Kar Payı Alacağı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/11868 E. 2012/18649 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kar payı dağıtımı↗ kâr payı dağıtımı↗ kar payı↗ ortaklar kurulu kararı↗ kâr dağıtımı↗ kâr payı↗ geçersizlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı ile davalı şirketin diğer ortağının kar payı dağıtımına ilişkin karar almak üzere toplanmalarının mümkün bulunmamasına göre davacının bunu mahkemeden istemesinin mümkün bulunduğu gerekçesi ile belirlenen 33,277,19 TL yönünden Ankara 16. İcra Müdürlüğü'nün 2009/13801 sayılı dosyasına yapılan itirazın iptaline ve fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, şirketin elde ettiği 2008 yılına ait kârdan davacının payına düşenin tahsili istemine ilişkindir. Davacı 2008 yılına ait kârdan hissesine düşen miktarın tahsilini istemiştir. Mahkemece, davacı ile davalı şirketin diğer ortağının kar payı dağıtımına ilişkin karar almak üzere toplanmalarının mümkün bulunmaması nedeniyle kâr payının dava yoluyla istenebileceği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, kural olarak bir ortağın şirketten hissesine düşen kar payını dava yolu ile isteyebilmesi için öncelikle kar payının dağıtılması hususunda ortaklar kurulu ya da genel kurul tarafından alınmış bir karar olmalıdır. Anılan kurullar tarafından kar payı dağıtılmaması yönünde bir karar alınmış ve bu kararın iptali ya da geçersizliğinin tespiti gibi yasal yollara başvurulmamış ise bu karar tüm ortakları ve şirketi bağlayıcı hale geldiğinden böyle bir kararın varlığı halinde mahkemece kâr payının tahsiline karar verilmesi mümkün değildir. Yine, kâr payının dağıtımı konusunda ortaklar kurulu ya da genel kurul tarafından bir karar verilmemişse öncelikle anılan kurulların toplanması, bu hususu karara bağlaması gerektiğinden bu husus da yerine getirilmeden mahkemece doğrudan kâr payının tahsili yönünde karar verilemez.
Somut olayda, ortaklar kurulu toplantısının yapılmadığı ve ortaklar kurulu tarafından 2008 yılına ait kâr payı hakkında alınan bir karar olmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda yapılan açıklamalar uyarınca anılan yıla ait kâr payı konusunda mahkemece doğrudan bir karar verilmesi mümkün olmadığından mahkemece 2008 yılına ait kâr payı isteminin bu gerekçeyle reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/3906 E. 2015/10313 K.
Ortak:kâr payı dağıtımı · kâr dağıtımı · kâr payı
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı ile davalı şirketin diğer ortağının «kar payı dağıtımına» ilişkin karar almak üzere toplanmalarının mümkün bulunmamasına göre davacının bunu mahkemeden istemesinin mümkün bulunduğu gerekçesi ile belirlenen 33,277,19 TL yönünden Ankara 16.
Mahkemece, davacı ile davalı şirketin diğer ortağının «kar payı dağıtımına» ilişkin karar almak üzere toplanmalarının mümkün bulunmaması nedeniyle kâr payının dava yoluyla istenebileceği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, kural olarak bir ortağın şirketten hissesine düşen kar payını dava yolu ile isteyebilmesi için öncelikle «kar payının dağıtılması» hususunda «ortaklar kurulu» ya da genel kurul tarafından alınmış bir karar olmalıdır.
Benzer bu kararda… irket dışına aktarıldığı veya tutanaklarda davacı yerine imza atıldığı gibi hususların ispatlanamadığı, ancak davalının kâr elde ettiğini, buna rağmen uzun süre kâr «payı» dağıtmadığı hususunun «ikrar» edildiği gibi bilançodan da anlaşıldığı, bu hususun davacı yönünden «haklı sebep» oluşturmakla birlikte tek başına «şirketin feshini» gerektirmediği, TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca alternatif olarak davacıya kâr «payının dağıtılması» yönünde bir çözüme başvurulabileceği gerekçesiyle «fesih» ve «tasfiye» talebinin reddine, dava tarihi itibariyle davalının elde ettiği kârdan davacının hissesine tekabül edecek miktarın kâr payı olarak ödenmesine karar verilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca mahkemece, «fesih» istemi yerine, davacı ortağa «payının» gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilecekse de Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre kâr «payının dağıtılmaması» TTK'nın 636/3. maddesi kapsamında «şirketin feshi» için haklı bir sebep olarak kabul edilemez.
Mahkemece bu husus nazara alınmaksızın kâr «payı dağıtılmamasının» davacı yönünden «haklı sebep» teşkil edeceği kabul edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:alternatif çözüm · haklı sebep · şirketin feshi · ikrar · fesih · ek tasfiye
Benzer bu kararda… irket dışına aktarıldığı veya tutanaklarda davacı yerine imza atıldığı gibi hususların ispatlanamadığı, ancak davalının kâr elde ettiğini, buna rağmen uzun süre kâr «payı» dağıtmadığı hususunun «ikrar» edildiği gibi bilançodan da anlaşıldığı, bu hususun davacı yönünden «haklı sebep» oluşturmakla birlikte tek başına «şirketin feshini» gerektirmediği, TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca alternatif olarak davacıya kâr «payının dağıtılması» yönünde bir çözüme başvurulabileceği gerekçesiyle «fesih» ve «tasfiye» talebinin reddine, dava tarihi itibariyle davalının elde ettiği kârdan davacının hissesine tekabül edecek miktarın kâr payı olarak ödenmesine karar verilmiştir.
Mahkemece, kâr eden şirketin 2000 yılından beri kâr «payı» dağıtmadığı, bu hususun davacı yönünden «haklı sebep» teşkil ettiği gerekçesiyle «fesih» ve «tasfiye» talebinin reddine, «alternatif çözüm» olarak davalının dava tarihi itibariyle elde ettiği kârdan davacının hissesine tekabül eden miktarın tahsiline karar verilmiştir.
Davacı vekili, haklı sebeplerin gerçekleştiğini iddia ederek davalı şirketin «fesih» ve tasfiyesini istemiş, bilirkişi raporunun alınmasının ardından ise fesih ve «tasfiye» olmazsa bilirkişinin belirlediği kârdan davacının payına düşenin ödenmesini talep etmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 636/3. maddesi uyarınca mahkemece, «fesih» istemi yerine, davacı ortağa «payının» gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilecekse de Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre kâr «payının dağıtılmaması» TTK'nın 636/3. maddesi kapsamında «şirketin feshi» için haklı bir sebep olarak kabul edilemez.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/8212 E. 2018/4199 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:maddi tazminat
Benzer bu karardaMahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, haksız fesihten dolayı 93.415,00 TL net kârdan yoksun kalındığı gerekçesiyle, «maddi tazminatın» belirlenen bu miktar üzerinden kabulüne ayrıca, davalının fiilinin niteliği, yoğunluğu nazara alınarak takdiren 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline dair verilen kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/216 E. 2021/3712 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr mahrumiyeti · maddi tazminat · karar verilmesine yer olmadığına
Benzer bu kararda… zma ilamına uyularak yapılan yargılama, iddia, savunma ve tüm kapsamına göre, davalının davaya konu eylemleri nedeniyle, şirketin önceki yıllarda elde ettiği kârdan «mahrum» kaldığı ve bu nedenle manevi zararının oluştuğu, davacının manevi tazminat talebinin, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminatın zenginleşme aracı olmayacağına dair ilke ve tarafların kusurluluk durumu nazara alınarak hak ve nesafete göre belirleneceği, «maddi tazminat» talebi yönünden ise, önceki karar Yargıtay incelenmesinden geçerek kesinleştiğinden yeniden karar «verilmesine yer olmadığı» gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 30.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tah …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/11868 E. , 2012/18649 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/06/2011 tarih ve 2009/686-2011/364 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin %50 pay ile ortağı bulunduğu davalı şirketin net 350.000 TL kar ettiğini ve müvekkilinin hissesine düşen 175.000 TL'nin tahsili için takip yapıldığını ancak davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek davalının itirazının iptaline ve inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının 2008 yılına ait kar payını 2009 yılı bitmeden talep edemeyeceği için alacağın muaccel bulunmadığını, gerçekte davacının talebi kadar bir kar payının da bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı ile davalı şirketin diğer ortağının kar payı dağıtımına ilişkin karar almak üzere toplanmalarının mümkün bulunmamasına göre davacının bunu mahkemeden istemesinin mümkün bulunduğu gerekçesi ile belirlenen 33,277,19 TL yönünden Ankara 16. İcra Müdürlüğü'nün 2009/13801 sayılı dosyasına yapılan itirazın iptaline ve fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, şirketin elde ettiği 2008 yılına ait kârdan davacının payına düşenin tahsili istemine ilişkindir. Davacı 2008 yılına ait kârdan hissesine düşen miktarın tahsilini istemiştir. Mahkemece, davacı ile davalı şirketin diğer ortağının kar payı dağıtımına ilişkin karar almak üzere toplanmalarının mümkün bulunmaması nedeniyle kâr payının dava yoluyla istenebileceği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, kural olarak bir ortağın şirketten hissesine düşen kar payını dava yolu ile isteyebilmesi için öncelikle kar payının dağıtılması hususunda ortaklar kurulu ya da genel kurul tarafından alınmış bir karar olmalıdır. Anılan kurullar tarafından kar payı dağıtılmaması yönünde bir karar alınmış ve bu kararın iptali ya da geçersizliğinin tespiti gibi yasal yollara başvurulmamış ise bu karar tüm ortakları ve şirketi bağlayıcı hale geldiğinden böyle bir kararın varlığı halinde mahkemece kâr payının tahsiline karar verilmesi mümkün değildir. Yine, kâr payının dağıtımı konusunda ortaklar kurulu ya da genel kurul tarafından bir karar verilmemişse öncelikle anılan kurulların toplanması, bu hususu karara bağlaması gerektiğinden bu husus da yerine getirilmeden mahkemece doğrudan kâr payının tahsili yönünde karar verilemez.
Somut olayda, ortaklar kurulu toplantısının yapılmadığı ve ortaklar kurulu tarafından 2008 yılına ait kâr payı hakkında alınan bir karar olmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda yapılan açıklamalar uyarınca anılan yıla ait kâr payı konusunda mahkemece doğrudan bir karar verilmesi mümkün olmadığından mahkemece 2008 yılına ait kâr payı isteminin bu gerekçeyle reddi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı şirket yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20/11/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064588000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz