Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/3644 E. 2024/6027 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sözlü sözleşme↗ denkleştirme (portföy) tazminatı↗ tek satıcılık sözleşmesi↗ müşteri portföyü↗ portföy tazminatı↗ tekel hakkı↗ tek satıcılık↗ haksız fesih↗ bilirkişi raporları arasında çelişki↗ rekabet yasağı↗ mutabakat↗ temerrüt tarihi↗ bayilik sözleşmesi↗ münhasırlık↗ ara karar↗ acentelik↗ ciro↗ iş bölümü↗ oy yasağı↗ olumsuz oy↗ rücu↗ yenileme↗ fesih↗ komisyon↗ kâr dağıtımı↗ ihtar↗ feragat↗ geçersizlik↗ taahhütname↗ terkin↗ yetkisizlik kararı↗ yükleten (shipper)↗ dahili dava↗ temerrüt↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2014/573 E., 2019/961 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafalar arasında 2001 yılından bu yana süren bayilik ilişkisinde son olarak 31.12.2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşmenin bayilik sözleşmesi olarak adlandırılmasına rağmen içeriği yönünden "alt tek satıcılık sözleşmesi" niteliğindeki sözleşme ile müvekkilinin, davalıya ait ürünleri, Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis illerindeki satış noktalarına yeniden satımını üstlendiğini, sözleşmenin 2 nci maddesi uyarınca kapsama dahil olan ürünlerin davalıdan alınmasının zorunlu olduğunu, bu tür ürünlerin rakip işletmelerden satın alınmamasının da taahhüt edildiğini, bu durumun davacı açısından tam bir rekabet yasağı hali olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca davalının başka kişilere ürünleri satma imkanı varken ürünleri başka kişilere satılmadığını, müvekkilinin kendi çabasıyla davalıya büyük bir müşteri portföyü kazandırdığını ve fiilen sözleşmeyle belirlenen ürünlerinin tek yetkili satıcısı olarak faaliyet gösterdiğini, ticari ilişkinin devam ettiği 11 yıl boyunca müvekkilinin büyük cirolara ulaştığını ve davalının ürünlerini 1.500 den fazla noktaya ulaştırıldığını, ticari ilişkinin karşılıklı ... ve bilgilerin tam paylaşımı esasına göre geliştiğini, davalının müşteri portföyünün son yıllarda %50'den fazla artırıldığını, müvekkilinin oluşturduğu müşteri portföyünden, sözleşmenin sona ermesinden sonra da davalının yararlanmaya devam edeceğini, davacının, müvekkili sayesinde hedeflenenin üzerinde ciroya ulaştığını, bu kapsamda müvekkilince yeni yatırımlar yapılarak personel istihdam edildiğini, müvekkilinin toplam iş hacminin % 40'ının, sözleşme kapsamında yaptığı satışların oluşturduğunu, davalının herhangi bir neden belirtmeden sözleşmeyi haksız fesih etmesi sebebiyle müvekkilinin ekonomik durumunun ciddi şekilde bozulduğunu, fesih için yasada ön görülen şekilde ihtar gönderilmediğini, sözlü olarak sözleşmenin feshedildiğinin belirtildiğini, daha sonra keşide edilen Beşiktaş 6. Noterliğinin 21.01.2013 tarihli ihtarla tarafların mutabakatı ile sözleşmenin fesih edildiğinin belirtildiğini, müvekkilinin fesihten kaynaklanan haklarından feragat etmediğini, fesih bildiriminin geçersiz olduğunu, haksız fesih nedeniyle müvekkilinin denkleştirme tazminatı alacağı bulunduğunu ileri sürerek, şimdilik 300,000,00 TL denkleştirme tazminatının temerrüt tarihi olan 15.07.2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında müvekkiline ait ürünlerin sözleşme kapsamındaki illerde bulunan satış noktalarına, davacı şirketçe yeniden satışına ilişkin 31.12.2008 tarihli sözleşmenin tarafların karşılıklı iradesiyle 10.01.2013 tarihinde sona erdirildiğini, dava konusu sözleşmenin bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğunu, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olmaması nedeniyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin beşinci fıkrasına göre denkleştirme talebinde bulunamayacağını, tek satıcılık sözleşmesinin ... unsuru olan ve bu yönüyle bu sözleşme türüne ismini veren unsurun, tek satıcıya belli bir yer ve bölgede sözleşme konusu malların dağıtımı ve/veya satımı hususunda bir "tekel hakkı" tanınması olduğunu, böyle bir sözleşme ilişkisi içinde olan üretici veya sağlayıcı ile bunların sözleşme konusu bölge dışında faaliyet gösteren bayi ve/veya toptancılarının, tek satıcının faaliyet gösterdiği bölgeye mal satamayacaklarını, bir tekel hakkının söz konusu olmadığı durumlarda bayilik sözleşmesinden söz edilse de tek satıcılık sözleşmesinden bahsedilemeyeceğini, bayilik sözleşmesinin açık hükümleri gereği davacı şirketin tekel hakkına sahip olmadığını ve müvekkilinin doğrudan veya dolaylı şekilde bölgedeki diğer satış noktalarına mal satmakta serbest bırakıldığını, sözleşmenin giriş bölümünün (C) bendinde ifade edildiği üzere, sözlemenin münhasırlık ilişkisini içermediğini, (D) bendinde ise davalının bölgedeki diğer noktalara mal satabileceği ve hatta ürünlerinin bölgede satışı amacıyla bölgede başka bayilikler, acentelikler, komisyonculuklar dahi ihdas edebileceğinin belirtildiğini, tekel hakkı bulunmayan bir bayilik sözleşmesine dayanarak denkleştirme talebinde bulunulamayacağını, talebin kabul görmemesi halinde ise denkleştirme için aynı yasa maddesinde öngörülen yasal şartların somut olayda gerçekleşmemiş olması sebebiyle davanın esastan reddi gerektiğini savunarak, davanın davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu olaya bakıldığında; öncelikle davacının sözleşme ve fiili duruma göre de tek satıcılık hakkı bulunmadığı, davalıya geçirmiş olduğu müşterilerin daha önce on iki yıl boyunca distrübütörlük yapan şirketin müşterileri olmadığına ilişkin herhangi bir somut delil de sunulmadığı, sözleşmeler bir yıllık süre ile yapılmış ve bizzat davacının da beyanı üzre yapmış olduğu işin sadece %47'lik bir bölümü davalıya ait bulunmadığı, davalı şirketin piyasa büyüklüğü ve tanınırlılığı ve yapmış olduğu işin niteliği de, yukardaki tesbit ve kabullerle birlikte dikkate alındığında, davacı açısından portföy tazminatı şartlarının mevcut olmadığı kanaatine varılmış olup davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde özetle,
1.Mahkemece alınan ilk raporun geçersiz sayılarak oluşturulan ikinci bilirkişi raporundaki tespitlerin somut bir neden olmaksızın değiştiren aynı kuruldan alınan ek raporun dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesinin hukuksuz olduğunu, ek bilirkişi raporunda dikkate alınan hukuki görüşün esas rapor tarihinde de dosyada bulunduğunu, raporda somut bir Yargıtay kararından söz edilmeden son Yargıtay kararları denilerek çelişki oluşturulduğunu, önceki iki raporda denkleştirme tazminatı alacağının belirlenmesine rağmen ek raporda bilirkişilerin görev sınırlarını aşarak rapor düzenlediklerini, yetkisiz bilirkişi imzası bulunduğu belirtilen ilk raporun mahkeme ara kararlarındaki çelişkiler nedeniyle geçersiz sayıldığını, mahkemece bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden karar verilmesinin usul ve Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, bu hususta sunulan uzman görüşünün dikkate alınmadığını, ek raporda sözü edilen Prof. Dr. ... Tekinalp'e ait uzman görüşünün kök rapor düzenlenirken dosya içerisinde olduğunu, buna rağmen kök rapor ile tamamen çelişen bir görüş belirtilmesinin manidar olduğunu, raporda dayanakları gösterilmeden önceki görüşten tamamen rücu edilerek aksi görüş bildirilmesinin hatalı olduğunu ve bu ek rapora itibar edilerek karar verilemeyeceğini, dosyada bulunan Doç. Dr. Koray Demir tarafından, dosya incelenerek sunulan uzman görüşünde, yasada belirtilen tekel ibaresinden ne anlaşılması gerektiğinin etraflıca açıklandığını, bu hukuki görüşte ek raporda dikkate alınan Prof. Tekinalp'e ait hukuki görüşünde etraflıca irdelenerek tekel ibaresinden ne anlaşılması gerektiğinin belirlendiğini ve sonuçta sözleşmede münhasırlık bulunduğunun tespit edildiğini;
2.Denkleştirme tazminatının 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesinin yanı sıra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 6102 sayılı Kanunun 120 nci maddesinden de kaynaklanmış olabileceğini, ancak mahkemenin sadece 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesi değerlendirerek karar verildiğini, kaldı ki bu hükmün de yanlış uygulandığını, mahkemece müvekkili lehine olan delillerin değerlendirilmediğini, iki bilirkişi raporu ve bilimsel görüşle kanıtlanan davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararının üçüncü sayfasında denkleştirme tazminatı şartlarının belirlendiğini, ancak bu tazminatın olaya hatalı uygulandığını, sözleşmenin bir yıl süreli olmadığını, yenileme ile belirsiz süreli hale gelen sözleşme nedeniyle tazminat talep edilebileceğini, sözleşmenin haksız şekilde fesih edildiğini, sözleşme ile davacının üstlendiği talimat alma, stok bulundurma, raporlama, müşteri verilerini paylaşma, pazar hakkında bilgi verme, promosyon ve kampanyalara katılma, bildirilen fiyatlara uyma, asgari satın alma yükümlülüklerinin tekel niteliğindeki bir organizasyona işaret ettiğini, müvekkilinin 12 yıl boyunca davalının talimatları ile kendisine ait bölgede davalının satışlarını ciddi şekilde artırarak yeni müşteriler bulduğunu, dilekçede ayrıntısıyla açıklandığı üzere rakip ürün satmama, malın sadece davalıdan alınması, satış şartlarının davalı tarafından belirlenmesi ve aylık hedef ile primlere bağlanması gibi durumların bağımlılık ve tekel unsurlarını gösterdiğini,
3.Somut olayda, tek satıcılığın kabul edilmemesi halinde özellikle yabancı şirketlerce tek taraflı düzenlenen sözleşmelere bu olumsuz şartların konularak ulusal şirketlerin denkleştirme tazminatı alma hakkının fiilen engellenebileceğini, sözleşmenin yürürlükte kaldığı 12 yıl boyunca müvekkilinin fiilen tekel hakkına sahip olduğunu, bu organizasyonun 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesinin beşinci fıkrasında kullanılan tekel ifadesinin eş anlamlısı olduğunu, sözleşme süresince davalının zincir marketler dışında başka kişiye satış yapmadığını ve yapılmasına da müsaade etmediğini, sağlayıcıların bazı büyük müşterileri kendisi için ayırarak sözleşme yapmalarının olan ticari uygulamalardan olduğunu ve bu durumun sözleşmedeki tekel hakkını ortadan kaldırmayacağını, belirsiz süreli hale gelen ticari ilişkide denkleştirme tazminatı talep edilebileceğini, müvekkilinin kazandırdığı müşteri çevresinin davalı ile iş yapmaya devam ettiğini, bu durumun aksinin kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin hazır müşteri portföyünü devir almadığını, uzun süredir biriktirdiği müşteri portföyünü davalıya kazandırdığını ve davalının yeni ürettiği ürünler ile ismini değiştirdiği ürünlerini müşteri kitlesine tanıttığını bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Dairemizce incelenen sözleşmenin bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğu, tarafların iradesinin bu yönde oluştuğu, sözleşmenin herhangi bir hükmünün sözleşme konusu bölgede davacıya tekel hakkı verecek şekilde düzenlenmediği veya bu anlama gelmediği, sözleşme süresinin uzun sürmesi ve bu sözleşme kapsamında davalıya ait ürünlerin satışı ve müşteriye ulaştırılması ile ilgili satış organizasyonu içerisinde ve bayilik sözleşmesi ölçüsünde, davacının davalıya hesap ve bir kısım raporları vermesinin, sözleşme konusu ürünlerin davalıdan alınmasının, davacıya tekel hakkı verildiği şeklinde yorumlanamayacağı anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davalı şirket 2001 yılından itibaren müvekkil şirketle çalışmaya başladığını, söz konusu sözleşmede münhasırlığın var olduğunu, Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis bölgesinin müvekkil şirkete fiilen terk edildiğini, başka dağıtıcıların satış yapmadığını, alınan kök bilirkişi raporunda tüm şartların varlığı tespit ve kabul edildiğini, ek bilirkişi raporunda münhasırlık dışında tüm şartların olduğunun tespit edildiğini, bilirkişinin güvenilirliğini yitirdiğini, 2. Bilirkişi heyetince yapılan inceleme sonrası raporun mahkemece itibar edilmeyen ilk rapor ile aynı sonuca ulaştığını, müvekkil şirket fiilen davalının sözleşmeyle belirlenen bölgede ve yine sözleşme ile belirlenen ürünlerin müvekkilimden başka birine satışını yapmadığını, müvekkilinin tek yetkili satıcı olarak faaliyet gösterdiğini, müşterilerin davalı ile iş yapmaya devam ettiğinin ispatının müvekkilden beklenilemeyeceğini, davacının neredeyse üç defa müşteri çevresini baştan oluşturduğunu, davalı Calgonit ve Kola ürünlerinin isimlerini değiştirerek Finish ve Vanish olarak yenilemiş ve bunları yaparken de müvekkil şirketin bölgede büyük çaba gösterdiğini, Airwek, Durex, Dettel, Cillitbang, Veet Ürünleri, müvekkil şirket tarafından ilk defa bölgesinde tanıtıldığını, bu ürünler davalının toplam cirosunun yaklaşık yüzde 73 ünü oluşturduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen bayilik sözleşmesinin haksız şekilde feshi nedeniyle denkleştirme alacağının tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/4540 E. 2025/4358 K.
Ortak:tek satıcılık sözleşmesi · portföy tazminatı · tekel hakkı · tek satıcılık · acentelik · Tazminat
İncelediğiniz kararda… ı şirketçe yeniden satışına ilişkin 31.12.2008 tarihli sözleşmenin tarafların karşılıklı iradesiyle 10.01.2013 tarihinde sona erdirildiğini, dava konusu sözleşmenin «bayilik sözleşmesi» niteliğinde olduğunu, sözleşmenin «tek satıcılık sözleşmesi» niteliğinde olmaması nedeniyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin beşinci fıkrasına göre denkleştirme talebinde bulunamayacağını, tek satıcılık sözleşmesinin ... unsuru olan ve bu yönüyle bu sözleşme türüne ismini veren unsurun, tek satıcıya belli bir yer ve bölgede sözleşme konusu malların «dağıtımı» ve/veya satımı hususunda bir "«tekel hakkı»" tanınması olduğunu, böyle bir sözleşme ilişkisi içinde olan üretici veya sağlayıcı ile bunların sözleşme konusu bölge dışında faaliyet gösteren bayi ve/veya toptancılarının, tek satıcının faaliyet gösterdiği bölgeye mal satamayacaklarını, bir tekel hakkının söz konusu olmadığı durumlarda bayilik sözleşmesinden söz edilse de tek satıcılık sözleşmesinden bahsedilemeyeceğini, bayilik sözleşmesinin açık hükümleri gereği davacı şirketin tekel hakkına sahip olmadığını ve müvekkilinin doğrudan veya dolaylı şekilde bölgedeki diğer satış noktalarına mal satmakta serbest bırakıldığını, sözleşmenin giriş bölümünün (C) bendinde ifade edildiği üzere, sözlemenin «münhasırlık» ilişkisini içermediğini, (D) bendinde ise davalının bölgedeki diğer noktalara mal satabileceği ve hatta ürünlerinin bölgede satışı amacıyla bölgede başka bayilikler, «acentelikler», «komisyonculuklar» dahi ihdas edebileceğinin belirtildiğini, tekel hakkı bulunmayan bir bayilik sözleşmesine dayanarak denkleştirme talebinde bulunulamayacağını, talebin kabul görmem …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafalar arasında 2001 yılından bu yana süren bayilik ilişkisinde «son» olarak 31.12.2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşmenin «bayilik sözleşmesi» olarak adlandırılmasına rağmen içeriği yönünden "alt «tek satıcılık sözleşmesi»" niteliğindeki sözleşme ile müvekkilinin, davalıya ait ürünleri, Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis illerindeki satış noktalarına yeniden satımını üstlendiğini, sözleşmenin 2 nci maddesi uyarınca kapsama «dahil» olan ürünlerin davalıdan alınmasının zorunlu olduğunu, bu tür ürünlerin rakip işletmelerden satın alınmamasının da «taahhüt» edildiğini, bu durumun davacı açısından tam bir «rekabet yasağı» hali olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca davalının başka kişilere ürünleri satma imkanı varken ürünleri başka kişilere satılmadığını, müvekkilinin kendi çabasıyla davalıya büyük bir «müşteri portföyü» kazandırdığını ve fiilen sözleşmeyle belirlenen ürünlerinin tek yetkili satıcısı olarak faaliyet gösterdiğini, ticari ilişkinin devam ettiği 11 yıl boyunca müvekkilinin büyük cirolara ulaştığını ve davalının ürünlerini 1.500 den fazla noktaya ulaştırıldığını, ticari ilişkinin karşılıklı ... ve bilgilerin tam paylaşımı esasına göre geliştiğini, davalının müşteri portföyünün son yıllarda %50'den fazla artırıldığını, müvekkilinin oluşturduğu müşteri portföyünden, sözleşmenin sona ermesinden sonra da davalının yararlanmaya devam edeceğini, davacının, müvekkili sayesinde hedeflenenin üzerinde «ciroya» ulaştığını, bu kapsamda müvekkilince yeni yatırımlar yapılarak personel istihdam edildiğini, müvekkilinin toplam iş hacminin % 40'ının, sözleşme kapsamında yaptığı satışların oluşturduğunu, davalının herhangi bir neden belirtmeden sözleşmeyi «haksız fesih» etmesi sebebiyle müvekkilinin ekonomik durumunun ciddi şekilde bozulduğunu, fesih için yasada ön görülen şekilde «ihtar» gönderilmediğini, sözlü olarak sözleşmenin feshedildiğinin belirtildiğini, daha sonra keşide edilen Beşiktaş 6.
… İ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu olaya bakıldığında; öncelikle davacının sözleşme ve fiili duruma göre de «tek satıcılık» hakkı bulunmadığı, davalıya geçirmiş olduğu müşterilerin daha önce on iki yıl boyunca distrübütörlük yapan şirketin müşterileri olmadığına ilişkin herhangi bir somut delil de sunulmadığı, sözleşmeler bir yıllık süre ile yapılmış ve bizzat davacının da beyanı üzre yapmış olduğu işin sadece %47'lik bir «bölümü» davalıya ait bulunmadığı, davalı şirketin piyasa büyüklüğü ve tanınırlılığı ve yapmış olduğu işin niteliği de, yukardaki tesbit ve kabullerle birlikte dikkate alındığında, davacı açısından «portföy tazminatı» şartlarının mevcut olmadığı kanaatine varılmış olup davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaDairemizin 31.03.2022 tarih ve 2020/5477 E., 2022/2637 K. sayılı bozma ilamında «tek satıcılık sözleşmesine» ilişkin açıklamalara yer verilerek, tek satıcılık sözleşmesinde, tek satıcıya belirlenen bölgede «tekel hakkı» tanındığı, TTK'nın 122/5. maddesine göre «acentelikle» ilgili denkleştirme kurallarının «hakkaniyete» aykırı düşmedikçe tek satıcılık sözleşmelerine de uygulanacağı, yine TTK'nın 122/1-a,b,c maddelerinde denkleştirme tazminatının talep edilebilmesinin koşullarının düzenlendiği belirtilmiş ve Mahkemece tek satıcılık sözleşmesinin koşulları ve buna bağlı olarak «portföy tazminatının» koşulları bakımından somut bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca varılmasının doğru olmadığı vurgulanmış, devamla Mahkemece, tek satıcılık sözleşmesinin unsurlarının somut olay bakımından irdelenmesinin gerektiği, taraflar arasında tek satıcılık ilişkisi olduğunun somut gerekçelerle tespiti halinde ise bu kez TTK’nın 122. maddesi çerçevesinde denkleştirme tazminatının koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi ve tazminat koşullarının oluşması halinde Kanun’da belirtilen şekilde hesaplama yapılarak bir sonuca varılması gerektiği belirtilerek «eksik incelemeye» dayalı Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde taraflar arasında «tek satıcılık sözleşmesi» bulunduğu, bu durumda TTK'nın 122/5 maddesi uyarınca davacının denkleştirme tazminatı talep edebileceği gerekçesi ile davanın kabulüne 750.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmişt …
Zira gerek hükme esas alınan bilirkişi raporunda gerekse karar yerinde denkleştirme tazminatının koşullarının varlığı konusunda bir değerlendirme yapılmamış, ''...taraflar arasında «tek satıcılık sözleşmesi» bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:hakkaniyet · ihtarname · dosya masrafı · maddi tazminat · dava sebebi · eksik inceleme · avans faizi
Benzer bu kararda… çesinde; müvekkilinin davalının distribütörü olduğunu, davalının müvekkili tarafından kendilerine verilen siparişleri karşılamamaya başladığını, bu yönde gönderilen «ihtarnamenin» de sonuçsuz kaldığını, davalının ürünlerin «tek satıcılık» hakkını başka bir firmaya vererek Türkiye'de pazarlamaya başladığını, oysa müvekkilinin 2005 yılından itibaren 10 yıllık süre ile davalının ürünlerini ciddi emek ve «masraf» harcayarak Türkiye pazarında satışını yaparak tanıttığını ileri sürerek ticari ilişkinin davalı tarafından tek taraflı olarak sonlandırılması nedeniyle 750.000,00 TL «maddi tazminatın» dava tarihinden itibaren «avans faizi» ile tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Dairemizin 31.03.2022 tarih ve 2020/5477 E., 2022/2637 K. sayılı bozma ilamında «tek satıcılık sözleşmesine» ilişkin açıklamalara yer verilerek, tek satıcılık sözleşmesinde, tek satıcıya belirlenen bölgede «tekel hakkı» tanındığı, TTK'nın 122/5. maddesine göre «acentelikle» ilgili denkleştirme kurallarının «hakkaniyete» aykırı düşmedikçe tek satıcılık sözleşmelerine de uygulanacağı, yine TTK'nın 122/1-a,b,c maddelerinde denkleştirme tazminatının talep edilebilmesinin koşullarının düzenlendiği belirtilmiş ve Mahkemece tek satıcılık sözleşmesinin koşulları ve buna bağlı olarak «portföy tazminatının» koşulları bakımından somut bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca varılmasının doğru olmadığı vurgulanmış, devamla Mahkemece, tek satıcılık sözleşmesinin unsurlarının somut olay bakımından irdelenmesinin gerektiği, taraflar arasında tek satıcılık ilişkisi olduğunun somut gerekçelerle tespiti halinde ise bu kez TTK’nın 122. maddesi çerçevesinde denkleştirme tazminatının koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi ve tazminat koşullarının oluşması halinde Kanun’da belirtilen şekilde hesaplama yapılarak bir sonuca varılması gerektiği belirtilerek «eksik incelemeye» dayalı Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile müvekkili arasında hiçbir zaman «tek satıcılık» ilişkisi olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 122. maddesindeki denkleştirme şartlarının bu davada uygulanamayacağını, davacı tarafın satış oranlarının istenilenin altında kaldığını, müvekkilinin mallarını satın alan müşterilerin bazılarını kaybetmesi nedeniyle sözleşmeyi haklı olarak feshettiklerini, davacının tazminat talebinin «hakkaniyete» uygun olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde taraflar arasında «tek satıcılık sözleşmesi» bulunduğu, bu durumda TTK'nın 122/5 maddesi uyarınca davacının denkleştirme tazminatı talep edebileceği gerekçesi ile davanın kabulüne 750.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmişt …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/5477 E. 2022/2637 K.
Ortak:tek satıcılık sözleşmesi · portföy tazminatı · tekel hakkı · tek satıcılık · haksız fesih · rekabet yasağı · acentelik · oy yasağı · Tazminat
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafalar arasında 2001 yılından bu yana süren bayilik ilişkisinde «son» olarak 31.12.2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşmenin «bayilik sözleşmesi» olarak adlandırılmasına rağmen içeriği yönünden "alt «tek satıcılık sözleşmesi»" niteliğindeki sözleşme ile müvekkilinin, davalıya ait ürünleri, Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis illerindeki satış noktalarına yeniden satımını üstlendiğini, sözleşmenin 2 nci maddesi uyarınca kapsama «dahil» olan ürünlerin davalıdan alınmasının zorunlu olduğunu, bu tür ürünlerin rakip işletmelerden satın alınmamasının da «taahhüt» edildiğini, bu durumun davacı açısından tam bir «rekabet yasağı» hali olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca davalının başka kişilere ürünleri satma imkanı varken ürünleri başka kişilere satılmadığını, müvekkilinin kendi çabasıyla davalıya büyük bir «müşteri portföyü» kazandırdığını ve fiilen sözleşmeyle belirlenen ürünlerinin tek yetkili satıcısı olarak faaliyet gösterdiğini, ticari ilişkinin devam ettiği 11 yıl boyunca müvekkilinin büyük cirolara ulaştığını ve davalının ürünlerini 1.500 den fazla noktaya ulaştırıldığını, ticari ilişkinin karşılıklı ... ve bilgilerin tam paylaşımı esasına göre geliştiğini, davalının müşteri portföyünün son yıllarda %50'den fazla artırıldığını, müvekkilinin oluşturduğu müşteri portföyünden, sözleşmenin sona ermesinden sonra da davalının yararlanmaya devam edeceğini, davacının, müvekkili sayesinde hedeflenenin üzerinde «ciroya» ulaştığını, bu kapsamda müvekkilince yeni yatırımlar yapılarak personel istihdam edildiğini, müvekkilinin toplam iş hacminin % 40'ının, sözleşme kapsamında yaptığı satışların oluşturduğunu, davalının herhangi bir neden belirtmeden sözleşmeyi «haksız fesih» etmesi sebebiyle müvekkilinin ekonomik durumunun ciddi şekilde bozulduğunu, fesih için yasada ön görülen şekilde «ihtar» gönderilmediğini, sözlü olarak sözleşmenin feshedildiğinin belirtildiğini, daha sonra keşide edilen Beşiktaş 6.
… ı şirketçe yeniden satışına ilişkin 31.12.2008 tarihli sözleşmenin tarafların karşılıklı iradesiyle 10.01.2013 tarihinde sona erdirildiğini, dava konusu sözleşmenin «bayilik sözleşmesi» niteliğinde olduğunu, sözleşmenin «tek satıcılık sözleşmesi» niteliğinde olmaması nedeniyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin beşinci fıkrasına göre denkleştirme talebinde bulunamayacağını, tek satıcılık sözleşmesinin ... unsuru olan ve bu yönüyle bu sözleşme türüne ismini veren unsurun, tek satıcıya belli bir yer ve bölgede sözleşme konusu malların «dağıtımı» ve/veya satımı hususunda bir "«tekel hakkı»" tanınması olduğunu, böyle bir sözleşme ilişkisi içinde olan üretici veya sağlayıcı ile bunların sözleşme konusu bölge dışında faaliyet gösteren bayi ve/veya toptancılarının, tek satıcının faaliyet gösterdiği bölgeye mal satamayacaklarını, bir tekel hakkının söz konusu olmadığı durumlarda bayilik sözleşmesinden söz edilse de tek satıcılık sözleşmesinden bahsedilemeyeceğini, bayilik sözleşmesinin açık hükümleri gereği davacı şirketin tekel hakkına sahip olmadığını ve müvekkilinin doğrudan veya dolaylı şekilde bölgedeki diğer satış noktalarına mal satmakta serbest bırakıldığını, sözleşmenin giriş bölümünün (C) bendinde ifade edildiği üzere, sözlemenin «münhasırlık» ilişkisini içermediğini, (D) bendinde ise davalının bölgedeki diğer noktalara mal satabileceği ve hatta ürünlerinin bölgede satışı amacıyla bölgede başka bayilikler, «acentelikler», «komisyonculuklar» dahi ihdas edebileceğinin belirtildiğini, tekel hakkı bulunmayan bir bayilik sözleşmesine dayanarak denkleştirme talebinde bulunulamayacağını, talebin kabul görmem …
… İ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu olaya bakıldığında; öncelikle davacının sözleşme ve fiili duruma göre de «tek satıcılık» hakkı bulunmadığı, davalıya geçirmiş olduğu müşterilerin daha önce on iki yıl boyunca distrübütörlük yapan şirketin müşterileri olmadığına ilişkin herhangi bir somut delil de sunulmadığı, sözleşmeler bir yıllık süre ile yapılmış ve bizzat davacının da beyanı üzre yapmış olduğu işin sadece %47'lik bir «bölümü» davalıya ait bulunmadığı, davalı şirketin piyasa büyüklüğü ve tanınırlılığı ve yapmış olduğu işin niteliği de, yukardaki tesbit ve kabullerle birlikte dikkate alındığında, davacı açısından «portföy tazminatı» şartlarının mevcut olmadığı kanaatine varılmış olup davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu karardaTek satıcılık sözleşmesinde, «tek satıcıya» o bölgede «tekel hakkı» tanınmakta olup, 6102 sayılı TTK.nın 122/5.maddesine göre «acentelikle» ilgili denkleştirme kuralları «hakkaniyete» aykırı düşmedikçe «tek satıcılık sözleşmelerine» de uygulanır.
Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin «tek satıcılık sözleşmesi» niteliğinde olduğu, taraflar arasında uzunca bir zaman devam eden tek satıcılık sözleşme ilişkisinin mevcut olduğu, daha sonra davalı tarafça davacının aradaki anlaşma uyarınca gerekli mal alımını yapmadığı gerekçe gösterilerek tek taraflı olarak sözleşmenin feshedildiği, taraflar arasında yazılı bir sözleşme ilişkisi olmadığından davalının «fesih» gerekçesi olarak ileri sürdüğü hususun soyut nitelikte kaldığı, söz konusu feshin gerekçe gösterilerek yapılması nedeniyle «olağanüstü fesih» olarak değerlendirildiği, ancak yapılan bu feshin davalı tarafın açıklamalarının soyut nitelikte olup herhangi bir dayanağı olmaması sebebiyle haklı ve geçerli bir «sebebinin» bulunmadığı, bu nedenle feshin «haksız fesih» olarak değerlendirildiği ve davacının TTK.nın 122. maddesinde açıklanan denkleştirme tazminatı isteme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 586.445,78.-TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş; bu karara karşı taraf vekillerince «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Bir başka deyişle, «tek satıcılık sözleşmesinin» koşulları ve buna bağlı olarak «portföy tazminatının» koşulları bakımından somut bir değerlendirme yapılmaksızın sonuca varılmıştır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:olağan fesih · müşteri çevresi · sözleşme serbestisi · tanıma · hakkaniyet · dava sebebi · eksik inceleme · e-defter
Benzer bu karardaMahkemece, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin «tek satıcılık sözleşmesi» niteliğinde olduğu, taraflar arasında uzunca bir zaman devam eden tek satıcılık sözleşme ilişkisinin mevcut olduğu, daha sonra davalı tarafça davacının aradaki anlaşma uyarınca gerekli mal alımını yapmadığı gerekçe gösterilerek tek taraflı olarak sözleşmenin feshedildiği, taraflar arasında yazılı bir sözleşme ilişkisi olmadığından davalının «fesih» gerekçesi olarak ileri sürdüğü hususun soyut nitelikte kaldığı, söz konusu feshin gerekçe gösterilerek yapılması nedeniyle «olağanüstü fesih» olarak değerlendirildiği, ancak yapılan bu feshin davalı tarafın açıklamalarının soyut nitelikte olup herhangi bir dayanağı olmaması sebebiyle haklı ve geçerli bir «sebebinin» bulunmadığı, bu nedenle feshin «haksız fesih» olarak değerlendirildiği ve davacının TTK.nın 122. maddesinde açıklanan denkleştirme tazminatı isteme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 586.445,78.-TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiş; bu karara karşı taraf vekillerince «istinaf yoluna başvurulmuştur».
Davalı tarafın «defter» ve kayıtları üzerinde inceleme yapılmak suretiyle iddia edilen dönemde Türkiye’de davacı dışında başka gerçek veya tüzel kişiye mal satılıp satılmadığı yönünden de inceleme yapılarak, taraflar arasında «tek satıcılık» ilişkisi olduğunun somut gerekçelerle tespiti halinde, TTK’nın 122. maddesi çerçevesinde denkleştirme tazminatının koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi ve tazminat koşullarının oluşması halinde Kanun’da belirtilen şekilde hesaplama yapılarak bir sonuca varılması gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. (2) Bozma sebep ve şe …
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “«tek satıcılık sözleşmeleri»”nin «tanımı» ve hukuki nitelikleri üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
Tek satıcılık sözleşmesi, ticari hayatın gerekleri doğrultusunda, «sözleşme serbestisi» ilkesi çerçevesinde ortaya çıkmış sui generis bir sözleşmedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/6168 E. 2023/654 K.
Ortak:denkleştirme (portföy) tazminatı · müşteri portföyü · portföy tazminatı · tekel hakkı · tek satıcılık · bayilik sözleşmesi · münhasırlık · acentelik · Tazminat
İncelediğiniz kararda… ı şirketçe yeniden satışına ilişkin 31.12.2008 tarihli sözleşmenin tarafların karşılıklı iradesiyle 10.01.2013 tarihinde sona erdirildiğini, dava konusu sözleşmenin «bayilik sözleşmesi» niteliğinde olduğunu, sözleşmenin «tek satıcılık sözleşmesi» niteliğinde olmaması nedeniyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin beşinci fıkrasına göre denkleştirme talebinde bulunamayacağını, tek satıcılık sözleşmesinin ... unsuru olan ve bu yönüyle bu sözleşme türüne ismini veren unsurun, tek satıcıya belli bir yer ve bölgede sözleşme konusu malların «dağıtımı» ve/veya satımı hususunda bir "«tekel hakkı»" tanınması olduğunu, böyle bir sözleşme ilişkisi içinde olan üretici veya sağlayıcı ile bunların sözleşme konusu bölge dışında faaliyet gösteren bayi ve/veya toptancılarının, tek satıcının faaliyet gösterdiği bölgeye mal satamayacaklarını, bir tekel hakkının söz konusu olmadığı durumlarda bayilik sözleşmesinden söz edilse de tek satıcılık sözleşmesinden bahsedilemeyeceğini, bayilik sözleşmesinin açık hükümleri gereği davacı şirketin tekel hakkına sahip olmadığını ve müvekkilinin doğrudan veya dolaylı şekilde bölgedeki diğer satış noktalarına mal satmakta serbest bırakıldığını, sözleşmenin giriş bölümünün (C) bendinde ifade edildiği üzere, sözlemenin «münhasırlık» ilişkisini içermediğini, (D) bendinde ise davalının bölgedeki diğer noktalara mal satabileceği ve hatta ürünlerinin bölgede satışı amacıyla bölgede başka bayilikler, «acentelikler», «komisyonculuklar» dahi ihdas edebileceğinin belirtildiğini, tekel hakkı bulunmayan bir bayilik sözleşmesine dayanarak denkleştirme talebinde bulunulamayacağını, talebin kabul görmem …
Tekinalp'e ait hukuki görüşünde etraflıca irdelenerek tekel ibaresinden ne anlaşılması gerektiğinin belirlendiğini ve sonuçta sözleşmede «münhasırlık» bulunduğunun tespit edildiğini; 2.Denkleştirme tazminatının 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesinin yanı sıra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 6102 sayılı Kanunun 120 nci maddesinden de kaynaklanmış olabileceğini, ancak mahkemenin sadece 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesi değerlendirerek karar verildiğini, kaldı ki bu hükmün de yanlış uygulandığını, mahkemece müvekkili lehine olan delillerin değerlendirilmediğini, iki bilirkişi raporu ve bilimsel görüşle kanıtlanan davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararının üçüncü sayfasında denkleştirme tazminatı şartlarının belirlendiğini, ancak bu tazminatın olaya hatalı uygulandığını, sözleşmenin bir yıl süreli olmadığını, «yenileme» ile belirsiz süreli hale gelen sözleşme nedeniyle tazminat talep edilebileceğini, sözleşmenin haksız şekilde «fesih» edildiğini, sözleşme ile davacının üstlendiği talimat alma, stok bulundurma, raporlama, müşteri verilerini paylaşma, pazar hakkında bilgi verme, promosyon ve kampanyalara katılma, bildirilen fiyatlara uyma, asgari satın alma yükümlülüklerinin tekel niteliğindeki bir organizasyona işaret ettiğini, müvekkilinin 12 yıl boyunca davalının talimatları ile kendisine ait bölgede davalının satışlarını ciddi şekilde artırarak yeni müşteriler bulduğunu, dilekçede ayrıntısıyla açıklandığı üzere rakip ürün satmama, malın sadece davalıdan alınması, satış şartlarının davalı tarafından belirlenmesi ve aylık hedef ile primlere bağlanması gibi durumların bağımlılık ve tekel unsurlarını gösterdiğini, 3.Somut olayda, «tek satıcılığın» kabul edilmemesi halinde özellikle yabancı şirketlerce tek taraflı düzenlenen sözleşmelere bu «olumsuz» şartların konularak ulusal şirketlerin denkleştirme tazminatı alma hakkının fiilen engellenebileceğini, sözleşmenin yürürlükte kaldığı 12 yıl boyunca müvekkilinin fiilen «tekel hakkına» sahip olduğunu, bu organizasyonun 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesinin beşinci fıkrasında kullanılan tekel ifadesinin eş anlamlısı olduğunu, sözleşme süresince davalının zincir marketler dışında başka kişiye satış yapmadığını ve yapılmasına da müsaade etmediğini, sağlayıcıların bazı büyük müşterileri kendisi için ayırarak sözleşme yapmalarının olan ticari uygulamalardan olduğunu ve bu durumun sözleşmedeki tekel hakkını ortadan kaldırmayacağını, belirsiz süreli hale gelen ticari ilişkide denkleştirme tazminatı talep edilebileceğini, müvekkilinin kazandırdığı müşteri çevresinin davalı ile iş yapmaya devam ettiğini, bu durumun aksinin kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin hazır «müşteri portföyünü» devir almadığını, uzun süredir biriktirdiği müşteri portföyünü davalıya kazandırdığını ve davalının yeni ürettiği ürünler ile ismini değiştirdiği ürünlerini müşter …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafalar arasında 2001 yılından bu yana süren bayilik ilişkisinde «son» olarak 31.12.2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşmenin «bayilik sözleşmesi» olarak adlandırılmasına rağmen içeriği yönünden "alt «tek satıcılık sözleşmesi»" niteliğindeki sözleşme ile müvekkilinin, davalıya ait ürünleri, Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis illerindeki satış noktalarına yeniden satımını üstlendiğini, sözleşmenin 2 nci maddesi uyarınca kapsama «dahil» olan ürünlerin davalıdan alınmasının zorunlu olduğunu, bu tür ürünlerin rakip işletmelerden satın alınmamasının da «taahhüt» edildiğini, bu durumun davacı açısından tam bir «rekabet yasağı» hali olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca davalının başka kişilere ürünleri satma imkanı varken ürünleri başka kişilere satılmadığını, müvekkilinin kendi çabasıyla davalıya büyük bir «müşteri portföyü» kazandırdığını ve fiilen sözleşmeyle belirlenen ürünlerinin tek yetkili satıcısı olarak faaliyet gösterdiğini, ticari ilişkinin devam ettiği 11 yıl boyunca müvekkilinin büyük cirolara ulaştığını ve davalının ürünlerini 1.500 den fazla noktaya ulaştırıldığını, ticari ilişkinin karşılıklı ... ve bilgilerin tam paylaşımı esasına göre geliştiğini, davalının müşteri portföyünün son yıllarda %50'den fazla artırıldığını, müvekkilinin oluşturduğu müşteri portföyünden, sözleşmenin sona ermesinden sonra da davalının yararlanmaya devam edeceğini, davacının, müvekkili sayesinde hedeflenenin üzerinde «ciroya» ulaştığını, bu kapsamda müvekkilince yeni yatırımlar yapılarak personel istihdam edildiğini, müvekkilinin toplam iş hacminin % 40'ının, sözleşme kapsamında yaptığı satışların oluşturduğunu, davalının herhangi bir neden belirtmeden sözleşmeyi «haksız fesih» etmesi sebebiyle müvekkilinin ekonomik durumunun ciddi şekilde bozulduğunu, fesih için yasada ön görülen şekilde «ihtar» gönderilmediğini, sözlü olarak sözleşmenin feshedildiğinin belirtildiğini, daha sonra keşide edilen Beşiktaş 6.
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ilk olarak 03.04.1999 tarihinde «bayilik sözleşmesi» imzalandığı, taraflar arasındaki en «son» bayilik sözleşmesinin 2014 yılında akdedildiği ve süreli olduğu, sözleşmede davacının faaliyet alanının Marmara ve Batı Karadeniz Bölgeleri ile sınırlandırıldığı, davacıya belirlenen bölgede bayi sıfatıyla «münhasır» olmayan satış yetkisi verildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen 30.09.2015 tarihli bilgilendirme yazısı ile tüm bayileri için sözleşmelerde geçen bölge kavramının kaldırılacağı, 01.01.2016 tarihinden itibaren bölgenin tüm Türkiye'yi kapsayacağının bildirildiği, davalının birden fazla bayisi olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerde davalı şirketin satış yapmasını engelleyici bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasındaki ilişki ister «acentelik» isterse bayilik olarak kabul edilsin, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi uyarınca «denkleştirme (portföy) tazminatı» talep edebilmek için davacıya sözleşmede «tekel hakkı» verilmiş olmasının şart olduğu, oysa taraflar arasındaki sözleşmede davacıya tekel hakkı verilmediği, her ne kadar davacı oluşturmuş olduğu zengin «müşteri portföyü» sebebiyle tazminat talebinde bulunmakta ise de, davacı şirketin münhasır olmayan bayi olarak tayin edildiği, dava dilekçesi ekinde bulunan 26.09.2003 tarihli «yetki belgesi» başlıklı yazı ile davacının ürünlerin distrübütörü, ithalatçısı, stokçusu olduğunun yazdığı, ancak bu belgenin dava dışı Ferraz Shawmut adlı şirket tarafından düzenlendiği, davalının imza ve kaşesi bulunmayan bu belgeyle bağlı kabul edilemeyeceği, davacı şirketin müşteri potansiyelinin fazla olmasının onu tek satıcı hâline getirmeyeceği, taraflar arasında böyle bir irade uyuşmasının bulunmadığı, davacının davalı şirketin bayilerinden birisi olduğu, tek satıcı olmadığının sabit olduğu, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanının bulunmadığı, davacı şirketin davalı şirketle olan ticari ilişkisinin «tek satıcılık» veya acentelik olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından denkleştirme tazminatı adı altında talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın hukuki nitelendirmesinin yanlış yapıldığını, davanın «distribütörlük sözleşmesinin» haklı sebeple feshedildiği olgusu üzerine konumlandırılması gerektiğini, davalının «kabul beyanı» kapsamında artık distribütörlük ilişkisinin varlığının tartışma konusu yapılmayacağını, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin beşinci fıkrasının «bayilik sözleşmesinin feshi» hâlinde de uygulanması gerektiğini, bu noktada müvekkili ile davalı arasındaki ilişkinin distribütörlük veya bayilik olarak nitelendirilmesinin sonuca bir etkisi bulunmadığını, müvekkilinin «portföy tazminatına» hak kazandığını, Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinde isabet bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasında, davacı lehine «portföy tazminatına» hükmedilmesini gerektirecek şekilde «tekel hakkı» veren sürekli bir sözleşme ilişkisi bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:distribütörlük sözleşmesi · yetki belgesi · kabul beyanı · sözleşmenin feshi · yetki
Benzer bu karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece davanın hukuki nitelendirmesinin yanlış yapıldığını, davanın «distribütörlük sözleşmesinin» haklı sebeple feshedildiği olgusu üzerine konumlandırılması gerektiğini, davalının «kabul beyanı» kapsamında artık distribütörlük ilişkisinin varlığının tartışma konusu yapılmayacağını, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesinin beşinci fıkrasının «bayilik sözleşmesinin feshi» hâlinde de uygulanması gerektiğini, bu noktada müvekkili ile davalı arasındaki ilişkinin distribütörlük veya bayilik olarak nitelendirilmesinin sonuca bir etkisi bulunmadığını, müvekkilinin «portföy tazminatına» hak kazandığını, Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinde isabet bulunmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ilk olarak 03.04.1999 tarihinde «bayilik sözleşmesi» imzalandığı, taraflar arasındaki en «son» bayilik sözleşmesinin 2014 yılında akdedildiği ve süreli olduğu, sözleşmede davacının faaliyet alanının Marmara ve Batı Karadeniz Bölgeleri ile sınırlandırıldığı, davacıya belirlenen bölgede bayi sıfatıyla «münhasır» olmayan satış yetkisi verildiği, davalı tarafından davacıya gönderilen 30.09.2015 tarihli bilgilendirme yazısı ile tüm bayileri için sözleşmelerde geçen bölge kavramının kaldırılacağı, 01.01.2016 tarihinden itibaren bölgenin tüm Türkiye'yi kapsayacağının bildirildiği, davalının birden fazla bayisi olduğu, taraflar arasındaki sözleşmelerde davalı şirketin satış yapmasını engelleyici bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasındaki ilişki ister «acentelik» isterse bayilik olarak kabul edilsin, 6102 sayılı Kanun'un 122 nci maddesi uyarınca «denkleştirme (portföy) tazminatı» talep edebilmek için davacıya sözleşmede «tekel hakkı» verilmiş olmasının şart olduğu, oysa taraflar arasındaki sözleşmede davacıya tekel hakkı verilmediği, her ne kadar davacı oluşturmuş olduğu zengin «müşteri portföyü» sebebiyle tazminat talebinde bulunmakta ise de, davacı şirketin münhasır olmayan bayi olarak tayin edildiği, dava dilekçesi ekinde bulunan 26.09.2003 tarihli «yetki belgesi» başlıklı yazı ile davacının ürünlerin distrübütörü, ithalatçısı, stokçusu olduğunun yazdığı, ancak bu belgenin dava dışı Ferraz Shawmut adlı şirket tarafından düzenlendiği, davalının imza ve kaşesi bulunmayan bu belgeyle bağlı kabul edilemeyeceği, davacı şirketin müşteri potansiyelinin fazla olmasının onu tek satıcı hâline getirmeyeceği, taraflar arasında böyle bir irade uyuşmasının bulunmadığı, davacının davalı şirketin bayilerinden birisi olduğu, tek satıcı olmadığının sabit olduğu, denkleştirme tazminatının bayilik sözleşmelerinde uygulanma imkanının bulunmadığı, davacı şirketin davalı şirketle olan ticari ilişkisinin «tek satıcılık» veya acentelik olarak nitelendirilmesi mümkün olmadığından denkleştirme tazminatı adı altında talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/3644 E. , 2024/6027 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/911 Esas, 2023/606 Karar
HÜKÜM
Davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2014/573 E., 2019/961 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafalar arasında 2001 yılından bu yana süren bayilik ilişkisinde son olarak 31.12.2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, bu sözleşmenin bayilik sözleşmesi olarak adlandırılmasına rağmen içeriği yönünden "alt tek satıcılık sözleşmesi" niteliğindeki sözleşme ile müvekkilinin, davalıya ait ürünleri, Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis illerindeki satış noktalarına yeniden satımını üstlendiğini, sözleşmenin 2 nci maddesi uyarınca kapsama dahil olan ürünlerin davalıdan alınmasının zorunlu olduğunu, bu tür ürünlerin rakip işletmelerden satın alınmamasının da taahhüt edildiğini, bu durumun davacı açısından tam bir rekabet yasağı hali olarak değerlendirilmesi gerektiğini, ayrıca davalının başka kişilere ürünleri satma imkanı varken ürünleri başka kişilere satılmadığını, müvekkilinin kendi çabasıyla davalıya büyük bir müşteri portföyü kazandırdığını ve fiilen sözleşmeyle belirlenen ürünlerinin tek yetkili satıcısı olarak faaliyet gösterdiğini, ticari ilişkinin devam ettiği 11 yıl boyunca müvekkilinin büyük cirolara ulaştığını ve davalının ürünlerini 1.500 den fazla noktaya ulaştırıldığını, ticari ilişkinin karşılıklı ...
ve bilgilerin tam paylaşımı esasına göre geliştiğini, davalının müşteri portföyünün son yıllarda %50'den fazla artırıldığını, müvekkilinin oluşturduğu müşteri portföyünden, sözleşmenin sona ermesinden sonra da davalının yararlanmaya devam edeceğini, davacının, müvekkili sayesinde hedeflenenin üzerinde ciroya ulaştığını, bu kapsamda müvekkilince yeni yatırımlar yapılarak personel istihdam edildiğini, müvekkilinin toplam iş hacminin % 40'ının, sözleşme kapsamında yaptığı satışların oluşturduğunu, davalının herhangi bir neden belirtmeden sözleşmeyi haksız fesih etmesi sebebiyle müvekkilinin ekonomik durumunun ciddi şekilde bozulduğunu, fesih için yasada ön görülen şekilde ihtar gönderilmediğini, sözlü olarak sözleşmenin feshedildiğinin belirtildiğini, daha sonra keşide edilen Beşiktaş 6.
Noterliğinin 21.01.2013 tarihli ihtarla tarafların mutabakatı ile sözleşmenin fesih edildiğinin belirtildiğini, müvekkilinin fesihten kaynaklanan haklarından feragat etmediğini, fesih bildiriminin geçersiz olduğunu, haksız fesih nedeniyle müvekkilinin denkleştirme tazminatı alacağı bulunduğunu ileri sürerek, şimdilik 300,000,00 TL denkleştirme tazminatının temerrüt tarihi olan 15.07.2013 tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında müvekkiline ait ürünlerin sözleşme kapsamındaki illerde bulunan satış noktalarına, davacı şirketçe yeniden satışına ilişkin 31.12.2008 tarihli sözleşmenin tarafların karşılıklı iradesiyle 10.01.2013 tarihinde sona erdirildiğini, dava konusu sözleşmenin bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğunu, sözleşmenin tek satıcılık sözleşmesi niteliğinde olmaması nedeniyle, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 122 nci maddesinin beşinci fıkrasına göre denkleştirme talebinde bulunamayacağını, tek satıcılık sözleşmesinin ... unsuru olan ve bu yönüyle bu sözleşme türüne ismini veren unsurun, tek satıcıya belli bir yer ve bölgede sözleşme konusu malların dağıtımı ve/veya satımı hususunda bir "tekel hakkı" tanınması olduğunu, böyle bir sözleşme ilişkisi içinde olan üretici veya sağlayıcı ile bunların sözleşme konusu bölge dışında faaliyet gösteren bayi ve/veya toptancılarının, tek satıcının faaliyet gösterdiği bölgeye mal satamayacaklarını, bir tekel hakkının söz konusu olmadığı durumlarda bayilik sözleşmesinden söz edilse de tek satıcılık sözleşmesinden bahsedilemeyeceğini, bayilik sözleşmesinin açık hükümleri gereği davacı şirketin tekel hakkına sahip olmadığını ve müvekkilinin doğrudan veya dolaylı şekilde bölgedeki diğer satış noktalarına mal satmakta serbest bırakıldığını, sözleşmenin giriş bölümünün (C) bendinde ifade edildiği üzere, sözlemenin münhasırlık ilişkisini içermediğini, (D) bendinde ise davalının bölgedeki diğer noktalara mal satabileceği ve hatta ürünlerinin bölgede satışı amacıyla bölgede başka bayilikler, acentelikler, komisyonculuklar dahi ihdas edebileceğinin belirtildiğini, tekel hakkı bulunmayan bir bayilik sözleşmesine dayanarak denkleştirme talebinde bulunulamayacağını, talebin kabul görmemesi halinde ise denkleştirme için aynı yasa maddesinde öngörülen yasal şartların somut olayda gerçekleşmemiş olması sebebiyle davanın esastan reddi gerektiğini savunarak, davanın davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu olaya bakıldığında; öncelikle davacının sözleşme ve fiili duruma göre de tek satıcılık hakkı bulunmadığı, davalıya geçirmiş olduğu müşterilerin daha önce on iki yıl boyunca distrübütörlük yapan şirketin müşterileri olmadığına ilişkin herhangi bir somut delil de sunulmadığı, sözleşmeler bir yıllık süre ile yapılmış ve bizzat davacının da beyanı üzre yapmış olduğu işin sadece %47'lik bir bölümü davalıya ait bulunmadığı, davalı şirketin piyasa büyüklüğü ve tanınırlılığı ve yapmış olduğu işin niteliği de, yukardaki tesbit ve kabullerle birlikte dikkate alındığında, davacı açısından portföy tazminatı şartlarının mevcut olmadığı kanaatine varılmış olup davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde özetle,
1.Mahkemece alınan ilk raporun geçersiz sayılarak oluşturulan ikinci bilirkişi raporundaki tespitlerin somut bir neden olmaksızın değiştiren aynı kuruldan alınan ek raporun dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesinin hukuksuz olduğunu, ek bilirkişi raporunda dikkate alınan hukuki görüşün esas rapor tarihinde de dosyada bulunduğunu, raporda somut bir Yargıtay kararından söz edilmeden son Yargıtay kararları denilerek çelişki oluşturulduğunu, önceki iki raporda denkleştirme tazminatı alacağının belirlenmesine rağmen ek raporda bilirkişilerin görev sınırlarını aşarak rapor düzenlediklerini, yetkisiz bilirkişi imzası bulunduğu belirtilen ilk raporun mahkeme ara kararlarındaki çelişkiler nedeniyle geçersiz sayıldığını, mahkemece bilirkişi raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden karar verilmesinin usul ve Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, bu hususta sunulan uzman görüşünün dikkate alınmadığını, ek raporda sözü edilen Prof.
Dr. ... Tekinalp'e ait uzman görüşünün kök rapor düzenlenirken dosya içerisinde olduğunu, buna rağmen kök rapor ile tamamen çelişen bir görüş belirtilmesinin manidar olduğunu, raporda dayanakları gösterilmeden önceki görüşten tamamen rücu edilerek aksi görüş bildirilmesinin hatalı olduğunu ve bu ek rapora itibar edilerek karar verilemeyeceğini, dosyada bulunan Doç. Dr. Koray Demir tarafından, dosya incelenerek sunulan uzman görüşünde, yasada belirtilen tekel ibaresinden ne anlaşılması gerektiğinin etraflıca açıklandığını, bu hukuki görüşte ek raporda dikkate alınan Prof. Tekinalp'e ait hukuki görüşünde etraflıca irdelenerek tekel ibaresinden ne anlaşılması gerektiğinin belirlendiğini ve sonuçta sözleşmede münhasırlık bulunduğunun tespit edildiğini;
2.Denkleştirme tazminatının 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesinin yanı sıra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 6102 sayılı Kanunun 120 nci maddesinden de kaynaklanmış olabileceğini, ancak mahkemenin sadece 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesi değerlendirerek karar verildiğini, kaldı ki bu hükmün de yanlış uygulandığını, mahkemece müvekkili lehine olan delillerin değerlendirilmediğini, iki bilirkişi raporu ve bilimsel görüşle kanıtlanan davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, mahkemenin gerekçeli kararının üçüncü sayfasında denkleştirme tazminatı şartlarının belirlendiğini, ancak bu tazminatın olaya hatalı uygulandığını, sözleşmenin bir yıl süreli olmadığını, yenileme ile belirsiz süreli hale gelen sözleşme nedeniyle tazminat talep edilebileceğini, sözleşmenin haksız şekilde fesih edildiğini, sözleşme ile davacının üstlendiği talimat alma, stok bulundurma, raporlama, müşteri verilerini paylaşma, pazar hakkında bilgi verme, promosyon ve kampanyalara katılma, bildirilen fiyatlara uyma, asgari satın alma yükümlülüklerinin tekel niteliğindeki bir organizasyona işaret ettiğini, müvekkilinin 12 yıl boyunca davalının talimatları ile kendisine ait bölgede davalının satışlarını ciddi şekilde artırarak yeni müşteriler bulduğunu, dilekçede ayrıntısıyla açıklandığı üzere rakip ürün satmama, malın sadece davalıdan alınması, satış şartlarının davalı tarafından belirlenmesi ve aylık hedef ile primlere bağlanması gibi durumların bağımlılık ve tekel unsurlarını gösterdiğini,
3.Somut olayda, tek satıcılığın kabul edilmemesi halinde özellikle yabancı şirketlerce tek taraflı düzenlenen sözleşmelere bu olumsuz şartların konularak ulusal şirketlerin denkleştirme tazminatı alma hakkının fiilen engellenebileceğini, sözleşmenin yürürlükte kaldığı 12 yıl boyunca müvekkilinin fiilen tekel hakkına sahip olduğunu, bu organizasyonun 6102 sayılı Kanunun 122 nci maddesinin beşinci fıkrasında kullanılan tekel ifadesinin eş anlamlısı olduğunu, sözleşme süresince davalının zincir marketler dışında başka kişiye satış yapmadığını ve yapılmasına da müsaade etmediğini, sağlayıcıların bazı büyük müşterileri kendisi için ayırarak sözleşme yapmalarının olan ticari uygulamalardan olduğunu ve bu durumun sözleşmedeki tekel hakkını ortadan kaldırmayacağını, belirsiz süreli hale gelen ticari ilişkide denkleştirme tazminatı talep edilebileceğini, müvekkilinin kazandırdığı müşteri çevresinin davalı ile iş yapmaya devam ettiğini, bu durumun aksinin kabul edilemeyeceğini, müvekkilinin hazır müşteri portföyünü devir almadığını, uzun süredir biriktirdiği müşteri portföyünü davalıya kazandırdığını ve davalının yeni ürettiği ürünler ile ismini değiştirdiği ürünlerini müşteri kitlesine tanıttığını bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Dairemizce incelenen sözleşmenin bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğu, tarafların iradesinin bu yönde oluştuğu, sözleşmenin herhangi bir hükmünün sözleşme konusu bölgede davacıya tekel hakkı verecek şekilde düzenlenmediği veya bu anlama gelmediği, sözleşme süresinin uzun sürmesi ve bu sözleşme kapsamında davalıya ait ürünlerin satışı ve müşteriye ulaştırılması ile ilgili satış organizasyonu içerisinde ve bayilik sözleşmesi ölçüsünde, davacının davalıya hesap ve bir kısım raporları vermesinin, sözleşme konusu ürünlerin davalıdan alınmasının, davacıya tekel hakkı verildiği şeklinde yorumlanamayacağı anlaşılmakla, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davalı şirket 2001 yılından itibaren müvekkil şirketle çalışmaya başladığını, söz konusu sözleşmede münhasırlığın var olduğunu, Mersin, Adana, Hatay, Osmaniye, Kahramanmaraş, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa ve Kilis bölgesinin müvekkil şirkete fiilen terk edildiğini, başka dağıtıcıların satış yapmadığını, alınan kök bilirkişi raporunda tüm şartların varlığı tespit ve kabul edildiğini, ek bilirkişi raporunda münhasırlık dışında tüm şartların olduğunun tespit edildiğini, bilirkişinin güvenilirliğini yitirdiğini, 2. Bilirkişi heyetince yapılan inceleme sonrası raporun mahkemece itibar edilmeyen ilk rapor ile aynı sonuca ulaştığını, müvekkil şirket fiilen davalının sözleşmeyle belirlenen bölgede ve yine sözleşme ile belirlenen ürünlerin müvekkilimden başka birine satışını yapmadığını, müvekkilinin tek yetkili satıcı olarak faaliyet gösterdiğini, müşterilerin davalı ile iş yapmaya devam ettiğinin ispatının müvekkilden beklenilemeyeceğini, davacının neredeyse üç defa müşteri çevresini baştan oluşturduğunu, davalı Calgonit ve Kola ürünlerinin isimlerini değiştirerek Finish ve Vanish olarak yenilemiş ve bunları yaparken de müvekkil şirketin bölgede büyük çaba gösterdiğini, Airwek, Durex, Dettel, Cillitbang, Veet Ürünleri, müvekkil şirket tarafından ilk defa bölgesinde tanıtıldığını, bu ürünler davalının toplam cirosunun yaklaşık yüzde 73 ünü oluşturduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen bayilik sözleşmesinin haksız şekilde feshi nedeniyle denkleştirme alacağının tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1074180500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz