Alacak | İade
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/3160 E. 2024/5829 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
geri alım hakkı↗ vefa hakkı↗ aşırı yararlanma↗ tasfiye sözleşmesi↗ borç tasfiye protokolü↗ resmi şekil şartı↗ alım (iştira) hakkı↗ kesin hükümsüzlük↗ müzayaka↗ satış vaadi sözleşmesi↗ genel işlem şartı↗ resmi şekil↗ ödeme planı↗ sözleşmenin ihlali↗ şekil şartı↗ akdi faiz↗ rayiç bedel↗ ipoteğin paraya çevrilmesi↗ hakkın kötüye kullanılması↗ direnme kararı↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ ikrar↗ cezai şart↗ üçüncü kişi↗ dürüstlük kuralı↗ genel kredi sözleşmesi↗ garantörlük↗ protokol↗ ihtar↗ geçersizlik↗ ek tasfiye↗ kredi sözleşmesi↗ ihtarname↗ dosya masrafı↗ yükleten (shipper)↗ temerrüt↗ kesin hüküm↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında ödenmeyen ve vefa hakkı ile protokole bağlanan borç yönünden yapılmış bulunan kısmi ödemelerin vefa hakkının tanınmaması nedeniyle iadesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 213 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacılar vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/773 E. 2019/234 K.
Ortak:vefa hakkı · borç tasfiye protokolü · resmi şekil şartı · resmi şekil · şekil şartı · cezai şart · genel kredi sözleşmesi · protokol
İncelediğiniz karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, «genel kredi sözleşmesi» kapsamında ödenmeyen ve «vefa hakkı» ile «protokole» bağlanan borç yönünden yapılmış bulunan kısmi ödemelerin vefa hakkının tanınmaması nedeniyle iadesi istemine ilişkindir.
Benzer bu karardaDavacılar, taraflar arasında akdedilen «kredi sözleşmesinden» kaynaklanan borcun ödenmemesi üzerine yapılan «borç tasfiye protokolü» ve ek sözleşme kapsamında kendilerine «vefa hakkı» tanındığını, bu hakkın davalı banka tarafından kullandırılmadığını ve ek sözleşme kapsamında davalıya ödenen bedelin «cezai şart» olarak kabul edilerek kendilerine iade edilmediğini, gerek protokolün gerekse ek sözleşmenin ve dolayısıyla ek sözleşmede yer alan cezai şart hükmünün «resmi şekil şartına» uyulmaması sebebiyle «geçersiz» olduğunu iddia ederek, bu bedelin iadesini talep etmiştir.
Mahkemece, gerek «genel kredi sözleşmesi» gerek 30/09/2009 tarihli «borç tasfiye protokolü» ile gerekse 07/01/2011 tarihli ek sözleşmelerin hükümleri doğrultusunda, davacı tarafça anılan sözleşme ve protokol hükümlerine uyulmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı banka ise, «protokol» ve ek sözleşme gereğinin davacılar tarafından yerine getirilmediğini, ek sözleşmenin 3. maddesi gereğince ödenen bedelin «cezai şart» olarak irat kaydedildiğini savunmuştur.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4221 E. 2013/11057 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ek prim
Benzer bu kararda… ara göre, davacının 10.09.2007 tarihli talimatı ile poliçenin 08.10.2007 tarihinde iptal edildiği, iptal edilen poliçeye dayanarak tazminat talep edilemeyeceği, ilk «prim» dışında davalıya ödeme yapılmadığı, davacının prim taksitlerinin neden tahsil edilmediğini araştırması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine dair tesis edilen kar …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/3160 E. , 2024/5829 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2021/186 Esas, 2022/441 Karar
HÜKÜM
Ret
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, Yargıtayda duruşma istemli olarak davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 09.07.2024 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp, hazır bulunan davacılar vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borç taksitlerinin ödenmesinde temerrüde düşülmesi üzerine, 30.03.2009 tarihli borç tasfiye protokolü imzalanarak müvekkili ... adına kayıtlı taşınmazın bankaya devir ve tapu tescili suretiyle borcun tasfiyesi için 18 ay süre ile vefa hakkı tanındığını, taşınmaz bankaya devredilmek suretiyle borç tasfiye edilmiş ise de davacıların vefa hakkını kullanmak suretiyle yapmış oldukları başvuruların banka tarafından makul ve kabul edilebilir gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini, 07.01.2011 tarihli ek sözleşme başlıklı protokol imzalanarak 30.03.2009 tarihli borç tasfiye protokolü gereğince, davacılara vefa hakkı tanınması şartıyla davalı bankaya devir ve adına tescil edilen taşınmazın tapudaki satış değeri 31.03.2009 - 30.09.2010 tarihleri arasında %18 oranında 01.10.2010-30.09.2011 tarihleri arasında %11 oranında faiz işletilmesi ile elde edilen toplam 4.500.822,07 TL'nin muhtelif tarih ve taksitler halinde davalıya ödenmesi şartıyla taşınmazın müvekkiline veya gösterecekleri 3.
kişilere devredileceğinin kabul edildiğini, bankanın borçlar ödenmeye başlandığında yapılan tüm satış tekliflerini reddettiğini, taşınmazın satış ve devrine ilişkin hükmü yerine getirmediğini, daha sonra taşınmazın bir başka kişiye devredildiğini ve ödenen taksitlerin de banka tarafından irad kaydedildiğini, ek sözleşmenin şekil şartına uygun yapılmadığını iddia ederek davalı bankaya ödenen 550.675,20 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek kısa vadeli kredilere bankalar tarafından uygulanan en yüksek kredi faizi ile tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların toplam borçlarının, taşınmazın davalı banka adına tescil edilmesi ile tasfiye edildiği iddialarının gerçek dışı olduğunu, davacıların davalı bankaya getirdikleri hiçbir müşterinin, tüm sözleşme borcunu kapatacak bedelde ciddi bir öneri sunmadığını, davacıların davalı banka ile akdetmiş oldukları borç tasfiye protokolü içeriğindeki vefa hakkının şeklen geçersizliğini iddia etmelerinin dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen Karar
Mahkemenin 19.03.2015 tarih, 2013/158 E. ve 2015/203 K. sayılı kararı ile gerek genel kredi sözleşmesi gerek 30.03.2009 tarihli borç tasfiye protokolü gerekse 07.01.2011 tarihli ek sözleşmelerin hükümleri doğrultusunda, davacı tarafça anılan sözleşme ve protokol hükümlerine uyulmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
B. Bozma Kararı
Dairemizin 10.01.2019 tarih, 2017/773 E. ve 2019/234 K. sayılı kararı ile "... Davacılar, taraflar arasında akdedilen kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun ödenmemesi üzerine yapılan borç tasfiye protokolü ve ek sözleşme kapsamında kendilerine vefa hakkı tanındığını, bu hakkın davalı banka tarafından kullandırılmadığını ve ek sözleşme kapsamında davalıya ödenen bedelin cezai şart olarak kabul edilerek kendilerine iade edilmediğini, gerek protokolün gerekse ek sözleşmenin ve dolayısıyla ek sözleşmede yer alan cezai şart hükmünün resmi şekil şartına uyulmaması sebebiyle geçersiz olduğunu iddia ederek, bu bedelin iadesini talep etmiştir. Davalı banka ise, protokol ve ek sözleşme gereğinin davacılar tarafından yerine getirilmediğini, ek sözleşmenin 3.
maddesi gereğince ödenen bedelin cezai şart olarak irat kaydedildiğini savunmuştur.
Taraflar arasında akdedilen 30.03.2009 tarihli sözleşme ile 07.01.2011 tarihli ek sözleşme, davacılardan ...'ye ait taşınmaz üzerinde davacılar lehine vefa hakkı tanınmasına ve buna ilişkin koşullara ilişkin hükümler içermekte olup, sözleşme tarihlerinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 213. maddesinde yer alan ''Gayrimenkul bey'i muteber olmak için resmî senede raptedilmek şarttır. Gayrimenkule dair beyi vadi ve bey'i bilvefa ve istimlâk mukavelesi resmî senede raptedilmedikçe muteber değildir. Mukaveleden mütevellit şuf'a hakkı için tahrirî şekil kâfidir.'' hükmü de nazara alınarak sözleşmelerin şekil şartı yönünden değerlendirilmesi gerekirken, gerek hükme esas alınan bilirkişi raporunda gerekse karar yerinde bu hususta bir değerlendirme yapılmaması doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacılar yararına bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacılar yararına bozulmasına karar verilmiştir.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığı, bu kapsamda davacı tarafa nakit kredi kullandırılarak alacağın doğduğu, kullandırılan kredilerin geri ödenmemesi üzerine banka tarafından Kartal 15. Noterliğinin 29.12.2008 tarih ve 73573-73574 yevmiye numaralı ihtarnameleri ile hesabın kat edildiği, 30.03.2009 tarihinde taraflar arasında borçların akdi faiz üzerinden tasfiyesine yönelik sözleşme imzalandığı ve vefa hakkı başlığı altında 3. maddesinde, sözleşmenin ikinci maddesinde belirtilen ödeme planındaki taksitlerden herhangi birisinin zamanında ve tam olarak yatırılmaması hâlinde o ana kadar yukarıdaki ödeme planına ilişkin yatırılan ve yatırılacak olan tüm tutarların banka tarafından cezai şart olarak irad kaydedileceği ve borçlulara herhangi bir geri ödeme yapılamayacağı, bu durumda banka tarafından taşınmazla ilgili serbestçe tasarrufta bulunabileceğinin düzenlendiği, yine taraflar arasında 07.01.2011 tarihli ek sözleşme başlıklı bir protokol imzalanarak 30.03.2009 tarihli borç tasfiye protokolü gereğince bankaya devir ve tescil edilen taşınmazın ödeme planındaki ödemelerin eksiksiz ve zamanında yapılması sonrasında borçlulara veya gösterecekleri 3.
şahıslara devredileceğinin kararlaştırıldığı ve tüm bu hususlarda taraflar arasında bir uyuşmazlığın bulunmadığı, davacıların gerek genel kredi sözleşmesi gerekse sonrasında yapılan iki adet borç tasfiye sözleşmelerine uymamış olmaları karşısında, yukarıda belirtilen hükümde bankanın gayrimenkul üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabileceği kabul edilmiş olup bu yönüyle davacıların gayrimenkulün satış bedeli üzerinden yaptıkları iddia ve itirazların yerinde olmadığı, taraflar arasında kredi borcunun tasfiyesi amacıyla 30.03.2009 tarihli sözleşmenin akdedildiği, bu sözleşmeyle taşınmazın davalı bankaya devrinin sağlandığı, bunun karşılığında bankanın da müşterisine on sekiz aylık geri alım hakkı tanıdığı, sözleşmedeki ...
hareket tarzının, davacıların rızalarıyla taşınmazın mülkiyetinin bankaya devredilmesi, bu suretle bankanın kendi alacağını garanti altına alması, kredi borcunun ödenmemesi durumunda ipoteğin paraya çevrilmesi yolundaki güçlükler ve masraflardan kaçınılarak taşınmazın paraya çevrilerek alacağını tahsil etme imkânına sahip olunması olduğu, yine bu sözleşme ile kredi borçlusuna borcunu yapılandırma imkanı sunulduğu, 30.03.2009 tarihli sözleşme metninde, hem bir yapılandırma hem de geri alım (vefa) hakkı bulunduğu, borcun
yapılandırılmasına ilişkin kısmın herhangi bir geçerlilik şekline tabi olmaksızın serbestçe düzenlenebileceği, geri alma hakkı ise ilgili dönemde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 213 üncü maddesi hükmüne göre resmi şekilde yapılmadıkça geçerli olmayacağı, geçerlilik şekline uyulmadan yapılan sözleşmelerin kesin hükümsüz olduğu, bu sebeple 30.03.2009 tarihli sözleşmede yer alan geri alım hakkına ilişkin şartın kesin hükümsüz olduğu, davacılar tarafından geri alım hakkına ilişkin anlaşmanın geçersiz olması nedeniyle taşınmazı devretmeye yanaşmamış olmaları durumunda bütünü etkileyen kısmi hükümsüzlüğe dayanarak devretmemeden dolayı sorumlu tutulamayacakları, ancak somut olayda taşınmazın davalı bankaya devredildiği, bu sözleşme kapsamında tarafların sözleşme tarihi itibariyle 3.250.000,00 TL olarak kabul ettikleri kredi borçlarına faiz yürütülmeye devam edildiği, 18 aylık geri alım hakkı süresinin 30.03.2011 tarihinde sona erdiği, bu
süreçte davacılar tarafından sözleşme kapsamında 17.09.2010 tarihinde 50.000.00 TL, 27.10.2010 tarihinde 20.155.20 TL, 07.12.2010 tarihinde 80.520.00 TL ödeme yapıldığı, geri alım hakkı süresi içinde borç kapatılmadığından davalılara ek süre verilmek üzere 07.01.2011 tarihli ek sözleşme imzalandığı, ek sözleşmede yukarıda belirtilen ödemelerin davacılar tarafından yapılmış olduğu hususunda tarafların kabulünün sağlandığı, ilaveten 31.03.2011 tarihinde 410.000.00 TL, 30.08.2011 tarihinde 410.000.00 TL, 30.09.2011 tarihinde 3.130.146.87 TL ödenmesi durumunda davacıların geri alım haklarını kullanabileceklerinin kayıt altına alındığı, davacıların geri alım sürelerinin uzatıldığı, 30.03.2009 tarihli sözleşmenin 3.2 ve 3.4 maddelerini değiştiren bu ek sözleşmenin kurulmasından sonra davacıların ödeme yapmamaları üzerine, ek sözleşmedeki 3.
madde hükmü gereği önceden yapılan ödemelerin cezai şart olarak irat kaydedileceği hususunun davacılara ihtar edildiği, bu ihtara davacıların cevap vermediği, taraflar arasındaki 30.03.2009 tarihli sözleşme ve 07.01.2011 tarihli ek sözleşmede yer alan geri alım hakkına ilişkin şartın, kesin hükümsüzlük yaptırımına tabi olduğunun düşünülebileceği, ancak şekle uyulmaması nedeniyle hükümsüz olan sözleşme taraflarca fiilen
uygulanmışsa ya da geçersizliği ileri sürmenin dürüstlük kuralına aykırı görülebildiği diğer durumlarda hakkın kötüye kullanılmasından bahsedileceği, taşınmazın davalı bankaya devredildiği, davacılar tarafından sözleşme ile kararlaştırılan taksitlerden bir kısmının ödendiği, kalan taksitlerin ödenmemesi üzerine ek sözleşme yapıldığı, taraflar arasındaki sürecin bu şekilde devam ettiği, bu hususlar dikkate alındığında geri alım sözleşmesine ilişkin şekil bakımından geçerli bir sözleşme bulunmasa da, tarafların söz konusu sözleşme ile yüklendikleri edimleri yerine getirmeye başladıkları dikkate alındığında, artık bu sözleşmenin tarafları bağlayıcı nitelikte olduğu, şekil eksikliğini ileri sürmenin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde bulunduğu, gerek genel kredi sözleşmesi gerek 30.03.2009 tarihli borç tasfiye protokolü ve gerekse 07.01.2011 tarihli ek sözleşmenin açıklanan hükümleri doğrultusunda, davacı tarafça anılan sözleşme ve protokol hükümlerine uyulmadığı, tarafların sözleşmeler ile yüklendikleri edimleri yerine getirmeye başlamaları nedeniyle geri alım hakkına ilişkin geçerlilik şekline uyulmadığı hususunun ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, söz konusu tüm sözleşme hükümlerinin tarafları bağlayıcı nitelikte bulunduğu gerekçesiyle davacılar tarafından açılan davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; taşınmazın davalı bankaya devredildiğini, borcun ödendiğini, kredinin kapatıldığını, değerinin çok altında bir bedelle bankaya devredilmek zorunda kalınan taşınmazda, müvekkilleri lehine 18 ay süreyle vefa hakkı tanındığını, ancak müvekkilleri tarafından vefa hakkının kullanılabilmesi için davalı bankaya müteaddit kereler yapılan başvuruların, haklı bir gerekçe gösterilmeksizin reddedilmek suretiyle vefa hakkının süresi içinde kullanımına engel olunduğunu, bu ...
07. 01.2011 tarihli ek sözleşmenin imzalandığını, müvekkilleri tarafından baskı altında imzalanan satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan bedeller, taksitler halinde ödenmeye ve aynı zamanda sözleşmeye uygun olarak taşınmazın satışı konusunda üçüncü kişilerle görüşmelere başlandığını, ancak davalı bankanın, taşınmazın üçüncü kişilere devrine ilişkin sözleşmelerin imzalanmasına, sudan ve hukuka aykırı bahanelerle ... göstermemek suretiyle taraflar arasındaki sözleşmeyi ihlal ettiğini, böylece davalı bankanın, bir yandan satış vaadi sözleşmesinin ugulanmasını imkansız hale getirerek müvekkilinin temerrüde düşmesine neden olduğunu, hem taşınmazı elinde tuttuğunu hem de bankaya ödenen satış vaadi sözleşmesi taksitlerini cezai şart adı altında tahsil yoluna gittiğini, davaya konu sözleşmelerin hükümsüzlüğüne ilişkin davacı iddialarını görmezden gelen ve davalının kabul ve ikrarına değinmeye gerek dahi duymayan ve delilleri tartışmayan ve değerlendirme içermeyen bilirkişi raporunun hükme dayanak yapıldığını, rapora itirazların giderilmediğini, resmi şekle tabi sözleşmelerin haricen imzalanması halinde, taşınmazın aynına ilişkin olmayan, davaya konu olayda olduğu gibi borcun tasfiyesine ve bu arada cezai şarta ilişkin şartların dahi hükümsüz hale geleceği yolundaki yasal düzenlemeler ve yerleşik Yüksek Mahkeme içtihatlarının nazara alınmadığını, bilirkişi raporunda iddia ve kanıtlarının değerlendirilmediğini, 30.03.2009 tarihli sözleşmenin bilirkişilerin nitelendirdiği gibi bir yapılandırma sözleşmesi olmadığını, borç tasfiye sözleşmesi olduğunu, kredi borcunun tasfiye edildiğine ilişkin taraflar arasında ihtilaf bulunmadığını, aynı sözleşme ile bankaya devredilen taşınmaz için müvekkilleri lehine 18 ay süreyle vefa hakkı tanındığını, fakat bu süre içerisinde bu hakkın kullanılamadığını, 30.03.2009 tarihli sözleşmenin sona erdiğini, sözleşmenin bu şekilde sona ermesi halinde, yani, vefa hakkı kullanılmaması sebebiyle sona ermesi halinde müvekkilleri için yeni bir borç oluşmamakta fakat davalı bankanın taşınmazla ilgili serbestçe tasarruf etme hakkına sahip olduğunu, taraflar arasında 07.01.2011 tarihli ikinci sözleşmenin akdedildiğini, bu sözleşme ile davalı banka tarafından taşınmaza 4.500.000,00 TL satış bedeli belirlendiğini, 6 taksitte ödenmesi kaydıyla davalı banka tarafından müvekkillerine veya göstereceği üçüncü şahıslara devri vaat edildiğini, belirlenen satış bedelinin ödenmesinde temerrüde düşülmesi halinde ise (son taksit olsa dahi eksik veya geç ödense bile) ödenen taksitlerin tümünün cezai şart olarak davalı banka tarafından irat kaydedileceğinin kabul edildiğini, 07.01.2011 tarihli sözleşmenin resmi şekilde yapılmadığı için hükümsüz olduğunu, bu sözleşmenin hükümsüz olması nedeniyle cezai şarta ilişkin hükmün de hükümsüz olduğunu, söz konusu sözleşmeler gereğince davalı bankanın üstlendiği yükümlülükleri yerine getirmediği yolundaki iddia ve kanıtlarının görmezden gelindiğini, davalı banka tarafından 07.01.2011 tarihli satış vaadi sözleşmesi gereğince üçüncü kişiler tarafından kendisine teklifler yapıldığı ve bu tekliflerin reddedildiği yolundaki kabul ve ikrar çerçevesinde, söz konusu tekliflerin tutarının, taşınmazın rayiç bedeline uygun olup olmadığı yolunda inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre görüş bildirilmesi gerekirken davalı bankanın kabul ve ikrarının bilirkişi raporunda anılmadığını, Mahkemece de tartışılmadığını, delillerin takdirinde hata edildiğini, davalı bankaya kredi borcunun, taşınmazın devri ile ödendiğini, davalı bankanın müvekkillerinin müzayaka halinden yararlandığını, Yerel Mahkemenin, aşırı yararlanma, dürüstlük kuralı ve genel işlem şartlarına açıkça aykırı ceza şarta havi 07.01.2011 tarihli sözleşmeyi, müvekkillerinin kabule zorlandığı hususundaki tüm delilleri ve yasal ve yargısal düzenlemeleri gözardı ederek kurduğu hükmün hukuka aykırı bulunduğunu, cezai şartın re'sen indirimi gerektiğini, davalı bankanın 07.01.2011 tarihli ek sözleşme ile yükümlendiği yükümlülükleri yerine getirmediğini, Yerel Mahkemenin adeta bir direnme kararına imza attığını belirterek Mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında ödenmeyen ve vefa hakkı ile protokole bağlanan borç yönünden yapılmış bulunan kısmi ödemelerin vefa hakkının tanınmaması nedeniyle iadesi istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 213 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacılar vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
11.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064829200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz