İade
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2017/773 E. 2019/234 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
vefa hakkı↗ borç tasfiye protokolü↗ resmi şekil şartı↗ resmi şekil↗ şekil şartı↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ cezai şart↗ genel kredi sözleşmesi↗ protokol↗ geçersizlik↗ ek tasfiye↗ kredi sözleşmesi↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, gerek genel kredi sözleşmesi gerek 30/09/2009 tarihli borç tasfiye protokolü ile gerekse 07/01/2011 tarihli ek sözleşmelerin hükümleri doğrultusunda, davacı tarafça anılan sözleşme ve protokol hükümlerine uyulmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.
Davacılar, taraflar arasında akdedilen kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun ödenmemesi üzerine yapılan borç tasfiye protokolü ve ek sözleşme kapsamında kendilerine vefa hakkı tanındığını, bu hakkın davalı banka tarafından kullandırılmadığını ve ek sözleşme kapsamında davalıya ödenen bedelin cezai şart olarak kabul edilerek kendilerine iade edilmediğini, gerek protokolün gerekse ek sözleşmenin ve dolayısıyla ek sözleşmede yer alan cezai şart hükmünün resmi şekil şartına uyulmaması sebebiyle geçersiz olduğunu iddia ederek, bu bedelin iadesini talep etmiştir. Davalı banka ise, protokol ve ek sözleşme gereğinin davacılar tarafından yerine getirilmediğini, ek sözleşmenin 3. maddesi gereğince ödenen bedelin cezai şart olarak irat kaydedildiğini savunmuştur.
Taraflar arasında akdedilen 30.09.2009 tarihli sözleşme ile 07.01.2011 tarihli ek sözleşme, davacılardan ...'ye ait taşınmaz üzerinde davacılar lehine vefa hakkı tanınmasına ve buna ilişkin koşullara ilişkin hükümler içermekte olup, sözleşme tarihlerinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 213. maddesinde yer alan ''Gayrimenkul bey'i muteber olmak için resmî senede raptedilmek şarttır. Gayrimenkule dair beyi vadi ve bey'i bilvefa ve istimlâk mukavelesi resmî senede raptedilmedikçe muteber değildir. Mukaveleden mütevellit şuf'a hakkı için tahrirî şekil kâfidir.'' hükmü de nazara alınarak sözleşmelerin şekil şartı yönünden değerlendirilmesi gerekirken, gerek hükme esas alınan bilirkişi raporunda gerekse karar yerinde bu hususta bir değerlendirme yapılmaması doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/3160 E. 2024/5829 K.
Ortak:vefa hakkı · borç tasfiye protokolü · resmi şekil şartı · resmi şekil · şekil şartı · cezai şart · genel kredi sözleşmesi · protokol
İncelediğiniz karardaDavacılar, taraflar arasında akdedilen «kredi sözleşmesinden» kaynaklanan borcun ödenmemesi üzerine yapılan «borç tasfiye protokolü» ve ek sözleşme kapsamında kendilerine «vefa hakkı» tanındığını, bu hakkın davalı banka tarafından kullandırılmadığını ve ek sözleşme kapsamında davalıya ödenen bedelin «cezai şart» olarak kabul edilerek kendilerine iade edilmediğini, gerek protokolün gerekse ek sözleşmenin ve dolayısıyla ek sözleşmede yer alan cezai şart hükmünün «resmi şekil şartına» uyulmaması sebebiyle «geçersiz» olduğunu iddia ederek, bu bedelin iadesini talep etmiştir.
Mahkemece, gerek «genel kredi sözleşmesi» gerek 30/09/2009 tarihli «borç tasfiye protokolü» ile gerekse 07/01/2011 tarihli ek sözleşmelerin hükümleri doğrultusunda, davacı tarafça anılan sözleşme ve protokol hükümlerine uyulmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı banka ise, «protokol» ve ek sözleşme gereğinin davacılar tarafından yerine getirilmediğini, ek sözleşmenin 3. maddesi gereğince ödenen bedelin «cezai şart» olarak irat kaydedildiğini savunmuştur.
Benzer bu karardaUyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, «genel kredi sözleşmesi» kapsamında ödenmeyen ve «vefa hakkı» ile «protokole» bağlanan borç yönünden yapılmış bulunan kısmi ödemelerin vefa hakkının tanınmaması nedeniyle iadesi istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/3775 E. 2016/2651 K.
Ortak:vefa hakkı · geçersizlik
İncelediğiniz karardaDavacılar, taraflar arasında akdedilen «kredi sözleşmesinden» kaynaklanan borcun ödenmemesi üzerine yapılan «borç tasfiye protokolü» ve ek sözleşme kapsamında kendilerine «vefa hakkı» tanındığını, bu hakkın davalı banka tarafından kullandırılmadığını ve ek sözleşme kapsamında davalıya ödenen bedelin «cezai şart» olarak kabul edilerek kendilerine iade edilmediğini, gerek protokolün gerekse ek sözleşmenin ve dolayısıyla ek sözleşmede yer alan cezai şart hükmünün «resmi şekil şartına» uyulmaması sebebiyle «geçersiz» olduğunu iddia ederek, bu bedelin iadesini talep etmiştir.
Taraflar arasında akdedilen 30.09.2009 tarihli sözleşme ile 07.01.2011 tarihli ek sözleşme, davacılardan ...'ye ait taşınmaz üzerinde davacılar lehine «vefa hakkı» tanınmasına ve buna ilişkin koşullara ilişkin hükümler içermekte olup, sözleşme tarihlerinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 213. maddesinde yer alan ''Gayrimenkul bey'i muteber olmak için resmî senede raptedilmek şarttır.
Benzer bu kararda… iye ödenmesi durumunda ise, 25 payın geri ...'a veya göstereceği kişilere devredileceğinin kararlaştırıldığı, ... ile ... arasında yapılan geri devir sözleşmesinin («vefa hakkı» veren sözleşme) geçerli olduğu, bu sözleşmeye istinaden payların iadesi gerektiği, yine ... tarafından ... ve ...'ya yapılan devrin de geçerli olduğu, ancak ... tarafından ...'a yapılan devrin, ...'ın vefa hakkı veren sözleşmede tanık olması nedeni ile kötü niyetinden dolayı «geçersiz» olduğu, ...'nın ise «kötü niyetinin» ispat edilemediği gerekçeleriyle ... tarafından ...'a devredilen 5 payın, «muvazaalı» devir nedeniyle iptali ile payların bedeli olan 12.250 TL bedel karşılığında davacılar ..., ..., ..., ... ve ... adlarına eşit şekilde ait olduğunun tespiti ile, şirket «pay defterinin tesciline», ... tarafından ...'ya devir edilen 20 pay yönünden ise açılan davanın reddine, davalı ... tarafından geri devir sözleşmesindeki 1 yıllı süre dolmadan payları 3. k …
2- Dava, «vefa hakkına» dayanarak davalılardan ... ve ... adına kayıtlı «anonim şirket» hisselerinin davacılar adına kayıt ve tescili istemine ilişkindir.
Bu durumda, taraflar arasında düzenlenen işbu sözleşmenin, «vefa hakkına» ilişkin olduğu kuşkusuzdur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:geri alım hakkı · pay defterine tescil · muvazaa · münhasırlık · cy/cy şerhi · pay defteri · üçüncü kişi · temlik
Benzer bu kararda… iye ödenmesi durumunda ise, 25 payın geri ...'a veya göstereceği kişilere devredileceğinin kararlaştırıldığı, ... ile ... arasında yapılan geri devir sözleşmesinin («vefa hakkı» veren sözleşme) geçerli olduğu, bu sözleşmeye istinaden payların iadesi gerektiği, yine ... tarafından ... ve ...'ya yapılan devrin de geçerli olduğu, ancak ... tarafından ...'a yapılan devrin, ...'ın vefa hakkı veren sözleşmede tanık olması nedeni ile kötü niyetinden dolayı «geçersiz» olduğu, ...'nın ise «kötü niyetinin» ispat edilemediği gerekçeleriyle ... tarafından ...'a devredilen 5 payın, «muvazaalı» devir nedeniyle iptali ile payların bedeli olan 12.250 TL bedel karşılığında davacılar ..., ..., ..., ... ve ... adlarına eşit şekilde ait olduğunun tespiti ile, şirket «pay defterinin tesciline», ... tarafından ...'ya devir edilen 20 pay yönünden ise açılan davanın reddine, davalı ... tarafından geri devir sözleşmesindeki 1 yıllı süre dolmadan payları 3. k …
Öte yandan, «vefa hakkı», hakkın konusu olan malın yok olması, veya hak sahibinin «feragatiyle», «münhasıran» hak sahibinin şahsı gözönünde tutularak vefa hakkı kurulmuşsa hak sahibinin ölümü sonucu veyahut tapu siciline «şerh» edilmeme halinde malın «üçüncü kişiye» satılmasıyla birlikte sona erer.
Bilindiği üzere, taşınmaz bir malın maliki, «temlik» ettiği bu malını önceden sözleşme ile belirlenen koşullarla yeniden satın alma hakkını saklı tutmuş ise ortada «vefa hakkının» varlığından sözedilir.
Taşınmazlar bakımından «vefa hakkı» tapu siciline «şerh» edilirse ayni hak gücünü kazanır ve hakkın ilişkin bulunduğu süre içerisinde taşınmaz malı iktisap eden herkese karşı ileri sürülebilir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2017/773 E. , 2019/234 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ...
8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/03/2015 tarih ve 2013/158-2015/203 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olduğu anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 08/01/2019 günü hazır bulunan davacılar vekili Av....ile davalı vekili... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borç taksitlerin ödenmesinde temerrüde düşülmesi üzerine, 30.09.2009 tarihli borç tasfiye protokolü imzalanarak, müvekkili ... adına kayıtlı taşınmazın bankaya devir ve tapu tescili suretiyle borcun tasfiyesi için 18 ay süre ile vefa hakkı tanındığını, taşınmaz bankaya devredilmek suretiyle borç tasfiye edilmiş ise de, davacıların vefa hakkını kullanmak suretiyle yapmış oldukları başvuruların banka tarafından makul ve kabul edilebilir gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini, 07.01.2011 tarihli ek sözleşme başlıklı protokol ile imzalanarak 30.03.2009 borç tasfiye protokolü gereğince, davacılara vefa hakkı tanınması şartıyla davalı bankaya devir ve adına tescil edilen taşınmazın tapudaki satış değeri 31/03/2009 - 30/09/2010 tarihleri arasında %18 oranında 01.10.2010-30.09.2011 tarihleri arasında %11 oranında faiz işletilmesi ile elde edilen toplam 4.500.822,07 TL'nin muhtelif tarih ve taksitler halinde davalıya ödenmesi şartıyla taşınmazın müvekkiline veya gösterecekleri 3.
kişilere devredileceğinin kabul edildiğini, bankanın borçlar ödenmeye başlandığında yapılan tüm satış tekliflerini reddettiğini, taşınmazın satış ve devrine ilişkin hükmü yerine getirmediğini, daha sonra taşınmazın bir başka kişiye devredildiğini ve ödenen taksitlerin de banka tarafından irad kaydedildiğini, ek sözleşmenin şekil şartına uygun yapılmadığını ileri sürerek, davalı bankaya ödenen 550.675,20 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek kısa vadeli kredilere bankalar tarafından uygulanan en yüksek kredi faizi yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacıların toplam borçlarının taşınmazın davalı banka adına tescil edilmesi ile tasfiye edildiği iddialarının gerçek dışı olduğu, davacıların davalı bankaya getirdikleri hiçbir müşterinin, tüm sözleşme borcunu kapatacak bedelde ciddi bir öneri sunmadığını, davacıların davalı banka ile akdetmiş oldukları borç tasfiye protokolü içeriğindeki vefa hakkının şeklen geçersizliğini iddia etmelerinin MK 2.maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırı ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, gerek genel kredi sözleşmesi gerek 30/09/2009 tarihli borç tasfiye protokolü ile gerekse 07/01/2011 tarihli ek sözleşmelerin hükümleri doğrultusunda, davacı tarafça anılan sözleşme ve protokol hükümlerine uyulmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacılar vekili temyiz etmiştir.
Davacılar, taraflar arasında akdedilen kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun ödenmemesi üzerine yapılan borç tasfiye protokolü ve ek sözleşme kapsamında kendilerine vefa hakkı tanındığını, bu hakkın davalı banka tarafından kullandırılmadığını ve ek sözleşme kapsamında davalıya ödenen bedelin cezai şart olarak kabul edilerek kendilerine iade edilmediğini, gerek protokolün gerekse ek sözleşmenin ve dolayısıyla ek sözleşmede yer alan cezai şart hükmünün resmi şekil şartına uyulmaması sebebiyle geçersiz olduğunu iddia ederek, bu bedelin iadesini talep etmiştir. Davalı banka ise, protokol ve ek sözleşme gereğinin davacılar tarafından yerine getirilmediğini, ek sözleşmenin 3. maddesi gereğince ödenen bedelin cezai şart olarak irat kaydedildiğini savunmuştur.
Taraflar arasında akdedilen 30.09.2009 tarihli sözleşme ile 07.01.2011 tarihli ek sözleşme, davacılardan ...'ye ait taşınmaz üzerinde davacılar lehine vefa hakkı tanınmasına ve buna ilişkin koşullara ilişkin hükümler içermekte olup, sözleşme tarihlerinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 213. maddesinde yer alan ''Gayrimenkul bey'i muteber olmak için resmî senede raptedilmek şarttır. Gayrimenkule dair beyi vadi ve bey'i bilvefa ve istimlâk mukavelesi resmî senede raptedilmedikçe muteber değildir. Mukaveleden mütevellit şuf'a hakkı için tahrirî şekil kâfidir.'' hükmü de nazara alınarak sözleşmelerin şekil şartı yönünden değerlendirilmesi gerekirken, gerek hükme esas alınan bilirkişi raporunda gerekse karar yerinde bu hususta bir değerlendirme yapılmaması doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 2.037,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacılara verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 10/01/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/479774400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz