Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/507 E. 2012/21289 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
borcun nakli↗ rücu davası↗ ayıp↗ rücu hakkı↗ sözleşmeden doğan dava↗ ipotek↗ rücu↗ ifa↗ protokol↗ taahhütname↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, davacının bankaya ödediği borcu davalı şirkete rücu edebilmesi için borcun nakli sözleşmesinde söz edilen ipotekli taşınmazlara ilişkin ayıbı ortadan kaldırması gerektiği, davacının yıkım kararı alınan üç adet taşınmaza ilişkin ödemeyi gerçekleştirmediği, böylece davacının borcun nakli sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmediği, ayıbı gidermeyen davacının rücu davası açmasının M.K.’nun 2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle davalı Sezbay A.Ş.’ye açılan
davanın talep edilen alacağa ilişkin rücuan talep koşullarının bulunmaması nedeniyle reddine, davacı Sezin A.Ş.ile davalı ... hakkında verilen kararın bozma kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olmakla anılan taraflar hakkında yeniden hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davacı ... vekili temyiz etmiştir.
Dava, borcun nakli sözleşmesine dayalı olarak davalı şirket tarafından devralınan borcun davacı ... tarafından ödendiği iddiasına dayalı rücuan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Davalı şirket, borcun nakli sözleşmesinde geçen ipotekli son üç taşınmazdaki imar ayıbı nedeniyle belediye tarafından taşınmazlar hakkında yıkım kararı alındığını, bu nedenle ayıbı gidermeyen davacıların rücu hakkını kullanamayacağını savunmuştur. Bozma ilamında davalının bu savunmasının değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi istenmiş ise de, mahkemece bozma sonrasında bu konuda bir inceleme yapılmadan davacı ... hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davalı şirket taşınmazların ayıplı olması nedeniyle borcu ödemediğini savunmuş, davacı ise protokolden kaynaklanan taahhütlerini yerine getirerek taşınmazların mülkiyetinin davalı şirkete geçirilmiş olmasına rağmen davalının ayıp iddiasında bulunarak borcunu ödemekten imtina ettiğini, bu suretle davalı şirketin haksız olarak zenginleştiğini ileri sürmüştür. Bu durumda mahkemece, öncelikle söz konusu taşınmazların ayıplı olup olmadığı, ayıp mevcut ise bu ayıptan kimin sorumlu olduğu hususlarının tespit edilmesi gerekmektedir. Tarafların bu konuda gösterecekleri delillerin incelenmesi sonucu taşınmazlardaki ayıptan davacı tarafın sorumlu olduğunun tespiti halinde bu kez de ayıp davalı tarafından giderilmiş ise davalı tarafın ayıbı gidermek için yaptığı harcamalar ile anılan taşınmazlar için protokol gereği ödemesi gereken borç miktarı karşılaştırılarak sonuçta davalının haksız bir zenginleşmesinin olup olmadığının belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar incelenmeden yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/370 E. 2015/13583 K.
Ortak:borcun nakli · ayıp · rücu hakkı · ipotek · rücu · protokol · taahhütname · i̇i̇k 72/son · Alacak
İncelediğiniz karardaDavalı şirket, «borcun nakli» sözleşmesinde geçen «ipotekli» «son» üç taşınmazdaki imar ayıbı nedeniyle belediye tarafından taşınmazlar hakkında yıkım kararı alındığını, bu nedenle ayıbı gidermeyen davacıların «rücu hakkını» kullanamayacağını savunmuştur.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, davacının bankaya ödediği borcu davalı şirkete «rücu» edebilmesi için «borcun nakli» sözleşmesinde söz edilen «ipotekli» taşınmazlara ilişkin ayıbı ortadan kaldırması gerektiği, davacının yıkım kararı alınan üç adet taşınmaza ilişkin ödemeyi gerçekleştirmediği, böylece davacının borcun nakli «sözleşmesinden doğan» borçlarını «ifa» etmediği, ayıbı gidermeyen davacının «rücu davası» açmasının M.K.’nun 2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle davalı Sezbay A.Ş.’ye açılan davanın talep edilen alacağa ilişkin rücuan talep koşullarının bulunmaması …
Somut olayda, davalı şirket taşınmazların ayıplı olması nedeniyle borcu ödemediğini savunmuş, davacı ise «protokolden» kaynaklanan «taahhütlerini» yerine getirerek taşınmazların mülkiyetinin davalı şirkete geçirilmiş olmasına rağmen davalının «ayıp» iddiasında bulunarak borcunu ödemekten imtina ettiğini, bu suretle davalı şirketin haksız olarak zenginleştiğini ileri sürmüştür.
Benzer bu karardaOysa, mahkemece uyulan «son» bozma ilamında da vurgulandığı üzere davalı şirket, «borcun nakli» sözleşmesinde geçen «ipotekli» son üç taşınmazdaki imar mevzuatına aykırılık nedeniyle belediye tarafından taşınmazlar hakkında yıkım kararı alındığını, bu nedenle ayıbı gidermeyen davacıların «rücu hakkını» kullanamayacağını savunmuş olup, bozma ilamında davalının bu savunmasının değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi istenmiş ise de, mahkemece bozma sonrasın …
Ne var ki davalı şirket tarafından bir kısım taşınmazların ayıplı olması nedeniyle borcu ödemediğini savunmuş, davacı ise «protokolden» kaynaklanan «taahhütlerini» yerine getirerek taşınmazların mülkiyetinin davalı şirkete geçirilmiş olmasına rağmen davalının «ayıp» iddiasında bulunarak borcunu ödemekten imtina ettiğini, bu suretle davalı şirketin haksız olarak zenginleştiğini ileri sürmüştür.
A.Ş'nin sorumlu olduğu, bu nedenle davacı Sabahattin Hafızoğlu’nun «rücu hakkı» bulunduğu, taşınmazlar ayıplı olmakla birlikte Konaklı Belediyesine yazılan yazıya verilen cevapta davalı ...
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:denetime elverişlilik · iş bölümü · kefil · kredi sözleşmesi · dosya masrafı · eksik inceleme
Benzer bu karardaA.Ş’nin borcundan kurtulmuş olduğu, davacı ... ...’nun hem «kredi sözleşmesindeki» borcu hem de «protokoldeki» borcu «kefil» sıfatıyla imzalamış olduğu, bu nedenle borcun devredilen «bölümü» için ...
A.Ş'ye «kefil» olduğunun kabulü gerektiği, ... ...’nun kefil sıfatıyla dava tarihi itibariyle TMSF’ye 261.494,40 YTL ödediği, ödenen bu miktarın %71.11’inden «borcun nakli» gereğince ...
… davacı ... ... tarafından ödenen bedeli rücuen davacıya ödemesi gerektiği, ayıptan davacı sorumlu olmadığına göre ayıbın kimin tarafından giderildiğinin ve yapılan «masraflarında» bir öneminin bulunmadığı gerekçesiyle davacı ... ...'nun davalı şirkete yönelik davasının kabulüne karar verilmiştir.
Şirketi'nin hem arsa sahibi hem de müteahhit olmasının dahi davacıyı ilkesel olarak sorumluluktan kurtarmayacağı nazara alınarak öncelikle söz konusu taşınmazların ayıplı olup olmadığı, «ayıp» veya ayıplar mevcut ise bu ayıptan kimin sorumlu olduğu hususlarının kuşkuya yer bırakmaksızın «denetime elverişli» bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7892 E. 2022/4561 K.
Ortak:ayıp · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz karardaDavalı şirket, «borcun nakli» sözleşmesinde geçen «ipotekli» «son» üç taşınmazdaki imar ayıbı nedeniyle belediye tarafından taşınmazlar hakkında yıkım kararı alındığını, bu nedenle ayıbı gidermeyen davacıların «rücu hakkını» kullanamayacağını savunmuştur.
Somut olayda, davalı şirket taşınmazların ayıplı olması nedeniyle borcu ödemediğini savunmuş, davacı ise «protokolden» kaynaklanan «taahhütlerini» yerine getirerek taşınmazların mülkiyetinin davalı şirkete geçirilmiş olmasına rağmen davalının «ayıp» iddiasında bulunarak borcunu ödemekten imtina ettiğini, bu suretle davalı şirketin haksız olarak zenginleştiğini ileri sürmüştür.
Bu durumda mahkemece, öncelikle söz konusu taşınmazların ayıplı olup olmadığı, «ayıp» mevcut ise bu ayıptan kimin sorumlu olduğu hususlarının tespit edilmesi gerekmektedir.
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yazılı delil · ticari defter kayıtları · yenileme · ihbar · ticari defter · fatura · çek · teslim
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Bu durumda takip ve dava konusu olan 06.11.2013 keşide tarihli 56.400.- TL'lik çekin «yenilenme» amacıyla verilen 341121 «çek» nolu 56.400.- TL'lik çek ile 17.02.2014 tarihinde ödendiğinden davalının bu çek yönünden borçlu olmadığı anlaşılmakla davanın bu çek yönünden reddine karar verilmesi gerekirken davanın tam kabulüne dair karar doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/507 E. , 2012/21289 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 23/09/2010 tarih ve 2009/811-2010/484 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı ... vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 18/12/2012 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı ... vekili Av. ..... ile davalı Sezbay İnş. Taah. Turizm San. ve Tic. A.Ş. vekili Av......dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin Toprakbank A.Ş.'den kullandığı krediye diğer müvekkilinin müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imza attığını, şirketin borçlarını ödemede güçlük çekmesi üzerine 28.10.1998 tarihinde imzalanan protokol ile şirketin borçlarının belirlendiğini ve belirlenen borcun 745.000 DM’lik kısmını ödemeyi davalıların taahhüt ettiklerini, protokolde belirtilen ödeme planına göre 7 taksidi ödeyen davalıların bakiye 3 takside tekabül eden 223.500 DM'yi ödemediklerini, yıllarca ödenmeyen borcun Toprakbank A.Ş.' nin TMSF' ye devri üzerine yeniden gündeme getirildiğini ve TMSF ile davacı Selahattin arasında imzalanan 20.04.2005 tarihli protokol çerçevesinde davacıların ve davalı şirket tarafından devralınan borcun % 71.11 lik kısmının ödendiğini, oysa ödenen kısmın içinde davalıların üstlendikleri borcun da bulunduğunu ileri sürerek, 08.08.2005 tarihi itibarıyla 185.948 YTL'ye tekabül eden ödemenin temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan rucuen tahsilini istemiştir.
Davalılar vekili, müvekkillerinin 28.10.1998 tarihli protokolün tarafı olmadıklarını, davacılar ile protokol kapsamında herhangi hukuki ilişkilerinin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, davacının bankaya ödediği borcu davalı şirkete rücu edebilmesi için borcun nakli sözleşmesinde söz edilen ipotekli taşınmazlara ilişkin ayıbı ortadan kaldırması gerektiği, davacının yıkım kararı alınan üç adet taşınmaza ilişkin ödemeyi gerçekleştirmediği, böylece davacının borcun nakli sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmediği, ayıbı gidermeyen davacının rücu davası açmasının M.K.’nun 2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle davalı Sezbay A.Ş.’ye açılan
davanın talep edilen alacağa ilişkin rücuan talep koşullarının bulunmaması nedeniyle reddine, davacı Sezin A.Ş.ile davalı ... hakkında verilen kararın bozma kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olmakla anılan taraflar hakkında yeniden hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararı, davacı ... vekili temyiz etmiştir.
Dava, borcun nakli sözleşmesine dayalı olarak davalı şirket tarafından devralınan borcun davacı ... tarafından ödendiği iddiasına dayalı rücuan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Davalı şirket, borcun nakli sözleşmesinde geçen ipotekli son üç taşınmazdaki imar ayıbı nedeniyle belediye tarafından taşınmazlar hakkında yıkım kararı alındığını, bu nedenle ayıbı gidermeyen davacıların rücu hakkını kullanamayacağını savunmuştur. Bozma ilamında davalının bu savunmasının değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi istenmiş ise de, mahkemece bozma sonrasında bu konuda bir inceleme yapılmadan davacı ...
hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, davalı şirket taşınmazların ayıplı olması nedeniyle borcu ödemediğini savunmuş, davacı ise protokolden kaynaklanan taahhütlerini yerine getirerek taşınmazların mülkiyetinin davalı şirkete geçirilmiş olmasına rağmen davalının ayıp iddiasında bulunarak borcunu ödemekten imtina ettiğini, bu suretle davalı şirketin haksız olarak zenginleştiğini ileri sürmüştür. Bu durumda mahkemece, öncelikle söz konusu taşınmazların ayıplı olup olmadığı, ayıp mevcut ise bu ayıptan kimin sorumlu olduğu hususlarının tespit edilmesi gerekmektedir. Tarafların bu konuda gösterecekleri delillerin incelenmesi sonucu taşınmazlardaki ayıptan davacı tarafın sorumlu olduğunun tespiti halinde bu kez de ayıp davalı tarafından giderilmiş ise davalı tarafın ayıbı gidermek için yaptığı harcamalar ile anılan taşınmazlar için protokol gereği ödemesi gereken borç miktarı karşılaştırılarak sonuçta davalının haksız bir zenginleşmesinin olup olmadığının belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar incelenmeden yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmü temyiz eden davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın anılan davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalı Sezbay İnş. Taah. Turizm. San. ve Tic. A.Ş.'nden alınarak davacı Sebahatin Hafızoğlu'na verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacı ...'na iadesine, 20.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1067250800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz