6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Yönetici sorumluluğunda şirket zararının ispatı zorunludur

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/3253 E. 2024/5675 K. · · İlk derece: Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi

OnandıKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

Şirket yöneticilerinin sorumluluğu, yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin kusurla ihlali sonucu doğan zarara bağlıdır; şirketin öz sermayesi ve satışları artmış, ilgili yıllarda net kârda kalmış ve finansal zararı bulunmuyorsa, kötü yönetim iddiası zarar unsuru ispatlanmadığından reddedilir. Kâr dağıtımı genel kurul yetkisinde olduğundan kâr dağıtılmaması tek başına yönetim yetkisinin kötüye kullanılmasını göstermez ve her durumda ortağı zarara uğratmaz; genel kurula çağrı usulsüzlüğü iddiası genel kurul kararının iptali davasının konusudur; grup şirketine karşılıksız avans verilmesi, karşılıklı menfaat ilişkisi (kira ödenmeksizin faaliyet gösterme, davacının da o şirkette ortak olması) gözetildiğinde tek başına şirket zararı sayılmaz.

Ele alınan sorunlar

Şirket yöneticisinin sorumluluğunun koşulları ve şirket zararının ispatı → ret

İddia: Davacılar, davalıların şirketi kötü yönettiğini, kredilerin şahsi menfaatler için kullanıldığını, genel yönetim giderlerinin yaklaşık sekiz kat arttığı hâlde kârın artmamasının kötü yönetime delil olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur; aynı Kanun'un 553-555 inci maddeleri gereği şirket alacaklıları ve pay sahipleri yöneticiler hakkında sorumluluk davası açabilir. Bilirkişi incelemelerine göre şirketin öz sermayesi düzenli olarak artmış, satışlar genel artış göstermiş, banka kredisi kaynaklı finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı yüksek olmadığından kârlılık ciddi biçimde etkilenmemiş, şirket ilgili yıllarda net kârda kalmış, kâr marjındaki düşüş satılan mal maliyetinin yükselmesinden kaynaklanmış, buna rağmen şirket kârlılığını korumuştur. Genel yönetim giderlerindeki artışın kaynağı işçi ücretleri ile danışmanlık giderleri olup, karşılaştırılan yıllar arasında bu giderlerin alt kalemlerinde farklılık bulunmamakta ve bu giderler finansal anlamda toparlanma sürecindeki bir şirket için normal sayılmaktadır. Sonuç olarak şirketin finansal anlamda zararı söz konusu olmadığı gibi, davalıların şirketi zarara uğrattığı konusunda davacı tarafça başkaca delil de ileri sürülmemiştir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Kâr dağıtılmamasının kötü yönetim ve ortağın zararı sayılıp sayılmayacağı → ret

İddia: Davacılar, dağıtılmayan kârın yüksekliğini, şirketin yatırıma ihtiyaç duymamasına rağmen kâr dağıtmamasının kuruluş amacına aykırı olduğunu ve kötü yönetimin delili olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Kâr dağıtımı kararı genel kurula ait bir yetkidir. Şirketin kâr dağıtmaması başlı başına yönetim yetkisinin kötüye kullanıldığını göstermez ve kâr dağıtılmaması her durumda ortağı zarara uğratmaz. Somut olayda davacının kendisinin yönetici olduğu dönemde de kâr dağıtımı yapılmamış olup, brüt kâr marjının düşük olması nedeniyle kâr dağıtılmaması kötü yönetim gerekçesi olarak kabul edilemez. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Genel kurul toplantılarına çağrı yapılmadığı iddiasının sorumluluk davasında ileri sürülmesi → ret

İddia: Davacılar, bir toplantı dışında hiçbir genel kurula çağrılmadıklarını, inceleme ve bilgi alma haklarının engellendiğini, bunun davayı ispata yeterli olduğunu ileri sürmüştür.

Gerekçe: Davalıların yönetici olarak seçildikleri genel kurulun çağrısı davacılara kanuna uygun olarak taahhütlü mektupla yapılmış, davacılar toplantıya katılmamıştır; önceki dönemde ise davacılardan biri zaten şirketin müdürü olarak görev yapmaktadır. Kaldı ki çağrı yapılmaması veya usulsüzlük iddiaları genel kurul kararının iptali gerekçesi olarak ileri sürülebilecek hususlar olmasına rağmen davacılarca bu konuda dava açıldığına dair bir iddia ileri sürülmemiştir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Grup şirketine karşılıksız sipariş avansı verilmesinin şirket zararı oluşturup oluşturmadığı → ret

İddia: Davacılar, şirketin grup şirketini karşılıksız olarak finanse ettiğini, getirisi olmayan sipariş avansı verilmesinin başlı başına kötü yönetim anlamına geldiğini ileri sürmüştür.

Gerekçe: Şirketin verdiği sipariş avansları belirli bir yılda önceki yıla göre anlamlı biçimde artmış ve sonraki yıllarda da bu yüksek tutar devam etmiş, tutar grup şirketine verilen avanstan kaynaklanmış ve avans karşılığında bir hizmet alınmamıştır; ancak bu, grup şirketleri arasında karşılaşılan bir durumdur. Avans verilen grup şirketinin ortakları arasında davacı ile davalılar da yer almakta ve dava konusu şirket, avans verdiği grup şirketine ait taşınmazda kira ödemeksizin ticari faaliyet göstermektedir. Bu nedenle avans borcunun kapatılmamış olması sebebiyle davalıların şirketi zarara uğrattıklarının kabulü mümkün değildir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)

Emsal değeri

Limited şirket yöneticisinin sorumluluğu davasında zarar unsurunun ispatı, kâr dağıtmamanın ve grup şirketine karşılıksız avans verilmesinin tek başına kötü yönetim/zarar sayılamayacağı ve genel kurula çağrı usulsüzlüğünün ayrı bir dava türünün konusu olduğu yönünde Yargıtay denetiminden geçmiş tespitler içerir.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yönetici sorumluluğu kötü yönetim şirket zararı kâr dağıtımı genel kurul yetkisi genel kurul kararının iptali grup şirketi / sipariş avansı ispat yükü

Atıf yapılan mevzuat: 6102 sayılı Kanun — 6102 sayılı Kanun 553(1)TTK 554TTK 555

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Azlık hakları

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1468 E. 2024/4329 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • YİDK kararının iptali | Marka tescili

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5833 E. 2024/2167 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2023/3253 E.  ,  2024/5675 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi

SAYISI 2020/1441 Esas, 2023/435 Karar

HÜKÜM

Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi

SAYISI 2016/395 E., 2019/1229 K.

Taraflar arasındaki limited şirket yöneticisinin sorumluluğu davasından dolayı yapılan yargılama sonunda ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalıların, müvekkillerinin ortağı olduğu Alpa Tekstil Ür.Paz.ve Tic. Ltd. Şti.nin ortağı ve yetkilisi olduklarını, müvekkillerinin şirketten dışlanarak kayıtları inceleme, denetleme ve bilgi alma haklarının engellendiğini, 2009'dan beri genel kurul toplantıları konusunda haber verilmediğini ve şirketin kâr dağıtmadığını, şirketin kötü yönetildiğini, şirket kasasında nakit gözükmesine rağmen avans dağıtılmış gibi gösterilerek yüksek miktarda kredi kullanıldığını, kullanılan kredilerin şahsi menfaatler için kullanıldığını ileri sürerek şirketin uğradığı zararın ve davalıların sorumluluk oranlarının tespiti ile 10.000,00 TL'nin ticari faiziyle birlikte tazminine karar verilmesini talep etmiş, 01.03.2019 tarihli dilekçesinde, zararın şirkete ödenmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

Davalılar vekili cevap dilekçesinde; şirketin kötü yönetilmesinin söz konusu olmadığını, davacıların işbu davadaki taleplerinden kâr dağıtımı, inceleme gibi hususları noter kanalıyla ihtar ettiklerini ve kendilerine olumlu cevap ihtar edildiğini, işbu davadaki taleplerinin bu yollarla alınması ve gerekirse bu hususlarda mahkemeden yetki dahi alması mümkün iken bu davanın açılmasının kötü niyetli olduğunu, davacı ...’ün daha evvel işbu şirketi 2008 yılına kadar şirket ortağı ve yetkilisi olarak yönetirken şirketi ciddi zarara uğratıp elde edilen gelirleri kendi yararına kullandığını, bu sebepten çok sayıda dava açıldığını ve şirketi kötü yöneten ...'ün ibra edilmediğini, bu davacının şirketi zarara uğratması nedeniyle söz konusu dönemde kâr dağıtımı yapılamadığını, davacının sermaye artışı nedeniyle şirkete olan sermaye borcunu ödemediğini, davacı dışındaki yöneticilerin genel kurulda ibra edildiğini, davacıya usulüne uygun olarak genel kurul çağrısı yapıldığını, şirket defterlerinin incelenmesine izin verilmediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların şirket yetkilisi ve ortağı olduğu, şirketin 8 ortaklı kurulduğu, görev süresinin 2008-2016 yılları arasını kapsadığı, 21.11.2008 tarihinden bu yana münferit imza ile şirketi temsil ve ilzama yetkili müdürlerin davalı ... ile ... olduğu, önceki dönemde davacı ...'ün şirket müdürü olarak görev yaptığı, Alpa Tekstil firmasının incelenen 2012-2016 yılları arasındaki ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, 20.11.2008 tarihli toplantıya davacıların katılmadığı, 14.11.2008 tarihinde 8 ortağa da toplantı bildirimi yapılmak üzere mektup gönderildiği, bu hususta posta alındısının mevcut olduğu, toplantıya katılmayan davacıların yer aldığı posta alındılarına göre toplantı bildiriminin bu şahıslara usulüne uygun olarak gönderildiği, şirketin 2016 yılı ile 2010 yılı Genel Yönetim Giderleri kalemlerinde bir farklılık olmadığı, şirketin öz sermayesinin düzenli olarak arttığı, aktif büyüklüğünün aynı şekilde arttığı, şirketin düzenli olarak net kârda olan satışlarının yükselme eğiliminde olduğu, brüt kâr marjlarının düşük olması nedeniyle şirketin kârını dağıtmamasının finansal açıdan makul karşılanması gerektiği, gerek tanık beyanları ve gerekse bilirkişi raporlarındaki teknik incelemelerle sabit olduğu üzere, şirketin finansal anlamda zararının söz konusu olmadığı, davalıların iddia edilen eylemleri ile şirketi zarara uğrattıkları hususunun davacı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların yönettiği şirketin 4.110.066 TL dağıtılmayan kârı bulunduğunu, şirketin 2014, 2015 ve 2016 yıllarında sürekli karşılıksız olarak 1.245.566,87 TL sipariş avansı adı altında Alptaş şirketini bedelsiz finanse ettiğini, şirketin yatırıma ihtiyaç duymamasına rağmen kâr dağıtmamasının kuruluş amacına aykırı olup, kötü yönetimin delili olduğunu, getirisi olmayan sipariş avansı verilmesinin de başlı başına kötü yönetim anlamına geldiğini, müvekkillerinin genel kurul toplantılarına çağrılmamış olmasının davayı ispata yeterli olduğunu, müvekkillerinin 2008 tarihli genel kurul dışında hiçbir genel kurula çağrılmadığını, ilk derece mahkemesince müvekkili ...’ün 2008 yılındaki kötü yönetimi yönündeki tespitinin doğru olmadığını, kaldı ki 2008 yılı kötü yönetim ile dava konusu 2011-2016 yıllarının kötü yönetimi arasında bağlantı bulunmadığını, 2008 yılı kötü yönetimin varlığı kabul edilse dahi bunun sonraki dönem kötü yönetiminin haklı gerekçesi olamayacağını, ...'ın kusurunun varlığı halinde dahi diğer davacının haklarının yok sayılamayacağını, 7 yıldır karı artmayan şirketin genel yönetim gideri artışının da kötü yönetimin göstergesi olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu oldukları, aynı Kanun'un 553-555 maddeleri gereği, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmalarının mümkün olduğu, somut olayda davacılar vekilince, şirket yöneticisi olan davalıların, müvekkillerinin inceleme ve bilgi alma haklarının engellendiği, müvekkillerinin genel kurul toplantılarına çağrılmadığı, şirketin kâr dağıtmadığı, gereksiz avanslar dağıtıldığı, yüksek miktarda kredi kullanıldığı ve kullanılan kredilerin şahsi menfaatler için kullanıldığının ileri sürüldüğü, dava dışı şirketin 19.01.1990 tarihinde kuruluşunun tescil edildiği, davacı ...'ün şirketin kuruluşundan 21.11.2008 tarihine kadar şirket müdürü olarak yer aldığı, 21.11.2008 tarihi itibariyle 10 yıl süreyle şirketi temsil etmek üzere davalıların müdür olarak seçildiği, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında;

şirketin öz sermayesinin 2009 yılından itibaren düzenli olarak arttığı, mizan kayıtlarına göre davacıların şirkete ödenmemiş sermaye borçlarının bulunduğu, şirket satışlarının 2009 yılından sonra genel artış gösterdiği, banka kredisi mali borçlanmadan kaynaklanan finansman giderlerinin net satışlar içindeki payının yüksek olmaması nedeniyle karlılığı ciddi olarak etkilemediği, şirketin 2009-2016 yıllarında net karda olduğu, kâr marjlarındaki düşüşün satılan mal maliyetinin yükselmesinden kaynaklandığı, buna rağmen şirketin karlılığını koruduğu, şirketin davacının yönetiminde ve sonrasında kâr dağıtımı yapmadığı, kâr dağıtmamasının başlı başına yönetim yetkisinin kötüye kullanıldığını göstermeyeceği, kâr dağıtılmamasının her durumda ortağı zarara uğratmayacağı, 20.11.2008 tarihli genel kurul toplantı çağrısının davacılara kanuna uygun olarak taahhütlü mektupla gönderildiği, ancak davacıların toplantıya katılmadığı, şirketin genel yönetim giderlerindeki artışın ...

sebebinin işçi ücretleri ile danışmanlık giderlerindeki artıştan kaynaklandığı, şirketin verilen sipariş avanslarının 2014 yılında önceki yıla göre anlamlı bir şekilde arttığı ve sonraki yıllarda da bu yüksek tutarın devam ettiği, bu tutarın grup şirketi Alptaş şirketine verilen avanstan kaynaklandığı, avans karşılığında bir hizmet alınmadığı, bu durumun grup şirketleri arasında karşılaşılan bir durum olduğu, Alptaş şirketinin ortakları arasında davacı ... ile davalıların da yer aldığı, dava konusu Alpa şirketinin Alptaş'a ait taşınmazda ticari faaliyet göstermesine rağmen bu şirkete kira ödemediği, bu durum nedeniyle davalıların avans borcunun kapatılmamış olması nedeniyle şirketi zarara uğrattıklarının kabulünün mümkün olmadığı tespitine yer verildiği, bu tespitlere göre davacılar vekilince ileri sürülen zarar kalemlerinin yerinde olmadığı, davalıların yönetici olarak seçildikleri genel kurul çağrısının davacılara usulüne uygun olarak yapıldığı, önceki dönemde ise zaten davacı ...'ün şirketin müdürü olarak görev yaptığı, kaldı ki çağrı yapılmaması veya usulsüzlük iddialarının genel kurul kararının iptali gerekçesi olarak ileri sürülebilecek olmasına rağmen davacılarca bu hususta dava açıldığına dair bir iddia ileri sürülmediği, kâr dağıtımı kararı genel kurula ait bir yetki olup davacının yönetici olduğu dönemde de kâr dağıtımı yapılmadığı gibi brüt kâr marjının düşük olması nedeniyle kâr dağıtılmamasının kötü yönetim gerekçesi olarak kabulünün mümkün olmadığı, şirketin sipariş avansı verdiği grup şirketinde davacı da ortak olduğu gibi şirketin avans verdiği şirkete ait taşınmazda kira ödemeden ticari faaliyette bulunduğu, 2016 yılı ile 2010 yılı genel yönetim giderleri alt kalemlerinde bir farklılık bulunmadığı, bu giderlerin finansal anlamda toparlanma sürecindeki bir şirket için normal sayılabileceği, dolayısıyla sonuç olarak şirketin finansal anlamda zararının söz konusu olmadığı, davalıların şirketi zarara uğrattıkları hususunda davacı tarafça başkaca bir delil de ileri sürülmediğine göre, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dışı şirketin birikmiş kârının neden dağıtılmadığı konusunda detaylı açıklama yapılmadığını, 4 milyonu aşan kârın dağıtılmamasının kötü yönetimi gösterediğini, davacının yönetici olduğu döneme atıfta bulunularak kâr dağıtımı yapılmamasının gerekçelendirilmesinin doğru olmadığını, davanın konusunun 2011-2016 arası kötü yönetim iddiasına dayalı olduğunu, dava dışı Alptaş şirketine hizmeti alınmayan karşılıksız avans verildiği tespitine yer verildiğini, bu durumun da kötü yönetime delil olduğunu, müvekkillerinin 2008 yılı hariç hiçbir genel kurula çağrılmadığını, dava dışı şirket hakkında kendilerine bilgi verilmediğini, kabul manasına gelmemekle birlikte müvekkili ...'ün davalı şirketi kötü yönettiği varsayımında dahi, bunun dava konusu 2011-2016 dönemindeki köti yönetimi etkilemeyeceği, sadece ...'ün 2011-2016 arası kötü yönetimde kusurlu olduğu kabul edilse dahi, sadece bu davacı yönünden davanın reddi gerektiğini, diğer davacının hakkının yok sayılamayacağını, dava dışı şirket ile ilgili olarak genel yönetim giderleri 7 yıllık süreçte yaklaşık 8 kat artmışken enflasyona rağmen dava dışı şirketin kârının artmamış olmasının kötü yönetime delil olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe

1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme

Dava, limited şirket yöneticisinin sorumluluğu kapsamında oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk

6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

08.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064681300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

İncelenen istinaf kararı — İst. BAM 12. HD

Bu Yargıtay 11. HD kararı, aşağıdaki İstinaf Dairesi kararının temyiz incelemesidir. Temyiz sonucu: Onandı

İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi · 2020/1441 E. 2023/435 K.

Şirket yöneticisinin sorumluluğunda doğrudan-dolaylı zarar ayrımı

Gerekçe özeti

Şirket ortağının, şirket yöneticileri aleyhine açtığı sorumluluk davasında zararın tazmininin talep edilebilmesi için ileri sürülen zararın doğrudan zarar niteliğinde olması gerekir; ortaklığın doğrudan zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur ve bu halde ortaklar ancak yöneticilerin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesini isteyebilir. Kar dağıtımı kararı genel kurula ait bir yetki olduğundan, şirketin finansal verileri (kar marjı, satış artışı, öz sermaye artışı) kar dağıtmama kararını finansal açıdan makul kılıyorsa, kar dağıtılmamasının tek başına yönetim yetkisinin kötüye kullanılması ya da kötü yönetim göstergesi sayılması mümkün değildir. Genel kurul çağrısının usulsüzlüğü iddiası, genel kurul kararının iptali davasında ileri sürülmesi gereken bir husus olup, ayrı bir tazminat davasında bu iddianın ileri sürülmesi sonuç doğurmaz. Grup şirketlerine karşılıksız avans verilmesi, karşılığında ortaklık ilişkisi veya bedelsiz kullanım gibi dengeleyici unsurlar mevcutsa, tek başına şirketi zarara uğrattığı sonucunu doğurmaz.

Emsal değeri

Şirket yöneticisi aleyhine açılan sorumluluk davalarında doğrudan-dolaylı zarar ayrımının nasıl yapılacağı ve kar dağıtmama, avans verme gibi yönetim kararlarının kötü yönetim sayılıp sayılmayacağına ilişkin somut değerlendirme kriterleri açısından bölgesel emsal niteliği taşımaktadır.

Kavramlar: limited şirket müdürünün sorumluluğu doğrudan zarar dolaylı zarar kar dağıtımı genel kurul çağrısı sipariş avansı kötü yönetim

İstinaf (12. HD) kararının tam metni

(6102 S. K. m. 553)

Davanın reddine ilişkin kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;

DAVA

Davacılar vekili; davalıların, müvekkillerinin ortağı bulunduğu ... Paz.ve Tic. Ltd. Şti'nin ortağı ve yetkilisi olduklarını, müvekkillerinin şirketten dışlanarak kayıtları inceleme, denetleme ve bilgi alma haklarının engellendiğini, 2009'dan beri genel kurul toplantıları konusunda haber verilmediğini ve şirketin kar dağıtmadığını, şirket kötü yönetilmekle olup, şirket kasasında nakit gözükmesine rağmen gereksiz avanslar dağıtılmış gibi gösterilerek yüksek miktarda kredi kullanıldığını, kullanılan kredilerin de şahsi menfaatler için kullanıldığını belirterek, şirketin uğradığı zararın ve davalıların sorumluluk oranlarının tespiti ile 10.000-TL zararın ticari faiziyle birlikte tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

Davacılar vekili 01.03.2019 tarihli açıklama dilekçesinde, zararın şirkete ödenmesini talep ettiklerini belirtmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili; şirketin kötü yönetilmesinin söz konusu olmadığını, davacıların işbu davadaki taleplerinden kar dağıtımı, inceleme gibi hususları genel kurul yoluyla alması ve gerekirse bu hususlarda mahkemeden yetki dahi alması mümkün iken bu davanın açılmasının kötü niyetli olduğunu, davacı ...’ün daha evvel işbu şirketi 2008 yılma kadar şirket ortağı ve yetkilisi olarak yönetirken şirketi ciddi zarara uğratıp elde edilen gelirleri kendi yararına kullandığını, bu sebeplerde dolayı çok sayıda davalar açıldığını ve şirketi kötü yöneten ...'ün ibra edilmediğini, bu davacının şirketi zarara uğratması nedeniyle söz konusu dönemde kar dağıtımı yapılamadığını, davacının yönetici olduğu dönemde de kar dağıtımı yapılmadığını, davacının sermaye artışı nedeniyle şirkete olan sermaye borcunu ödemediğini, davacı dışındaki yöneticilerin genel kurulda ibra edildiğini, davacıya usulüne uygun olarak genel kurul çağrısı yapıldığını, davacının şirket defterlerinin incelenmesine izin verilmediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEME KARARI

Mahkemece; davacıların şirket yetkilisi ve ortağı olduğu şirketin 8 ortaklı olarak kurulduğu, görev süresinin 2008-2016 yılları arasını kapsadığı, 21.11.2008 tarihinden bu yana münferit imza ile şirketi temsil ve ilzama yetkili müdür olan davalı ... ile ... olduğu, önceki dönemde davacı ...'ün şirket müdürü olarak görev yaptığı, 20.11.2008 tarihli toplantıya davacıların katılmadığı, 14.11.2008 tarihinde 8 ortağa da toplantı bildirimi yapılmak üzere mektup gönderildiği, bu hususta posta alındısının mevcut olduğu, toplantıya katılmayan davacıların yer aldığı posta alındılarına göre toplantı bildiriminin bu şahıslara usulüne uygun olarak gönderildiği, şirketin 2016 yılı ile 2010 yılı genel yönetim giderleri kalemlerinde bir farklılık olmadığı, şirketin öz sermayesinin düzenli olarak arttığı, aktif büyüklüğünün aynı şekilde arttığı, şirketin düzenli olarak net karda olan satışlarının yükselme eğiliminde olduğu, brüt kar marjlarının düşük olması nedeniyle şirketin karını dağıtmamasının finansal açıdan makul karşılanması gerektiği, gerek tanık beyanları ve gerekse bilirkişi raporlarındaki teknik incelemelerle sabit olduğu üzere, şirketin finansal anlamda zararının söz konusu olmadığı, davalıların iddia edilen eylemleri ile şirketi zarara uğrattıkları hususunun davacı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İSTİNAF NEDENLERİ

Davacılar vekili; davalıların yönettiği şirketin 4.110.066-TL dağıtılmayan karı bulunduğunu, şirketin 2014, 2015 ve 2016 yıllarında sürekli karşılıksız olarak 1.245.566,87-TL sipariş avansı adı altında ... şirketini bedelsiz finanse ettiğini, şirketin yatırıma ihtiyaç duymamasına rağmen kar dağıtmaması kuruluş amacına aykırı olup, kötü yönetimin delili olduğunu, getirisi olmayan sipariş avansı verilmesinin de başlı başına kötü yönetim anlamına geldiğini, müvekkillerinin genel kurul toplantılarına çağrılmamış olmasının davayı ispata yeterli olduğunu, müvekkillerinin 2008 tarihli genel kurul dışında hiçbir genel kurula çağrılmadığını, ilk derece mahkemesince müvekkili ...’ün 2008 yılındaki kötü yönetimi yönündeki tespitinin doğru olmadığını, kaldı ki 2008 yılı kötü yönetim ile dava konusu 2011-2016 yıllarının kötü yönetimi arasında bağlantı bulunmadığını, 2008 yılı kötü yönetimin varlığı kabul edilse dahi bunun sonraki dönem kötü yönetiminin haklı gerekçesi olamayacağını, 7 yıldır karı artmayan şirketin genel yönetim gideri artışının da kötü yönetimin göstergesi olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE

Dava, limited şirket yöneticisinin sorumluluğu kapsamında oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. TTK'nın 553/1 maddesi uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur.

Söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için, oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Şirket ortağı veya alacaklısı konumunda olan kişilerin sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır. Şirket yöneticilerinin, şirketin almış olduğu borcu ya da başkaca edim yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla şirketi atıl kılarak acz içine düşürmeleri hali, üçüncü kişiler yönünden doğrudan zarar niteliğinde olup, bunun dışında kalan ve dolaylı zarar olarak nitelendirilebilecek hususlarda ortakların veya alacaklıların, ancak yöneticilerin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesi yönünde istemde bulunmaları mümkündür.

Somut olayda davacılar vekilince, şirket yöneticisi olan davalıların, müvekkillerinin inceleme ve bilgi alma haklarının engellendiği, müvekkillerinin genel kurul toplantılarına çağrılmadığı, şirketin kar dağıtmadığı, gereksiz avanslar dağıtıldığı, yüksek miktarda kredi kullanıldığı ve kullanılan kredilerin şahsi menfaatler için kullanıldığı ileri sürülmüştür. Dava dışı şirketin 19.01.1990 tarihinde kuruluşunun tescil edildiği, davacı ...'ün şirketin kuruluşundan 21.11.2008 tarihine kadar şirket müdürü olarak yer aldığı, 21.11.2008 tarihi itibariyle 10 yıl süreyle şirketi temsil etmek üzere davalıların müdür olarak seçildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında; şirketin öz sermayesinin 2009 yılından itibaren düzenli olarak arttığı, mizan kayıtlarına göre davacıların şirkete ödenmemiş sermaye borçlarının bulunduğu, şirket satışlarının 2009 yılından sonra genel artış gösterdiği, banka kredisi mali borçlanmadan kaynaklanan finansman giderlerinin net satışlar içindeki payının yüksek olmaması nedeniyle karlılığı ciddi olarak etkilemediği, şirketin 2009-2016 yıllarında net karda olduğu, kar marjlarındaki düşüşün satılan mal maliyetinin yükselmesinden kaynaklandığı, buna rağmen şirketin karlılığını koruduğu, şirketin davacının yönetiminde ve sonrasında kar dağıtımı yapmadığı, kar dağıtmamasının başlı başına yönetim yetkisinin kötüye kullanıldığını göstermeyeceği, kar dağıtılmamasının her durumda ortağı zarara uğratmayacağı, 20.11.2008 tarihli genel kurul toplantı çağrısının davacılara kanuna uygun olarak taahhütlü mektupla gönderildiği, ancak davacıların toplantıya katılmadığı, şirketin genel yönetim giderlerindeki artışın temel sebebinin işçi ücretleri ile danışmanlık giderlerindeki artıştan kaynaklandığı, şirketin verilen sipariş avanslarının 2014 yılında önceki yıla göre anlamlı bir şekilde arttığı ve sonraki yıllarda da bu yüksek tutarın devam ettiği, bu tutarın grup şirketi ...

şirketine verilen avanstan kaynaklandığı, avans karşılığında bir hizmet alınmadığı, bu durumun grup şirketleri arasında karşılaşılan bir durum olduğu, ... şirketinin ortakları arasında davacı ... ile davalıların da yer aldığı, dava konusu ... şirketinin ...'a ait taşınmazda ticari faaliyet göstermesine rağmen bu şirkete kira ödemediği, bu durum nedeniyle davalıların avans borcunun kapatılmamış olması nedeniyle şirketi zarara uğrattıklarının kabulünün mümkün olmadığı tespit edilmiştir. Bu tespitler doğrultusunda; davacılar vekilince ileri sürülen zarar kalemlerinin yerinde olmadığı, davalıların yönetici olarak seçildikleri genel kurul çağrısının davacılara usulüne uygun olarak yapıldığı, önceki dönemde ise zaten davacı ...'ün şirketin müdürü olarak görev yaptığı, kaldı ki çağrı yapılmaması veya usulsüzlük iddialarının genel kurul kararının iptali gerekçesi olarak ileri sürülebilecek olmasına rağmen davacılarca bu hususta dava açıldığına dair bir iddia ileri sürülmediği, kar dağıtımı kararı genel kurula ait bir yetki olup davacının yönetici olduğu dönemde de kar dağıtımı yapılmadığı gibi brüt kar marjının düşük olması nedeniyle kar dağıtılmamasının kötü yönetim gerekçesi olarak kabulünün mümkün olmadığı, şirketin sipariş avansı verdiği grup şirketinde davacı da ortak olduğu gibi şirketin avans verdiği şirkete ait taşınmazda kira ödemeden ticari faaliyette bulunduğu, 2016 yılı ile 2010 yılı genel yönetim giderleri alt kalemlerinde bir farklılık bulunmadığı, bu giderlerin finansal anlamda toparlanma sürecindeki bir şirket için normal sayılabileceği, dolayısıyla sonuç olarak şirketin finansal anlamda zararının söz konusu olmadığı tespit edilmiş olup, davalıların şirketi zarara uğrattıkları hususunda davacı tarafça başkaca bir delil de ileri sürülmediğine göre, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, istinaf nedenleri yerinde olmayan davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

HÜKÜM

Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 179,90-TL istinaf karar harcından davacılar tarafından peşin yatırılan 54,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 125,50-TL harcın davacılardan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacılar tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliğiyle karar verildi.22/03/2023 (¤¤)

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.