Yönetici sorumluluğunda şirket zararının ispatı zorunludur
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/3253 E. 2024/5675 K. · · İlk derece: Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
OnandıKesinlik belirsiz
★ Emsal
Gerekçe özeti
Şirket yöneticilerinin sorumluluğu, yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerin kusurla ihlali sonucu doğan zarara bağlıdır; şirketin öz sermayesi ve satışları artmış, ilgili yıllarda net kârda kalmış ve finansal zararı bulunmuyorsa, kötü yönetim iddiası zarar unsuru ispatlanmadığından reddedilir. Kâr dağıtımı genel kurul yetkisinde olduğundan kâr dağıtılmaması tek başına yönetim yetkisinin kötüye kullanılmasını göstermez ve her durumda ortağı zarara uğratmaz; genel kurula çağrı usulsüzlüğü iddiası genel kurul kararının iptali davasının konusudur; grup şirketine karşılıksız avans verilmesi, karşılıklı menfaat ilişkisi (kira ödenmeksizin faaliyet gösterme, davacının da o şirkette ortak olması) gözetildiğinde tek başına şirket zararı sayılmaz.
Ele alınan sorunlar
Şirket yöneticisinin sorumluluğunun koşulları ve şirket zararının ispatı → ret
İddia: Davacılar, davalıların şirketi kötü yönettiğini, kredilerin şahsi menfaatler için kullanıldığını, genel yönetim giderlerinin yaklaşık sekiz kat arttığı hâlde kârın artmamasının kötü yönetime delil olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur; aynı Kanun'un 553-555 inci maddeleri gereği şirket alacaklıları ve pay sahipleri yöneticiler hakkında sorumluluk davası açabilir. Bilirkişi incelemelerine göre şirketin öz sermayesi düzenli olarak artmış, satışlar genel artış göstermiş, banka kredisi kaynaklı finansman giderlerinin net satışlar içindeki payı yüksek olmadığından kârlılık ciddi biçimde etkilenmemiş, şirket ilgili yıllarda net kârda kalmış, kâr marjındaki düşüş satılan mal maliyetinin yükselmesinden kaynaklanmış, buna rağmen şirket kârlılığını korumuştur. Genel yönetim giderlerindeki artışın kaynağı işçi ücretleri ile danışmanlık giderleri olup, karşılaştırılan yıllar arasında bu giderlerin alt kalemlerinde farklılık bulunmamakta ve bu giderler finansal anlamda toparlanma sürecindeki bir şirket için normal sayılmaktadır. Sonuç olarak şirketin finansal anlamda zararı söz konusu olmadığı gibi, davalıların şirketi zarara uğrattığı konusunda davacı tarafça başkaca delil de ileri sürülmemiştir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Kâr dağıtılmamasının kötü yönetim ve ortağın zararı sayılıp sayılmayacağı → ret
İddia: Davacılar, dağıtılmayan kârın yüksekliğini, şirketin yatırıma ihtiyaç duymamasına rağmen kâr dağıtmamasının kuruluş amacına aykırı olduğunu ve kötü yönetimin delili olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Kâr dağıtımı kararı genel kurula ait bir yetkidir. Şirketin kâr dağıtmaması başlı başına yönetim yetkisinin kötüye kullanıldığını göstermez ve kâr dağıtılmaması her durumda ortağı zarara uğratmaz. Somut olayda davacının kendisinin yönetici olduğu dönemde de kâr dağıtımı yapılmamış olup, brüt kâr marjının düşük olması nedeniyle kâr dağıtılmaması kötü yönetim gerekçesi olarak kabul edilemez. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Genel kurul toplantılarına çağrı yapılmadığı iddiasının sorumluluk davasında ileri sürülmesi → ret
İddia: Davacılar, bir toplantı dışında hiçbir genel kurula çağrılmadıklarını, inceleme ve bilgi alma haklarının engellendiğini, bunun davayı ispata yeterli olduğunu ileri sürmüştür.
Gerekçe: Davalıların yönetici olarak seçildikleri genel kurulun çağrısı davacılara kanuna uygun olarak taahhütlü mektupla yapılmış, davacılar toplantıya katılmamıştır; önceki dönemde ise davacılardan biri zaten şirketin müdürü olarak görev yapmaktadır. Kaldı ki çağrı yapılmaması veya usulsüzlük iddiaları genel kurul kararının iptali gerekçesi olarak ileri sürülebilecek hususlar olmasına rağmen davacılarca bu konuda dava açıldığına dair bir iddia ileri sürülmemiştir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Grup şirketine karşılıksız sipariş avansı verilmesinin şirket zararı oluşturup oluşturmadığı → ret
İddia: Davacılar, şirketin grup şirketini karşılıksız olarak finanse ettiğini, getirisi olmayan sipariş avansı verilmesinin başlı başına kötü yönetim anlamına geldiğini ileri sürmüştür.
Gerekçe: Şirketin verdiği sipariş avansları belirli bir yılda önceki yıla göre anlamlı biçimde artmış ve sonraki yıllarda da bu yüksek tutar devam etmiş, tutar grup şirketine verilen avanstan kaynaklanmış ve avans karşılığında bir hizmet alınmamıştır; ancak bu, grup şirketleri arasında karşılaşılan bir durumdur. Avans verilen grup şirketinin ortakları arasında davacı ile davalılar da yer almakta ve dava konusu şirket, avans verdiği grup şirketine ait taşınmazda kira ödemeksizin ticari faaliyet göstermektedir. Bu nedenle avans borcunun kapatılmamış olması sebebiyle davalıların şirketi zarara uğrattıklarının kabulü mümkün değildir. (Yargıtay'ca onanan Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesi)
Emsal değeri
Limited şirket yöneticisinin sorumluluğu davasında zarar unsurunun ispatı, kâr dağıtmamanın ve grup şirketine karşılıksız avans verilmesinin tek başına kötü yönetim/zarar sayılamayacağı ve genel kurula çağrı usulsüzlüğünün ayrı bir dava türünün konusu olduğu yönünde Yargıtay denetiminden geçmiş tespitler içerir.
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
yönetici sorumluluğu↗ kötü yönetim↗ şirket zararı↗ kâr dağıtımı↗ genel kurul yetkisi↗ genel kurul kararının iptali↗ grup şirketi / sipariş avansı↗ ispat yükü↗
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1468 E. 2024/4329 K.
Ortak:şirket zararı · kâr dağıtımı
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; şirketin kötü yönetilmesinin söz konusu olmadığını, davacıların işbu davadaki taleplerinden kâr «dağıtımı», inceleme gibi hususları noter kanalıyla «ihtar» ettiklerini ve kendilerine olumlu cevap ihtar edildiğini, işbu davadaki taleplerinin bu yollarla alınması ve gerekirse bu hususlarda mahkemeden «yetki» dahi alması mümkün iken bu davanın açılmasının kötü niyetli olduğunu, davacı ...’ün daha evvel işbu şirketi 2008 yılına kadar şirket ortağı ve yetkilisi olarak yönetirken şirketi ciddi zarara uğratıp elde edilen gelirleri kendi yararına kullandığını, bu sebepten çok sayıda dava açıldığını ve şirketi kötü yöneten ...'ün «ibra» edilmediğini, bu davacının «şirketi zarara» uğratması nedeniyle söz konusu dönemde kâr dağıtımı yapılamadığını, davacının sermaye artışı nedeniyle şirkete olan sermaye borcunu ödemediğini, davacı dışındaki yöneticilerin genel kurulda ibra edildiğini, davacıya usulüne uygun olarak genel kurul çağrısı yapıldığını, şirket «defterlerinin» incelenmesine izin verilmediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
… Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve «esas sözleşmeden doğan» yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu oldukları, aynı Kanun'un 553-555 maddeleri gereği, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında «sorumluluk davası» açmalarının mümkün olduğu, somut olayda davacılar vekilince, şirket yöneticisi olan davalıların, müvekkillerinin inceleme ve bilgi alma haklarının engellendiği, müvekkillerinin genel kurul toplantılarına çağrılmadığı, şirketin kâr dağıtmadığı, gereksiz avanslar «dağıtıldığı», yüksek miktarda kredi kullanıldığı ve kullanılan kredilerin şahsi menfaatler için kullanıldığının ileri sürüldüğü, dava dışı şirketin 19.01.1990 tarihinde kuruluşunun tescil edildiği, davacı ...'ün şirketin kuruluşundan 21.11.2008 tarihine kadar «şirket müdürü» olarak yer aldığı, 21.11.2008 tarihi itibariyle 10 yıl süreyle şirketi «temsil» etmek üzere davalıların müdür olarak seçildiği, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında; şirketin öz sermayesinin 2009 yılından itibaren düzenli olarak arttığı, mizan kayıtlarına göre davacıların şirkete ödenmemiş sermaye borçlarının bulunduğu, şirket satışlarının 2009 yılından sonra genel artış gösterdiği, banka kredisi mali borçlanmadan kaynaklanan finansman giderlerinin net satışlar içindeki «payının» yüksek olmaması nedeniyle karlılığı ciddi olarak etkilemediği, şirketin 2009-2016 yıllarında net karda olduğu, kâr marjlarındaki düşüşün satılan mal maliyetinin yükselmesinden kaynaklandığı, buna rağmen şirketin karlılığını koruduğu, şirketin davacının yönetiminde ve sonrasında kâr dağıtımı yapmadığı, kâr dağıtmamasının başlı başına yönetim «yetkisinin» kötüye kullanıldığını göstermeyeceği, kâr dağıtılmamasının her durumda ortağı zarara uğratmayacağı, 20.11.2008 tarihli genel kurul toplantı çağrısının davacılara kanuna uygun olarak «taahhütlü» mektupla gönderildiği, ancak davacıların toplantıya katılmadığı, şirketin genel yönetim giderlerindeki artışın ... «sebebinin» işçi ücretleri ile danışmanlık giderlerindeki artıştan kaynaklandığı, şirketin verilen sipariş avanslarının 2014 yılında önceki yıla göre anlamlı bir şekilde arttığı ve sonraki yıllarda da bu yüksek tutarın devam ettiği, bu tutarın grup şirketi Alptaş şirketine verilen avanstan kaynaklandığı, avans karşılığında bir hizmet alınmadığı, bu durumun grup şirketleri arasında karşılaşılan bir durum olduğu, Alptaş şirketinin ortakları arasında davacı ... ile davalıların da yer aldığı, dava konusu Alpa şirketinin Alptaş'a ait taşınmazda ticari faaliyet göstermesine rağmen bu şirkete kira ödemediği, bu durum nedeniyle davalıların avans borcunun kapatılmamış olması nedeniyle «şirketi zarara» uğrattıklarının kabulünün mümkün olmadığı tespitine yer verildiği, bu tespitlere göre davacılar vekilince ileri sürülen zarar kalemlerinin yerinde olmadığı, davalıların yönetici olarak seçildikleri genel kurul çağrısının davacılara usulüne uygun olarak yapıldığı, önceki dönemde ise zaten davacı ...'ün şirketin müdürü olarak görev yaptığı, kaldı ki çağrı yapılmaması veya usulsüzlük iddialarının «genel kurul kararının iptali» gerekçesi olarak ileri sürülebilecek olmasına rağmen davacılarca bu hususta dava açıldığına dair bir iddia ileri sürülmediği, kâr dağıtımı kararı genel kurula ait bir «yetki» olup davacının yönetici olduğu dönemde de kâr dağıtımı yapılmadığı gibi brüt kâr marjının düşük olması nedeniyle kâr dağıtılmamasının kötü yönetim gerekçesi olarak …
… i genel kurul toplantıları konusunda haber verilmediğini ve şirketin kâr dağıtmadığını, şirketin kötü yönetildiğini, şirket kasasında nakit gözükmesine rağmen avans «dağıtılmış» gibi gösterilerek yüksek miktarda kredi kullanıldığını, kullanılan kredilerin şahsi menfaatler için kullanıldığını ileri sürerek şirketin uğradığı zararın ve daval …
Benzer bu karardaŞti. ile alacak verecek ilişkisinin dava konusu şirkette gibi gösterilmesinin hukuki ve takdiri bir «maddi hata» olduğunu, 2008 yılı kötü yönetimi ile dava konusu 2011-2016 yıllarının kötü yönetimiyle ilişkisi ve etkisinin bulunmadığını ve illiyet rabıtası kurulamadığını, 2008 yılı kötü yönetimin varlığının, 2011-2016 yılının kötü yönetilmesinin haklı gerekçesi olamayacağını, müvekkili davacı ...’ın kusurunun kabulü halinde davanın kendisi hakkında ret edilmesi gerektiğini, sadece ...’ın «kusuru» sebebiyle diğer müvekkilleri davacı ... ve ...’ın haklarının yok sayılmasının da hatalı bir hukuki değerlendirme olduğunu, davalı şirketin «dağıtılmayan» 2.635.051,68 TL'lik karının olduğunu ve bu karın da ortaklara dağıtılmadığının bilirkişi raporlarıyla ispatlandığını, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre «kar payı» dağıtmamanın başlı başına «şirketin feshi» için yeterli sebep olduğunu, ticari şirketlerin kar etmesinin, elde edilen karın yatırıma dönüşmesinin, yatırım yapılamadığında karın ortaklara paylaştırılmasının amaçlandığını, davalı şirket yönetiminin, şirketin kar ettiği dönemlerde kar dağıtmadığı gibi yatırımda yapmadığını, daha sonraki dönemlerde ise şirketin kötü yönetim sebebiyle zarar ettiğini, çoğunluk hisse sahiplerinin azınlıkta kalan hisse sahiplerini düşünmediğini, kendilerini adeta yok saymaları sebebiyle şirket ortaklığından ayrılma taleplerinin ticari kurallara ve kanun koyucunun mantığına uygun olduğunu, döneminde dağıtılmayan karlardan sonraki dava dışı dönemde şirketin 30.09.2018 tarih itibariyle 1.914.635 TL zarar ettiğinin 25.03.2019 tarihli bilirkişi raporuyla anlaşıldığını, ortaklar arasında huzursuzluğun bulunduğu, oluşan karın dağıtılmadığı, daha sonra «şirketin zarar» ettiği, azınlık hisse sahiplerinin yok sayıldığı, haklarının gözetilmediği, bilirkişi raporlarının da yeterince objektif değerlendirmeler içermediğini, yapılan değ …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin davacılar ile «dahili» davalı olmak üzere dört ortaklı ve dahili davalı ...'un şirketin münferit yetkili müdürü olduğu, davacı tarafın dava dilekçesinde şirketin kötü yönetildiği iddiası ile birlikte, yüksek kar elde ettiği ancak «kar payı» dağıtmadığı iddiasında bulunduğu, davalı şirketin «ticari defter» ve kayıtları ile bilanço, mizan ve vergi kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen bilirkişi raporlarında, şirketin nakit ihtiyacı içerisinde olduğu, bu nedenle kredi kullandığı, satılan makineler nedeniyle bir «kayba» uğramadığı, bu hususların sorumluluk davasında ileri sürülebileceği, kar elde etmiş ise de likit kaynağa sahip olmaması sebebiyle kar payı dağıtamadığı, ayrıca «kar payı dağıtılması» yönünde alınmış bir genel kurul kararı bulunmadığı, öz varlığını koruduğu ve ticari faaliyetlerine devam ettiği tespit edilmiş olup, davalı tarafından davacı ...'ün 13.10.2008 tarihinden önce, «şirketin müdürlüğünü» yaptığı sırada «şirketi zarara» uğrattığından bahisle İstanbul 29.
… duğunu, davalı şirketin kötü yönetimi neticesinde 2009 yılından sonra kendine ait satış yerlerinin önemli kısmını kapattığını, şirket faaliyetleri nedeniyle başkaca «fesih» «sebebinin» de gerçekleştiğini, 2009 yılından beri genel kurul toplantılarından haberi olmayan müvekkili ortaklara «kar payının» da «dağıtılmadığını», davalı şirketin «haklı fesih» şartlarının oluştuğunu ileri sürerek davalı şirketin fesih ve tasfiyesine veya müvekkillerine ait davalı şirketteki paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenerek davalı şirketten çıkarılmasına, değerin tespit edildiği tarihten itibaren en yüksek «ticari faiz» işletilmesine, aksi halde duruma uygun düşen ve müvekkilleri tarafından kabul edilebilecek diğer bir çözüme karar verilmesini talep etmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:azlık hakları · haklı sebeple fesih · haklı fesih · para borcu · aile şirketi · kar payı dağıtımı · haklı sebep · kâr payı dağıtımı
Benzer bu kararda… sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrası haklı sebeplerin varlığı halinde her ortağın «şirketin feshini» isteyebileceğini düzenlediği, ancak söz konusu maddede haklı «sebebe» ilişkin bir «tanıma» veya haklı sebebin sınırına ve kapsamına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediği, «anonim şirketlerde» de haklı sebeple şirketin feshinin düzenlendiği 531 inci maddede de aynı şekilde bir tanım, sınır veya haklı sebebe örnek bulunmadığı, ancak uygulamada genel kurulun birçok kez kanuna aykırı şekilde toplantıya çağrılması, «azlık hakları» ile bireysel hakların devamlı ihlali, özellikle bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi, şirketin sürekli zarar etmesi, «dağıtılan» «kar payının» sürekli azalması «haklı sebep» olarak kabul edildiği, yine gerek uygulamada gerekse müstekar Yargıtay uygulamalarında, şirketin devamının imkansız olduğu durumlarda, yine davacıların taleplerinin «dürüstlük kuralına» aykırı olmadığı ve feshe ilişkin koşulların gerçekleştiği durumlarda şirketin feshine karar verilebileceğinin kabul edildiği, dolayısıyla «haklı sebeple fesih» hakkının düzenlendiği 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesi gereğince yapılacak değerlendirmede, haklı sebep olarak ileri sürülen olayların dürüstlük kuralı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, davacıların şirketin kar payı dağıtmaması suretiyle ortaklarını mağdur etmesi, şirketin ihtiyacı olmamasına rağmen kredi alarak şirket faaliyetlerinde kullanmaması, şirketin işletmelerine ait bir kısım unsurları satması, 159 numaralı sipariş avans bakiyesinin gerçek olup olmadığının anlaşılamadığı sebeplerine dayanarak bu sebepleri şirketin feshi için haklı sebep olarak ileri sürdükleri, gerek toplanan deliller gerekse hükme esas alınan bilirkişi raporları birlikte değerlendirildiğinde; şirketin değişik tarihlerde kredi kullandığı, kullanılan kredilerden daha çok nakit ihtiyacının bulunduğu ve kredilere ihtiyaç duyduğu, davacıların bu yöndeki iddialarını somutlaştırmadıkları gibi kredilerin şirket faaliyetlerinde kullanılmadığı iddialarını da ispat edemedikleri, yine davacıların 2014 yılı için gösterilen 2.841.583,13 TL'lik 159 numaralı sipariş avans bakiyesinin gerçek olup olmadığının anlaşılamadığı yönündeki iddialarının soyut iddia olduğu ve ispat edilemediği, bilirkişi raporlarından açıkça anlaşılacağı üzere davalı şirketin değişik tarihlerde işletmelerine ait ve bir kısım unsurları sattığı (işletmede kullanılan çorap örme makinesi vb) ancak bu hususun şirketin üretim kapasitesinde eksikliğe ve buna dayalı zarara sebep olmadığı, kaldı ki 2011-2015 yılları arasında 253 numaralı makine ve teçhizatlar hesabında yeni alımlardan kaynaklı 70.437,17 TL'lik artışın mevcut olduğu, davalı şirketin öz varlık tutarının 2013 yılı hariç olmak üzere genelde arttığı, bu anlamda davacıların davalı şirketin kötü yönetildiği iddiasının yerinde olmadığı, şirketin değişik dönemlerde kar payı dağıtmasına gerektirecek derecede karlılığının mevcut olduğu ancak müteakip dönemlerde davalı şirketin «kar payı dağıtımı» yapmamasının, şirketin fiilen ödeme yapabilmesi için yeterli likit kaynağa sahip olmamasından kaynaklandığı, mevcut olmayan kaynakla ile kar payı ödenmesinin mümkün olmadığı gibi, salt kar payının dağıtılması amacıyla kaynak yaratmak için kredi kullanılmasının şirketin borç yükünü daha da artıracağı, bu durumun şirket ve ortaklarının yararına olduğu, davacıları zarara sokma amacı taşımadığı, davacıların şirketin feshi için haklı sebep olarak ileri sürdükleri sebeplerin şirketin 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında feshini gerektirecek sebepler olmadığı, kaldı ki kesinleşen mahkeme hükmü ile davalı şirkete 4.331.358 TL ana «para borcu» bulunan davacı ...'ün şirketin feshini istemesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı, özetle ve öz olarak; dürüstlük kuralı ve «kişilik haklarının» korunması ilkeleri temelli değerlendirilmesi gereken davacıların şirketin feshi isteminin koşullarının somut olayda gerçekleşmediği, şirketin devamının imkansız olmadığı, davacılardan ...'ün kesinleşen mahkeme kararına göre davalı şirkete 4.331.358 TL ana para borcunun bulunduğu, bu borç ödenmeden ortaklık akçelerinin ödenmesi suretiyle davacıların şirketten ayrılmalarına izin verilemeyeceği, yine az yukarıda belirtilen borcun davacı ...'ün ayrılma akçesinden «mahsup» edilmesi suretiyle davacıların ortaklıktan ayrılmalarına karar verilemeyeceği, davacıların bu yöndeki istemlerinin de dürüstlük kuralıyla bağdaşmadığı, davacı orta …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin davacılar ile «dahili» davalı olmak üzere dört ortaklı ve dahili davalı ...'un şirketin münferit yetkili müdürü olduğu, davacı tarafın dava dilekçesinde şirketin kötü yönetildiği iddiası ile birlikte, yüksek kar elde ettiği ancak «kar payı» dağıtmadığı iddiasında bulunduğu, davalı şirketin «ticari defter» ve kayıtları ile bilanço, mizan ve vergi kayıtları üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen bilirkişi raporlarında, şirketin nakit ihtiyacı içerisinde olduğu, bu nedenle kredi kullandığı, satılan makineler nedeniyle bir «kayba» uğramadığı, bu hususların sorumluluk davasında ileri sürülebileceği, kar elde etmiş ise de likit kaynağa sahip olmaması sebebiyle kar payı dağıtamadığı, ayrıca «kar payı dağıtılması» yönünde alınmış bir genel kurul kararı bulunmadığı, öz varlığını koruduğu ve ticari faaliyetlerine devam ettiği tespit edilmiş olup, davalı tarafından davacı ...'ün 13.10.2008 tarihinden önce, «şirketin müdürlüğünü» yaptığı sırada «şirketi zarara» uğrattığından bahisle İstanbul 29.
… duğunu, davalı şirketin kötü yönetimi neticesinde 2009 yılından sonra kendine ait satış yerlerinin önemli kısmını kapattığını, şirket faaliyetleri nedeniyle başkaca «fesih» «sebebinin» de gerçekleştiğini, 2009 yılından beri genel kurul toplantılarından haberi olmayan müvekkili ortaklara «kar payının» da «dağıtılmadığını», davalı şirketin «haklı fesih» şartlarının oluştuğunu ileri sürerek davalı şirketin fesih ve tasfiyesine veya müvekkillerine ait davalı şirketteki paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenerek davalı şirketten çıkarılmasına, değerin tespit edildiği tarihten itibaren en yüksek «ticari faiz» işletilmesine, aksi halde duruma uygun düşen ve müvekkilleri tarafından kabul edilebilecek diğer bir çözüme karar verilmesini talep etmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;yerel mahkemenin davanın reddine gerekçe yaptığı olayın dava konusu dışında olduğunu, 2011-2016 yılları arasındaki kötü yönetim davasında İlk Derece Mahkemesinin müvekkili davacılardan ...’ün, 2008 yılındaki kötü yönetiminden bahsederek davayı reddetmesinin hatalı bir değerlendirme olduğunu, bu tespitin doğru olmadığını, davacı ...’ın başkaca bir grup «aile şirketi» olan Paktaş Ltd.
-
YİDK kararının iptali | Marka tescili
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5833 E. 2024/2167 K.
Ortak:genel kurul kararının iptali
İncelediğiniz kararda… Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve «esas sözleşmeden doğan» yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu oldukları, aynı Kanun'un 553-555 maddeleri gereği, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında «sorumluluk davası» açmalarının mümkün olduğu, somut olayda davacılar vekilince, şirket yöneticisi olan davalıların, müvekkillerinin inceleme ve bilgi alma haklarının engellendiği, müvekkillerinin genel kurul toplantılarına çağrılmadığı, şirketin kâr dağıtmadığı, gereksiz avanslar «dağıtıldığı», yüksek miktarda kredi kullanıldığı ve kullanılan kredilerin şahsi menfaatler için kullanıldığının ileri sürüldüğü, dava dışı şirketin 19.01.1990 tarihinde kuruluşunun tescil edildiği, davacı ...'ün şirketin kuruluşundan 21.11.2008 tarihine kadar «şirket müdürü» olarak yer aldığı, 21.11.2008 tarihi itibariyle 10 yıl süreyle şirketi «temsil» etmek üzere davalıların müdür olarak seçildiği, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında; şirketin öz sermayesinin 2009 yılından itibaren düzenli olarak arttığı, mizan kayıtlarına göre davacıların şirkete ödenmemiş sermaye borçlarının bulunduğu, şirket satışlarının 2009 yılından sonra genel artış gösterdiği, banka kredisi mali borçlanmadan kaynaklanan finansman giderlerinin net satışlar içindeki «payının» yüksek olmaması nedeniyle karlılığı ciddi olarak etkilemediği, şirketin 2009-2016 yıllarında net karda olduğu, kâr marjlarındaki düşüşün satılan mal maliyetinin yükselmesinden kaynaklandığı, buna rağmen şirketin karlılığını koruduğu, şirketin davacının yönetiminde ve sonrasında kâr dağıtımı yapmadığı, kâr dağıtmamasının başlı başına yönetim «yetkisinin» kötüye kullanıldığını göstermeyeceği, kâr dağıtılmamasının her durumda ortağı zarara uğratmayacağı, 20.11.2008 tarihli genel kurul toplantı çağrısının davacılara kanuna uygun olarak «taahhütlü» mektupla gönderildiği, ancak davacıların toplantıya katılmadığı, şirketin genel yönetim giderlerindeki artışın ... «sebebinin» işçi ücretleri ile danışmanlık giderlerindeki artıştan kaynaklandığı, şirketin verilen sipariş avanslarının 2014 yılında önceki yıla göre anlamlı bir şekilde arttığı ve sonraki yıllarda da bu yüksek tutarın devam ettiği, bu tutarın grup şirketi Alptaş şirketine verilen avanstan kaynaklandığı, avans karşılığında bir hizmet alınmadığı, bu durumun grup şirketleri arasında karşılaşılan bir durum olduğu, Alptaş şirketinin ortakları arasında davacı ... ile davalıların da yer aldığı, dava konusu Alpa şirketinin Alptaş'a ait taşınmazda ticari faaliyet göstermesine rağmen bu şirkete kira ödemediği, bu durum nedeniyle davalıların avans borcunun kapatılmamış olması nedeniyle «şirketi zarara» uğrattıklarının kabulünün mümkün olmadığı tespitine yer verildiği, bu tespitlere göre davacılar vekilince ileri sürülen zarar kalemlerinin yerinde olmadığı, davalıların yönetici olarak seçildikleri genel kurul çağrısının davacılara usulüne uygun olarak yapıldığı, önceki dönemde ise zaten davacı ...'ün şirketin müdürü olarak görev yaptığı, kaldı ki çağrı yapılmaması veya usulsüzlük iddialarının «genel kurul kararının iptali» gerekçesi olarak ileri sürülebilecek olmasına rağmen davacılarca bu hususta dava açıldığına dair bir iddia ileri sürülmediği, kâr dağıtımı kararı genel kurula ait bir «yetki» olup davacının yönetici olduğu dönemde de kâr dağıtımı yapılmadığı gibi brüt kâr marjının düşük olması nedeniyle kâr dağıtılmamasının kötü yönetim gerekçesi olarak …
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının itirazlarında eskiye dayalı kullanım, «ticaret unvanı» ve «kötü niyet» nedenlerine dayandığı, dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden ve mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi heyeti incelemesinden, davalının davacı başvurusunun kapsamındaki 35/5 ... sınıf bir kısım hizmetler yönünden "ALPTAŞ" markasına, tescilsiz kullanım sonucunda «ayırt edicilik» kazandırdığı, davalının aynı zamanda ticaret unvanına dayalı olarak da aynı ibare üzerinde hak sahibi bulunduğu, ayrıca somut uyuşmazlıkta taraf şirketlerin yöneticilerinin Zonguldak ili Alaplı ilçesinde aynı soyadı «taşıyan» kişilerden oluştukları, davalı şirketin mal varlığının paylaşılması konusunda 14.04.2012 tarihli genel kurul tutanağının 8 ... maddesinde bir kısım kararlar alınmış ise de bu kararların hayata geçirilemediği, kaldı ki anılan kararda davalı şirketin tescilsiz markasının devrine ilişkin bir hüküm bulunmadığından, anılan marka hakkının halen davalı şirketin uhdesinde bulunduğu, davacı vekilinin dahi işbu davada «dava konusu» marka tescil başvurusunun, davalı şirketin kendilerine kalacağı inancıyla yapıldığını bildirdiği, tarafların arasında «genel kurul kararının iptali», «ortaklıktan çıkma» gibi birçok davanın bulunduğu, bu durum karşısında davacının dava konusu markanın davalıya ait bulunduğundan haberdar olduğu halde, davalıya ait ticaret unvanının ve tescilsiz kullandığı markanın aynı/benzerini, aynı/benzer ilişkili sınıflarda marka olarak tescil ettirmek istemesinin, markanın kullanım amaç ve fonksiyonlarına aykırı olarak, davalıyı baskı altına almak, engellemek, şantaj, yedeklemek ve marka ticareti yapmak amacını taşıdığı ve «kötüniyetli» olduğu, davalı şirketin faal olmadığına dair davacı iddiasının ispatlanamadığı gibi davalının davacıya karşı açtığı davada, davacının ticaret unvanının terkinine i …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ortaklıktan çıkma · hakim ortak · mutabakat · malvarlığına ilişkin dava · davanın konusu · olağanüstü genel kurul · ticaret unvanı · kötü niyet
Benzer bu karardaA.Ş.” ibareli marka tescil başvurusu hakkında, davalı şirketin «ticaret unvanına» ve «kötü niyet» iddialarına dayalı itirazlarının, YİDK'in 09.04.2016 tarih ve 2016-M-3724 sayılı kararı ile kabul edilip, başvurunun reddine karar verildiğini, oysa “Alptaş” ibaresinin her ne kadar davalı şirketin ticaret unvanında yer alıyorsa da adı geçenin bu ibareyi ürünlerinde işaret olarak kullanmadığını, aslında davalı şirketin halen üretim yapan, ticari faaliyette bulunan bir firma da olmadığını, gayrifaal bulunan, “Alptaş” ibaresini, tescilsiz dahi olsa ürün veya hizmetlerinin tanıtıcı işareti olarak kullanmayan davalı şirketin, müvekkillerinin marka başvurusuna «kötüniyetle» itiraz ettiğini, yanlar arasında ... zamandır süregelen davaların bulunduğunu, müvekkili şirketin kurucuları ... ... ile (oğlu) ... ...’un % 49,9 hisse ile halen % 50.02 hissesine sahip «hakim ortak» ... ...’la birlikte davalı şirketin hissedarı bulunduklarını, ortaklar arasında ilk defa 2012 yılında gerçekleşen «mutabakat» gereği davalı şirketin «malvarlığının» hissedarlar arasında ikiye bölündüğünü, bu hususun 07.05.2012 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde «ilan» edilen 14.04.2012 tarihli genel kurulda açıkça kabul edildiğini, bu dönemde müvekkilleri şirketin sahipleri ... ve ... ... ile halen davalı şirketin imza yetkilisi konumunda olan hakim ortak ... ...’un, davalı şirket yönetim kuruluna seçildiğini, görev sürelerinin 3 yıl olarak belirlendiğini, davalı şirketin belirtilen genel kurul tutanağının 8 ... maddesinde; “Mevcut makine, teçhizat, demirbaş, nakli vasıtaları, ... holding binasının tapularının ... ... veya ortağı olduğu şirkete, -şirketteki mevcut hisselerine karşılık- devrinin yapılması hususunda yönetim kuruluna «yetki» verilmiştir.” ifadesinin yer aldığını, bu genel kurulun hemen ardından ... ...’un, davalı şirket adına kayıtlı ... inşa edilen fabrika binasına el koyduğunu, tüm m …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının itirazlarında eskiye dayalı kullanım, «ticaret unvanı» ve «kötü niyet» nedenlerine dayandığı, dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden ve mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi heyeti incelemesinden, davalının davacı başvurusunun kapsamındaki 35/5 ... sınıf bir kısım hizmetler yönünden "ALPTAŞ" markasına, tescilsiz kullanım sonucunda «ayırt edicilik» kazandırdığı, davalının aynı zamanda ticaret unvanına dayalı olarak da aynı ibare üzerinde hak sahibi bulunduğu, ayrıca somut uyuşmazlıkta taraf şirketlerin yöneticilerinin Zonguldak ili Alaplı ilçesinde aynı soyadı «taşıyan» kişilerden oluştukları, davalı şirketin mal varlığının paylaşılması konusunda 14.04.2012 tarihli genel kurul tutanağının 8 ... maddesinde bir kısım kararlar alınmış ise de bu kararların hayata geçirilemediği, kaldı ki anılan kararda davalı şirketin tescilsiz markasının devrine ilişkin bir hüküm bulunmadığından, anılan marka hakkının halen davalı şirketin uhdesinde bulunduğu, davacı vekilinin dahi işbu davada «dava konusu» marka tescil başvurusunun, davalı şirketin kendilerine kalacağı inancıyla yapıldığını bildirdiği, tarafların arasında «genel kurul kararının iptali», «ortaklıktan çıkma» gibi birçok davanın bulunduğu, bu durum karşısında davacının dava konusu markanın davalıya ait bulunduğundan haberdar olduğu halde, davalıya ait ticaret unvanının ve tescilsiz kullandığı markanın aynı/benzerini, aynı/benzer ilişkili sınıflarda marka olarak tescil ettirmek istemesinin, markanın kullanım amaç ve fonksiyonlarına aykırı olarak, davalıyı baskı altına almak, engellemek, şantaj, yedeklemek ve marka ticareti yapmak amacını taşıdığı ve «kötüniyetli» olduğu, davalı şirketin faal olmadığına dair davacı iddiasının ispatlanamadığı gibi davalının davacıya karşı açtığı davada, davacının ticaret unvanının terkinine i …
… ha önce davalı şirketin % 49 hissedarı bulunmaları, bu durumda davalı unvanından ve tescilsiz kullandığı markanın varlığından haberdar oldukları halde, davalıya ait «ticaret unvanının» ve tescilsiz kullandığı markanın aynı/benzerinin aynı/benzer ilişkili sınıflarda marka olarak tescil ettirmek istemesi gözetildiğinde, davacının markanın kullanım amaç ve fonksiyonlarına aykırı olarak davalıyı baskı altına almak, engellemek, şantaj, yedeklemek ve marka ticareti yapmak amacıyla «kötüniyetli» olarak başvuruda bulunduğu sonucuna varıldığı, «kötü niyetin» hiçbir zaman korunamayacağı ve kötü niyetli başvuru olduğunun anlaşılması halinde, başvurunun tüm sınıflar yönünden reddinin gerektiği gerekçesiyle davanın reddine …
… el kurul kararı hilafına bu güne kadar davalı şirkette sahibi bulunduğu hisseleri müvekkillerine devretmediğini, davalı şirketin 07.09.2013 tarihinde yapılan yıllık «olağan genel kurul» toplantısında da aynı bölünme kararının bir kez daha formüle edildiğini, belirtilen nedenlerle müvekkilinin ticaret unvanında “Alptaş” sözcüğünün yer almasının davalı şirketle arasında «haksız rekabete» yol açmayacağını ileri sürerek, YİDK kararının iptalini ve müvekkilinin marka başvurusunun tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/3253 E. , 2024/5675 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/1441 Esas, 2023/435 Karar
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2016/395 E., 2019/1229 K.
Taraflar arasındaki limited şirket yöneticisinin sorumluluğu davasından dolayı yapılan yargılama sonunda ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalıların, müvekkillerinin ortağı olduğu Alpa Tekstil Ür.Paz.ve Tic. Ltd. Şti.nin ortağı ve yetkilisi olduklarını, müvekkillerinin şirketten dışlanarak kayıtları inceleme, denetleme ve bilgi alma haklarının engellendiğini, 2009'dan beri genel kurul toplantıları konusunda haber verilmediğini ve şirketin kâr dağıtmadığını, şirketin kötü yönetildiğini, şirket kasasında nakit gözükmesine rağmen avans dağıtılmış gibi gösterilerek yüksek miktarda kredi kullanıldığını, kullanılan kredilerin şahsi menfaatler için kullanıldığını ileri sürerek şirketin uğradığı zararın ve davalıların sorumluluk oranlarının tespiti ile 10.000,00 TL'nin ticari faiziyle birlikte tazminine karar verilmesini talep etmiş, 01.03.2019 tarihli dilekçesinde, zararın şirkete ödenmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; şirketin kötü yönetilmesinin söz konusu olmadığını, davacıların işbu davadaki taleplerinden kâr dağıtımı, inceleme gibi hususları noter kanalıyla ihtar ettiklerini ve kendilerine olumlu cevap ihtar edildiğini, işbu davadaki taleplerinin bu yollarla alınması ve gerekirse bu hususlarda mahkemeden yetki dahi alması mümkün iken bu davanın açılmasının kötü niyetli olduğunu, davacı ...’ün daha evvel işbu şirketi 2008 yılına kadar şirket ortağı ve yetkilisi olarak yönetirken şirketi ciddi zarara uğratıp elde edilen gelirleri kendi yararına kullandığını, bu sebepten çok sayıda dava açıldığını ve şirketi kötü yöneten ...'ün ibra edilmediğini, bu davacının şirketi zarara uğratması nedeniyle söz konusu dönemde kâr dağıtımı yapılamadığını, davacının sermaye artışı nedeniyle şirkete olan sermaye borcunu ödemediğini, davacı dışındaki yöneticilerin genel kurulda ibra edildiğini, davacıya usulüne uygun olarak genel kurul çağrısı yapıldığını, şirket defterlerinin incelenmesine izin verilmediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların şirket yetkilisi ve ortağı olduğu, şirketin 8 ortaklı kurulduğu, görev süresinin 2008-2016 yılları arasını kapsadığı, 21.11.2008 tarihinden bu yana münferit imza ile şirketi temsil ve ilzama yetkili müdürlerin davalı ... ile ... olduğu, önceki dönemde davacı ...'ün şirket müdürü olarak görev yaptığı, Alpa Tekstil firmasının incelenen 2012-2016 yılları arasındaki ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, 20.11.2008 tarihli toplantıya davacıların katılmadığı, 14.11.2008 tarihinde 8 ortağa da toplantı bildirimi yapılmak üzere mektup gönderildiği, bu hususta posta alındısının mevcut olduğu, toplantıya katılmayan davacıların yer aldığı posta alındılarına göre toplantı bildiriminin bu şahıslara usulüne uygun olarak gönderildiği, şirketin 2016 yılı ile 2010 yılı Genel Yönetim Giderleri kalemlerinde bir farklılık olmadığı, şirketin öz sermayesinin düzenli olarak arttığı, aktif büyüklüğünün aynı şekilde arttığı, şirketin düzenli olarak net kârda olan satışlarının yükselme eğiliminde olduğu, brüt kâr marjlarının düşük olması nedeniyle şirketin kârını dağıtmamasının finansal açıdan makul karşılanması gerektiği, gerek tanık beyanları ve gerekse bilirkişi raporlarındaki teknik incelemelerle sabit olduğu üzere, şirketin finansal anlamda zararının söz konusu olmadığı, davalıların iddia edilen eylemleri ile şirketi zarara uğrattıkları hususunun davacı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların yönettiği şirketin 4.110.066 TL dağıtılmayan kârı bulunduğunu, şirketin 2014, 2015 ve 2016 yıllarında sürekli karşılıksız olarak 1.245.566,87 TL sipariş avansı adı altında Alptaş şirketini bedelsiz finanse ettiğini, şirketin yatırıma ihtiyaç duymamasına rağmen kâr dağıtmamasının kuruluş amacına aykırı olup, kötü yönetimin delili olduğunu, getirisi olmayan sipariş avansı verilmesinin de başlı başına kötü yönetim anlamına geldiğini, müvekkillerinin genel kurul toplantılarına çağrılmamış olmasının davayı ispata yeterli olduğunu, müvekkillerinin 2008 tarihli genel kurul dışında hiçbir genel kurula çağrılmadığını, ilk derece mahkemesince müvekkili ...’ün 2008 yılındaki kötü yönetimi yönündeki tespitinin doğru olmadığını, kaldı ki 2008 yılı kötü yönetim ile dava konusu 2011-2016 yıllarının kötü yönetimi arasında bağlantı bulunmadığını, 2008 yılı kötü yönetimin varlığı kabul edilse dahi bunun sonraki dönem kötü yönetiminin haklı gerekçesi olamayacağını, ...'ın kusurunun varlığı halinde dahi diğer davacının haklarının yok sayılamayacağını, 7 yıldır karı artmayan şirketin genel yönetim gideri artışının da kötü yönetimin göstergesi olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 553 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumlu oldukları, aynı Kanun'un 553-555 maddeleri gereği, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmalarının mümkün olduğu, somut olayda davacılar vekilince, şirket yöneticisi olan davalıların, müvekkillerinin inceleme ve bilgi alma haklarının engellendiği, müvekkillerinin genel kurul toplantılarına çağrılmadığı, şirketin kâr dağıtmadığı, gereksiz avanslar dağıtıldığı, yüksek miktarda kredi kullanıldığı ve kullanılan kredilerin şahsi menfaatler için kullanıldığının ileri sürüldüğü, dava dışı şirketin 19.01.1990 tarihinde kuruluşunun tescil edildiği, davacı ...'ün şirketin kuruluşundan 21.11.2008 tarihine kadar şirket müdürü olarak yer aldığı, 21.11.2008 tarihi itibariyle 10 yıl süreyle şirketi temsil etmek üzere davalıların müdür olarak seçildiği, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında;
şirketin öz sermayesinin 2009 yılından itibaren düzenli olarak arttığı, mizan kayıtlarına göre davacıların şirkete ödenmemiş sermaye borçlarının bulunduğu, şirket satışlarının 2009 yılından sonra genel artış gösterdiği, banka kredisi mali borçlanmadan kaynaklanan finansman giderlerinin net satışlar içindeki payının yüksek olmaması nedeniyle karlılığı ciddi olarak etkilemediği, şirketin 2009-2016 yıllarında net karda olduğu, kâr marjlarındaki düşüşün satılan mal maliyetinin yükselmesinden kaynaklandığı, buna rağmen şirketin karlılığını koruduğu, şirketin davacının yönetiminde ve sonrasında kâr dağıtımı yapmadığı, kâr dağıtmamasının başlı başına yönetim yetkisinin kötüye kullanıldığını göstermeyeceği, kâr dağıtılmamasının her durumda ortağı zarara uğratmayacağı, 20.11.2008 tarihli genel kurul toplantı çağrısının davacılara kanuna uygun olarak taahhütlü mektupla gönderildiği, ancak davacıların toplantıya katılmadığı, şirketin genel yönetim giderlerindeki artışın ...
sebebinin işçi ücretleri ile danışmanlık giderlerindeki artıştan kaynaklandığı, şirketin verilen sipariş avanslarının 2014 yılında önceki yıla göre anlamlı bir şekilde arttığı ve sonraki yıllarda da bu yüksek tutarın devam ettiği, bu tutarın grup şirketi Alptaş şirketine verilen avanstan kaynaklandığı, avans karşılığında bir hizmet alınmadığı, bu durumun grup şirketleri arasında karşılaşılan bir durum olduğu, Alptaş şirketinin ortakları arasında davacı ... ile davalıların da yer aldığı, dava konusu Alpa şirketinin Alptaş'a ait taşınmazda ticari faaliyet göstermesine rağmen bu şirkete kira ödemediği, bu durum nedeniyle davalıların avans borcunun kapatılmamış olması nedeniyle şirketi zarara uğrattıklarının kabulünün mümkün olmadığı tespitine yer verildiği, bu tespitlere göre davacılar vekilince ileri sürülen zarar kalemlerinin yerinde olmadığı, davalıların yönetici olarak seçildikleri genel kurul çağrısının davacılara usulüne uygun olarak yapıldığı, önceki dönemde ise zaten davacı ...'ün şirketin müdürü olarak görev yaptığı, kaldı ki çağrı yapılmaması veya usulsüzlük iddialarının genel kurul kararının iptali gerekçesi olarak ileri sürülebilecek olmasına rağmen davacılarca bu hususta dava açıldığına dair bir iddia ileri sürülmediği, kâr dağıtımı kararı genel kurula ait bir yetki olup davacının yönetici olduğu dönemde de kâr dağıtımı yapılmadığı gibi brüt kâr marjının düşük olması nedeniyle kâr dağıtılmamasının kötü yönetim gerekçesi olarak kabulünün mümkün olmadığı, şirketin sipariş avansı verdiği grup şirketinde davacı da ortak olduğu gibi şirketin avans verdiği şirkete ait taşınmazda kira ödemeden ticari faaliyette bulunduğu, 2016 yılı ile 2010 yılı genel yönetim giderleri alt kalemlerinde bir farklılık bulunmadığı, bu giderlerin finansal anlamda toparlanma sürecindeki bir şirket için normal sayılabileceği, dolayısıyla sonuç olarak şirketin finansal anlamda zararının söz konusu olmadığı, davalıların şirketi zarara uğrattıkları hususunda davacı tarafça başkaca bir delil de ileri sürülmediğine göre, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dışı şirketin birikmiş kârının neden dağıtılmadığı konusunda detaylı açıklama yapılmadığını, 4 milyonu aşan kârın dağıtılmamasının kötü yönetimi gösterediğini, davacının yönetici olduğu döneme atıfta bulunularak kâr dağıtımı yapılmamasının gerekçelendirilmesinin doğru olmadığını, davanın konusunun 2011-2016 arası kötü yönetim iddiasına dayalı olduğunu, dava dışı Alptaş şirketine hizmeti alınmayan karşılıksız avans verildiği tespitine yer verildiğini, bu durumun da kötü yönetime delil olduğunu, müvekkillerinin 2008 yılı hariç hiçbir genel kurula çağrılmadığını, dava dışı şirket hakkında kendilerine bilgi verilmediğini, kabul manasına gelmemekle birlikte müvekkili ...'ün davalı şirketi kötü yönettiği varsayımında dahi, bunun dava konusu 2011-2016 dönemindeki köti yönetimi etkilemeyeceği, sadece ...'ün 2011-2016 arası kötü yönetimde kusurlu olduğu kabul edilse dahi, sadece bu davacı yönünden davanın reddi gerektiğini, diğer davacının hakkının yok sayılamayacağını, dava dışı şirket ile ilgili olarak genel yönetim giderleri 7 yıllık süreçte yaklaşık 8 kat artmışken enflasyona rağmen dava dışı şirketin kârının artmamış olmasının kötü yönetime delil olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, limited şirket yöneticisinin sorumluluğu kapsamında oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064681300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz