Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/3246 E. 2024/4362 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ceza koşulu↗ hakkaniyet indirimi↗ hukuki ve fiili irtibat↗ eksik harcın tamamlattırılması↗ rekabet kurulu kararı↗ tenkis↗ ecrimisil↗ intifa hakkı↗ kar mahrumiyeti↗ ticari temerrüt faizi↗ tashih↗ kar kaybı↗ harcın tamamlanması↗ sözleşmenin ihlali↗ kişilik hakları↗ yetki itirazı↗ 3095 sayılı kanun↗ illiyet bağı↗ kâr mahrumiyeti↗ ticari defter kayıtları↗ bayilik sözleşmesi↗ maddi hata↗ cy/cy şerhi↗ hakkaniyet↗ cezai şart↗ ek prim↗ ihtiyati tedbir↗ derdestlik↗ mahsup↗ fesih↗ alacak davası↗ kâr kaybı↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ temerrüt faizi↗ bilirkişi incelemesi↗ maddi ve manevi tazminat↗ ticari defter↗ yetki↗ ıslah↗ terkin↗ ihtarname↗ dosya masrafı↗ yetkisizlik kararı↗ maddi tazminat↗ kusur↗ eksik inceleme↗ yükleten (shipper)↗ vekalet ücreti↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗ teslim↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ :İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2020/588 E., 2021/788 K.
BİRLEŞEN DOSYA :Karacabey 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/91 E. sayılı dosyası
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen alacak davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince asıl davada davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı-birleşen davada davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf isteminin esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile kararın kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak sureti ile asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmaz üzerine 06.10.1996 tarihinde 15 yıl süreli olarak müvekkili lehine intifa hakkı tesis edildiğini, taşınmazın davalı şirket tarafından 10.02.2004 tarihinde intifa ile yükümlü olarak satın alındığını, 16.08.2004 tarihli işleticilik sözleşmesi uyarınca 5 yıl süre ile akaryakıt istasyonu işleticiliğinin davalıya bırakıldığını, anlaşma süresi sonunda davalının 16.08.2009 tarihinde taşınmazı müvekkiline teslim etmediği için ihtarname keşide edildiğini, davalının 18.08.2009 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, haksız işgalini sürdürdüğünü ve dava dışı şirketin bayisi olarak faaliyetini sürdürdüğünü, Rekabet Kurumu'nun ilgili tebliğleri gereğince 5 yılı aşan bayilik sözleşmeleri ve buna bağlı intifa sözleşmelerinin 8.09.2010 tarihine kadar geçerli sayılacağını, 16.08.2009-18.09.2010 tarihleri arasında davalının taşınmazı haksız olarak işgal ettiğini ve müvekkilinin bundan dolayı maddi zarara uğradığını ileri sürerek işleticilik sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca 100.000,00 USD ceza koşulu alacağından şimdilik 5.000,00 USD'sinin, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesi uyarınca taşınmazın teslim edilmemesi nedeniyle 390 gün için hesaplanan 199.000,00 USD'den şimdilik 5.000,00 USD'lik kısmının ve haksız işgal nedeniyle şimdilik 5.000,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren yürütülecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket tarafından dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan 15 yıl süreli intifa hakkı şerhinin kaldırılmadığını ve müvekkilinin mağduriyetine neden olduğunu, bu nedenle intifa hakkının kaldırılması istemiyle dava açıldığını, ardından da bu dava devam ederken Rekabet Kurulu kararına dayanılarak da dava açıldığını, açılan davanın kabul edilerek usulünce kesinleştiğini ancak buna rağmen davalının intifa hakkını kaldırmadığını, ilk açılan dosyadaki taleplerinin sadece ilk davanın açıldığı tarihe kadar olan zarar ziyanı kapsadığını, o tarihten intifanın kaldırıldığı tarihe kadar olan kısım için işbu davayı açmak zorunda kaldıklarını savunarak davaların aralarındaki hukuki irtibat gereği birleştirilmesine ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.000,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın 28.08.2009 tarihinden itibaren işleyen ticari temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunduklarını, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 16.08.2009 tarihinde sona erdiğini, davacıya ihtarname keşide edilerek intifanın fekkinin istenildiğini, davacı buna uymadığından Karacabey 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/969 E. sayılı dosyası ile dava açıldığını ve ihtiyati tedbir kararı alındığını, davacının intifa şerhini kaldırmayarak yasal koşullara ve mahkeme kararına aykırı davrandığını, istemin yasal dayanağının bulunmadığını, intifa sözleşmesinin sona ermesinden sonra dava açılamayacağını, davanın zamanaşımına uğradığını, dosyaların birleştirilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunduklarını, harcın eksik yatırıldığını, ayrıca davacı tarafından işbu dosyanın birleştirilmesi istenen dosyanın red kararı sonuçlandığını ancak davacı tarafından 18.08.2009 tarihinden 18.09.2010 tarihine kadar dava konusu taşınmazın haksız kullanımı nedeniyle doğan zararları ve davacının taraflar arasındaki sözleşmeyi ihlal etmiş olması sebebiyle doğan alacaklarının tazmini için davacı aleyhine alacak davası ikame ettiklerini ve söz konusu davanın derdest olup eldeki dava ile aralarında bulunan hukuki ve fiili irtibat gereği birleştirilmeleri gerektiğini savunarak öncelikle davanın yetkisizlik nedeniyle İstanbul Mahkemelerine gönderilmesine, aksi halde eksik harcın tamamlatılmasına ve eldeki davanın İstanbul 40. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/388 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 16.08.2009 tarihi itibariyle süre bitmesiyle sona erdiğinden davalının bu tarihten sonra keşide ettiği fesih ihtarnamesinin sonuç doğurmayacağı, bu durumun işleticilik anlaşmasının 18. maddesine aykırılık oluşturmadığı ve sözleşmenin ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, sonucuna varıldığı, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesinde sözleşmenin 5 yıllık sürenin bitiminde sona ermesi halinde ve yeni bir sözleşme bağıtlanmadığı takdirde işleticinin satış yerini derhal terk ve BP'ye teslim edeceği kararlaştırıldığı, dosya içeriği deliller ile bu durumun gerçekleşmediği, 5 yıllık sürenin sonunda davalı işleticinin, işletmeyi terk etmediği belirlenmiş bulunduğundan sözleşmenin 12. maddesine dayalı ceza koşulu isteminin yerinde olduğu sonucuna varıldığı, davalı-birleşen davacının ticari defter ve kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi inceleme sonucu; 199.000,00 USD'lik cezai şartın davalı birleşen davacı şirketin ekonomik yönden mahvına sebep olacağı kanaatine varılmakla, cezai şarttan hakkaniyet indirimi yapılarak davacı yararına 50.000,00 USD cezai şarta hükmedilmesi gerektiği, birleşen davada, intifa hakkı sona ermesine rağmen birleşen davalının intifa şerhinin terkini ile ilgili işlem yapmadığı ve intifa hakkını kaldırmadığından birleşen davacının maddi ve manevi zararına yol açtığı iddiası ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu ancak dava konusu taşınmazın intifa hakkının devamı nedeniyle birleşen davacının maddi zararının varlığı, miktarı ve birleşen davalı eylemi ile illiyet bağı kanıtlanamadığından maddi tazminat isteminin, davacı şirketin kişilik haklarının zedeleyici nitelikte bir eylemi kanıtlamadığından manevi tazminat istemi reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne davacının kar yoksunluğu ve sözleşmenin 18. maddesine dayalı ceza koşuluna ilişkin tazminat isteminin reddine, sözleşmenin 12/2 maddesine dayalı istem yönünden davanın kısmen kabülü ile 50.000,00 USD'nin 10.10.2009 temerrüd tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüf Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin (a) bendi gereğince yürütülecek faiziyle birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine, davalının haksız işgaline dayalı istem yönünden davanın kabulü ile 169.000,00 TL'nin 10.10.2009 temerrüd tarihinden itibaren yürütülecek avans faiziyle birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinaf mahkemesince cezai şart olarak nitelendirilen 199.000,00 USD alacağın tenkisinde dava tarihin dikkate alınması gerektiği kabul edilmişken yerel mahkemenin fiili ödeme tarihindeki kura göre yapılan hesaplamayı hükme esas almasının yerinde olmadığını, müvekkilinin alacağının ödenmemesinin davalının kendi kusurundan kaynaklanmakta olup kendi kusurlu davranışı ile dava tarihinden sonra maddi durumunun bozulması, ekonomik olarak zor durumda olmasının sonuçlarına müvekkilinin katlanmasının beklenemeyeceğini, davalının ödüllendirilir gibi cezai şarttan tenkis yapılmasının yerinde olmadığını, dava tarihi olan 2011 yılına göre cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açmayacağını, sözleşmenin 18. maddesine dayalı cezai şart talebinin reddinin yerinde olmadığını, davalının sözleşmeye aykırı olarak satış yerini terk etmediğini ve müvekkiline teslim etmediğini, taleplerinin kabulü gerektiğini, kar kaybı talebinin reddinin yerinde olmadığını, mahkemenin kararının aksine bayilik sözleşmesinin asgari 5 yıl süre ile kurulması zorunluluğu olmadığını, sektörde 6 ay için bile bayilik sözleşmesi yapılabildiğini, davalının haksız kullandığı akaryakıt istasyonunun İzmir-İstanbul karayolu üzerinde çok işlek bir yerde olduğunu, satış hacmi itibarı ile kısa süreli bayilik sözleşmesi ile işletilmesinin gerçekçi olduğunu, bununla birlikte müvekkilinin istasyonu bayilik ilişkisine girmeksizin kendisinin de bizzat işletebileceğini belirterek kararın kaldırılmasını, tüm taleplerin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2.Asıl davada davalı- birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bayilik sözleşmesi ile intifa sözleşmesi birleşik sözleşmeler olup bayilik sözleşmesinin sona ermesi ile intifa sözleşmesinin de aynı anda ortadan kalktığını, davaya konu 16.08.2004 tarihli bayilik sözleşmesi 16.08.2009'da sona erdiğinden intifanın da bu tarihte sona erdiği ve bu tarihten sonra müvekkilinden ecrimisil talep edilemeyeceğini, müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, sözleşmenin 12.maddesindeki cezai şartın ahlaka ve adaba aykırı olduğunundan reddi gerektiğini, cezai şart miktarının müvekkilinin ekonomik mahvına sebep olacağı ve bu nedenle ahlaka ve adaba aykırı bir şart olarak değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkilinin sözleşmenin ayakta olduğu sürece edimlerini yerine getirdiğini, cezai şartın tümden reddi gerektiğini, birleşen dava yönünden deliller toplanmadan karar verildiğini, intifanın terkin edilmesi gereken tarih ile resmen terkin edildiği tarih arasında davalı tarafından ödenmesi gereken bedelin hesaplanması, intifanın tesis tarihi ile terkin edilmesi gereken tarih arasında davacı karşı davalının ödemesi gereken gerçek intifa bedelinin hesaplanması, müvekkilinin bayilik sözleşmesi nedeni ile taşınmaza yaptığı masrafların tespiti, bayilik sözleşmesi süresince emsal akaryakıt istasyonlarının kazançları mukayeseli olarak incelenerek müvekkilinin emsal istasyonlara göre uğradığı kar kazanç prim kaybının hesaplanması için müvekkilinin defterlerinin incelenmesini talep ettiklerini, davalının intifayı süresinde terkin etmediğinden müvekkilinin bu yöndeki taleplerinin yerina getirmediğinin sabit olduğunu, eksik inceleme ile davanın reddedildiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava 01.10.2011 tarihinden önce açıldığından davacının ecrimisil talebinin sözleşmeden değil, sözleşmenin süresinin sona ermesine rağmen kulanımın devam etmesi nedeni ile intifa hakkından kaynaklanmakta olup ecrimisile dayalı talebin 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davacının 16.08.2009-18.09.2010 tarihleri yönünden 5.000,00 TL ecrimisil talebinde bulunarak talebin 169.000,00 TL'ye yükseltildiği, davalı taraf zamanaşımı savunmasında bulunduğundan ıslah tarihi olan 17.09.2015 tarihi itibarı ile ıslah edilen kısım yönünden 16.08.2009-17.09.2010 tarihleri arasındaki alacağın zamanaşımına uğradığı, bu durumda mahkemece asıl davadaki talep olan 5.000,00 TL ile 17.09.2010-18.09.2010 tarihleri yönünden zamanaşımı oluşmadığından bu kısma İlişkin 1 günlük 433,00 TL ecrimisil isteminin kabulü gerektiği, davalı vekilinin zamanaşımına ilişkin isteminin kısmen yerinde olduğu, birleşen dava yönünden tazminat talebinin Karacabey 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/969 E., 2013/64 K. sayılı dosyasında ilk davanın açıldığı tarihlere kadarki kısmı için talep edildiği, bu dosyada ise ilk dava tarihinden intifanın kaldırıldığı tarihe kadar olan kısmının dava edildiğinin beyan edilmiş ise de; bilirkişi raporu ve dosya kapsamı ve göre bu yöndeki iddia ispatlanamadığından birleşen davanın reddinin yerinde olduğu gerekçesiyle asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin asıl dava yönünden istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kararın kaldırılmasına asıl davanın kısmen kabulüne, davacının kâr yoksunluğu ve sözleşmenin 18. maddesine dayalı ceza koşuluna ilişkin tazminat isteminin reddine, sözleşmenin 12/2 maddesine dayalı istem yönünden davanın kısmen kabülü ile 50.000,00 USD 'nin 10.10.2009 temerrüd tarihinden İtibaren 3095 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin (a) bendi gereğince yürütülecek faiziyle birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine, davalının haksız işgaline dayalı istem yönünden, davanın kısmen kabulü ile 5.433,00 TL'nin 10.10.2009 temerrüd tarihinden itibaren yürütülecek avans faiziyle birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: işleticilik anlaşmasınn 18 inci maddesine dayalı cezai şart talebinin reddine karar verilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı satış yerini terk ve teslim etme hükümlerini ihlal ettiğinden cezai şarttan sorumlu olacağını, davalının sözleşmenin sona erdiğinden bahisle cezai şart ödemekten kurtulamayacağını, sürenin dolması nedeni ile sona eren sözleşme nedeni ile kar kaybı ve ecrimisilin birlikte istenemeyeceği gerekçesiyle kar kaybı talebinin reddine karar verilmesinde hukuka uyarlılık bulunmadığını,199.000,00 USD alacağın davalının ekonomik mahvına yol açmadığı gözetilerek bu bedelin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, ecrimisil talebinin sözleşmeden değil intifa hakkından kaynaklanmakta olup 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu belirterek asıl davada reddedilen kısma ilişkin verilen kararın bozulmasını istemiştir.
2.Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının sözleşmenin 12. maddesine yönelik yaptığı cezai şart talebinin ahlak ve adaba aykırı olduğundan reddi gerektiğini, birleşen dava yönünden hiçbir delil toplanmadan hüküm kurulduğunu, maddi hata neticesinde hatalı hesaplanan vekalet ücreti ve bakiye karar ilam harcı taleplerinin maddi hataların tashih yolu ile düzeltilebileceği mümkün için reddedilmesinin yerinde olmadığını, karar tarihindeki kur dikkate alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, karar tarihindeki kurun esas alınmaması nedeni ile maddi hata neticesinde İstinaf Mahkemesince de hükmedilen vekalet ücretinin yerinde olmadığını, İstinaf Mahkemesi kaldırma kararı öncesinde Yerel Mahkeme kararında belirlenen ve müvekkil tarafından vergi dairesine ödenen edelin mahsup edilerek bakiye harcın da iadesine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl davada bayilik sözleşmesinin ihlali iddiasına dayalı olarak sözleşmenin 18. maddesine dayalı cezai şart bedeli, sözleşmenin 12. maddesine dayalı cezai şart bedeli ile kar mahrumiyeti bedeli ve ecrimisilin tahsili, birleşen dava ise intifanın süresinde terkin edilmediği iddiasına dayalı olarak uğranıldığı iddia olunan zarar yönünden maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56, 112 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/2281 E. 2022/7603 K.
Ortak:ecrimisil · tenkis · intifa hakkı · bayilik sözleşmesi · cezai şart · derdestlik · fesih · terkin
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» 16.08.2009 tarihi itibariyle süre bitmesiyle sona erdiğinden davalının bu tarihten sonra keşide ettiği «fesih» «ihtarnamesinin» sonuç doğurmayacağı, bu durumun işleticilik anlaşmasının 18. maddesine aykırılık oluşturmadığı ve «sözleşmenin ihlali» olarak değerlendirilemeyeceği, sonucuna varıldığı, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesinde sözleşmenin 5 yıllık sürenin bitiminde sona ermesi halinde ve yeni bir sözleşme bağıtlanmadığı takdirde işleticinin satış yerini derhal «terk» ve BP'ye «teslim» edeceği kararlaştırıldığı, dosya içeriği deliller ile bu durumun gerçekleşmediği, 5 yıllık sürenin sonunda davalı işleticinin, işletmeyi terk etmediği belirlenmiş bulunduğundan sözleşmenin 12. maddesine dayalı «ceza koşulu» isteminin yerinde olduğu sonucuna varıldığı, davalı-birleşen davacının «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yaptırılan «bilirkişi inceleme» sonucu; 199.000,00 USD'lik «cezai şartın» davalı birleşen davacı şirketin ekonomik yönden mahvına sebep olacağı kanaatine varılmakla, cezai şarttan «hakkaniyet indirimi» yapılarak davacı yararına 50.000,00 USD cezai şarta hükmedilmesi gerektiği, birleşen davada, «intifa hakkı» sona ermesine rağmen birleşen davalının intifa «şerhinin» terkini ile ilgili işlem yapmadığı ve intifa hakkını kaldırmadığından birleşen davacının maddi ve manevi zararına yol açtığı iddiası ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu ancak dava konusu taşınmazın intifa hakkının devamı nedeniyle birleşen davacının maddi zararının varlığı, miktarı ve birleşen davalı eylemi ile «illiyet bağı» kanıtlanamadığından «maddi tazminat» isteminin, davacı şirketin «kişilik haklarının» zedeleyici nitelikte bir eylemi kanıtlamadığından manevi tazminat istemi reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne davacının kar yoksunluğu ve sözleşmenin 18. maddesine dayalı ceza koşuluna ilişkin tazminat isteminin reddine, sözleşmenin 12/2 maddesine dayalı istem yönünden davanın kısmen kabülü ile 50.000,00 USD'nin 10.10.2009 «temerrüd» tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüf Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin (a) bendi gereğince yürütülecek faiziyle bir …
İstinaf Sebepleri 1.Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinaf mahkemesince «cezai şart» olarak nitelendirilen 199.000,00 USD alacağın «tenkisinde» dava tarihin dikkate alınması gerektiği kabul edilmişken yerel mahkemenin fiili ödeme tarihindeki kura göre yapılan hesaplamayı hükme esas almasının yerinde olmadığını, müvekkilinin alacağının ödenmemesinin davalının kendi kusurundan kaynaklanmakta olup kendi kusurlu davranışı ile dava tarihinden sonra maddi durumunun bozulması, ekonomik olarak zor durumda olmasının sonuçlarına müvekkilinin katlanmasının beklenemeyeceğini, davalının ödüllendirilir gibi cezai şarttan tenkis yapılmasının yerinde olmadığını, dava tarihi olan 2011 yılına göre cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açmayacağını, sözleşmenin 18. maddesine dayalı cezai şart talebinin reddinin yerinde olmadığını, davalının sözleşmeye aykırı olarak satış yerini «terk» etmediğini ve müvekkiline «teslim» etmediğini, taleplerinin kabulü gerektiğini, «kar kaybı» talebinin reddinin yerinde olmadığını, mahkemenin kararının aksine «bayilik sözleşmesinin» asgari 5 yıl süre ile kurulması zorunluluğu olmadığını, sektörde 6 ay için bile bayilik sözleşmesi yapılabildiğini, davalının haksız kullandığı akaryakıt istasyonu …
2.Asıl davada davalı- birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «bayilik sözleşmesi» ile intifa sözleşmesi birleşik sözleşmeler olup bayilik sözleşmesinin sona ermesi ile intifa sözleşmesinin de aynı anda ortadan kalktığını, davaya konu 16.08.2004 tarihli bayilik sözleşmesi 16.08.2009'da sona erdiğinden intifanın da bu tarihte sona erdiği ve bu tarihten sonra müvekkilinden «ecrimisil» talep edilemeyeceğini, müvekkiline «kusur» atfedilemeyeceğini, sözleşmenin 12.maddesindeki «cezai şartın» ahlaka ve adaba aykırı olduğunundan reddi gerektiğini, cezai şart miktarının müvekkilinin ekonomik mahvına sebep olacağı ve bu nedenle ahlaka ve adaba aykırı bir şart olarak değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkilinin sözleşmenin ayakta olduğu sürece edimlerini yerine getirdiğini, cezai şartın tümden reddi gerektiğini, birleşen dava yönünden deliller toplanmadan karar verildiğini, intifanın «terkin» edilmesi gereken tarih ile resmen terkin edildiği tarih arasında davalı tarafından ödenmesi gereken bedelin hesaplanması, intifanın tesis tarihi ile terkin edilmesi gereken tarih arasında davacı karşı davalının ödemesi gereken gerçek intifa bedelinin hesaplanması, müvekkilinin bayilik sözleşmesi nedeni ile taşınmaza yaptığı «masrafların» tespiti, bayilik sözleşmesi süresince emsal akaryakıt istasyonlarının kazançları mukayeseli olarak incelenerek müvekkilinin emsal istasyonlara göre uğradığı kar kazanç «prim» «kaybının» hesaplanması için müvekkilinin «defterlerinin» incelenmesini talep ettiklerini, davalının intifayı süresinde terkin etmediğinden müvekkilinin bu yöndeki taleplerinin yerina getirmediğinin sabit olduğunu, «eksik inceleme» ile davanın reddedildiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Benzer bu kararda… ukuk Dairesi'nin 2012/12284 esas 2013/13897 karar sayılı ilamı ile bozulduğu, bozma ilamında davalı (...) petrolün tüm temyiz nedenleri reddedilerek, kararın sadece «tenkis» miktarına ve tenkisin şartlarına ilişkin olarak bozulduğu, yani «haksız fesih» olgusunun kesinlik kazandığı, bayilik ilişkisine ilişkin intifa sözleşmesi 13.07.2007 tarihli olup, 13.07.2012 tarihine kadar geçerli bir sözleşme olduğu, ancak davalının 13.07.2012 tarihinden önce 11.10.2010 tarihinde akdi feshettiği, Rekabet Hukuku kararları incelendiğinde, aynı kök ilişkiyi oluşturmak için birden fazla sözleşme yapılmış ise en eski tarihli sözleşme tarihinin 5 yıllık sürenin başlangıcı kabul edildiği, bu durumda intifa sözleşmesinin 13.07.2007 tarihli, işletme sözleşmesinin 01.10.2007 tarihli ve «bayilik sözleşmesinin» ise 28.06.2007 tarihli olduğu, 5 yıllık sürenin 28.06.2007 tarihinden itibaren başlayacağı ve 28.06.2012 tarihinde sona ereceği, buna göre «ecrimisil» tazminatının 11.10.2010 tarihi ile 28.06.2012 tarihleri arasını kapsayacağı, ilk derece mahkemesince 13/07/2012 tarihi esas alınarak fazla hesaplama yapıldığı anla …
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalının «bayilik sözleşmesini» süresinden önce feshettiği, sözleşmeye aykırı olarak başka firmanın ürünlerini sattığı ve sözleşmeye konu yeri sözleşmenin feshinden sonra haksız olarak kullanmaya devam ettiği, davacının açmış olduğu müdahalenin meni davasının «derdest» olduğu, ancak dava devam ederken intifanın tapudan «terkin» edildiği, Yargıtay (Kapatılan) 19.
Hukuk Dairesi’nin 2010/ 14176 esas 2011/8053 karar sayılı ilamı ile gözetildiğinde, davacının «ecrimisil» talebinde haklı olduğu, «intifa hakkı» 13.07.2007 tarihinden 13.07.2012 tarihine kadar davacıya ait olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının haksız işgali nedeniyle, davalının süresinden önce sözleşmeyi feshettiği tarih olan 11.10.2010 tarihinden başlamak üzere Rekabet kurulu kararı gereği intifanın «terkin» edilmiş sayılması gereken tarih olan 13/07/2012 tarihleri arasındaki dönem için tespit edilen 351.950,50 TL ecrimisilin, 10.000,00 TL'sinin 04/03/2013 tarihinden, 341.950,50 TL'sinin 07/01/2016 tarihinden itibaren işleyen «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:müspet zarar · haksız fesih · bedelsizlik · eş rızası · protokol · yasal faiz · teminat
Benzer bu karardaTaşınmazı, bir sözleşme ilişkisi olmaksızın ya da sahibinin «rızası» haricinde kullanmak, haksız yere kullanmak anlamına gelip, «bedelsiz» yararlanmaya neden olur.
Hukuk Dairesi’nin 2010/ 14176 esas 2011/8053 karar sayılı ilamı ile gözetildiğinde, davacının «ecrimisil» talebinde haklı olduğu, «intifa hakkı» 13.07.2007 tarihinden 13.07.2012 tarihine kadar davacıya ait olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının haksız işgali nedeniyle, davalının süresinden önce sözleşmeyi feshettiği tarih olan 11.10.2010 tarihinden başlamak üzere Rekabet kurulu kararı gereği intifanın «terkin» edilmiş sayılması gereken tarih olan 13/07/2012 tarihleri arasındaki dönem için tespit edilen 351.950,50 TL ecrimisilin, 10.000,00 TL'sinin 04/03/2013 tarihinden, 341.950,50 TL'sinin 07/01/2016 tarihinden itibaren işleyen «yasal faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» davalı tarafından gönderilen 11/10/2010 tarihli «ihtarname» ile feshedildiği, aynı tarihte davalının intifanın da terkinini talep ettiği, bayilik sözleşmesinin feshinden kaynaklı olarak, davacının «müspet zarar» ve «cezai şarta» ilişkin talepleri hakkında İstanbul 36.
… ukuk Dairesi'nin 2012/12284 esas 2013/13897 karar sayılı ilamı ile bozulduğu, bozma ilamında davalı (...) petrolün tüm temyiz nedenleri reddedilerek, kararın sadece «tenkis» miktarına ve tenkisin şartlarına ilişkin olarak bozulduğu, yani «haksız fesih» olgusunun kesinlik kazandığı, bayilik ilişkisine ilişkin intifa sözleşmesi 13.07.2007 tarihli olup, 13.07.2012 tarihine kadar geçerli bir sözleşme olduğu, ancak davalının 13.07.2012 tarihinden önce 11.10.2010 tarihinde akdi feshettiği, Rekabet Hukuku kararları incelendiğinde, aynı kök ilişkiyi oluşturmak için birden fazla sözleşme yapılmış ise en eski tarihli sözleşme tarihinin 5 yıllık sürenin başlangıcı kabul edildiği, bu durumda intifa sözleşmesinin 13.07.2007 tarihli, işletme sözleşmesinin 01.10.2007 tarihli ve «bayilik sözleşmesinin» ise 28.06.2007 tarihli olduğu, 5 yıllık sürenin 28.06.2007 tarihinden itibaren başlayacağı ve 28.06.2012 tarihinde sona ereceği, buna göre «ecrimisil» tazminatının 11.10.2010 tarihi ile 28.06.2012 tarihleri arasını kapsayacağı, ilk derece mahkemesince 13/07/2012 tarihi esas alınarak fazla hesaplama yapıldığı anla …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/651 E. 2023/4404 K.
Ortak:tenkis · ecrimisil · intifa hakkı · bayilik sözleşmesi · cezai şart · derdestlik · fesih · kâr kaybı
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» 16.08.2009 tarihi itibariyle süre bitmesiyle sona erdiğinden davalının bu tarihten sonra keşide ettiği «fesih» «ihtarnamesinin» sonuç doğurmayacağı, bu durumun işleticilik anlaşmasının 18. maddesine aykırılık oluşturmadığı ve «sözleşmenin ihlali» olarak değerlendirilemeyeceği, sonucuna varıldığı, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesinde sözleşmenin 5 yıllık sürenin bitiminde sona ermesi halinde ve yeni bir sözleşme bağıtlanmadığı takdirde işleticinin satış yerini derhal «terk» ve BP'ye «teslim» edeceği kararlaştırıldığı, dosya içeriği deliller ile bu durumun gerçekleşmediği, 5 yıllık sürenin sonunda davalı işleticinin, işletmeyi terk etmediği belirlenmiş bulunduğundan sözleşmenin 12. maddesine dayalı «ceza koşulu» isteminin yerinde olduğu sonucuna varıldığı, davalı-birleşen davacının «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yaptırılan «bilirkişi inceleme» sonucu; 199.000,00 USD'lik «cezai şartın» davalı birleşen davacı şirketin ekonomik yönden mahvına sebep olacağı kanaatine varılmakla, cezai şarttan «hakkaniyet indirimi» yapılarak davacı yararına 50.000,00 USD cezai şarta hükmedilmesi gerektiği, birleşen davada, «intifa hakkı» sona ermesine rağmen birleşen davalının intifa «şerhinin» terkini ile ilgili işlem yapmadığı ve intifa hakkını kaldırmadığından birleşen davacının maddi ve manevi zararına yol açtığı iddiası ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu ancak dava konusu taşınmazın intifa hakkının devamı nedeniyle birleşen davacının maddi zararının varlığı, miktarı ve birleşen davalı eylemi ile «illiyet bağı» kanıtlanamadığından «maddi tazminat» isteminin, davacı şirketin «kişilik haklarının» zedeleyici nitelikte bir eylemi kanıtlamadığından manevi tazminat istemi reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne davacının kar yoksunluğu ve sözleşmenin 18. maddesine dayalı ceza koşuluna ilişkin tazminat isteminin reddine, sözleşmenin 12/2 maddesine dayalı istem yönünden davanın kısmen kabülü ile 50.000,00 USD'nin 10.10.2009 «temerrüd» tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüf Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin (a) bendi gereğince yürütülecek faiziyle bir …
İstinaf Sebepleri 1.Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinaf mahkemesince «cezai şart» olarak nitelendirilen 199.000,00 USD alacağın «tenkisinde» dava tarihin dikkate alınması gerektiği kabul edilmişken yerel mahkemenin fiili ödeme tarihindeki kura göre yapılan hesaplamayı hükme esas almasının yerinde olmadığını, müvekkilinin alacağının ödenmemesinin davalının kendi kusurundan kaynaklanmakta olup kendi kusurlu davranışı ile dava tarihinden sonra maddi durumunun bozulması, ekonomik olarak zor durumda olmasının sonuçlarına müvekkilinin katlanmasının beklenemeyeceğini, davalının ödüllendirilir gibi cezai şarttan tenkis yapılmasının yerinde olmadığını, dava tarihi olan 2011 yılına göre cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açmayacağını, sözleşmenin 18. maddesine dayalı cezai şart talebinin reddinin yerinde olmadığını, davalının sözleşmeye aykırı olarak satış yerini «terk» etmediğini ve müvekkiline «teslim» etmediğini, taleplerinin kabulü gerektiğini, «kar kaybı» talebinin reddinin yerinde olmadığını, mahkemenin kararının aksine «bayilik sözleşmesinin» asgari 5 yıl süre ile kurulması zorunluluğu olmadığını, sektörde 6 ay için bile bayilik sözleşmesi yapılabildiğini, davalının haksız kullandığı akaryakıt istasyonu …
2.Asıl davada davalı- birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «bayilik sözleşmesi» ile intifa sözleşmesi birleşik sözleşmeler olup bayilik sözleşmesinin sona ermesi ile intifa sözleşmesinin de aynı anda ortadan kalktığını, davaya konu 16.08.2004 tarihli bayilik sözleşmesi 16.08.2009'da sona erdiğinden intifanın da bu tarihte sona erdiği ve bu tarihten sonra müvekkilinden «ecrimisil» talep edilemeyeceğini, müvekkiline «kusur» atfedilemeyeceğini, sözleşmenin 12.maddesindeki «cezai şartın» ahlaka ve adaba aykırı olduğunundan reddi gerektiğini, cezai şart miktarının müvekkilinin ekonomik mahvına sebep olacağı ve bu nedenle ahlaka ve adaba aykırı bir şart olarak değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkilinin sözleşmenin ayakta olduğu sürece edimlerini yerine getirdiğini, cezai şartın tümden reddi gerektiğini, birleşen dava yönünden deliller toplanmadan karar verildiğini, intifanın «terkin» edilmesi gereken tarih ile resmen terkin edildiği tarih arasında davalı tarafından ödenmesi gereken bedelin hesaplanması, intifanın tesis tarihi ile terkin edilmesi gereken tarih arasında davacı karşı davalının ödemesi gereken gerçek intifa bedelinin hesaplanması, müvekkilinin bayilik sözleşmesi nedeni ile taşınmaza yaptığı «masrafların» tespiti, bayilik sözleşmesi süresince emsal akaryakıt istasyonlarının kazançları mukayeseli olarak incelenerek müvekkilinin emsal istasyonlara göre uğradığı kar kazanç «prim» «kaybının» hesaplanması için müvekkilinin «defterlerinin» incelenmesini talep ettiklerini, davalının intifayı süresinde terkin etmediğinden müvekkilinin bu yöndeki taleplerinin yerina getirmediğinin sabit olduğunu, «eksik inceleme» ile davanın reddedildiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Benzer bu karardaDAVA Asıl ve birleşen davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 18.09.2010 tarihli 5 yıl süreli «bayilik sözleşmesi» imzalandığını, davalının bayi olarak faaliyet gösterdiğini, davalı tarafça bayilik sözleşmesinin 05.01.2012 tarihli noter «ihtarnamesiyle» feshedildiğini, ancak taşınmazın 21.01.2011 tarihli intifa resmi senedi gereğince beş yıl süre ile «intifa hakkına» sahip olan müvekkiline «teslim» edilmediğini, 18.09.2010 tarihli «taahhütnamede» bayilik sözleşmesinin her ne sebep ve suretle olursa olsun sona ermesi halinde işletmeciliğinin de sona ereceği ve istasyon ve tesislerin derhal tahliye edilerek müvekkili şirkete teslim edileceğinin düzenlendiğini, bu yükümlülüğün yerine getirilmediği takdirde sözleşmenin «fesih» tarihinden itibaren tahliye tarihine kadar her geçen gün için 200,00 USD «cezai şart» ödeneceğinin hüküm altına alındığını, aynı zamanda bayilik sözleşmesinin fesih başlıklı 12 nci maddesinde de sözleşmenin her ne sebep ve suretle olursa olsun sona ermesi halinde bayinin söz konusu yerlerle ilgili işletmeciliğinin sona ereceği ve bayinin «sözleşmenin feshini» müteakip herhangi bir mahkeme kararı gerekmeksizin istaston ve tesisi derhal tahliye ederek şirkete teslim edeceği hususunun düzenlendiğini, müvekkili tarafından davalıya ihtarname keşide edilmesine rağmen taşınmazın müvekkiline teslim edilmediğini, haksız işgale «son» verilmesi amacıyla Kaynarca Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/67 E. sayılı dosyası ile müdahalenin meni davasının ikame edildiğini, bu davanın «derdest» olduğunu, intifanın 21.01.2016 tarihinde sona ereceği dikkate alındığında fesih tarihi olan 09.01.2012 ile dava tarihi olan 22.04.2013 tarihleri arası 469 gün için …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı bayinin «bayilik sözleşmesini» 03.01.2012 tarihli «ihtarname» ile feshi neticesi bayilik sözleşmesinin sona erdiği, davalının bu istasyonda bulunmasının yasal nedeninin ortadan kalktığı, davalının sözleşme ve «taahhütname» hükümleri gereğince akaryakıt istasyonunu derhal davacıya «teslim» etme yükümlülüğü altına girdiği, ancak davalının bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, sözleşmenin feshedildiği tarihten dava tarihine kadar günlük 200,00 USD üzerinden işlemiş «cezai şart» ödeme borcu altına girdiği, sözleşmenin davalı tarafından haklı sebeple ya da haksız olarak feshedilmiş olmasının da davalının cezai şart borcuna bir etkisinin bulunmadığı, 09.01.2012 - 22.04.2013 dönemine ilişkin 469 gün için cezai şart alacağının toplam 93.800,00 USD kur karşılığının 169.543,50 TL olarak hesaplanmış olup davacının talebinin 168.614,88 TL olduğu, birleşen dava konu 22.04.2013 tarihinden «intifa hakkının» bittiği 21.01.2016 tarihine kadar 1003 gün için toplam 200,00 USD kur karşılığı 703.524,26 TL olarak hesaplandığı ancak davacının talebi 2.000,00 TL olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 22 nci maddesi uyarınca «tacir» olan davalının cezai şarttan indirim yapılmasını isteyemeyeceği, ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında cezai şartın ödenmesi cezai şart borçlusunun ekonomik açıdan mahvına yol açacaksa uygun bir indirim yapılması gereğine işaret edildiğini, davalının «ticari defter» ve kayıtları, vergi kayıtları, mali tabloları üzerinde yaptırılan inceleme sonucu düzenlenen birlirkişi raporu doğrultusunda cezai şart oranında takdiren % 73 oran …
… süresinden önce, davalı bayii tarafça feshedildiği, sözleşmesi sona eren davalı bayiinin akaryakıt istasyonunun bulunduğu taşınmazı tahliye ederek taşınmaz üzerinde «intifa hakkı» sahibi olan davacıya «teslim» etmediği ihtilafsız olduğu, fuzuli işgalci olan davalının sözleşmenin feshedildiği tarihten dava tarihine kadar günlük 200,00 USD üzerinden «cezai şart» alacağından sorumlu olduğu, fuzuli işgale dayalı meni müdahale davası ile işbu davanın konusunun aynı olmadığı, bu nedenle davalı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik bütün istinaf sebeplerinin reddi gerektiği, Mahkemece, bilirkişi raporu doğrultusunda cezai şart alacağından takdiren % 73 oranında indirim yapılmasında bir isabetsizlik görülmediği, birleşen davaya konu edilen dönem için 22.04.2013 tarihinden intifa hakkının sona erdiği 21.01.2016 tarihine kadar 1003 gün için toplam 200,00 USD kur karşılığı 703.524,26 TL üzerinden %73 oranında «tenkis» yapılmak suretiyle davacının 189.951,55 TL cezai şart alacağı bulunmakta olup, bu alacaktan davacının talebi ile bağlı kalınarak 2.000,00 TL'ye hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru bulunmadığı, cezai şartın fahiş görülerek tenkisi nedeniyle tenkis edilen miktardan dolayı davalı yararına vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl davanın kısmen kabulüne 45.526,05 TL cezai şart alacağının davalıdan tahsiline, birleşen davanın kısmen kabulüne 2.000,00 TL …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:harca esas değer · vekalet ücreti takdiri · sözleşmenin feshi · ipotek · fatura · taahhütname · tacir · teminat
Benzer bu karardaDavacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının ekonomik durumuna dair verilerin tam olarak değerlendirilmediğini, davalıdan alınan «teminat» («ipotek») sebebiyle «cezai şartın» tamamının tahsil edilebileceğinin göz ardı edildiğini, müvekkilin davalıdan alacaklı olduğu cezai şartın «son» bilirkişi raporda 703.524,26 TL olarak hesaplanmış olup «tenkis» yapılırken tüm alacak miktarının gözetilmediğini, tenkis yapılan %73 oran üzerinden reddedilen miktara dayalı davalı yararına «vekalet ücreti takdirinin» doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesinin asıl ve birleşen davaya ilişkin kararının kaldırılmasını istemiştir.
Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı aleyhine başlatılan «ipotek» takibi bulunduğunu, 300.000,00 TL limitli ipotek nazara alındığında davalının ekonomik mahvına sebep olunmaksızın 300.000,00 TL nin tahsil edilebileceğini, ekonomik mahva yönelik durum incelenirken bayilik ilişkisinde alınmış olan «teminatların» yok sayıldığını, «cezai şart» bedeli ile ilgili yalnızca davalının ekonomik durumunun araştırılmasının müvekkilin hak «kaybına» uğramasına sebep olacağını, Mahkemece «harca esas değer» üzerinden «tenkis» yapılmış olduğunu, müvekkilinin borçludan 703.524,26 TL alacaklı olduğu ancak sadece esas davada 168.614,88 TL, birleşen davada ise 2.000,00 TL'nin talep edilmiş o …
DAVA Asıl ve birleşen davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 18.09.2010 tarihli 5 yıl süreli «bayilik sözleşmesi» imzalandığını, davalının bayi olarak faaliyet gösterdiğini, davalı tarafça bayilik sözleşmesinin 05.01.2012 tarihli noter «ihtarnamesiyle» feshedildiğini, ancak taşınmazın 21.01.2011 tarihli intifa resmi senedi gereğince beş yıl süre ile «intifa hakkına» sahip olan müvekkiline «teslim» edilmediğini, 18.09.2010 tarihli «taahhütnamede» bayilik sözleşmesinin her ne sebep ve suretle olursa olsun sona ermesi halinde işletmeciliğinin de sona ereceği ve istasyon ve tesislerin derhal tahliye edilerek müvekkili şirkete teslim edileceğinin düzenlendiğini, bu yükümlülüğün yerine getirilmediği takdirde sözleşmenin «fesih» tarihinden itibaren tahliye tarihine kadar her geçen gün için 200,00 USD «cezai şart» ödeneceğinin hüküm altına alındığını, aynı zamanda bayilik sözleşmesinin fesih başlıklı 12 nci maddesinde de sözleşmenin her ne sebep ve suretle olursa olsun sona ermesi halinde bayinin söz konusu yerlerle ilgili işletmeciliğinin sona ereceği ve bayinin «sözleşmenin feshini» müteakip herhangi bir mahkeme kararı gerekmeksizin istaston ve tesisi derhal tahliye ederek şirkete teslim edeceği hususunun düzenlendiğini, müvekkili tarafından davalıya ihtarname keşide edilmesine rağmen taşınmazın müvekkiline teslim edilmediğini, haksız işgale «son» verilmesi amacıyla Kaynarca Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/67 E. sayılı dosyası ile müdahalenin meni davasının ikame edildiğini, bu davanın «derdest» olduğunu, intifanın 21.01.2016 tarihinde sona ereceği dikkate alındığında fesih tarihi olan 09.01.2012 ile dava tarihi olan 22.04.2013 tarihleri arası 469 gün için …
… vap dilekçesinde; müvekkilinin akaryakıt taleplerinin zamanında karşılanmaması nedeniyle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, ayrıca davacı şirketin sözleşmede «taahhüdü» olan istasyonun intifası tesis edildikten sonra bayiye 25.000 Litre kırsal motorinin «fatura» karşılığı imar bedeli olarak verileceğine dair yükümlülüğünü kısmen yerine getirdiğini, istenilen «cezai şartın» müvekkili şirketin mahvına sebep olacak derecede ağır ve yüksek olduğunu savunarak asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4297 E. 2021/766 K.
Ortak:intifa hakkı · terkin
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» 16.08.2009 tarihi itibariyle süre bitmesiyle sona erdiğinden davalının bu tarihten sonra keşide ettiği «fesih» «ihtarnamesinin» sonuç doğurmayacağı, bu durumun işleticilik anlaşmasının 18. maddesine aykırılık oluşturmadığı ve «sözleşmenin ihlali» olarak değerlendirilemeyeceği, sonucuna varıldığı, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesinde sözleşmenin 5 yıllık sürenin bitiminde sona ermesi halinde ve yeni bir sözleşme bağıtlanmadığı takdirde işleticinin satış yerini derhal «terk» ve BP'ye «teslim» edeceği kararlaştırıldığı, dosya içeriği deliller ile bu durumun gerçekleşmediği, 5 yıllık sürenin sonunda davalı işleticinin, işletmeyi terk etmediği belirlenmiş bulunduğundan sözleşmenin 12. maddesine dayalı «ceza koşulu» isteminin yerinde olduğu sonucuna varıldığı, davalı-birleşen davacının «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yaptırılan «bilirkişi inceleme» sonucu; 199.000,00 USD'lik «cezai şartın» davalı birleşen davacı şirketin ekonomik yönden mahvına sebep olacağı kanaatine varılmakla, cezai şarttan «hakkaniyet indirimi» yapılarak davacı yararına 50.000,00 USD cezai şarta hükmedilmesi gerektiği, birleşen davada, «intifa hakkı» sona ermesine rağmen birleşen davalının intifa «şerhinin» terkini ile ilgili işlem yapmadığı ve intifa hakkını kaldırmadığından birleşen davacının maddi ve manevi zararına yol açtığı iddiası ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu ancak dava konusu taşınmazın intifa hakkının devamı nedeniyle birleşen davacının maddi zararının varlığı, miktarı ve birleşen davalı eylemi ile «illiyet bağı» kanıtlanamadığından «maddi tazminat» isteminin, davacı şirketin «kişilik haklarının» zedeleyici nitelikte bir eylemi kanıtlamadığından manevi tazminat istemi reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne davacının kar yoksunluğu ve sözleşmenin 18. maddesine dayalı ceza koşuluna ilişkin tazminat isteminin reddine, sözleşmenin 12/2 maddesine dayalı istem yönünden davanın kısmen kabülü ile 50.000,00 USD'nin 10.10.2009 «temerrüd» tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüf Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin (a) bendi gereğince yürütülecek faiziyle bir …
DAVA Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmaz üzerine 06.10.1996 tarihinde 15 yıl süreli olarak müvekkili lehine «intifa hakkı» tesis edildiğini, taşınmazın davalı şirket tarafından 10.02.2004 tarihinde intifa ile yükümlü olarak satın alındığını, 16.08.2004 tarihli işleticilik sözleşmesi uyarınca 5 yıl süre ile akaryakıt istasyonu işleticiliğinin davalıya bırakıldığını, anlaşma süresi sonunda davalının 16.08.2009 tarihinde taşınmazı müvekkiline «teslim» etmediği için «ihtarname» keşide edildiğini, davalının 18.08.2009 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, haksız işgalini sürdürdüğünü ve dava dışı şirketin bayisi olarak faaliyetini sürdürdüğünü, Rekabet Kurumu'nun ilgili tebliğleri gereğince 5 yılı aşan «bayilik sözleşmeleri» ve buna bağlı intifa sözleşmelerinin 8.09.2010 tarihine kadar geçerli sayılacağını, 16.08.2009-18.09.2010 tarihleri arasında davalının taşınmazı haksız olarak işgal ettiğini ve müvekkilinin bundan dolayı maddi zarara uğradığını ileri sürerek işleticilik sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca 100.000,00 USD «ceza koşulu» alacağından şimdilik 5.000,00 USD'sinin, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesi uyarınca taşınmazın teslim edilmemesi nedeniyle 390 gün için hesaplanan 199.000,00 USD'den şimdilik 5.000,00 USD'lik kısmının ve haksız işgal nedeniyle şimdilik 5.000,00 TL tazminatın «temerrüt» tarihinden itibaren yürütülecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket tarafından dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan 15 yıl süreli «intifa hakkı» «şerhinin» kaldırılmadığını ve müvekkilinin mağduriyetine neden olduğunu, bu nedenle intifa hakkının kaldırılması istemiyle dava açıldığını, ardından da bu dava devam ederken Rekabet Kurulu kararına dayanılarak da dava açıldığını, açılan davanın kabul edilerek usulünce kesinleştiğini ancak buna rağmen davalının intifa hakkını kaldırmadığını, ilk açılan dosyadaki taleplerinin sadece ilk davanın açıldığı tarihe kadar olan zarar ziyanı kapsadığını, o tarihten intifanın kaldırıldığı tarihe kadar olan kısım için işbu davayı açmak zorunda kaldıklarını savunarak davaların aralarındaki hukuki irtibat gereği birleştirilmesine ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.000,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın 28.08.2009 tarihinden itibaren işleyen «ticari temerrüt faizi» ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece yapılan yargılama neticesinde, «intifa hakkının» süreden önce sona ermesi sebebiyle kullanılmayan döneme ilişkin bedelin talep edilebilmesi için intifa hakkının «terkin» edilmesinin ön koşul olduğu, tapu kayıtlarına göre halen davacı adına taşınmaz üzerinde takhidat devam ettiğinden gerekçesiyle «erken açılan» davanın «usulden reddine» dair verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Dairemizce karar bozulmuştur.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:erken açılan dava · usulden reddi
Benzer bu karardaMahkemece yapılan yargılama neticesinde, «intifa hakkının» süreden önce sona ermesi sebebiyle kullanılmayan döneme ilişkin bedelin talep edilebilmesi için intifa hakkının «terkin» edilmesinin ön koşul olduğu, tapu kayıtlarına göre halen davacı adına taşınmaz üzerinde takhidat devam ettiğinden gerekçesiyle «erken açılan» davanın «usulden reddine» dair verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Dairemizce karar bozulmuştur.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/151 E. 2021/6770 K.
Ortak:intifa hakkı · bayilik sözleşmesi · fesih · terkin · ihtarname
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» 16.08.2009 tarihi itibariyle süre bitmesiyle sona erdiğinden davalının bu tarihten sonra keşide ettiği «fesih» «ihtarnamesinin» sonuç doğurmayacağı, bu durumun işleticilik anlaşmasının 18. maddesine aykırılık oluşturmadığı ve «sözleşmenin ihlali» olarak değerlendirilemeyeceği, sonucuna varıldığı, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesinde sözleşmenin 5 yıllık sürenin bitiminde sona ermesi halinde ve yeni bir sözleşme bağıtlanmadığı takdirde işleticinin satış yerini derhal «terk» ve BP'ye «teslim» edeceği kararlaştırıldığı, dosya içeriği deliller ile bu durumun gerçekleşmediği, 5 yıllık sürenin sonunda davalı işleticinin, işletmeyi terk etmediği belirlenmiş bulunduğundan sözleşmenin 12. maddesine dayalı «ceza koşulu» isteminin yerinde olduğu sonucuna varıldığı, davalı-birleşen davacının «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yaptırılan «bilirkişi inceleme» sonucu; 199.000,00 USD'lik «cezai şartın» davalı birleşen davacı şirketin ekonomik yönden mahvına sebep olacağı kanaatine varılmakla, cezai şarttan «hakkaniyet indirimi» yapılarak davacı yararına 50.000,00 USD cezai şarta hükmedilmesi gerektiği, birleşen davada, «intifa hakkı» sona ermesine rağmen birleşen davalının intifa «şerhinin» terkini ile ilgili işlem yapmadığı ve intifa hakkını kaldırmadığından birleşen davacının maddi ve manevi zararına yol açtığı iddiası ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu ancak dava konusu taşınmazın intifa hakkının devamı nedeniyle birleşen davacının maddi zararının varlığı, miktarı ve birleşen davalı eylemi ile «illiyet bağı» kanıtlanamadığından «maddi tazminat» isteminin, davacı şirketin «kişilik haklarının» zedeleyici nitelikte bir eylemi kanıtlamadığından manevi tazminat istemi reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne davacının kar yoksunluğu ve sözleşmenin 18. maddesine dayalı ceza koşuluna ilişkin tazminat isteminin reddine, sözleşmenin 12/2 maddesine dayalı istem yönünden davanın kısmen kabülü ile 50.000,00 USD'nin 10.10.2009 «temerrüd» tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüf Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin (a) bendi gereğince yürütülecek faiziyle bir …
DAVA Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmaz üzerine 06.10.1996 tarihinde 15 yıl süreli olarak müvekkili lehine «intifa hakkı» tesis edildiğini, taşınmazın davalı şirket tarafından 10.02.2004 tarihinde intifa ile yükümlü olarak satın alındığını, 16.08.2004 tarihli işleticilik sözleşmesi uyarınca 5 yıl süre ile akaryakıt istasyonu işleticiliğinin davalıya bırakıldığını, anlaşma süresi sonunda davalının 16.08.2009 tarihinde taşınmazı müvekkiline «teslim» etmediği için «ihtarname» keşide edildiğini, davalının 18.08.2009 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, haksız işgalini sürdürdüğünü ve dava dışı şirketin bayisi olarak faaliyetini sürdürdüğünü, Rekabet Kurumu'nun ilgili tebliğleri gereğince 5 yılı aşan «bayilik sözleşmeleri» ve buna bağlı intifa sözleşmelerinin 8.09.2010 tarihine kadar geçerli sayılacağını, 16.08.2009-18.09.2010 tarihleri arasında davalının taşınmazı haksız olarak işgal ettiğini ve müvekkilinin bundan dolayı maddi zarara uğradığını ileri sürerek işleticilik sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca 100.000,00 USD «ceza koşulu» alacağından şimdilik 5.000,00 USD'sinin, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesi uyarınca taşınmazın teslim edilmemesi nedeniyle 390 gün için hesaplanan 199.000,00 USD'den şimdilik 5.000,00 USD'lik kısmının ve haksız işgal nedeniyle şimdilik 5.000,00 TL tazminatın «temerrüt» tarihinden itibaren yürütülecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP 1.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; «yetki itirazında» bulunduklarını, taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» 16.08.2009 tarihinde sona erdiğini, davacıya «ihtarname» keşide edilerek intifanın fekkinin istenildiğini, davacı buna uymadığından Karacabey 1.
Benzer bu karardaŞti. tarafından davacıya gönderilen 19.02.2013 tebliğ tarihli «fesih» «ihtarnamesi» ile de taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesi» «son» bulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, sözleşme ve «protokol» incelendiğinde protokolün 2. maddesinde 18 yıl süre ile «intifa hakkı» tanındığı, ancak sözleşmede açıkça intifa bedelinin yer almadığı, 29.11.2007 tarihli intifa senet örneğinde intifanın «bedelsiz» tescil edilmiş olduğu, protokolün 2-b maddesinde; davaya konu 665.000 ABD dolarının "işletme «yatırım katılım bedeli»" olarak ödenmesinin kararlaştırıldığı, davacı vekili tarafından sunulan faturalarda da; "18 yıl süreli yatırım katılım bedeli" açıklaması mevcut olup intifa bedeli ödemesine ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı, davacı vekili, dava dilekçesi ekinde intifanın (bedelli) «terkini» hususunda vekaletname örneğini sunmuş ise de dava tarihi itibarı ile tapuda terkin işleminin resmen yapılmadığı, protokolün 2.maddesine göre; intifanın 18 yıl süre …
Şti.) arasında 17.10.2007 tarihinde 5 yıl süreli «bayilik sözleşmesi» ve aynı tarihli «protokol» yapılmış olup, anılan protokolün 2. maddesinde davacı lehine dava dışı ...’in taşınmazı üzerinde 18 yıl süreli «bedelsiz» «intifa hakkı» tanınmış, 18 yıl için davalı şirkete ödenecek yatırım bedeli ve koşulları kararlaştırılmış ve 29.11.2007 tarihinde intifa hakkı tesis edilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yatırım katılım bedeli · temlik sözleşmesi · bedel iadesi · sözleşmeden doğan dava · sözleşmenin feshi · bedelsizlik · müteselsil kefil · muvafakat
Benzer bu karardaŞti.’nin müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatıyla «garantör» olduğuna ilişkin ve aynı tarihli «bayilik sözleşmesinin feshi» sözleşmesinde davacının 17.10.2007 tarihli bayilik «sözleşmesinden doğan» her türlü hakkının saklı olduğuna dair hükümler birlikte değerlendirildiğinde; davalı ...
Bölge Adliye Mahkemesince, sözleşme ve «protokol» incelendiğinde protokolün 2. maddesinde 18 yıl süre ile «intifa hakkı» tanındığı, ancak sözleşmede açıkça intifa bedelinin yer almadığı, 29.11.2007 tarihli intifa senet örneğinde intifanın «bedelsiz» tescil edilmiş olduğu, protokolün 2-b maddesinde; davaya konu 665.000 ABD dolarının "işletme «yatırım katılım bedeli»" olarak ödenmesinin kararlaştırıldığı, davacı vekili tarafından sunulan faturalarda da; "18 yıl süreli yatırım katılım bedeli" açıklaması mevcut olup intifa bedeli ödemesine ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı, davacı vekili, dava dilekçesi ekinde intifanın (bedelli) «terkini» hususunda vekaletname örneğini sunmuş ise de dava tarihi itibarı ile tapuda terkin işleminin resmen yapılmadığı, protokolün 2.maddesine göre; intifanın 18 yıl süre …
Şti. arasında «temlik sözleşmesi» yapılmış, bu sözleşme gereğince davacının «muvafakati» ile, davacı ile davalı ... ...
Şti. ise bu «sözleşmelerden doğan» yükümlülükler devam ettiği sürece temellük eden davacıya müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatıyla «garantör» olmayı kabul etmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/3246 E. , 2024/4362 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/895 Esas, 2023/351 Karar
HÜKÜM
Asıl dava kısmen kabul, birleşen dava ret
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2020/588 E., 2021/788 K.
BİRLEŞEN DOSYA Karacabey 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/91 E. sayılı dosyası
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen alacak davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince asıl davada davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı-birleşen davada davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf isteminin esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile kararın kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak sureti ile asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmaz üzerine 06.10.1996 tarihinde 15 yıl süreli olarak müvekkili lehine intifa hakkı tesis edildiğini, taşınmazın davalı şirket tarafından 10.02.2004 tarihinde intifa ile yükümlü olarak satın alındığını, 16.08.2004 tarihli işleticilik sözleşmesi uyarınca 5 yıl süre ile akaryakıt istasyonu işleticiliğinin davalıya bırakıldığını, anlaşma süresi sonunda davalının 16.08.2009 tarihinde taşınmazı müvekkiline teslim etmediği için ihtarname keşide edildiğini, davalının 18.08.2009 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, haksız işgalini sürdürdüğünü ve dava dışı şirketin bayisi olarak faaliyetini sürdürdüğünü, Rekabet Kurumu'nun ilgili tebliğleri gereğince 5 yılı aşan bayilik sözleşmeleri ve buna bağlı intifa sözleşmelerinin 8.09.2010 tarihine kadar geçerli sayılacağını, 16.08.2009-18.09.2010 tarihleri arasında davalının taşınmazı haksız olarak işgal ettiğini ve müvekkilinin bundan dolayı maddi zarara uğradığını ileri sürerek işleticilik sözleşmesinin 18.
maddesi uyarınca 100.000,00 USD ceza koşulu alacağından şimdilik 5.000,00 USD'sinin, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesi uyarınca taşınmazın teslim edilmemesi nedeniyle 390 gün için hesaplanan 199.000,00 USD'den şimdilik 5.000,00 USD'lik kısmının ve haksız işgal nedeniyle şimdilik 5.000,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren yürütülecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket tarafından dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan 15 yıl süreli intifa hakkı şerhinin kaldırılmadığını ve müvekkilinin mağduriyetine neden olduğunu, bu nedenle intifa hakkının kaldırılması istemiyle dava açıldığını, ardından da bu dava devam ederken Rekabet Kurulu kararına dayanılarak da dava açıldığını, açılan davanın kabul edilerek usulünce kesinleştiğini ancak buna rağmen davalının intifa hakkını kaldırmadığını, ilk açılan dosyadaki taleplerinin sadece ilk davanın açıldığı tarihe kadar olan zarar ziyanı kapsadığını, o tarihten intifanın kaldırıldığı tarihe kadar olan kısım için işbu davayı açmak zorunda kaldıklarını savunarak davaların aralarındaki hukuki irtibat gereği birleştirilmesine ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.000,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın 28.08.2009 tarihinden itibaren işleyen ticari temerrüt faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunduklarını, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 16.08.2009 tarihinde sona erdiğini, davacıya ihtarname keşide edilerek intifanın fekkinin istenildiğini, davacı buna uymadığından Karacabey 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/969 E. sayılı dosyası ile dava açıldığını ve ihtiyati tedbir kararı alındığını, davacının intifa şerhini kaldırmayarak yasal koşullara ve mahkeme kararına aykırı davrandığını, istemin yasal dayanağının bulunmadığını, intifa sözleşmesinin sona ermesinden sonra dava açılamayacağını, davanın zamanaşımına uğradığını, dosyaların birleştirilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunduklarını, harcın eksik yatırıldığını, ayrıca davacı tarafından işbu dosyanın birleştirilmesi istenen dosyanın red kararı sonuçlandığını ancak davacı tarafından 18.08.2009 tarihinden 18.09.2010 tarihine kadar dava konusu taşınmazın haksız kullanımı nedeniyle doğan zararları ve davacının taraflar arasındaki sözleşmeyi ihlal etmiş olması sebebiyle doğan alacaklarının tazmini için davacı aleyhine alacak davası ikame ettiklerini ve söz konusu davanın derdest olup eldeki dava ile aralarında bulunan hukuki ve fiili irtibat gereği birleştirilmeleri gerektiğini savunarak öncelikle davanın yetkisizlik nedeniyle İstanbul Mahkemelerine gönderilmesine, aksi halde eksik harcın tamamlatılmasına ve eldeki davanın İstanbul 40.
Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/388 E. sayılı dosyası ile birleştirilmesine ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 16.08.2009 tarihi itibariyle süre bitmesiyle sona erdiğinden davalının bu tarihten sonra keşide ettiği fesih ihtarnamesinin sonuç doğurmayacağı, bu durumun işleticilik anlaşmasının 18. maddesine aykırılık oluşturmadığı ve sözleşmenin ihlali olarak değerlendirilemeyeceği, sonucuna varıldığı, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesinde sözleşmenin 5 yıllık sürenin bitiminde sona ermesi halinde ve yeni bir sözleşme bağıtlanmadığı takdirde işleticinin satış yerini derhal terk ve BP'ye teslim edeceği kararlaştırıldığı, dosya içeriği deliller ile bu durumun gerçekleşmediği, 5 yıllık sürenin sonunda davalı işleticinin, işletmeyi terk etmediği belirlenmiş bulunduğundan sözleşmenin 12.
maddesine dayalı ceza koşulu isteminin yerinde olduğu sonucuna varıldığı, davalı-birleşen davacının ticari defter ve kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi inceleme sonucu; 199.000,00 USD'lik cezai şartın davalı birleşen davacı şirketin ekonomik yönden mahvına sebep olacağı kanaatine varılmakla, cezai şarttan hakkaniyet indirimi yapılarak davacı yararına 50.000,00 USD cezai şarta hükmedilmesi gerektiği, birleşen davada, intifa hakkı sona ermesine rağmen birleşen davalının intifa şerhinin terkini ile ilgili işlem yapmadığı ve intifa hakkını kaldırmadığından birleşen davacının maddi ve manevi zararına yol açtığı iddiası ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu ancak dava konusu taşınmazın intifa hakkının devamı nedeniyle birleşen davacının maddi zararının varlığı, miktarı ve birleşen davalı eylemi ile illiyet bağı kanıtlanamadığından maddi tazminat isteminin, davacı şirketin kişilik haklarının zedeleyici nitelikte bir eylemi kanıtlamadığından manevi tazminat istemi reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne davacının kar yoksunluğu ve sözleşmenin 18.
maddesine dayalı ceza koşuluna ilişkin tazminat isteminin reddine, sözleşmenin 12/2 maddesine dayalı istem yönünden davanın kısmen kabülü ile 50.000,00 USD'nin 10.10.2009 temerrüd tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüf Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin (a) bendi gereğince yürütülecek faiziyle birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine, davalının haksız işgaline dayalı istem yönünden davanın kabulü ile 169.000,00 TL'nin 10.10.2009 temerrüd tarihinden itibaren yürütülecek avans faiziyle birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinaf mahkemesince cezai şart olarak nitelendirilen 199.000,00 USD alacağın tenkisinde dava tarihin dikkate alınması gerektiği kabul edilmişken yerel mahkemenin fiili ödeme tarihindeki kura göre yapılan hesaplamayı hükme esas almasının yerinde olmadığını, müvekkilinin alacağının ödenmemesinin davalının kendi kusurundan kaynaklanmakta olup kendi kusurlu davranışı ile dava tarihinden sonra maddi durumunun bozulması, ekonomik olarak zor durumda olmasının sonuçlarına müvekkilinin katlanmasının beklenemeyeceğini, davalının ödüllendirilir gibi cezai şarttan tenkis yapılmasının yerinde olmadığını, dava tarihi olan 2011 yılına göre cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açmayacağını, sözleşmenin 18.
maddesine dayalı cezai şart talebinin reddinin yerinde olmadığını, davalının sözleşmeye aykırı olarak satış yerini terk etmediğini ve müvekkiline teslim etmediğini, taleplerinin kabulü gerektiğini, kar kaybı talebinin reddinin yerinde olmadığını, mahkemenin kararının aksine bayilik sözleşmesinin asgari 5 yıl süre ile kurulması zorunluluğu olmadığını, sektörde 6 ay için bile bayilik sözleşmesi yapılabildiğini, davalının haksız kullandığı akaryakıt istasyonunun İzmir-İstanbul karayolu üzerinde çok işlek bir yerde olduğunu, satış hacmi itibarı ile kısa süreli bayilik sözleşmesi ile işletilmesinin gerçekçi olduğunu, bununla birlikte müvekkilinin istasyonu bayilik ilişkisine girmeksizin kendisinin de bizzat işletebileceğini belirterek kararın kaldırılmasını, tüm taleplerin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2.Asıl davada davalı- birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bayilik sözleşmesi ile intifa sözleşmesi birleşik sözleşmeler olup bayilik sözleşmesinin sona ermesi ile intifa sözleşmesinin de aynı anda ortadan kalktığını, davaya konu 16.08.2004 tarihli bayilik sözleşmesi 16.08.2009'da sona erdiğinden intifanın da bu tarihte sona erdiği ve bu tarihten sonra müvekkilinden ecrimisil talep edilemeyeceğini, müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, sözleşmenin 12.maddesindeki cezai şartın ahlaka ve adaba aykırı olduğunundan reddi gerektiğini, cezai şart miktarının müvekkilinin ekonomik mahvına sebep olacağı ve bu nedenle ahlaka ve adaba aykırı bir şart olarak değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkilinin sözleşmenin ayakta olduğu sürece edimlerini yerine getirdiğini, cezai şartın tümden reddi gerektiğini, birleşen dava yönünden deliller toplanmadan karar verildiğini, intifanın terkin edilmesi gereken tarih ile resmen terkin edildiği tarih arasında davalı tarafından ödenmesi gereken bedelin hesaplanması, intifanın tesis tarihi ile terkin edilmesi gereken tarih arasında davacı karşı davalının ödemesi gereken gerçek intifa bedelinin hesaplanması, müvekkilinin bayilik sözleşmesi nedeni ile taşınmaza yaptığı masrafların tespiti, bayilik sözleşmesi süresince emsal akaryakıt istasyonlarının kazançları mukayeseli olarak incelenerek müvekkilinin emsal istasyonlara göre uğradığı kar kazanç prim kaybının hesaplanması için müvekkilinin defterlerinin incelenmesini talep ettiklerini, davalının intifayı süresinde terkin etmediğinden müvekkilinin bu yöndeki taleplerinin yerina getirmediğinin sabit olduğunu, eksik inceleme ile davanın reddedildiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava 01.10.2011 tarihinden önce açıldığından davacının ecrimisil talebinin sözleşmeden değil, sözleşmenin süresinin sona ermesine rağmen kulanımın devam etmesi nedeni ile intifa hakkından kaynaklanmakta olup ecrimisile dayalı talebin 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, davacının 16.08.2009-18.09.2010 tarihleri yönünden 5.000,00 TL ecrimisil talebinde bulunarak talebin 169.000,00 TL'ye yükseltildiği, davalı taraf zamanaşımı savunmasında bulunduğundan ıslah tarihi olan 17.09.2015 tarihi itibarı ile ıslah edilen kısım yönünden 16.08.2009-17.09.2010 tarihleri arasındaki alacağın zamanaşımına uğradığı, bu durumda mahkemece asıl davadaki talep olan 5.000,00 TL ile 17.09.2010-18.09.2010 tarihleri yönünden zamanaşımı oluşmadığından bu kısma İlişkin 1 günlük 433,00 TL ecrimisil isteminin kabulü gerektiği, davalı vekilinin zamanaşımına ilişkin isteminin kısmen yerinde olduğu, birleşen dava yönünden tazminat talebinin Karacabey 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/969 E., 2013/64 K.
sayılı dosyasında ilk davanın açıldığı tarihlere kadarki kısmı için talep edildiği, bu dosyada ise ilk dava tarihinden intifanın kaldırıldığı tarihe kadar olan kısmının dava edildiğinin beyan edilmiş ise de; bilirkişi raporu ve dosya kapsamı ve göre bu yöndeki iddia ispatlanamadığından birleşen davanın reddinin yerinde olduğu gerekçesiyle asıl davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin ek karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davada davalı vekilinin asıl dava yönünden istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, kararın kaldırılmasına asıl davanın kısmen kabulüne, davacının kâr yoksunluğu ve sözleşmenin 18. maddesine dayalı ceza koşuluna ilişkin tazminat isteminin reddine, sözleşmenin 12/2 maddesine dayalı istem yönünden davanın kısmen kabülü ile 50.000,00 USD 'nin 10.10.2009 temerrüd tarihinden İtibaren 3095 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin (a) bendi gereğince yürütülecek faiziyle birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline, fazla talebin reddine, davalının haksız işgaline dayalı istem yönünden, davanın kısmen kabulü ile 5.433,00 TL'nin 10.10.2009 temerrüd tarihinden itibaren yürütülecek avans faiziyle birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
V.TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: işleticilik anlaşmasınn 18 inci maddesine dayalı cezai şart talebinin reddine karar verilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı satış yerini terk ve teslim etme hükümlerini ihlal ettiğinden cezai şarttan sorumlu olacağını, davalının sözleşmenin sona erdiğinden bahisle cezai şart ödemekten kurtulamayacağını, sürenin dolması nedeni ile sona eren sözleşme nedeni ile kar kaybı ve ecrimisilin birlikte istenemeyeceği gerekçesiyle kar kaybı talebinin reddine karar verilmesinde hukuka uyarlılık bulunmadığını,199.000,00 USD alacağın davalının ekonomik mahvına yol açmadığı gözetilerek bu bedelin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, ecrimisil talebinin sözleşmeden değil intifa hakkından kaynaklanmakta olup 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu belirterek asıl davada reddedilen kısma ilişkin verilen kararın bozulmasını istemiştir.
2.Asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının sözleşmenin 12. maddesine yönelik yaptığı cezai şart talebinin ahlak ve adaba aykırı olduğundan reddi gerektiğini, birleşen dava yönünden hiçbir delil toplanmadan hüküm kurulduğunu, maddi hata neticesinde hatalı hesaplanan vekalet ücreti ve bakiye karar ilam harcı taleplerinin maddi hataların tashih yolu ile düzeltilebileceği mümkün için reddedilmesinin yerinde olmadığını, karar tarihindeki kur dikkate alınarak hesaplama yapılması gerektiğini, karar tarihindeki kurun esas alınmaması nedeni ile maddi hata neticesinde İstinaf Mahkemesince de hükmedilen vekalet ücretinin yerinde olmadığını, İstinaf Mahkemesi kaldırma kararı öncesinde Yerel Mahkeme kararında belirlenen ve müvekkil tarafından vergi dairesine ödenen edelin mahsup edilerek bakiye harcın da iadesine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl davada bayilik sözleşmesinin ihlali iddiasına dayalı olarak sözleşmenin 18. maddesine dayalı cezai şart bedeli, sözleşmenin 12. maddesine dayalı cezai şart bedeli ile kar mahrumiyeti bedeli ve ecrimisilin tahsili, birleşen dava ise intifanın süresinde terkin edilmediği iddiasına dayalı olarak uğranıldığı iddia olunan zarar yönünden maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56, 112 nci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1058358200 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz