Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2012/8547 E. 2012/17065 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ttk 408/2-b↗ tasarrufun iptali↗ pay devri↗ malvarlığına ilişkin dava↗ feragat↗ geçersizlik↗ ıslah↗ yönetim kurulu kararı↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, benimsenen bilirkişi ek raporu ve tüm dosya kapsamına göre, iptali istenen payların halen davalı ...'a ait olduğu, davalıya ait payların diğer davalılara verilmesine ilişkin yönetim kurulu kararının BK'nun 19., ve 20. maddeleri ile TTK'nun 408. maddesi gereğince geçersiz olduğu, geçerli bir pay devri bulunmadığından nam'ı müsteardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle, dava konusu payların davalı ...'a ait olduğunun tespitine, geçerli bir tasarruf işlemi bulunmadığından asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere, davacının borçlusu olan davalı ...'ın, davalı şirketteki hisselerini davacı alacaklıdan kaçırmak amacıyla diğer davalılara devrettiği iddiasıyla tasarrufun iptali şeklinde açılmış, yargılama sırasında nam'ı müstear olarak ıslah olunmuş, mahkemece yazılı şekilde karar verilmiştir.
Ancak, mahkemece bir yandan davalının rüchan hakkından feragatinin geçersiz olduğu, dolayısı ile anılan hisselerin davalının malvarlığında bulunduğu, ortada geçerli bir pay devri bulunmadığından nam'ı müsteardan da söz edilemeyeceği kabul olunarak asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmişken, diğer taraftan bu hükümle çelişecek şekilde bir tespit hükmü kurulmuştur. HUMK.nun 388 nci maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca, kararın hüküm sonucu kısmında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi, birbirine sıkı sıkıya bağlı olan hüküm fıkrası ile gerekçe arasında çelişki bulunmaması gerekmektedir. Bu itibarla mahkemece, anılan Yasa hükmüne aykırı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın resen bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre mümeyyiz davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6808 E. 2016/746 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:infaz · dava sebebi
Benzer bu karardaMahkemece, davanın 556 sayılı KHK'nın 7/1 (b) maddesi uyarınca marka tescil başvurusunun mutlak red «sebebi» ile reddine dair ... kararının iptali istemine ilişkin olduğu, 35. sınıf emtialar yönünden davaya konu markanın tanımlayıcılığının da bulunmadığı, her iki marka ar …
Mahkemece, anılan Yasa hükmüne aykırı olarak, kararın gerekçesinde davanın kabulüne karar verildiği belirtildiği halde, hüküm kısmında davanın reddine karar verilmesi nedeniyle HMK 297. maddesine aykırı ve «infaza» elverişli olmayan hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/3744 E. 2010/10507 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:rücuen tazmin · kanuni rehin hakkı · rehin hakkı · rehin · sigorta sözleşmesi · infaz · olumsuz oy · taşıyan
Benzer bu kararda1-Dava, deniz taşıma «sigorta sözleşmesine» dayalı davacı tarafından sigortalısına ödenen «hasar» bedelinin davalı «taşıyandan» «rücuen tazmini» ve gemi üzerinde «kanuni rehin hakkı» tesisi istemlerine ilişkindir.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere, davacı vekili, müvekkili tarafından sigortalısına ödenen «hasar» bedelinin hasara davalının neden olduğunu iddia ederek tazmini ve gemi üzerinde «kanuni rehin hakkı» tesis edilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacı vekilinin iki ayrı istemi olmasına rağmen bu istemlerden «kanuni rehin hakkı» tesisine ilişkin hüküm kurulduğu halde tazminata ilişkin hüküm kurulmamıştır.
Başka bir anlatımla, tesis edilen hükmün, «infazı» kabil, uygulanabilir olması gerekmektedir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/17253 E. 2015/2034 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet yokluğu · pasif husumet · husumet yokluğu · husumet
Benzer bu karardaMahkemece, Davalı şirket aleyhine açılan davanın «pasif husumet yokluğu» nedeniyle reddine; davalı ... aleyhine açılan dava yönünden ise kararın gerekçe kısmında “... / ....” ibaresinin her iki markanın da ayırt edici unsuru olduğu, baş …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2012/8547 E. , 2012/17065 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 29.03.2010 tarih ve 2004/430-2010/114 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen davada davalılar vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı banka vekili asıl davada, davalılardan ...'ın, davacı banka ile dava dışı Sezginler Gıda Sanayi ve Ticareti A.Ş arasında imzalanan kredi sözleşmesinin müşterek borçlu ve müteselsil kefili olduğunu, kredi borcunun tahsili için borçlular ve kefiller hakında yapılan takibin kesinleştiğini, takip borçlusu müflis şirket ile davalı kefilin malvarlıklarının alacağı karşılamadığını, ancak davalının borç ilişkisinin devamı sırasında ünvan değişikliklerinden sonra nihai olarak TND Gıda ve Temizlik Maddeleri Dağıtım A.Ş ünvanını alan dava dışı şirketteki hisselerini muhtelif tarihlerde yakınları olan diğer davalılara devrettiğini, hisselerini devretmiş görünmekle birlikte davalının şirket müşaviri sıfatıyla birinci derece imza yetkilisi olarak şirkette söz sahibi bulunduğunu, hisse devirlerinin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla hileli olarak yapıldığını ileri sürerek, davalının dava dışı şirketteki hisselerinin devir ve satışlarına ilişkin tasarrufların iptalini, söz konusu hisseler üzerinde davacıya cebri icra yetkisi tanınmasını talep ve dava etmiş, yargılama sırasında ise davalı ...'ın malvarlığını gizlemek amacıyla sermaye artırımı nedeniyle sahip bulunduğu rüçhan hakkını kanunun emredici kurallarına aykırı olarak kullanmadığını, bahsi geçen hisselerin diğer davalılarca alındığını, yapılan işlemin inançlı işlem olup, hisselerin gerçekte davalı ...'a ait olduğunu ileri sürerek davayı Nam'ı Müstear davası olarak ıslah etmiştir.
Davacı vekili birleşen davada ise, davacı bankanın borçlusu ...'ın alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla sermaye artırımı sonucu rüchan hakkı sahibi bulunduğu hisselerden feragat ederek, söz konusu hisselerin annesi ve kız kardeşlerine devredilmesini sağladığını, rüchan hakkından feragatın geçersiz olduğunu, davalı şirketin de bu işlemlere taraf olduğunu ileri sürerek, borçlu hissedar ...'ın tasarruf işlemlerinin gerçekte hiç yapılmadığından hisselerin haczi ve satışın istenmesi suretiyle alacağın tahsiline imkan verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar Burak ve ... vekili,davanın süresinde açılmadığını, davacı tarafından başlatılan takibin davalı ...'ın itirazı üzerine durduğunu, açılan itirazın iptali davasının ise derdest olduğunu, iddianın aksine davacının kesinleşmiş bir alacağının bulunmadığı gibi, itirazın iptali davasının sonucunun da beklenmesi gerektiğini, dava dışı şirketin sermayesinin 1999 yılında 5.000 TL'den 250.000 TL'ye çıkartıldığını, artırılan sermayenin 2. apel ödemesinin 29.08.2002 tarihinde yapılmasının kararlaştırıldığını, davalının sermaye artırımında taahhüt ettiği miktarın 2. apel ödeme tutarı 33.750 TL olup, bu miktarı ödeyemeyeceğini anlayan davalının yazılı olarak sermaye artırımından doğan rüçhan hakkından feragat ettiğini, şirket yönetim kurulunca 2.
apel miktarına isabet eden hisse miktarı kadar davalının ortaklık payının ıskat edildiğini, açıkta kalan bu hisselerden 22.515 hissenin diğer davalılardan ... tarafından alındığını, ortada davalı tarafından yapılmış bir hisse devrinin bulunmadığını, zaten davacının müvekkilinin şirketteki hisselerini bahsi geçen takipte haczettirdiğini, ıslaha muvafakatlarının olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalılar Burçin Elmas ve ... vekili, müvekkillerine yapılmış bir hisse devri bulunmadığını savunmuştur.
Birleşen davanın davalısı TND Gıda ve Temizlik Maddeleri Dağıtım A.Ş vekili, yetki ve husumet itirazı ile zamanaşımı savunmasının yanı sıra, dava konusu edilen hisselerin hiçbir zaman borçlu hissedarın malvarlığına girmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, benimsenen bilirkişi ek raporu ve tüm dosya kapsamına göre, iptali istenen payların halen davalı ...'a ait olduğu, davalıya ait payların diğer davalılara verilmesine ilişkin yönetim kurulu kararının BK'nun 19., ve 20. maddeleri ile TTK'nun 408. maddesi gereğince geçersiz olduğu, geçerli bir pay devri bulunmadığından nam'ı müsteardan söz edilemeyeceği gerekçesiyle, dava konusu payların davalı ...'a ait olduğunun tespitine, geçerli bir tasarruf işlemi bulunmadığından asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere, davacının borçlusu olan davalı ...'ın, davalı şirketteki hisselerini davacı alacaklıdan kaçırmak amacıyla diğer davalılara devrettiği iddiasıyla tasarrufun iptali şeklinde açılmış, yargılama sırasında nam'ı müstear olarak ıslah olunmuş, mahkemece yazılı şekilde karar verilmiştir.
Ancak, mahkemece bir yandan davalının rüchan hakkından feragatinin geçersiz olduğu, dolayısı ile anılan hisselerin davalının malvarlığında bulunduğu, ortada geçerli bir pay devri bulunmadığından nam'ı müsteardan da söz edilemeyeceği kabul olunarak asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmişken, diğer taraftan bu hükümle çelişecek şekilde bir tespit hükmü kurulmuştur. HUMK.nun 388 nci maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca, kararın hüküm sonucu kısmında taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi, birbirine sıkı sıkıya bağlı olan hüküm fıkrası ile gerekçe arasında çelişki bulunmaması gerekmektedir.
Bu itibarla mahkemece, anılan Yasa hükmüne aykırı olarak hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın resen bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre mümeyyiz davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın reesen BOZULMASINA, (2) nolu bentte yazan nedenlerle mümeyyiz davalıların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 31.10.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1064390600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz