6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Alacak

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/14737 E. 2012/10834 K. ·

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi:

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ibraz süresi bilirkişi ücreti tanıma usuli kazanılmış hak emredici hüküm ara karar kesin süre kazanılmış hak bilirkişi incelemesi dosya masrafı ibraz kesin hüküm e-defter

Atıf yapılan mevzuat: HMK — HMK 90HMK 94 · HUMK — HUMK 163

Gerekçe

Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).

Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının sözleşme hükümleri uyarınca alacağını ispatlamakla yükümlü olduğu, defterler ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği, ancak davacının bilirkişi ücretini yatırmadığı, davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, işletme devrinden kaynaklanan tazminat ve eksik ödendiği iddia edilen miktarın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davacının kesin süre içerisinde bilirkişi ücretini yatırmadığı, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bilindiği üzere bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle karar tarihinde yürürlükte olan HUMK.nun 159. ve temyiz incelemesi sırasında yürürlüğe giren HMK’nun 90. maddesinde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, HUMK 163. ve HMK 94. maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla, geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır.

Somut olayda, mahkemece 12.02.2010 tarihli duruşmada bilirkişi ücretinin yatırılması için inceleme gününden 5 gün öncesine kadar süre verilmesine, taraf vekillerine defterlerini ibraz etmesi için kesin süre verilmesine karar verilmiş, 03.05.2010 tarihli duruşmada davacı taraf bilirkişi ücretini yatırmak için yeniden süre talep etmiş, davalı vekili ise davacının kesin süreye rağmen bilirkişi ücretini yatırmadığı ve defterlerini ibraz etmediği yönünde itirazda bulunmuş, mahkemece davalı vekilinin bilirkişi ücretinin ödenmesine ilişkin itirazının yerinde olmadığına, defterlerin ibrazına ilişkin sürenin kesin olup olmadığının celse arasında heyet tarafından değerlendirilmesine, yapılan bu değerlendirme sonucunda davalı vekilinin talebinin yerinde olmadığı anlaşılır ise geçen celse verilen bilirkişi inceleme ara kararının yerine getirilmesi için 30 gün süre verilmesine, masrafların yatırılmaması halinde dosyadaki mevcut duruma göre karar verileceğine yönelik ara kararı kurulmuş, 04.05.2010 tarihli heyet kararı ile davalı vekilinin itirazlarının yerinde olmadığına karar verilmiş, sonraki duruşmada ise bilirkişi ücretinin yatırılmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa, mahkemenin 03.05.2010 tarihli duruşmasında şartlı olarak ara karar kurulmuş, 04.05.2010 tarihli heyet kararı davacıya tebliğ edilmemiş, bilirkişi ücretinin yatırılmasına ilişkin ara kararda ise yukarıda yazılan ilkelere uygun hareket edilmemiştir.

Bu itibarla, mahkemece işin esasına girilerek neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Makul süre

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4820 E. 2014/10803 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Makul süre

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/12971 E. 2014/5002 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/14318 E. 2015/6976 K.

    Ortak: · Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

5 benzer karar daha
  • Tahsilat makbuzu

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/14582 E. 2014/5003 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tapu İptali Ve Tescil

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/3566 E. 2012/9629 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Gider avansı

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/14591 E. 2015/6977 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Alacak

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15368 E. 2016/4064 K.

    Ortak: · Alacak

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Tazminat

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/14400 E. 2014/4983 K.

    Ortak:

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2011/14737 E.  ,  2012/10834 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Kadıköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 21/12/2010 tarih ve 2009/690-2010/1046 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 25.04.2007 tarihinde çocuk yuvasının işletilmesi konusunda sözleşme imzalandığını, her türlü edimlerini yerine getirdikleri halde davalının 12.02.2008 tarihinde sözleşmeyi feshettiğini, davalının kusurlu davranışları sonrası işçilerin çocuklarını yuvaya getirmediğini, yuvanın yemek ve ısınma ihtiyaçlarının davalı tarafından tam olarak karşılanmadığını ileri sürerek, eksik ödemeler nedeniyle 8.640 TL ile sözleşmenin 30.04.2008 tarihine kadar geçerli olduğu kabul edilerek 2008 yılı Şubat, Mart, Nisan aylarına ait toplam 16.200 TL müspet zararın faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, aralarındaki sözleşme uyarınca yuvadaki çocuk sayısına göre ödemelerin yapıldığını, davacının taahhüt ettiği yükümlülüklerini yerine getirmediğini, zamanla şirket çalışanlarının yuvaya çocuklarını getirmemeye başladıklarını, davacının çalışanlarının SSK primlerinin ödendiğine dair kayıtları müvekkiline ibraz etmediğini, bu nedene sözleşmenin 12.02.2008 tarihinde feshedildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davacının sözleşme hükümleri uyarınca alacağını ispatlamakla yükümlü olduğu, defterler ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verildiği, ancak davacının bilirkişi ücretini yatırmadığı, davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Dava, işletme devrinden kaynaklanan tazminat ve eksik ödendiği iddia edilen miktarın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece davacının kesin süre içerisinde bilirkişi ücretini yatırmadığı, davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya Mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bilindiği üzere bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle karar tarihinde yürürlükte olan HUMK.nun 159. ve temyiz incelemesi sırasında yürürlüğe giren HMK’nun 90. maddesinde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, HUMK 163. ve HMK 94. maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir.

Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır.

Bu itibarla, geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır.

Somut olayda, mahkemece 12.02.2010 tarihli duruşmada bilirkişi ücretinin yatırılması için inceleme gününden 5 gün öncesine kadar süre verilmesine, taraf vekillerine defterlerini ibraz etmesi için kesin süre verilmesine karar verilmiş, 03.05.2010 tarihli duruşmada davacı taraf bilirkişi ücretini yatırmak için yeniden süre talep etmiş, davalı vekili ise davacının kesin süreye rağmen bilirkişi ücretini yatırmadığı ve defterlerini ibraz etmediği yönünde itirazda bulunmuş, mahkemece davalı vekilinin bilirkişi ücretinin ödenmesine ilişkin itirazının yerinde olmadığına, defterlerin ibrazına ilişkin sürenin kesin olup olmadığının celse arasında heyet tarafından değerlendirilmesine, yapılan bu değerlendirme sonucunda davalı vekilinin talebinin yerinde olmadığı anlaşılır ise geçen celse verilen bilirkişi inceleme ara kararının yerine getirilmesi için 30 gün süre verilmesine, masrafların yatırılmaması halinde dosyadaki mevcut duruma göre karar verileceğine yönelik ara kararı kurulmuş, 04.05.2010 tarihli heyet kararı ile davalı vekilinin itirazlarının yerinde olmadığına karar verilmiş, sonraki duruşmada ise bilirkişi ücretinin yatırılmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.

Oysa, mahkemenin 03.05.2010 tarihli duruşmasında şartlı olarak ara karar kurulmuş, 04.05.2010 tarihli heyet kararı davacıya tebliğ edilmemiş, bilirkişi ücretinin yatırılmasına ilişkin ara kararda ise yukarıda yazılan ilkelere uygun hareket edilmemiştir.

Bu itibarla, mahkemece işin esasına girilerek neticesine göre bir karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle yazılı olduğu şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25/06/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1061779100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.