6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Tazminat

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/3644 E. 2024/6027 K. ·

Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sözlü sözleşme denkleştirme (portföy) tazminatı tek satıcılık sözleşmesi müşteri portföyü portföy tazminatı tekel hakkı tek satıcılık haksız fesih bilirkişi raporları arasında çelişki rekabet yasağı mutabakat temerrüt tarihi bayilik sözleşmesi münhasırlık ara karar acentelik ciro iş bölümü oy yasağı olumsuz oy rücu yenileme fesih komisyon kâr dağıtımı ihtar feragat geçersizlik taahhütname terkin yetkisizlik kararı yükleten (shipper) dahili dava temerrüt istinaf yoluna başvurulabilirlik i̇i̇k 72/son

Atıf yapılan mevzuat: TBK — TBK 125 · HMK · TTK — TTK 120TTK 122

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI : 2014/573 E., 2019/961 K.

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafalar arasında 2001 yılından bu yana süren bayilik ilişkisinde son olarak 31.12.2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşmenin bayilik sözleşmesi olarak adlandırılmasına rağmen içeriği yönünden "alt tek satıcılık sözleşmesi" niteliğindeki sözleşme ile müvekkilinin, davalıya ait ürünleri, Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis illerindeki satış noktalarına yeniden satımını üstlendiğini, sözleşmenin 2 nci maddesi uyarınca kapsama dahil olan ürünlerin davalıdan alınmasının zorunlu olduğunu, bu tür ürünlerin rakip işletmelerden satın alınmamasının da taahhüt edildiğini, bu durumun davacı açısından tam bir rekabet yasağı hali olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca davalının başka kişilere ürünleri satma imkanı varken ürünleri başka kişilere satılmadığını, müvekkilinin kendi çabasıyla davalıya büyük bir müşteri portföyü kazandırdığını ve fiilen sözleşmeyle belirlenen ürünlerinin tek yetkili satıcısı olarak faaliyet gösterdiğini, ticari ilişkinin devam ettiği 11 yıl boyunca müvekkilinin büyük cirolara ulaştığını ve davalının ürünlerini 1.500 den fazla noktaya ulaştırıldığını, ticari ilişkinin karşılıklı ... ve bilgilerin tam paylaşımı esasına göre geliştiğini, davalının müşteri portföyünün son yıllarda %50'den fazla artırıldığını, müvekkilinin oluşturduğu müşteri portföyünden, sözleşmenin sona ermesinden sonra da davalının yararlanmaya devam edeceğini, davacının, müvekkili sayesinde hedeflenenin üzerinde ciroya ulaştığını, bu kapsamda müvekkilince yeni yatırımlar yapılarak personel istihdam edildiğini, müvekkilinin toplam iş hacminin % 40'ının, sözleşme kapsamında yaptığı satışların oluşturduğunu, davalının herhangi bir neden belirtmeden sözleşmeyi haksız fesih etmesi sebebiyle müvekkilinin ekonomik durumunun ciddi şekilde bozulduğunu, fesih için yasada ön görülen şekilde ihtar gönderilmediğini, sözlü olarak sözleşmenin feshedildiğinin belirtildiğini, daha sonra keşide edilen Beşiktaş 6. Noterliğinin 21.01.2013 tarihli ihtarla tarafların mutabakatı ile sözleşmenin fesih edildiğinin belirtildiğini, müvekkilinin fesihten kaynaklanan haklarından feragat etmediğini, fesih bildiriminin geçersiz olduğunu, haksız fesih nedeniyle müvekkilinin denkleştirme tazminatı alacağı bulunduğunu ileri sürerek, şimdilik 300,000,00 TL denkleştirme tazminatının temerrüt tarihi olan 15.07.2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında müvekkiline ait ürünlerin sözleşme kapsamındaki illerde bulunan satış noktalarına, davacı şirketçe yeniden satışına ilişkin 31.12.2008 tarihli sözleşmenin tarafların karşılıklı iradesiyle 10.01.2013 tarihinde sona erdirildiğini, dava konusu sözleşmenin bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğunu, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olmaması nedeniyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin beşinci fıkrasına göre denkleştirme talebinde bulunamayacağını, tek satıcılık sözleşmesinin ... unsuru olan ve bu yönüyle bu sözleşme türüne ismini veren unsurun, tek satıcıya belli bir yer ve bölgede sözleşme konusu malların dağıtımı ve/veya satımı hususunda bir "tekel hakkı" tanınması olduğunu, böyle bir sözleşme ilişkisi içinde olan üretici veya sağlayıcı ile bunların sözleşme konusu bölge dışında faaliyet gösteren bayi ve/veya toptancılarının, tek satıcının faaliyet gösterdiği bölgeye mal satamayacaklarını, bir tekel hakkının söz konusu olmadığı durumlarda bayilik sözleşmesinden söz edilse de tek satıcılık sözleşmesinden bahsedilemeyeceğini, bayilik sözleşmesinin açık hükümleri gereği davacı şirketin tekel hakkına sahip olmadığını ve müvekkilinin doğrudan veya dolaylı şekilde bölgedeki diğer satış noktalarına mal satmakta serbest bırakıldığını, sözleşmenin giriş bölümünün (C) bendinde ifade edildiği üzere, sözlemenin münhasırlık ilişkisini içermediğini, (D) bendinde ise davalının bölgedeki diğer noktalara mal satabileceği ve hatta ürünlerinin bölgede satışı amacıyla bölgede başka bayilikler, acentelikler, komisyonculuklar dahi ihdas edebileceğinin belirtildiğini, tekel hakkı bulunmayan bir bayilik sözleşmesine dayanarak denkleştirme talebinde bulunulamayacağını, talebin kabul görmemesi halinde ise denkleştirme için aynı yasa maddesinde öngörülen yasal şartların somut olayda gerçekleşmemiş olması sebebiyle davanın esastan reddi gerektiğini savunarak, davanın davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu olaya bakıldığında; öncelikle davacının sözleşme ve fiili duruma göre de tek satıcılık hakkı bulunmadığı, davalıya geçirmiş olduğu müşterilerin daha önce on iki yıl boyunca distrübütörlük yapan şirketin müşterileri olmadığına ilişkin herhangi bir somut delil de sunulmadığı, sözleşmeler bir yıllık süre ile yapılmış ve bizzat davacının da beyanı üzre yapmış olduğu işin sadece %47'lik bir bölümü davalıya ait bulunmadığı, davalı şirketin piyasa büyüklüğü ve tanınırlılığı ve yapmış olduğu işin niteliği de, yukardaki tesbit ve kabullerle birlikte dikkate alındığında, davacı açısından portföy tazminatı şartlarının mevcut olmadığı kanaatine varılmış olup davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde özetle,

1.Mahkemece alınan ilk raporun geçersiz sayılarak oluşturulan ikinci bilirkişi raporundaki tespitlerin somut bir neden olmaksızın değiştiren aynı kuruldan alınan ek raporun dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesinin hukuksuz olduğunu, ek bilirkişi raporunda dikkate alınan hukuki görüşün esas rapor tarihinde de dosyada bulunduğunu, raporda somut bir Yargıtay kararından söz edilmeden son Yargıtay kararları denilerek çelişki oluşturulduğunu, önceki iki raporda denkleştirme tazminatı alacağının belirlenmesine rağmen ek raporda bilirkişilerin görev sınırlarını aşarak rapor düzenlediklerini, yetkisiz bilirkişi imzası bulunduğu belirtilen ilk raporun mahkeme ara kararlarındaki çelişkiler nedeniyle geçersiz sayıldığını, mahkemece bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden karar verilmesinin usul ve Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, bu hususta sunulan uzman görüşünün dikkate alınmadığını, ek raporda sözü edilen Prof. Dr. ... Tekinalp'e ait uzman görüşünün kök rapor düzenlenirken dosya içerisinde olduğunu, buna rağmen kök rapor ile tamamen çelişen bir görüş belirtilmesinin manidar olduğunu, raporda dayanakları gösterilmeden önceki görüşten tamamen rücu edilerek aksi görüş bildirilmesinin hatalı olduğunu ve bu ek rapora itibar edilerek karar verilemeyeceğini, dosyada bulunan Doç. Dr. Koray Demir tarafından, dosya incelenerek sunulan uzman görüşünde, yasada belirtilen tekel ibaresinden ne anlaşılması gerektiğinin etraflıca açıklandığını, bu hukuki görüşte ek raporda dikkate alınan Prof. Tekinalp'e ait hukuki görüşünde etraflıca irdelenerek tekel ibaresinden ne anlaşılması gerektiğinin belirlendiğini ve sonuçta sözleşmede münhasırlık bulunduğunun tespit edildiğini;

2.Denkleştirme tazminatının 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesinin yanı sıra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 6102 sayılı Kanunun 120 nci maddesinden de kaynaklanmış olabileceğini, ancak mahkemenin sadece 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesi değerlendirerek karar verildiğini, kaldı ki bu hükmün de yanlış uygulandığını, mahkemece müvekkili lehine olan delillerin değerlendirilmediğini, iki bilirkişi raporu ve bilimsel görüşle kanıtlanan davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararının üçüncü sayfasında denkleştirme tazminatı şartlarının belirlendiğini, ancak bu tazminatın olaya hatalı uygulandığını, sözleşmenin bir yıl süreli olmadığını, yenileme ile belirsiz süreli hale gelen sözleşme nedeniyle tazminat talep edilebileceğini, sözleşmenin haksız şekilde fesih edildiğini, sözleşme ile davacının üstlendiği talimat alma, stok bulundurma, raporlama, müşteri verilerini paylaşma, pazar hakkında bilgi verme, promosyon ve kampanyalara katılma, bildirilen fiyatlara uyma, asgari satın alma yükümlülüklerinin tekel niteliğindeki bir organizasyona işaret ettiğini, müvekkilinin 12 yıl boyunca davalının talimatları ile kendisine ait bölgede davalının satışlarını ciddi şekilde artırarak yeni müşteriler bulduğunu, dilekçede ayrıntısıyla açıklandığı üzere rakip ürün satmama, malın sadece davalıdan alınması, satış şartlarının davalı tarafından belirlenmesi ve aylık hedef ile primlere bağlanması gibi durumların bağımlılık ve tekel unsurlarını gösterdiğini,

3.Somut olayda, tek satıcılığın kabul edilmemesi halinde özellikle yabancı şirketlerce tek taraflı düzenlenen sözleşmelere bu olumsuz şartların konularak ulusal şirketlerin denkleştirme tazminatı alma hakkının fiilen engellenebileceğini, sözleşmenin yürürlükte kaldığı 12 yıl boyunca müvekkilinin fiilen tekel hakkına sahip olduğunu, bu organizasyonun 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesinin beşinci fıkrasında kullanılan tekel ifadesinin eş anlamlısı olduğunu, sözleşme süresince davalının zincir marketler dışında başka kişiye satış yapmadığını ve yapılmasına da müsaade etmediğini, sağlayıcıların bazı büyük müşterileri kendisi için ayırarak sözleşme yapmalarının olan ticari uygulamalardan olduğunu ve bu durumun sözleşmedeki tekel hakkını ortadan kaldırmayacağını, belirsiz süreli hale gelen ticari ilişkide denkleştirme tazminatı talep edilebileceğini, müvekkilinin kazandırdığı müşteri çevresinin davalı ile iş yapmaya devam ettiğini, bu durumun aksinin kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin hazır müşteri portföyünü devir almadığını, uzun süredir biriktirdiği müşteri portföyünü davalıya kazandırdığını ve davalının yeni ürettiği ürünler ile ismini değiştirdiği ürünlerini müşteri kitlesine tanıttığını bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Dairemizce incelenen sözleşmenin bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğu, tarafların iradesinin bu yönde oluştuğu, sözleşmenin herhangi bir hükmünün sözleşme konusu bölgede davacıya tekel hakkı verecek şekilde düzenlenmediği veya bu anlama gelmediği, sözleşme süresinin uzun sürmesi ve bu sözleşme kapsamında davalıya ait ürünlerin satışı ve müşteriye ulaştırılması ile ilgili satış organizasyonu içerisinde ve bayilik sözleşmesi ölçüsünde, davacının davalıya hesap ve bir kısım raporları vermesinin, sözleşme konusu ürünlerin davalıdan alınmasının, davacıya tekel hakkı verildiği şeklinde yorumlanamayacağı anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davalı şirket 2001 yılından itibaren müvekkil şirketle çalışmaya başladığını, söz konusu sözleşmede münhasırlığın var olduğunu, Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis bölgesinin müvekkil şirkete fiilen terk edildiğini, başka dağıtıcıların satış yapmadığını, alınan kök bilirkişi raporunda tüm şartların varlığı tespit ve kabul edildiğini, ek bilirkişi raporunda münhasırlık dışında tüm şartların olduğunun tespit edildiğini, bilirkişinin güvenilirliğini yitirdiğini, 2. Bilirkişi heyetince yapılan inceleme sonrası raporun mahkemece itibar edilmeyen ilk rapor ile aynı sonuca ulaştığını, müvekkil şirket fiilen davalının sözleşmeyle belirlenen bölgede ve yine sözleşme ile belirlenen ürünlerin müvekkilimden başka birine satışını yapmadığını, müvekkilinin tek yetkili satıcı olarak faaliyet gösterdiğini, müşterilerin davalı ile iş yapmaya devam ettiğinin ispatının müvekkilden beklenilemeyeceğini, davacının neredeyse üç defa müşteri çevresini baştan oluşturduğunu, davalı Calgonit ve Kola ürünlerinin isimlerini değiştirerek Finish ve Vanish olarak yenilemiş ve bunları yaparken de müvekkil şirketin bölgede büyük çaba gösterdiğini, Airwek, Durex, Dettel, Cillitbang, Veet Ürünleri, müvekkil şirket tarafından ilk defa bölgesinde tanıtıldığını, bu ürünler davalının toplam cirosunun yaklaşık yüzde 73 ünü oluşturduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen bayilik sözleşmesinin haksız şekilde feshi nedeniyle denkleştirme alacağının tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/4540 E. 2025/4358 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5477 E. 2022/2637 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/6168 E. 2023/654 K.

    Ortak: · Tazminat

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2023/3644 E.  ,  2024/6027 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

SAYISI 2020/911 Esas, 2023/606 Karar

HÜKÜM

Davanın reddi

İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2014/573 E., 2019/961 K.

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafalar arasında 2001 yılından bu yana süren bayilik ilişkisinde son olarak 31.12.2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşmenin bayilik sözleşmesi olarak adlandırılmasına rağmen içeriği yönünden "alt tek satıcılık sözleşmesi" niteliğindeki sözleşme ile müvekkilinin, davalıya ait ürünleri, Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis illerindeki satış noktalarına yeniden satımını üstlendiğini, sözleşmenin 2 nci maddesi uyarınca kapsama dahil olan ürünlerin davalıdan alınmasının zorunlu olduğunu, bu tür ürünlerin rakip işletmelerden satın alınmamasının da taahhüt edildiğini, bu durumun davacı açısından tam bir rekabet yasağı hali olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca davalının başka kişilere ürünleri satma imkanı varken ürünleri başka kişilere satılmadığını, müvekkilinin kendi çabasıyla davalıya büyük bir müşteri portföyü kazandırdığını ve fiilen sözleşmeyle belirlenen ürünlerinin tek yetkili satıcısı olarak faaliyet gösterdiğini, ticari ilişkinin devam ettiği 11 yıl boyunca müvekkilinin büyük cirolara ulaştığını ve davalının ürünlerini 1.500 den fazla noktaya ulaştırıldığını, ticari ilişkinin karşılıklı ...

ve bilgilerin tam paylaşımı esasına göre geliştiğini, davalının müşteri portföyünün son yıllarda %50'den fazla artırıldığını, müvekkilinin oluşturduğu müşteri portföyünden, sözleşmenin sona ermesinden sonra da davalının yararlanmaya devam edeceğini, davacının, müvekkili sayesinde hedeflenenin üzerinde ciroya ulaştığını, bu kapsamda müvekkilince yeni yatırımlar yapılarak personel istihdam edildiğini, müvekkilinin toplam iş hacminin % 40'ının, sözleşme kapsamında yaptığı satışların oluşturduğunu, davalının herhangi bir neden belirtmeden sözleşmeyi haksız fesih etmesi sebebiyle müvekkilinin ekonomik durumunun ciddi şekilde bozulduğunu, fesih için yasada ön görülen şekilde ihtar gönderilmediğini, sözlü olarak sözleşmenin feshedildiğinin belirtildiğini, daha sonra keşide edilen Beşiktaş 6.

Noterliğinin 21.01.2013 tarihli ihtarla tarafların mutabakatı ile sözleşmenin fesih edildiğinin belirtildiğini, müvekkilinin fesihten kaynaklanan haklarından feragat etmediğini, fesih bildiriminin geçersiz olduğunu, haksız fesih nedeniyle müvekkilinin denkleştirme tazminatı alacağı bulunduğunu ileri sürerek, şimdilik 300,000,00 TL denkleştirme tazminatının temerrüt tarihi olan 15.07.2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında müvekkiline ait ürünlerin sözleşme kapsamındaki illerde bulunan satış noktalarına, davacı şirketçe yeniden satışına ilişkin 31.12.2008 tarihli sözleşmenin tarafların karşılıklı iradesiyle 10.01.2013 tarihinde sona erdirildiğini, dava konusu sözleşmenin bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğunu, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olmaması nedeniyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin beşinci fıkrasına göre denkleştirme talebinde bulunamayacağını, tek satıcılık sözleşmesinin ... unsuru olan ve bu yönüyle bu sözleşme türüne ismini veren unsurun, tek satıcıya belli bir yer ve bölgede sözleşme konusu malların dağıtımı ve/veya satımı hususunda bir "tekel hakkı" tanınması olduğunu, böyle bir sözleşme ilişkisi içinde olan üretici veya sağlayıcı ile bunların sözleşme konusu bölge dışında faaliyet gösteren bayi ve/veya toptancılarının, tek satıcının faaliyet gösterdiği bölgeye mal satamayacaklarını, bir tekel hakkının söz konusu olmadığı durumlarda bayilik sözleşmesinden söz edilse de tek satıcılık sözleşmesinden bahsedilemeyeceğini, bayilik sözleşmesinin açık hükümleri gereği davacı şirketin tekel hakkına sahip olmadığını ve müvekkilinin doğrudan veya dolaylı şekilde bölgedeki diğer satış noktalarına mal satmakta serbest bırakıldığını, sözleşmenin giriş bölümünün (C) bendinde ifade edildiği üzere, sözlemenin münhasırlık ilişkisini içermediğini, (D) bendinde ise davalının bölgedeki diğer noktalara mal satabileceği ve hatta ürünlerinin bölgede satışı amacıyla bölgede başka bayilikler, acentelikler, komisyonculuklar dahi ihdas edebileceğinin belirtildiğini, tekel hakkı bulunmayan bir bayilik sözleşmesine dayanarak denkleştirme talebinde bulunulamayacağını, talebin kabul görmemesi halinde ise denkleştirme için aynı yasa maddesinde öngörülen yasal şartların somut olayda gerçekleşmemiş olması sebebiyle davanın esastan reddi gerektiğini savunarak, davanın davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu olaya bakıldığında; öncelikle davacının sözleşme ve fiili duruma göre de tek satıcılık hakkı bulunmadığı, davalıya geçirmiş olduğu müşterilerin daha önce on iki yıl boyunca distrübütörlük yapan şirketin müşterileri olmadığına ilişkin herhangi bir somut delil de sunulmadığı, sözleşmeler bir yıllık süre ile yapılmış ve bizzat davacının da beyanı üzre yapmış olduğu işin sadece %47'lik bir bölümü davalıya ait bulunmadığı, davalı şirketin piyasa büyüklüğü ve tanınırlılığı ve yapmış olduğu işin niteliği de, yukardaki tesbit ve kabullerle birlikte dikkate alındığında, davacı açısından portföy tazminatı şartlarının mevcut olmadığı kanaatine varılmış olup davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde özetle,

1.Mahkemece alınan ilk raporun geçersiz sayılarak oluşturulan ikinci bilirkişi raporundaki tespitlerin somut bir neden olmaksızın değiştiren aynı kuruldan alınan ek raporun dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesinin hukuksuz olduğunu, ek bilirkişi raporunda dikkate alınan hukuki görüşün esas rapor tarihinde de dosyada bulunduğunu, raporda somut bir Yargıtay kararından söz edilmeden son Yargıtay kararları denilerek çelişki oluşturulduğunu, önceki iki raporda denkleştirme tazminatı alacağının belirlenmesine rağmen ek raporda bilirkişilerin görev sınırlarını aşarak rapor düzenlediklerini, yetkisiz bilirkişi imzası bulunduğu belirtilen ilk raporun mahkeme ara kararlarındaki çelişkiler nedeniyle geçersiz sayıldığını, mahkemece bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden karar verilmesinin usul ve Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, bu hususta sunulan uzman görüşünün dikkate alınmadığını, ek raporda sözü edilen Prof.

Dr. ... Tekinalp'e ait uzman görüşünün kök rapor düzenlenirken dosya içerisinde olduğunu, buna rağmen kök rapor ile tamamen çelişen bir görüş belirtilmesinin manidar olduğunu, raporda dayanakları gösterilmeden önceki görüşten tamamen rücu edilerek aksi görüş bildirilmesinin hatalı olduğunu ve bu ek rapora itibar edilerek karar verilemeyeceğini, dosyada bulunan Doç. Dr. Koray Demir tarafından, dosya incelenerek sunulan uzman görüşünde, yasada belirtilen tekel ibaresinden ne anlaşılması gerektiğinin etraflıca açıklandığını, bu hukuki görüşte ek raporda dikkate alınan Prof. Tekinalp'e ait hukuki görüşünde etraflıca irdelenerek tekel ibaresinden ne anlaşılması gerektiğinin belirlendiğini ve sonuçta sözleşmede münhasırlık bulunduğunun tespit edildiğini;

2.Denkleştirme tazminatının 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesinin yanı sıra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 6102 sayılı Kanunun 120 nci maddesinden de kaynaklanmış olabileceğini, ancak mahkemenin sadece 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesi değerlendirerek karar verildiğini, kaldı ki bu hükmün de yanlış uygulandığını, mahkemece müvekkili lehine olan delillerin değerlendirilmediğini, iki bilirkişi raporu ve bilimsel görüşle kanıtlanan davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararının üçüncü sayfasında denkleştirme tazminatı şartlarının belirlendiğini, ancak bu tazminatın olaya hatalı uygulandığını, sözleşmenin bir yıl süreli olmadığını, yenileme ile belirsiz süreli hale gelen sözleşme nedeniyle tazminat talep edilebileceğini, sözleşmenin haksız şekilde fesih edildiğini, sözleşme ile davacının üstlendiği talimat alma, stok bulundurma, raporlama, müşteri verilerini paylaşma, pazar hakkında bilgi verme, promosyon ve kampanyalara katılma, bildirilen fiyatlara uyma, asgari satın alma yükümlülüklerinin tekel niteliğindeki bir organizasyona işaret ettiğini, müvekkilinin 12 yıl boyunca davalının talimatları ile kendisine ait bölgede davalının satışlarını ciddi şekilde artırarak yeni müşteriler bulduğunu, dilekçede ayrıntısıyla açıklandığı üzere rakip ürün satmama, malın sadece davalıdan alınması, satış şartlarının davalı tarafından belirlenmesi ve aylık hedef ile primlere bağlanması gibi durumların bağımlılık ve tekel unsurlarını gösterdiğini,

3.Somut olayda, tek satıcılığın kabul edilmemesi halinde özellikle yabancı şirketlerce tek taraflı düzenlenen sözleşmelere bu olumsuz şartların konularak ulusal şirketlerin denkleştirme tazminatı alma hakkının fiilen engellenebileceğini, sözleşmenin yürürlükte kaldığı 12 yıl boyunca müvekkilinin fiilen tekel hakkına sahip olduğunu, bu organizasyonun 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesinin beşinci fıkrasında kullanılan tekel ifadesinin eş anlamlısı olduğunu, sözleşme süresince davalının zincir marketler dışında başka kişiye satış yapmadığını ve yapılmasına da müsaade etmediğini, sağlayıcıların bazı büyük müşterileri kendisi için ayırarak sözleşme yapmalarının olan ticari uygulamalardan olduğunu ve bu durumun sözleşmedeki tekel hakkını ortadan kaldırmayacağını, belirsiz süreli hale gelen ticari ilişkide denkleştirme tazminatı talep edilebileceğini, müvekkilinin kazandırdığı müşteri çevresinin davalı ile iş yapmaya devam ettiğini, bu durumun aksinin kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin hazır müşteri portföyünü devir almadığını, uzun süredir biriktirdiği müşteri portföyünü davalıya kazandırdığını ve davalının yeni ürettiği ürünler ile ismini değiştirdiği ürünlerini müşteri kitlesine tanıttığını bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Dairemizce incelenen sözleşmenin bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğu, tarafların iradesinin bu yönde oluştuğu, sözleşmenin herhangi bir hükmünün sözleşme konusu bölgede davacıya tekel hakkı verecek şekilde düzenlenmediği veya bu anlama gelmediği, sözleşme süresinin uzun sürmesi ve bu sözleşme kapsamında davalıya ait ürünlerin satışı ve müşteriye ulaştırılması ile ilgili satış organizasyonu içerisinde ve bayilik sözleşmesi ölçüsünde, davacının davalıya hesap ve bir kısım raporları vermesinin, sözleşme konusu ürünlerin davalıdan alınmasının, davacıya tekel hakkı verildiği şeklinde yorumlanamayacağı anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davalı şirket 2001 yılından itibaren müvekkil şirketle çalışmaya başladığını, söz konusu sözleşmede münhasırlığın var olduğunu, Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis bölgesinin müvekkil şirkete fiilen terk edildiğini, başka dağıtıcıların satış yapmadığını, alınan kök bilirkişi raporunda tüm şartların varlığı tespit ve kabul edildiğini, ek bilirkişi raporunda münhasırlık dışında tüm şartların olduğunun tespit edildiğini, bilirkişinin güvenilirliğini yitirdiğini, 2. Bilirkişi heyetince yapılan inceleme sonrası raporun mahkemece itibar edilmeyen ilk rapor ile aynı sonuca ulaştığını, müvekkil şirket fiilen davalının sözleşmeyle belirlenen bölgede ve yine sözleşme ile belirlenen ürünlerin müvekkilimden başka birine satışını yapmadığını, müvekkilinin tek yetkili satıcı olarak faaliyet gösterdiğini, müşterilerin davalı ile iş yapmaya devam ettiğinin ispatının müvekkilden beklenilemeyeceğini, davacının neredeyse üç defa müşteri çevresini baştan oluşturduğunu, davalı Calgonit ve Kola ürünlerinin isimlerini değiştirerek Finish ve Vanish olarak yenilemiş ve bunları yaparken de müvekkil şirketin bölgede büyük çaba gösterdiğini, Airwek, Durex, Dettel, Cillitbang, Veet Ürünleri, müvekkil şirket tarafından ilk defa bölgesinde tanıtıldığını, bu ürünler davalının toplam cirosunun yaklaşık yüzde 73 ünü oluşturduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen bayilik sözleşmesinin haksız şekilde feshi nedeniyle denkleştirme alacağının tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

04.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1074180500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.