Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/16185 E. 2012/6977 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
gıyapta karar↗ mükerrer tahsilat↗ kanuna karşı hile↗ çekince (ihtirazi kayıt)↗ tanıma ve tenfiz↗ savunma hakkının kısıtlanması↗ yargılamanın yenilenmesi↗ kesinleşen ilam↗ pay sahipliği↗ savunma hakkı↗ tanıma↗ adli yardım↗ kamu düzenine aykırılık↗ emredici hüküm↗ mükerrerlik↗ kısıtlılık↗ hile↗ möhuk 47↗ infaz↗ oy yasağı↗ yenileme↗ kamu düzeni↗ tenfiz↗ anonim şirket↗ tebligat↗ dava sebebi↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, Türk mahkemelerince, anonim şirketin kendi hisselerini temellük edemeyeceği, buna ilişkin yapılan akitlerin dahi hükümsüz olduğu, TTK'nun 405/2. maddesi hükmünce pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceği gerekçesiyle davacı olarak bazı pay sahipleri tarafından açılan birçok davaların reddine karar verildiği, bu durum karşısında dava ve tenfize konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden kamu düzenine aykırı bulunduğu, 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'ne Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Türkiye yönünden bu sözleşmenin 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirttiği dikkate alındığında da, söz konusu mahkemenin gıyapta verdiği dava ve tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının savunma hakkını kısıtladığı ve bu nedenle de kamu düzenine aykırı olduğu ve ortada kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, ayrıca şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmeksizin hisse bedelinin davacıya iadesine hükmedilmesi sonucunda davacının hem hisse ve hem de hisse bedelini iktisap etmiş olmasının hukuken mümkün olmadığı, bu itibarla davacının bir yandan hisseyi elinde bulundururken diğer yandan yabancı mahkeme kararının tenfizi suretiyle hisse bedelinin biran için iade alması halinde ortada mükerrer bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun da yabancı mahkeme kararının tenfizine engel teşkil edebilecek mahiyette olup kamu düzenine açıkça aykırı bulunduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın tebliğinin Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, ayrıca yargılama sırasındaki tebligatın da Sözleşme'ye aykırı yapılmış olması nedeni ile davalının savunma hakkının kısıtlandığı bu nedenle kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nun 405/2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve kesinleşmiş ilamlar hakkında, yetkili mahkemenin tenfiz kararı verebilmesi için 2675 sayılı MÖHUK.’nun 38/c maddesi (yeni 5718 SK.’nun 54/c maddesi) uyarınca, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gereklidir. Kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlali ise kamu düzenine aykırılıktan bağımsız bir tenfiz engeli olarak, 38/d maddesinde (yeni 54/ç maddesi) düzenlenmiştir.
Kanunda kamu düzeni kavramının zamana ve yere göre değişebilen niteliği gereği bir tanımlama yapılmaktan kaçınılmış ve konunun hakimin takdirine bırakılması tercih edilmiş, ancak kamu düzenine aykırılığın “açıkça” olmasının aranmasıyla bu konuda takdir hakkı bulunan hakime bir sınırlama getirilmek istenmiştir. Bu düzenleme, Türk tenfiz hukukunda, kamu düzeni kavramının izin verdiği ölçüde, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi lehine bir eğilimin bulunduğunu göstermektedir. Doktrinde de bu konuda hakime yardımcı olması bakımından bazı kriterler verilmiştir. Buna göre örneğin Türk tenfiz hakimi “kural olarak” yabancı mahkeme kararının doğruluğunu inceleyemez (revision au fond yasağı). Zira aksinin kabulü, aynı davanın Türk mahkemesinde tekrar görülmesi ve yeni bir Türk mahkemesi kararının ortaya çıkması sonucunu doğurur. Ancak örneğin Türk hukukunun vazgeçilmez kabul ettiği temel prensiplerini ihlal eden veya milletlerarası alanda geçerli olan ortak ilkelere aykırı bulunan yabancı mahkeme kararları tenfiz edilemez. Tenfiz hakimi takdir hakkını kullanırken, her somut olayın kendine mahsus özelliklerini de dikkate almalıdır.
O halde dava konusu uyuşmazlık yönünden de somut olayın özelliklerine göre bir inceleme ve değerlendirme yapılmalıdır.
Burada ilk olarak yabancı mahkemece davalının savunma hakkının ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi gereklidir. Somut olayda yabancı mahkeme kararında dava dilekçesi ve eklerinin davalıya tebliğ edildiği belirlenmiş ancak tebliğ evraklarına dosyada rastlanmamıştır. Bu durumda mahkemece tebliğ evrakları getirtilmeden, söz konusu mahkemenin gıyapta verdiği dava ve tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının savunma hakkını kısıtladığı ve kesinleşmediği için kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Somut uyuşmazlıkta incelenmesi gereken diğer bir konu da, benzer olaylarda Türkiye’de açılan davaların, TTK.’nun 329/1. ve 405/2. maddelerinde düzenlenen, anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyecekleri ve pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri ilkeleri gereği reddedilmesine rağmen, aynı şartlardaki ortaklarca yabancı mahkemelerde açılan davaların kabul edilmesinin ve alınan farklı yöndeki bu yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tenfizinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağıdır. Nitekim mahkemece bu durum, T.C. Anayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve kamu düzenine aykırı kabul edilmiştir.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve sebebi “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın tenfizine karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir yargılamanın yenilenmesi nedeni olacağı açıktır.
Somut uyuşmazlık yönünden asıl incelenmesi gereken husus, tarafları, konusu veya sebebi “farklı” olan bir yabancı mahkeme kararının, Türk mahkemelerinden alınan kararlar ile bağdaşmaması halinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağı noktasıdır. Burada ilk olarak tanıma ve tenfiz hukukundaki kamu düzenine aykırılık kavramının, iç hukuktaki emredici kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla kamu düzeni gerekçesiyle yabancı mahkeme kararının tenfizine istisnaen müdahale edilmelidir. Ayrıca somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan revision au fond yasağından ayrılmayı gerektirecek bir özellik de bulunmamaktadır. Yine aynı davanın Türk mahkemelerinde görülmesi halinde farklı sonuca varılacak olması, “tek başına” tanıma ve tenfiz engeli oluşturmayacaktır. Zira, esasa uygulanacak yabancı hukuk gibi yabancı mahkeme kararlarının da Türk mahkemelerinden verilecek kararlarla aynı olması beklenemez.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun emredici hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de tenfiz ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan kanuna karşı hile yasağına ve bu sebeple de Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı düşünülebilir (Prof. Dr. Ergin Nomer Prof. Dr. Cemal Şanlı, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul 2009, 17. Bası, sayfa: 491, dipnot: 270). Ancak öncelikle böyle bir durumun varlığı davalı tarafça ispat edilebilmiş değildir. Kaldı ki somut olayın dikkat edilmesi gereken başka bir özelliği daha vardır. O da Türk hukukunda kabul edilen anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyeceklerine dair ilkenin, Avrupa’da hakim olduğu gibi Alman hukukunda da kural olarak benimsenmiş bulunmasıdır. Dolayısıyla davalı şirketin, benzer ilkelerin egemen olduğu bir hukuk düzeninde, kendisine tanınan savunma olanaklarından yararlanmayarak, tenfizini istemediği kararın verilmesine ve kesinleşmesine kendisinin neden olduğunun anlaşılması halinde kararın kamu düzenine aykırı olduğu ve infaz edilmemesi gerektiği ileri sürülemeyecektir.
O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/1981 E. 2012/7450 K.
Ortak:gıyapta karar · kanuna karşı hile · savunma hakkının kısıtlanması · yargılamanın yenilenmesi · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaMahkemece, Türk mahkemelerince, «anonim şirketin» kendi hisselerini temellük edemeyeceği, buna ilişkin yapılan akitlerin dahi hükümsüz olduğu, TTK'nun 405/2. maddesi hükmünce pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceği gerekçesiyle davacı olarak bazı «pay sahipleri» tarafından açılan birçok davaların reddine karar verildiği, bu durum karşısında dava ve «tenfize» konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'ne Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Türkiye yönünden bu sözleşmenin 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirttiği dikkate alındığında da, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve bu nedenle de kamu düzenine aykırı olduğu ve ortada kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, ayrıca şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmeksizin hisse bedelinin davacıya iadesine hükmedilmesi sonucunda davacının hem hisse ve hem de hisse bedelini iktisap etmiş olmasının hukuken mümkün olmadığı, bu itibarla davacının bir yandan hisseyi elinde bulundururken diğer yandan yabancı mahkeme kararının tenfizi suretiyle hisse bedelinin biran için iade alması halinde ortada «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun da yabancı mahkeme kararının tenfizine engel teşkil edebilecek mahiyette olup kamu düzenine açıkça aykırı bulundu …
Bu durumda mahkemece tebliğ evrakları getirtilmeden, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve «tenfize» konu kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve kesinleşmediği için «kamu düzenine» aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın tebliğinin Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, ayrıca yargılama sırasındaki «tebligatın» da Sözleşme'ye aykırı yapılmış olması nedeni ile davalının «savunma hakkının kısıtlandığı» bu nedenle kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nun 405/2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Benzer bu karardaAnayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve «kamu düzenine» aykırı olduğu, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki kanunun 38. maddesindeki «tenfiz» şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yoluyla tebligata ilişkin olup bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirtmiş olduğu da dikkate alındığında, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği tenfize konu yabancı mahkeme kararının tebligat hukuku açısından davacının «savunma hakkını kısıtlamakla» «kamu düzenine» aykırı olması nedeniyle kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. m …
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözlü yargılama · vekile tebliğ
Benzer bu karardaBu durumda «tenfizi» istenen mahkeme kararı usulüne uygun olarak davalının «vekiline tebliğ» edilmiş ve süresinde yasal yollara başvurulmadan kesinleşmiş bulunmasına göre, mahkemece tenfize konu kararın kesinleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Somut olayda yabancı mahkemece, dava dilekçesi ve ekleri davalıya 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalının davaya karşı savunma yapmak isteğini göstermemesi nedeniyle, Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, «sözlü yargılama» yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/1749 E. 2012/8426 K.
Ortak:gıyapta karar · kanuna karşı hile · savunma hakkının kısıtlanması · yargılamanın yenilenmesi · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaMahkemece, Türk mahkemelerince, «anonim şirketin» kendi hisselerini temellük edemeyeceği, buna ilişkin yapılan akitlerin dahi hükümsüz olduğu, TTK'nun 405/2. maddesi hükmünce pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceği gerekçesiyle davacı olarak bazı «pay sahipleri» tarafından açılan birçok davaların reddine karar verildiği, bu durum karşısında dava ve «tenfize» konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'ne Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Türkiye yönünden bu sözleşmenin 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirttiği dikkate alındığında da, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve bu nedenle de kamu düzenine aykırı olduğu ve ortada kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, ayrıca şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmeksizin hisse bedelinin davacıya iadesine hükmedilmesi sonucunda davacının hem hisse ve hem de hisse bedelini iktisap etmiş olmasının hukuken mümkün olmadığı, bu itibarla davacının bir yandan hisseyi elinde bulundururken diğer yandan yabancı mahkeme kararının tenfizi suretiyle hisse bedelinin biran için iade alması halinde ortada «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun da yabancı mahkeme kararının tenfizine engel teşkil edebilecek mahiyette olup kamu düzenine açıkça aykırı bulundu …
Bu durumda mahkemece tebliğ evrakları getirtilmeden, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve «tenfize» konu kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve kesinleşmediği için «kamu düzenine» aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Benzer bu kararda… abancı mahkeme kararına konu teşkil eden hususun Türk mahkemelerinde de çekişme konusu olduğu ve TTK.nun 405/2. maddesi gereğince davaların reddedildiği, bu durumda «tenfize» konu edilen yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı olduğu, ayrıca 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli belgelerin yabancı memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesine Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğine dair çekincesi bulunduğu, «gıyapta» verilen tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı, şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmediğinden «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun kamu düzenine açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, tenfiz şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözlü yargılama · vekile tebliğ
Benzer bu karardaBu durumda «tenfizi» istenen mahkeme kararı usulüne uygun olarak davalının «vekiline tebliğ» edilmiş ve süresinde yasal yollara başvurulmadan kesinleşmiş bulunmasına göre, mahkemece tenfize konu kararın kesinleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Somut olayda yabancı mahkemece, dava dilekçesi ve ekleri davalıya 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalının davaya karşı savunma yapmak isteğini göstermemesi nedeniyle, Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, «sözlü yargılama» yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/2821 E. 2012/9054 K.
Ortak:gıyapta karar · kanuna karşı hile · savunma hakkının kısıtlanması · yargılamanın yenilenmesi · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaMahkemece, Türk mahkemelerince, «anonim şirketin» kendi hisselerini temellük edemeyeceği, buna ilişkin yapılan akitlerin dahi hükümsüz olduğu, TTK'nun 405/2. maddesi hükmünce pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceği gerekçesiyle davacı olarak bazı «pay sahipleri» tarafından açılan birçok davaların reddine karar verildiği, bu durum karşısında dava ve «tenfize» konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'ne Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Türkiye yönünden bu sözleşmenin 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirttiği dikkate alındığında da, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve bu nedenle de kamu düzenine aykırı olduğu ve ortada kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, ayrıca şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmeksizin hisse bedelinin davacıya iadesine hükmedilmesi sonucunda davacının hem hisse ve hem de hisse bedelini iktisap etmiş olmasının hukuken mümkün olmadığı, bu itibarla davacının bir yandan hisseyi elinde bulundururken diğer yandan yabancı mahkeme kararının tenfizi suretiyle hisse bedelinin biran için iade alması halinde ortada «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun da yabancı mahkeme kararının tenfizine engel teşkil edebilecek mahiyette olup kamu düzenine açıkça aykırı bulundu …
Bu durumda mahkemece tebliğ evrakları getirtilmeden, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve «tenfize» konu kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve kesinleşmediği için «kamu düzenine» aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Benzer bu kararda… abancı mahkeme kararına konu teşkil eden hususun Türk mahkemelerinde de çekişme konusu olduğu ve TTK.nun 405/2. maddesi gereğince davaların reddedildiği, bu durumda «tenfize» konu edilen yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı olduğu, ayrıca 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesine Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğine dair çekincesi bulunduğu, «gıyapta» verilen tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı, şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmediğinden «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun kamu düzenine açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, tenfiz şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözlü yargılama · temsil
Benzer bu karardaOysa, davaya konu Federal Almanya Cumhuriyeti Essen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yapmış olduğu yargılama sonucu verdiği karar Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile davalı şirketi «temsil» ve ilzama yetkili Yönetim Kurulu üyesi Ömer Beyhan’a 20.05.2009 tarihinde tebliğ edilmiş olup, buna ilişkin tebliğ evrakı dosya içinde yer almaktadır.
Somut olayda yabancı mahkemece, dava dilekçesi ve ekleri davalıya 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalının davaya karşı savunma yapmak isteğini göstermemesi nedeniyle, Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, «sözlü yargılama» yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/14645 E. 2011/16711 K.
Ortak:gıyapta karar · kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaBurada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Mahkemece, Türk mahkemelerince, «anonim şirketin» kendi hisselerini temellük edemeyeceği, buna ilişkin yapılan akitlerin dahi hükümsüz olduğu, TTK'nun 405/2. maddesi hükmünce pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceği gerekçesiyle davacı olarak bazı «pay sahipleri» tarafından açılan birçok davaların reddine karar verildiği, bu durum karşısında dava ve «tenfize» konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'ne Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Türkiye yönünden bu sözleşmenin 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirttiği dikkate alındığında da, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve bu nedenle de kamu düzenine aykırı olduğu ve ortada kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, ayrıca şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmeksizin hisse bedelinin davacıya iadesine hükmedilmesi sonucunda davacının hem hisse ve hem de hisse bedelini iktisap etmiş olmasının hukuken mümkün olmadığı, bu itibarla davacının bir yandan hisseyi elinde bulundururken diğer yandan yabancı mahkeme kararının tenfizi suretiyle hisse bedelinin biran için iade alması halinde ortada «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun da yabancı mahkeme kararının tenfizine engel teşkil edebilecek mahiyette olup kamu düzenine açıkça aykırı bulundu …
Benzer bu karardaBurada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözlü yargılama · rehin · hisse devri
Benzer bu kararda… sya kapsamına göre, davacının, davalı şirketin ortağı olduğu, Türk Ticaret Kanunu'nun 329.maddesince, bir şirketin kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceği gibi «rehin» olarak da kabul edemeyeceği, bu senetlerin temellükü veya rehin alınması neticesini doğuran akitlerin hükümsüz olduğu, aynı Kanun'un 405/2. maddesinde de pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerini de öngörüldüğü, yabancı mahkemenin kararına konu teşkil eden hususun Türk Mahkemelerinde de çekişme konusu olduğu, «gıyapta» verilen dava ve «tenfize» konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararının, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, kaldı ki davacının yabancı mahkeme ilamına konu teşkil eden şirket hissesini 3. şahısa devrettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda yabancı mahkemece, dava dilekçesi ve ekleri davalıya 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalının davaya karşı savunma yapmak isteğini göstermemesi nedeniyle, Alman Usul Yasası’nın 331/3. maddesi uyarınca, «sözlü yargılama» yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda mahkemece, «hisse devrinin» dahi bu davada sonuca etkili olmayacağı ve yabancı mahkeme hükmünün «tenfizinin» Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturmayacağı kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/13769 E. 2013/12074 K.
Ortak:gıyapta karar · kanuna karşı hile · savunma hakkının kısıtlanması · yargılamanın yenilenmesi · pay sahipliği · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaMahkemece, Türk mahkemelerince, «anonim şirketin» kendi hisselerini temellük edemeyeceği, buna ilişkin yapılan akitlerin dahi hükümsüz olduğu, TTK'nun 405/2. maddesi hükmünce pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceği gerekçesiyle davacı olarak bazı «pay sahipleri» tarafından açılan birçok davaların reddine karar verildiği, bu durum karşısında dava ve «tenfize» konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'ne Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Türkiye yönünden bu sözleşmenin 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirttiği dikkate alındığında da, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve bu nedenle de kamu düzenine aykırı olduğu ve ortada kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, ayrıca şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmeksizin hisse bedelinin davacıya iadesine hükmedilmesi sonucunda davacının hem hisse ve hem de hisse bedelini iktisap etmiş olmasının hukuken mümkün olmadığı, bu itibarla davacının bir yandan hisseyi elinde bulundururken diğer yandan yabancı mahkeme kararının tenfizi suretiyle hisse bedelinin biran için iade alması halinde ortada «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun da yabancı mahkeme kararının tenfizine engel teşkil edebilecek mahiyette olup kamu düzenine açıkça aykırı bulundu …
Bu durumda mahkemece tebliğ evrakları getirtilmeden, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve «tenfize» konu kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve kesinleşmediği için «kamu düzenine» aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın tebliğinin Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, ayrıca yargılama sırasındaki «tebligatın» da Sözleşme'ye aykırı yapılmış olması nedeni ile davalının «savunma hakkının kısıtlandığı» bu nedenle kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nun 405/2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «tenfize» konu yabancı mahkeme kararının, ... mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiği, MÖHUK'nun 5. ve 54/c maddeleri hükmü gereğince ... «kamu düzenine» aykırı olduğu, mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve tenfize konu kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», buna göre ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, bazı «pay sahipleri» tarafından ...
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan ... mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin ... «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözlü yargılama · temsil
Benzer bu karardaHukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile davalı şirketi «temsil» ve ilzama yetkili Yönetim Kurulu üyesi ...’a 08.10.2010 tarihinde tebliğ edilmiş olup, buna ilişkin tebliğ evrakı dosya içinde yer almaktadır.
Somut olayda yabancı mahkemece, dava dilekçesi ve ekleri davalıya 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalının davaya karşı savunma yapmak isteğini göstermemesi nedeniyle, Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, «sözlü yargılama» yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/5177 E. 2012/3587 K.
Ortak:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Benzer bu karardaBurada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Aynı yasanın38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanunlar ihtilafı · sözlü yargılama · münhasırlık · yetkisizlik kararı · vekalet ücreti · ibraz
Benzer bu karardaAynı yasanın38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazları dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Somut olayda, mahkemece «tenfizi» istenen Essen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8 O 394/05 sayılı kararının davalıya tebliğine ilişkin dosya içinde her hangi belge mevcut olmadığı ve tebliğe ilişkin belgelerin dosyaya «ibrazı» sağlanmadan dolayısı ile 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi, MÖHUK ve HUMK uyarınca kararın usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden «tebligatın» posta yolu ile yapıldığının kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Somut olayda yabancı mahkemece, dava dilekçesi ve ekleri davalıya 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalının davaya karşı savunma yapmak isteğini göstermemesi nedeniyle, Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, «sözlü yargılama» yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/3174 E. 2012/5546 K.
Ortak:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Benzer bu karardaBurada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Aynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:kanunlar ihtilafı · sözlü yargılama · münhasırlık · yetkisizlik kararı · eksik inceleme
Benzer bu karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Bu itibarla mahkemece, «tenfize» konu kararın davalıya tebliğine ilişkin belgelerin incelenmesi suretiyle 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi, MÖHUK ve HUMK uyarınca usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Somut olayda yabancı mahkemece, dava dilekçesi ve ekleri davalıya 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalının davaya karşı savunma yapmak isteğini göstermemesi nedeniyle, Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, «sözlü yargılama» yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/5024 E. 2012/5056 K.
Ortak:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Benzer bu karardaTenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Aynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Gerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanunlar ihtilafı · sözlü yargılama · münhasırlık · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · vekalet ücreti · ibraz
Benzer bu karardaAynı yasanın 38. maddesinde düzenlenen «tenfiz» şartları; Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Bu itibarla mahkemece, «tenfize» konu kararın davalıya tebliğine ilişkin belgelerin dosyaya «ibrazı» sağlanmak suretiyle 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi, MÖHUK ve HUMK uyarınca usulüne uygun kesinleşip kesinleşmediği belirlenmeden «eksik incelemeye» dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin «vekalet ücretine» yönelik temyiz itirazları dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
Somut olayda, «tenfizi» istenen Essen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 3 O 34/06 sayılı kararında, kararın bir suretinin davalıya 02.02.2007 tarihinde tebliğ edildiği ve kararın kesinleşme tarihinin 05.04.2007 olduğu yazılı olup, mahkemece kararın davalıya posta yolu ile tebliğ edildiğinin kabulü ile yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, davacı vekili tarafından dosyaya «ibraz» edilen yabancı mahkeme kararının tercümesinden kararın davalıya hangi usulle tebliğ edildiği anlaşılamadığı gibi dosya içinde davalıya «tebligatın» nasıl yapıldığına ilişkin de herhangi bir belge mevcut değildir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/16185 E. , 2012/6977 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 22/07/2010 tarih ve 2010/174-2010/260 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, Federal Almanya Cumhuriyeti Essen Asliye Hukuk Mahkemesinin 3 O 25/07 numaralı dosyasından verilen 28/11/2007 tarihli kararının ve usulüne uygun olarak onaylanmış tercümesinin tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Türk mahkemelerince, anonim şirketin kendi hisselerini temellük edemeyeceği, buna ilişkin yapılan akitlerin dahi hükümsüz olduğu, TTK'nun 405/2. maddesi hükmünce pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceği gerekçesiyle davacı olarak bazı pay sahipleri tarafından açılan birçok davaların reddine karar verildiği, bu durum karşısında dava ve tenfize konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden kamu düzenine aykırı bulunduğu, 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'ne Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Türkiye yönünden bu sözleşmenin 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10.
maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirttiği dikkate alındığında da, söz konusu mahkemenin gıyapta verdiği dava ve tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının savunma hakkını kısıtladığı ve bu nedenle de kamu düzenine aykırı olduğu ve ortada kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, ayrıca şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmeksizin hisse bedelinin davacıya iadesine hükmedilmesi sonucunda davacının hem hisse ve hem de hisse bedelini iktisap etmiş olmasının hukuken mümkün olmadığı, bu itibarla davacının bir yandan hisseyi elinde bulundururken diğer yandan yabancı mahkeme kararının tenfizi suretiyle hisse bedelinin biran için iade alması halinde ortada mükerrer bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun da yabancı mahkeme kararının tenfizine engel teşkil edebilecek mahiyette olup kamu düzenine açıkça aykırı bulunduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın tebliğinin Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, ayrıca yargılama sırasındaki tebligatın da Sözleşme'ye aykırı yapılmış olması nedeni ile davalının savunma hakkının kısıtlandığı bu nedenle kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nun 405/2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve kesinleşmiş ilamlar hakkında, yetkili mahkemenin tenfiz kararı verebilmesi için 2675 sayılı MÖHUK.’nun 38/c maddesi (yeni 5718 SK.’nun 54/c maddesi) uyarınca, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gereklidir. Kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma haklarının ihlali ise kamu düzenine aykırılıktan bağımsız bir tenfiz engeli olarak, 38/d maddesinde (yeni 54/ç maddesi) düzenlenmiştir.
Kanunda kamu düzeni kavramının zamana ve yere göre değişebilen niteliği gereği bir tanımlama yapılmaktan kaçınılmış ve konunun hakimin takdirine bırakılması tercih edilmiş, ancak kamu düzenine aykırılığın “açıkça” olmasının aranmasıyla bu konuda takdir hakkı bulunan hakime bir sınırlama getirilmek istenmiştir. Bu düzenleme, Türk tenfiz hukukunda, kamu düzeni kavramının izin verdiği ölçüde, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi lehine bir eğilimin bulunduğunu göstermektedir. Doktrinde de bu konuda hakime yardımcı olması bakımından bazı kriterler verilmiştir. Buna göre örneğin Türk tenfiz hakimi “kural olarak” yabancı mahkeme kararının doğruluğunu inceleyemez (revision au fond yasağı).
Zira aksinin kabulü, aynı davanın Türk mahkemesinde tekrar görülmesi ve yeni bir Türk mahkemesi kararının ortaya çıkması sonucunu doğurur. Ancak örneğin Türk hukukunun vazgeçilmez kabul ettiği temel prensiplerini ihlal eden veya milletlerarası alanda geçerli olan ortak ilkelere aykırı bulunan yabancı mahkeme kararları tenfiz edilemez. Tenfiz hakimi takdir hakkını kullanırken, her somut olayın kendine mahsus özelliklerini de dikkate almalıdır.
O halde dava konusu uyuşmazlık yönünden de somut olayın özelliklerine göre bir inceleme ve değerlendirme yapılmalıdır.
Burada ilk olarak yabancı mahkemece davalının savunma hakkının ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi gereklidir. Somut olayda yabancı mahkeme kararında dava dilekçesi ve eklerinin davalıya tebliğ edildiği belirlenmiş ancak tebliğ evraklarına dosyada rastlanmamıştır. Bu durumda mahkemece tebliğ evrakları getirtilmeden, söz konusu mahkemenin gıyapta verdiği dava ve tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının savunma hakkını kısıtladığı ve kesinleşmediği için kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Somut uyuşmazlıkta incelenmesi gereken diğer bir konu da, benzer olaylarda Türkiye’de açılan davaların, TTK.’nun 329/1. ve 405/2. maddelerinde düzenlenen, anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyecekleri ve pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri ilkeleri gereği reddedilmesine rağmen, aynı şartlardaki ortaklarca yabancı mahkemelerde açılan davaların kabul edilmesinin ve alınan farklı yöndeki bu yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tenfizinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağıdır. Nitekim mahkemece bu durum, T.C. Anayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve kamu düzenine aykırı kabul edilmiştir.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve sebebi “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın tenfizine karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir yargılamanın yenilenmesi nedeni olacağı açıktır.
Somut uyuşmazlık yönünden asıl incelenmesi gereken husus, tarafları, konusu veya sebebi “farklı” olan bir yabancı mahkeme kararının, Türk mahkemelerinden alınan kararlar ile bağdaşmaması halinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağı noktasıdır. Burada ilk olarak tanıma ve tenfiz hukukundaki kamu düzenine aykırılık kavramının, iç hukuktaki emredici kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla kamu düzeni gerekçesiyle yabancı mahkeme kararının tenfizine istisnaen müdahale edilmelidir. Ayrıca somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan revision au fond yasağından ayrılmayı gerektirecek bir özellik de bulunmamaktadır.
Yine aynı davanın Türk mahkemelerinde görülmesi halinde farklı sonuca varılacak olması, “tek başına” tanıma ve tenfiz engeli oluşturmayacaktır. Zira, esasa uygulanacak yabancı hukuk gibi yabancı mahkeme kararlarının da Türk mahkemelerinden verilecek kararlarla aynı olması beklenemez.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun emredici hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de tenfiz ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan kanuna karşı hile yasağına ve bu sebeple de Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı düşünülebilir (Prof. Dr. Ergin Nomer Prof. Dr. Cemal Şanlı, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul 2009, 17. Bası, sayfa: 491, dipnot: 270). Ancak öncelikle böyle bir durumun varlığı davalı tarafça ispat edilebilmiş değildir. Kaldı ki somut olayın dikkat edilmesi gereken başka bir özelliği daha vardır. O da Türk hukukunda kabul edilen anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyeceklerine dair ilkenin, Avrupa’da hakim olduğu gibi Alman hukukunda da kural olarak benimsenmiş bulunmasıdır.
Dolayısıyla davalı şirketin, benzer ilkelerin egemen olduğu bir hukuk düzeninde, kendisine tanınan savunma olanaklarından yararlanmayarak, tenfizini istemediği kararın verilmesine ve kesinleşmesine kendisinin neden olduğunun anlaşılması halinde kararın kamu düzenine aykırı olduğu ve infaz edilmemesi gerektiği ileri sürülemeyecektir.
O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenle, davacı vekilinin itirazının kabulü ile hükmün yukarıda yazılı nedenle davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1057986000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz