükmünün düzenlendiğini, esas mukavelenin 8 inci maddesinde açıkça ifade edildiği üzere, nama yazılı hisse senetlerinin satışı halinde mevcut pay sahiplerinin öneriye öncelikle muhatap olma hakkı olduğunu, davalı ...'ın şirketteki hisselerini esas sözleşmenin 8 inci maddesine aykırı olarak, müvekkilinin "satışa öncelikle muhatap olma hakkını" ihlal ederek, davalı ...'e devrettiğini, şirket yönetim kurulunun da «hisse devri» işlemlerini esas mukaveleye aykırı olmasına rağmen şirket «pay defterine» kaydettiğini, yönetim kurulunun esas mukaveleye aykırı olarak hisse satışlarının «pay defterine tesciline» ilişkin aldığı kararın batıl olduğunu belirterek, davalı ...'ın 3.000 adet hissesinin ... adına tescili için alınan yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespiti ve bu hisselere ilişkin davalı ... adına şirket pay defterine yapılan «yolsuz tescil» işleminin iptaline, müvekkilinin öneriye öncelikle muhatap olma hakkını kullandığının kabulü ile davalının dava konusu 3.000 adet hisseye karşılık ödediği 3.000 TL satış bedelinin müvekkili tarafından «depo» edilmesi kaydıyla, ...'in sahip olduğu yolsuz tescile konu 3.000 adet hissenin davacı müvekkili adına şirket pay defterine tesciline karar verilmesini talep etmişt …
Davacı vekili yargılama sırasında 21.11.2016 tarihli duruşmada davayı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 49 uncu maddesine dayalı «tazminat davası» olarak devam ettirmek istediklerinden «ıslah» dilekçesi vermek üzere taraflarına süre verilmesini talep etmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/1810 E. , 2024/4429 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/1145 Esas, 2022/1318 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2015/1130 E., 2019/536 K.
Taraflar arasındaki hisse devir sözleşmelerinin ve yönetim kurulu kararının iptali ile payların devri istemli davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 28.05.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı ... vekili Avukat .... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iflas halindeki İnterroyal Turizm şirketinin hissedarı olduğunu, davalılardan ... mirasçıları olan davalılar ile ..., ... ve ...'ın şirketteki hisselerini esas mukaveleye aykırı olarak davalılar ... ve ...'a devrettiklerini, esas mukaveleye aykırı devirlerin şirket pay defterine kaydedildiğini ileri sürerek yönetim kurulunun tescile ilişkin aldığı kararların batıl olduğunun tespiti ile yolsuz tescil işlemlerinin iptaline, söz konusu hisselerin ana sözleşmeden doğan önalım hakkının kullanılması ile müvekkili davacı adına devrine ve şirket pay defterine tesciline karar verilmesini talep etmiş;
06. 11.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile müvekkilinin şirketin yaşadığı ekonomik kriz nedeniyle ve şirket borçlarına şahsi kefaletleri nedeniyle şahsına ait şirket hisselerinin haczedilmesini engellemek maksadı ile şirket çalışanı ...'a şirket hisselerini inançlı işlemler kapsamında devrettiğini, ...'a devredilen hisselerin de müvekkilinin talimatıyla ..., ..., ... ve dava dışı ...'e devredildiğini ileri sürerek söz konusu 24.100 adet hissenin müvekkili ... ... adına tesciline karar verilmesini, davalılar ... ve ... adına tescil edilen hisselerin 3 üncü şahıslara satışı ve devrinin tedbiren yasaklanmasına, talebin reddi halinde şirket pay defterine davalılar adına kayıtlı hisselerin davalı olduğuna ilişkin şirket pay defterine şerh edilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, şirket sözleşmesinin 8 inci maddesi uyarınca nama yazılı hisse senetlerinin başkalarına devrini kısıtlayan düzenlemeler içermekte ise de, bu kısıtlamaların tasfiyeye giren şirketler için söz konusu olmadığını, davacının sahip olduğu hisseleri 3 üncü şahıslara devrederken 8 inci maddenin getirdiği hiçbir şarta uymadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Davalı Müflis İnterroyal Turizm ve Yatırım ve İşletmeleri vekili cevap dilekçesinde; İflas İdaresinin müflis şirketin alacak ve borçlarının tasfiyesi işlemlerini yürütmekle görevli olduğunu, işbu davada aktif husumeti bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; yapılan hisse devir ve tescil işlemlerinin hukuka uygun olduğunu, yönetim kurulu kararlarının da geçerli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
4. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; esas sözleşmelerdeki devir sınırlamalarının geçersiz olduğunu, davacının kötü niyetli davranarak dava açtığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafın sunmuş olduğu ıslah dilekçesi ile davasını tamamen ıslah ettiği, bu nedenle ıslah dilekçesindeki talepler esas alınarak değerlendirme yapıldığı, davacının inançlı işlemle hisselerini muris ...'a devrettiğini iddia ettiği, inançlı işlemin yazılı delil ile ispatlanması gerektiği, delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa tanık dahil her türlü delille ispat edilebileceği, şirket ana sözleşmesinin 8 inci maddesinde hisse devirleri ile ilgili sınırlamalar öngörülmüş ise de, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 492 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince şirket tasfiye halinde olduğundan bu sınırlamaların geçersiz olduğu, ayrıca 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un (6103 sayılı Kanun) 28 inci maddesinin yedinci fıkrasındaki "Nama yazılı payların devrini, red sebeplerini göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan anonim şirketler, Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, esas sözleşmelerini değiştirerek, Türk Ticaret Kanunu'nun 492 ilâ 498 inci maddelerine uyarlamak zorundadır;
aksi hâlde, bu sürenin dolmasıyla tüm sınırlamalar geçersiz hâle gelir. " hükmü uyarınca şirket ana sözleşmesinin 8 inci maddesi 6102 sayılı Kanun'un 492 nci maddesine uyarlanmadığından, davacının davasının şirket ana sözleşmesindeki hisse devrine ilişkin kısıtlamaya dayandırmasının mümkün olmadığı, davacının hisselerini ...'a inançlı işlem ile devrettiği ve davalıların bu durumdan haberdar olduğu iddiasını kanıtlayamadığı, yapılan devir ve tescil işlemlerinin geçerli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; inançlı işlemin yazılı delil başlangıcının bulunması halinde tanık delili ile desteklenerek ispat edilebileceğini, ancak tanık delillerinin dikkate alınmadığını, mahkemece iki ayrı asli talep var iken sadece bir tane hüküm kurulduğunu, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalılara yüklenmesi gerektiğini, davalıları bir şekilde kandırarak hisseleri devralan ...'in davacının akrabası olduğunu, şirketin içine düştüğü durumu başından beri bildiğini, dava dışı ...'nın kabul beyanının tüm iddialarını ispata yettiğini, ana sözleşmenin 8. maddesinin payın devrini sınırlayan bir "bağlam hükmü" olmadığını, satılması düşünülen payın önce diğer pay sahiplerine önerilmesinin de bir bağlam hükmü olmadığını, davalı ...
...'ın müvekkili davacıya gönderdiği 26.10.2015 tarihli e-mailde inançlı işlem ikrarı ve davalıların ahlaka aykırı fiillerine ilişkin tespitlerin olduğunu, hisselerinin aynen müvekkiline iade edilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile inançlı işlem iddiasının kesin delillerle ispatlanmasının gerektiği, yazılı delil başlangıcı hariç takdiri delil olan tanık delili ile ispatlanmasının mümkün olmadığı, muris ...'ın mirasçılarından davalı ... 'ın gönderdiği e-postanın yazılı delil başlangıcı olduğunu ileri sürülmüş ise de bahsi geçen e-postada inançlı işlemle ilgili bir beyan olmadığı gibi, hisselerin muris tarafından daha sonra iade edilmek üzere bedelsiz alındığı veya davalı ...'e bedelsiz devredildiğine ilişkin bir ifade de bulunmadığı, ayrıca yazılı delil başlangıcı olduğu iddia olunan belgenin tüm mirasçılardan sadır olması gerektiği, bu halde anılan e-postanın delil başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği, davacı tarafça inançlı işlem iddiasının ispatlanamadığı, ..., ve....'e devredilen hisselerin davacının devrettiği hisselerden gelen hisseler olup olmadığının da belli olmadığı, inançlı işlemin üçüncü kişiler tarafından biliniyor olmasının dahi sonuca etkili olmayacağı, davalı şirketin ana sözleşmesinin ''Hisse Senetlerinin Devri'' başlıklı 8.
maddesinde bağlam kuralı öngörüldüğü, hissedarların sahip oldukları hisselerin tamamını veya bir bölümünü devretmek istediklerinde diğer hissedarların ön alım hakkı olduğu, ancak değişen Türk Ticaret Kanunu'na uygun hale getirilmeyen ana sözleşmenin 8. maddesinin geçersiz hale geldiği, ayrıca şirket iflas sürecine girdiği için pay devrine ilişkin sınırlamaların kendiliğinden de düşeceği, bu nedenle de hisse devir tarihinde geçerliliğini koruyan bir bağlam kuralının bulunmadığı, davacı tarafın, öneriye muhatap olma hakkının kullanılmasıyla ilgili taleplerinin kabul edilmemesi halinde talep konusu yapılan payın haksız fiil hükümlerine göre aynen tazmini talep ettiği, ama haksız fiilin şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, inançlı işlem ile devredilen nama yazılı anonim şirket hisselerinin kötüniyetli olarak iktisap edildiğinden bahisle haksız fiil hükümlerine göre aynen tazmin ve hisse devrinin pay defterine kaydına ilişkin yönetim kurulu kararlarının geçersizliğinin tespiti ile öneriye muhatap olma hakkı kapsamında payların devri ile pay defterine tescili istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, hisselerin inançlı işlem ile devredilip devredilmediği, davalıların iktisaplarında kötüniyetli olup olmadıkları, ana sözleşmesindeki pay devrine ilişkin düzenlemenin bağlam kuralı niteliğinde olup olmadığı, dava konusu payların davacı adına tescilinin gerekip gerekmediği noktasındadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesinin ikinci fırkası, 51 inci maddesi, 6102 sayılı Kanun'un 340, 492 nci maddesi ve 493 üncü maddesinin yedinci fıkrası, 6103 sayılı Kanun 'un 28 inci maddesinin yedinci fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1075689300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz