Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/1981 E. 2012/7450 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
gıyapta karar↗ kanuna karşı hile↗ çekince (ihtirazi kayıt)↗ sözlü yargılama↗ tanıma ve tenfiz↗ savunma hakkının kısıtlanması↗ yargılamanın yenilenmesi↗ kesinleşen ilam↗ savunma hakkı↗ vekile tebliğ↗ tanıma↗ adli yardım↗ kamu düzenine aykırılık↗ emredici hüküm↗ kısıtlılık↗ hile↗ infaz↗ oy yasağı↗ yenileme↗ kamu düzeni↗ tenfiz↗ anonim şirket↗ tebligat↗ dava sebebi↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, Hechingen Asliye Hukuk Mahkemesince verilen karara konu teşkil eden hususun Türk mahkemelerinde de çekişme konusu olduğu ve açılan bu davaların, TTK’nun 329/1 ve 405/2. maddelerinde düzenlenen, anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyecekleri ve pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri ilkeleri gereği reddedildiği, tenfize konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararının, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden TC. Anayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve kamu düzenine aykırı olduğu, yabancı mahkemenin gıyapta verdiği kararın tebligat hukuku açısından davalının savunma hakkını kısıtladığı, 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki kanunun 38. maddesindeki tenfiz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yoluyla tebligata ilişkin olup bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirtmiş olduğu da dikkate alındığında, yabancı mahkemenin gıyapta verdiği tenfize konu yabancı mahkeme kararının tebligat hukuku açısından davacının savunma hakkını kısıtlamakla kamu düzenine aykırı olması nedeniyle kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, davaya konu Almanya Hechingen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yapmış olduğu yargılama sonucu verdiği karar Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile davalının vekili Av. ...’e 07.01.2009 tarihinde tebliğ edilmiş olup, buna ilişkin tebliğ evrakı dosya içinde yer almaktadır. Bu durumda tenfizi istenen mahkeme kararı usulüne uygun olarak davalının vekiline tebliğ edilmiş ve süresinde yasal yollara başvurulmadan kesinleşmiş bulunmasına göre, mahkemece tenfize konu kararın kesinleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Bununla birlikte, mahkemece tenfiz isteminin reddine ilişkin gerekçelerden birisi de, tenfizi istenen mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olduğudur. Gerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve kesinleşmiş ilamlar hakkında, yetkili mahkemenin tenfiz kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Kanunda kamu düzeni kavramının zamana ve yere göre değişebilen niteliği gereği bir tanımlama yapılmaktan kaçınılmış ve konunun hakimin takdirine bırakılması tercih edilmiş, ancak kamu düzenine aykırılığın “açıkça” olmasının aranmasıyla bu konuda takdir hakkı bulunan hakime bir sınırlama getirilmek istenmiştir. Bu düzenleme, Türk tenfiz hukukunda, kamu düzeni kavramının izin verdiği ölçüde, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi lehine bir eğilimin bulunduğunu göstermektedir. Doktrinde de bu konuda hakime yardımcı olması bakımından bazı kriterler verilmiştir. Buna göre örneğin Türk tenfiz hakimi “kural olarak” yabancı mahkeme kararının doğruluğunu inceleyemez (revision au fond yasağı). Zira aksinin kabulü, aynı davanın Türk mahkemesinde tekrar görülmesi ve yeni bir Türk mahkemesi kararının ortaya çıkması sonucunu doğurur. Ancak örneğin Türk hukukunun vazgeçilmez kabul ettiği temel prensiplerini ihlal eden veya milletlerarası alanda geçerli olan ortak ilkelere aykırı bulunan yabancı mahkeme kararları tenfiz edilemez. Tenfiz hakimi takdir hakkını kullanırken, her somut olayın kendine mahsus özelliklerini de dikkate almalıdır.
O halde dava konusu uyuşmazlık yönünden de somut olayın özelliklerine göre bir inceleme ve değerlendirme yapılmalıdır.
Burada ilk olarak yabancı mahkemece davalının savunma hakkının ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi gereklidir. Somut olayda yabancı mahkemece, dava dilekçesi ve ekleri davalıya 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalının davaya karşı savunma yapmak isteğini göstermemesi nedeniyle, Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, sözlü yargılama yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir. Buraya kadar olan gelişmelerin Türk kamu düzenine aykırı veya davalının savunma hakkını kısıtlar nitelikte olmadığı, benzer olaylarda Yargıtay dairelerince verilen kararlarla da benimsenmiştir (Yargıtay 13. HD. 01.10.1992 gün ve 5764 E.-7352 K., Yargıtay 11. HD. 06.07.2010 gün ve 2008/12797 E.- 2010/7992 K.). Zira “kural olarak” her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular ve yabancı mahkemenin uyguladığı usulün Türk usul hukukundan farklı olması, Türk kamu düzeninin müdahalesi için tek başına yeterli sebep oluşturmaz. Aynı ilkeler yabancı mahkemece uygulanan ispat hukuku açısından da geçerlidir.
Somut uyuşmazlıkta incelenmesi gereken diğer bir konu da, benzer olaylarda Türkiye’de açılan davaların, TTK.’nun 329/1. ve 405/2. maddelerinde düzenlenen, anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyecekleri ve pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri ilkeleri gereği reddedilmesine rağmen, aynı
şartlardaki ortaklarca yabancı mahkemelerde açılan davaların kabul edilmesinin ve alınan farklı yöndeki bu yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tenfizinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağıdır. Nitekim mahkemece bu durum, T.C. Anayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve kamu düzenine aykırı kabul edilmiştir.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve sebebi “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın tenfizine karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir yargılamanın yenilenmesi nedeni olacağı açıktır.
Somut uyuşmazlık yönünden asıl incelenmesi gereken husus, tarafları, konusu veya sebebi “farklı” olan bir yabancı mahkeme kararının, Türk mahkemelerinden alınan kararlar ile bağdaşmaması halinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağı noktasıdır. Burada ilk olarak tanıma ve tenfiz hukukundaki kamu düzenine aykırılık kavramının, iç hukuktaki emredici kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla kamu düzeni gerekçesiyle yabancı mahkeme kararının tenfizine istisnaen müdahale edilmelidir. Ayrıca somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan revision au fond yasağından ayrılmayı gerektirecek bir özellik de bulunmamaktadır. Yine aynı davanın Türk mahkemelerinde görülmesi halinde farklı sonuca varılacak olması, “tek başına” tanıma ve tenfiz engeli oluşturmayacaktır. Zira, esasa uygulanacak yabancı hukuk gibi yabancı mahkeme kararlarının da Türk mahkemelerinden verilecek kararlarla aynı olması beklenemez.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun emredici hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de tenfiz ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan kanuna karşı hile yasağına ve bu sebeple de Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı düşünülebilir (Prof. Dr. Ergin Nomer Prof. Dr. Cemal Şanlı, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul 2009, 17. Bası, sayfa: 491, dipnot: 270). Ancak öncelikle böyle bir durumun varlığı davalı tarafça ispat edilebilmiş değildir. Kaldı ki somut olayın dikkat edilmesi gereken başka bir özelliği daha vardır. O da Türk hukukunda kabul edilen anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyeceklerine dair ilkenin, Avrupa’da hakim olduğu gibi Alman hukukunda da kural olarak benimsenmiş bulunmasıdır. Somut uyuşmazlıkta yabancı mahkemece davalının savunma haklarının ihlal edilmediği yukarıda açıklanmıştır. Dolayısıyla davalı şirket, benzer ilkelerin egemen olduğu bir hukuk düzeninde, kendisine tanınan savunma olanaklarından yararlanmayarak, tenfizini istemediği kararın verilmesine ve kesinleşmesine kendisi neden olmuştur. Davalının bu şekilde yasal haklarını kullanmayıp, örneğin Türk mahkemelerinden verilmiş aynı nitelikteki bir kararı temyiz etmemek suretiyle Türkiye’de de kesinleşmesine neden olabilmesi mümkündür. Böyle bir durumda da kararın kamu düzenine aykırı olduğu ve infaz edilmemesi gerektiği ileri sürülemeyecektir.
O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda yabancı mahkeme hükmünün tenfizinin Türk kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı, ayrıca dava dilekçesi ve mahkeme kararının davalıya Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca tebliğ edildiği kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/1749 E. 2012/8426 K.
Ortak:gıyapta karar · kanuna karşı hile · sözlü yargılama · savunma hakkının kısıtlanması · yargılamanın yenilenmesi · savunma hakkı · vekile tebliğ · tanıma · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaAnayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve «kamu düzenine» aykırı olduğu, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki kanunun 38. maddesindeki «tenfiz» şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yoluyla tebligata ilişkin olup bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirtmiş olduğu da dikkate alındığında, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği tenfize konu yabancı mahkeme kararının tebligat hukuku açısından davacının «savunma hakkını kısıtlamakla» «kamu düzenine» aykırı olması nedeniyle kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. m …
Bu durumda «tenfizi» istenen mahkeme kararı usulüne uygun olarak davalının «vekiline tebliğ» edilmiş ve süresinde yasal yollara başvurulmadan kesinleşmiş bulunmasına göre, mahkemece tenfize konu kararın kesinleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Benzer bu kararda… abancı mahkeme kararına konu teşkil eden hususun Türk mahkemelerinde de çekişme konusu olduğu ve TTK.nun 405/2. maddesi gereğince davaların reddedildiği, bu durumda «tenfize» konu edilen yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı olduğu, ayrıca 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli belgelerin yabancı memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesine Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğine dair çekincesi bulunduğu, «gıyapta» verilen tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı, şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmediğinden «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun kamu düzenine açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, tenfiz şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Bu durumda «tenfizi» istenen mahkeme kararı usulüne uygun olarak davalının «vekiline tebliğ» edilmiş ve süresinde yasal yollara başvurulmadan kesinleşmiş bulunmasına göre, mahkemece tenfize konu kararın kesinleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Burada ilk olarak yabancı mahkemece davalının «savunma hakkının» ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi gereklidir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mükerrerlik
Benzer bu kararda… abancı mahkeme kararına konu teşkil eden hususun Türk mahkemelerinde de çekişme konusu olduğu ve TTK.nun 405/2. maddesi gereğince davaların reddedildiği, bu durumda «tenfize» konu edilen yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı olduğu, ayrıca 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli belgelerin yabancı memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesine Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğine dair çekincesi bulunduğu, «gıyapta» verilen tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı, şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmediğinden «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun kamu düzenine açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, tenfiz şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/2821 E. 2012/9054 K.
Ortak:gıyapta karar · kanuna karşı hile · sözlü yargılama · savunma hakkının kısıtlanması · yargılamanın yenilenmesi · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaAnayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve «kamu düzenine» aykırı olduğu, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki kanunun 38. maddesindeki «tenfiz» şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yoluyla tebligata ilişkin olup bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirtmiş olduğu da dikkate alındığında, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği tenfize konu yabancı mahkeme kararının tebligat hukuku açısından davacının «savunma hakkını kısıtlamakla» «kamu düzenine» aykırı olması nedeniyle kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. m …
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Benzer bu kararda… abancı mahkeme kararına konu teşkil eden hususun Türk mahkemelerinde de çekişme konusu olduğu ve TTK.nun 405/2. maddesi gereğince davaların reddedildiği, bu durumda «tenfize» konu edilen yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı olduğu, ayrıca 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesine Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğine dair çekincesi bulunduğu, «gıyapta» verilen tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı, şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmediğinden «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun kamu düzenine açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, tenfiz şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mükerrerlik · temsil
Benzer bu kararda… abancı mahkeme kararına konu teşkil eden hususun Türk mahkemelerinde de çekişme konusu olduğu ve TTK.nun 405/2. maddesi gereğince davaların reddedildiği, bu durumda «tenfize» konu edilen yabancı mahkeme kararının Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı olduğu, ayrıca 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesine Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğine dair çekincesi bulunduğu, «gıyapta» verilen tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmadığı, şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmediğinden «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun kamu düzenine açıkça aykırı olduğu gerekçesiyle, tenfiz şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa, davaya konu Federal Almanya Cumhuriyeti Essen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yapmış olduğu yargılama sonucu verdiği karar Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile davalı şirketi «temsil» ve ilzama yetkili Yönetim Kurulu üyesi Ömer Beyhan’a 20.05.2009 tarihinde tebliğ edilmiş olup, buna ilişkin tebliğ evrakı dosya içinde yer almaktadır.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/13769 E. 2013/12074 K.
Ortak:gıyapta karar · kanuna karşı hile · sözlü yargılama · savunma hakkının kısıtlanması · yargılamanın yenilenmesi · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaAnayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve «kamu düzenine» aykırı olduğu, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki kanunun 38. maddesindeki «tenfiz» şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yoluyla tebligata ilişkin olup bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirtmiş olduğu da dikkate alındığında, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği tenfize konu yabancı mahkeme kararının tebligat hukuku açısından davacının «savunma hakkını kısıtlamakla» «kamu düzenine» aykırı olması nedeniyle kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. m …
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «tenfize» konu yabancı mahkeme kararının, ... mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiği, MÖHUK'nun 5. ve 54/c maddeleri hükmü gereğince ... «kamu düzenine» aykırı olduğu, mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve tenfize konu kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», buna göre ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, bazı «pay sahipleri» tarafından ...
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan ... mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin ... «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pay sahipliği · temsil
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «tenfize» konu yabancı mahkeme kararının, ... mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiği, MÖHUK'nun 5. ve 54/c maddeleri hükmü gereğince ... «kamu düzenine» aykırı olduğu, mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve tenfize konu kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», buna göre ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, bazı «pay sahipleri» tarafından ...
Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile davalı şirketi «temsil» ve ilzama yetkili Yönetim Kurulu üyesi ...’a 08.10.2010 tarihinde tebliğ edilmiş olup, buna ilişkin tebliğ evrakı dosya içinde yer almaktadır.
5 benzer karar daha
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi | Tenfiz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/14645 E. 2011/16711 K.
Ortak:gıyapta karar · kanuna karşı hile · sözlü yargılama · yargılamanın yenilenmesi · kesinleşen ilam · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaAnayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve «kamu düzenine» aykırı olduğu, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki kanunun 38. maddesindeki «tenfiz» şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yoluyla tebligata ilişkin olup bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirtmiş olduğu da dikkate alındığında, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği tenfize konu yabancı mahkeme kararının tebligat hukuku açısından davacının «savunma hakkını kısıtlamakla» «kamu düzenine» aykırı olması nedeniyle kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. m …
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Benzer bu karardaTenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:rehin · hisse devri
Benzer bu kararda… sya kapsamına göre, davacının, davalı şirketin ortağı olduğu, Türk Ticaret Kanunu'nun 329.maddesince, bir şirketin kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceği gibi «rehin» olarak da kabul edemeyeceği, bu senetlerin temellükü veya rehin alınması neticesini doğuran akitlerin hükümsüz olduğu, aynı Kanun'un 405/2. maddesinde de pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerini de öngörüldüğü, yabancı mahkemenin kararına konu teşkil eden hususun Türk Mahkemelerinde de çekişme konusu olduğu, «gıyapta» verilen dava ve «tenfize» konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararının, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, kaldı ki davacının yabancı mahkeme ilamına konu teşkil eden şirket hissesini 3. şahısa devrettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda mahkemece, «hisse devrinin» dahi bu davada sonuca etkili olmayacağı ve yabancı mahkeme hükmünün «tenfizinin» Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturmayacağı kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/14224 E. 2012/8931 K.
Ortak:kanuna karşı hile · sözlü yargılama · yargılamanın yenilenmesi · kesinleşen ilam · savunma hakkı · vekile tebliğ · tanıma · kamu düzenine aykırılık · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaTenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Benzer bu karardaTenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mükerrer tahsilat · mükerrerlik
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK 329 ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/14292 E. 2012/8937 K.
Ortak:kanuna karşı hile · sözlü yargılama · yargılamanın yenilenmesi · kesinleşen ilam · savunma hakkı · vekile tebliğ · tanıma · kamu düzenine aykırılık · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaTenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Benzer bu karardaTenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mükerrer tahsilat · mükerrerlik
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK'nun 329 ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/14291 E. 2012/8936 K.
Ortak:kanuna karşı hile · sözlü yargılama · yargılamanın yenilenmesi · kesinleşen ilam · savunma hakkı · vekile tebliğ · tanıma · kamu düzenine aykırılık · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaTenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Benzer bu karardaTenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mükerrer tahsilat · mükerrerlik
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey sözleşmesinin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK 329 ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/14262 E. 2012/8935 K.
Ortak:kanuna karşı hile · sözlü yargılama · yargılamanın yenilenmesi · kesinleşen ilam · savunma hakkı · vekile tebliğ · tanıma · kamu düzenine aykırılık · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaTenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Benzer bu karardaTenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mükerrer tahsilat · mükerrerlik
Benzer bu karardaMahkemece, tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 10. maddesindeki posta yoluyla «tebligat» usulüne Türkiye’nin çekince koyduğu, «tenfizi» istenen kararın da davalıya posta yoluyla tebliğ edildiği için tenfizi mümkün olan kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, TTK'nun 405/2. maddesi uyarınca pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiklerini geri isteyemeyeceği, tenfizi istenen kararın TTK'nun 329. ve 405. maddelerine aykırı sonuç doğuracağı için «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, Türk mahkemelerinde açılan davaların ret edilmesi nedeniyle tenfizin kabul edilmesi sonucunun eşitliği zedeleyeceği ve hissenin davacı elinde olması nedeniyle «mükerrer tahsilata» yol açabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/1981 E. , 2012/7450 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30/11/2010 tarih ve 2010/569-2010/499 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirket tarafından müvekkilinden para tahsil edildiğini ancak geri ödenmediğini, bu nedenle müvekkili tarafından Hechingen Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan alacak davasının kabulüne karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini ileri sürerek, Hechingen Asliye Hukuk Mahkemesi kararının ve usulüne uygun onaylanmış tercümesinin tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yabancı mahkemenin kararını gıyapta verdiğini ve müvekkilinin savunma hakkının kısıtlandığını, kararın TTK’nun 329/1 ve 405/2. maddelerine ve kamu düzenine aykırı olduğunu, kanuna karşı hile yoluyla alınmış bir karar olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, Hechingen Asliye Hukuk Mahkemesince verilen karara konu teşkil eden hususun Türk mahkemelerinde de çekişme konusu olduğu ve açılan bu davaların, TTK’nun 329/1 ve 405/2. maddelerinde düzenlenen, anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyecekleri ve pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri ilkeleri gereği reddedildiği, tenfize konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararının, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden TC. Anayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve kamu düzenine aykırı olduğu, yabancı mahkemenin gıyapta verdiği kararın tebligat hukuku açısından davalının savunma hakkını kısıtladığı, 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki kanunun 38.
maddesindeki tenfiz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının tenfizi istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre kabul edilen istisnai tebligat yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yoluyla tebligata ilişkin olup bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirtmiş olduğu da dikkate alındığında, yabancı mahkemenin gıyapta verdiği tenfize konu yabancı mahkeme kararının tebligat hukuku açısından davacının savunma hakkını kısıtlamakla kamu düzenine aykırı olması nedeniyle kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2.
maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Oysa, davaya konu Almanya Hechingen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yapmış olduğu yargılama sonucu verdiği karar Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü aracılığı ile davalının vekili Av. ...’e 07.01.2009 tarihinde tebliğ edilmiş olup, buna ilişkin tebliğ evrakı dosya içinde yer almaktadır. Bu durumda tenfizi istenen mahkeme kararı usulüne uygun olarak davalının vekiline tebliğ edilmiş ve süresinde yasal yollara başvurulmadan kesinleşmiş bulunmasına göre, mahkemece tenfize konu kararın kesinleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Bununla birlikte, mahkemece tenfiz isteminin reddine ilişkin gerekçelerden birisi de, tenfizi istenen mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olduğudur. Gerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve kesinleşmiş ilamlar hakkında, yetkili mahkemenin tenfiz kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Kanunda kamu düzeni kavramının zamana ve yere göre değişebilen niteliği gereği bir tanımlama yapılmaktan kaçınılmış ve konunun hakimin takdirine bırakılması tercih edilmiş, ancak kamu düzenine aykırılığın “açıkça” olmasının aranmasıyla bu konuda takdir hakkı bulunan hakime bir sınırlama getirilmek istenmiştir. Bu düzenleme, Türk tenfiz hukukunda, kamu düzeni kavramının izin verdiği ölçüde, yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi lehine bir eğilimin bulunduğunu göstermektedir. Doktrinde de bu konuda hakime yardımcı olması bakımından bazı kriterler verilmiştir. Buna göre örneğin Türk tenfiz hakimi “kural olarak” yabancı mahkeme kararının doğruluğunu inceleyemez (revision au fond yasağı).
Zira aksinin kabulü, aynı davanın Türk mahkemesinde tekrar görülmesi ve yeni bir Türk mahkemesi kararının ortaya çıkması sonucunu doğurur. Ancak örneğin Türk hukukunun vazgeçilmez kabul ettiği temel prensiplerini ihlal eden veya milletlerarası alanda geçerli olan ortak ilkelere aykırı bulunan yabancı mahkeme kararları tenfiz edilemez. Tenfiz hakimi takdir hakkını kullanırken, her somut olayın kendine mahsus özelliklerini de dikkate almalıdır.
O halde dava konusu uyuşmazlık yönünden de somut olayın özelliklerine göre bir inceleme ve değerlendirme yapılmalıdır.
Burada ilk olarak yabancı mahkemece davalının savunma hakkının ihlal edilip edilmediğinin incelenmesi gereklidir. Somut olayda yabancı mahkemece, dava dilekçesi ve ekleri davalıya 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne uygun olarak tebliğ edilmiş, davalının davaya karşı savunma yapmak isteğini göstermemesi nedeniyle, Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, sözlü yargılama yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir. Buraya kadar olan gelişmelerin Türk kamu düzenine aykırı veya davalının savunma hakkını kısıtlar nitelikte olmadığı, benzer olaylarda Yargıtay dairelerince verilen kararlarla da benimsenmiştir (Yargıtay 13.
HD.
01. 10.1992 gün ve 5764 E.-7352 K., Yargıtay 11. HD.
06. 07.2010 gün ve 2008/12797 E.- 2010/7992 K.). Zira “kural olarak” her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular ve yabancı mahkemenin uyguladığı usulün Türk usul hukukundan farklı olması, Türk kamu düzeninin müdahalesi için tek başına yeterli sebep oluşturmaz. Aynı ilkeler yabancı mahkemece uygulanan ispat hukuku açısından da geçerlidir.
Somut uyuşmazlıkta incelenmesi gereken diğer bir konu da, benzer olaylarda Türkiye’de açılan davaların, TTK.’nun 329/1. ve 405/2. maddelerinde düzenlenen, anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyecekleri ve pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri ilkeleri gereği reddedilmesine rağmen, aynı
şartlardaki ortaklarca yabancı mahkemelerde açılan davaların kabul edilmesinin ve alınan farklı yöndeki bu yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tenfizinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağıdır. Nitekim mahkemece bu durum, T.C. Anayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve kamu düzenine aykırı kabul edilmiştir.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve sebebi “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın tenfizine karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir yargılamanın yenilenmesi nedeni olacağı açıktır.
Somut uyuşmazlık yönünden asıl incelenmesi gereken husus, tarafları, konusu veya sebebi “farklı” olan bir yabancı mahkeme kararının, Türk mahkemelerinden alınan kararlar ile bağdaşmaması halinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağı noktasıdır. Burada ilk olarak tanıma ve tenfiz hukukundaki kamu düzenine aykırılık kavramının, iç hukuktaki emredici kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla kamu düzeni gerekçesiyle yabancı mahkeme kararının tenfizine istisnaen müdahale edilmelidir. Ayrıca somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan revision au fond yasağından ayrılmayı gerektirecek bir özellik de bulunmamaktadır.
Yine aynı davanın Türk mahkemelerinde görülmesi halinde farklı sonuca varılacak olması, “tek başına” tanıma ve tenfiz engeli oluşturmayacaktır. Zira, esasa uygulanacak yabancı hukuk gibi yabancı mahkeme kararlarının da Türk mahkemelerinden verilecek kararlarla aynı olması beklenemez.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun emredici hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de tenfiz ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan kanuna karşı hile yasağına ve bu sebeple de Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı düşünülebilir (Prof. Dr. Ergin Nomer Prof. Dr. Cemal Şanlı, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul 2009, 17. Bası, sayfa: 491, dipnot: 270). Ancak öncelikle böyle bir durumun varlığı davalı tarafça ispat edilebilmiş değildir. Kaldı ki somut olayın dikkat edilmesi gereken başka bir özelliği daha vardır. O da Türk hukukunda kabul edilen anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyeceklerine dair ilkenin, Avrupa’da hakim olduğu gibi Alman hukukunda da kural olarak benimsenmiş bulunmasıdır.
Somut uyuşmazlıkta yabancı mahkemece davalının savunma haklarının ihlal edilmediği yukarıda açıklanmıştır. Dolayısıyla davalı şirket, benzer ilkelerin egemen olduğu bir hukuk düzeninde, kendisine tanınan savunma olanaklarından yararlanmayarak, tenfizini istemediği kararın verilmesine ve kesinleşmesine kendisi neden olmuştur. Davalının bu şekilde yasal haklarını kullanmayıp, örneğin Türk mahkemelerinden verilmiş aynı nitelikteki bir kararı temyiz etmemek suretiyle Türkiye’de de kesinleşmesine neden olabilmesi mümkündür. Böyle bir durumda da kararın kamu düzenine aykırı olduğu ve infaz edilmemesi gerektiği ileri sürülemeyecektir.
O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda yabancı mahkeme hükmünün tenfizinin Türk kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı, ayrıca dava dilekçesi ve mahkeme kararının davalıya Lahey Sözleşmesi hükümleri uyarınca tebliğ edildiği kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 09/05/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1058331900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz