İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/6067 E. 2024/2409 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
bozucu yenilik doğuran hak↗ kefaletten dönme↗ yenilik doğuran hak↗ kmh (kredili mevduat hesabı)↗ kkdf (kaynak kullanımını destekleme fonu)↗ taleple bağlılık kuralı↗ alacaklı temerrüdü↗ kredili mevduat hesabı (kmh)↗ genel işlem koşulları↗ borçtan kurtulma↗ akdi faiz oranı↗ kapitalizasyon↗ kat ihtarnamesi↗ taleple bağlılık↗ borca itiraz↗ akdi faiz↗ kefalet sözleşmesi↗ başvurma harcı↗ bilirkişi raporuna itiraz↗ icra inkâr tazminatı↗ istifa↗ müşterek borçlu müteselsil kefil↗ bsmv↗ ilamsız icra takibi↗ sözleşmeden doğan dava↗ mevduat hesabı↗ müteselsil kefil↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ muacceliyet↗ kefalet↗ kötü niyet tazminatı↗ genel kredi sözleşmesi↗ komisyon↗ işlemiş faiz↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ anonim şirket↗ kefil↗ kötü niyet↗ temerrüt faizi↗ ihtar↗ feragat↗ iflas↗ kredi sözleşmesi↗ ihtarname↗ asıl alacak↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ dosya masrafı↗ yetkisizlik kararı↗ yükleten (shipper)↗ dahili dava↗ temerrüt↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile genel kredi sözleşmesine istinaden dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredi alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemiyle açılan davada, davalıların 09.12.2011 tarihli sözleşmede kefil sıfatı ile imzaları bulunup 03.03.2015 tarihli sözleşmede ise kefil olmadıkları, kredi sözleşmelerinde kefaletten doğmuş ve doğacak borçlar içinde geçerli olduğu, kredi sözleşmelerinin süresiz olduğu kabul edilmekte ise de asıl borçlu ile yeni bir sözleşme yapılarak yeni bir kredi kullandırılması halinde yeni sözleşmede kefaletleri bulunmayan eski kefillerin yerleşik yargı kararları dikkate alındığında sorumlulukları cihetine gidilemeyeceği, davacı banka ile davalıların kefaletini kapsayacak şekilde dava dışı şirketle düzenlenen 09.12.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinden sonra, 03.03.2015 tarihinde borçlu şirketin banka ile davalıların kefaletini içermeyen farklı bir genel kredi sözleşmesi düzenlendiği, bu tarihten önce davalıların kefaletten dönme iradesini içerir ihtarnameler gönderdiği, icra takibine dayanak alacağın 03.03.2015 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklandığı ve bu nedenle borçlu davalıların icra takibine konu edilen banka alacağı nedeniyle sorumlu tutulamayacakları gerekçesiyle davanın reddine, davacı bankanın icra takibini kötü niyetle yaptığı kanıtlanamadığından davalıların kötü niyet tazminat istemlerinin de reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dışı firma ile imzalanan iki ayrı kredi sözleşmesinden 09.02.2011 tarihli kredi sözleşmesinin davalılar tarafından müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, müvekkili bankanın nakdi alacağının davalılar tarafından keşide edilen ihtarnamelerin tebliğ edildiği tarih itibarı ile henüz ödenmediğini, taraflarca imzalanan sözleşme hükümleri kapsamında kefillikten dönme ve diğer yasal haklarından vazgeçtiklerini peşinen kabul etmiş olmaları nedeniyle kefaletlerinin devam ettiğini, bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, genel kredi sözleşmesindeki faiz oranına ilişkin hüküm dikkate alınarak %39 oranı üzerinden hesaplama yapılması ve akdi faizlerin de hesaplamaya dahil edilmesi edilmesi gerekirken bilirkişi tarafından bu konuda hata yapıldığını, hesaplamada kat tarihi ihtarname tarihi olarak hatalı bir şekilde işleme alınmış olup hesaplama tarihinin kat tarihi olan 18.02.2016 tarihi dikkate alınarak yeniden yapılması gerektiğini ileri sürerek açıklanan bu ve resen gözetilecek nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi raporunda belirlendiği üzere dava ve takip konusu kredi alacağını oluşturan Borçlu Cari Hesabı (BCH) kredisi davalıların kefalet imzalarının bulunduğu 09.12.2011 tarihli kredi sözleşmesinden sonra imzalanan 03.03.2015 tarihli davalıların kefalet sözleşmelerinin bulunmadığı ikinci genel kredi sözleşmesi imzalandıktan sonra 25.03.2015 tarihinde kullandırıldığı, davacı bankaca da işbu kredinin davalıların kefalet imzalarının bulunduğu genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldığının ispatlanamadığı, şu halde davalıların kefil sıfatıyla imzalarının bulunmadığı 03.03.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden sonra açılarak kullandırıldığı belirlenen takip konusu BCH kredisi sebebiyle davalılar kefil olarak sorumlu tutulamayacağı, o halde İlk Derece Mahkemesince, davacı bankanın söz konusu kredi alacağı sebebiyle açmış olduğu itirazın iptali davasının reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediği, Kredili Mevduat Hesabının (KMH) ise 15.02.2012 tarihinde açıldığı, BCH'nin ise 25.03.2015 tarihinde açıldığı, davalı kefil ... 25.03.2013, davalı ... 24.12.2014 tarihinde kefaletten döndükleri, dava ve takip konusu KMH'daki ilk hesabın 24.11.2014 tarihli olduğu, şu halde davalı-kefillerin kefalet imzalarının bulunduğu 09.12.2011 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden dava dışı asıl borçluya kullandırıldığı anlaşılan KHM'den doğan borç sebebiyle, dayanak genel kredi sözleşmesine davalı kefillerin imzaladıkları tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 493 üncü ve 494 üncü maddelerinden peşinen feragat etmiş oldukları, dolayısıyla davalı ...'in kefaletten vazgeçmesinin mümkün olamayacağı gözetildiğinde davalı-kefillerin dava ve takip konusu KMH kredi alacağından sorumlu tutulmaları gerektiği, bununla birlikte her iki davalı kefil yönünden KMH kredisi ile ilgili olarak aynı miktar yani 84.239,00 TL KMH alacağı talep edilmesi gerektiği, her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı kefillerin imzasının bulunduğu 09.12.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinin banka kartlarını düzenleyen 37/9. maddesinde; "Müşteri; hesaba tahakkuk edecek olan faiz, KKDF ve BSMV'den müteşekkil tutarı, kullanılabilir bakiye müsait olsa dahi, kredinin kullandığı tarihten itibaren 60 gün içerisinde nakden veya hesaben ödemek zorundadır. Aksi takdirde bu sürenin dolduğu tarihte, alacağın tamamı kendiliğinden muaccel hale gelecek, müşteri mütemerrit olacaktır ve bu tarihten itibaren anapara ve bu tarihe kadar tahakkuk etmiş olan faiz borçlarına temerrüt faizi uygulanacaktır." hükmüne atıfla davalı-kefillerin KMH kredi borcundan sorumlu tutulamayacakları belirtilmiş ise de kredi sözleşmesinin işbu hükmünün somut olayda KMH kredi alacağının talep edilebilirliğini ortadan kaldıracak bir hüküm olarak kabul edilmediği, ayrıca davacı banka tarafından dava konusu ilamsız icra takibinde takip talebinde KMH alacağı olarak 84.239,00 TL asıl alacak ve %39 temerrüt faizi oranı üzerinden işlemiş faiz talep edildiğine göre taleple bağlılık kuralı gözetilerek takip tarihine kadar davalı-kefiller aleyhine kat tarihinden takip tarihine kadar yıllık %24,24 akdi faiz oranı üzerinden akdi faiz alacağı hesaplanarak asıl alacakla kapitalize edilmemiş veya ayrı bir akdi faiz alacağı kalemine de hükmedilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne, dava konusu Ankara 15. İcra Müdürlüğü'nün 2017/22165 E. sayılı ilamsız icra takip dosyasına davalıların 84.239,00 TL KMH asıl alacağına vaki itirazlarının iptaline, icra takibinin bu miktar üzerinden takip tarihinden itibaren %30,24 oranında işleyecek temerrüt faizi ile birlikte devamına, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67. maddesi gereği %20 oranı karşılığında belirlenen 16.847,8 TL icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacı tarafa verilmesine, davada reddolunan kısım üzerinden koşulları oluşmadığından davalılar vekillerinin kötü niyet tazminatı istemlerinin ayrı ayrı reddine, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; her ne kadar mahkemece BCH kredisi yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de Yargıtay kararları doğrultusunda genel kredi sözleşmesinin süresiz olması ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen bir kredi ilişkisinin bulunması halinde bir tarihte borcun sıfırlanmasının sözleşmeyi sona erdirmediğini, borçluya aynı kredi sözleşmesine dayalı olarak tekrar kredi kullandırılmasının yeni bir borç ilişkisi olarak nitelendirilemeyeceğini ve kefillerin sonradan kullandırılan krediden kefalet limitleri ve kendi temerrütleri oranında sorumlu olacaklarını, banka ile kredi borçlusu arasındaki ilişkinin henüz tamamen sona ermediği hallerde borca kefil olan ve 818 sayılı Kanun'un 493 ve 494 üncü maddelerindeki haklarından feragat etmiş olan kefillerinin bir tarihte borcun sıfırlanmış olması sebebiyle borçtan kurtulamayacaklarını, bilirkişi raporuna yapılan itirazları dikkate alınmadığını, imzalanan kredi sözleşmesinde tahsis edilen limitin tarafların mutabık kalacağı kredi türleri ile kullandırılacağı, kredi limitinin hangi tür kredi işlemi için kullandırılırsa kullandırılsın sözleşme hükümlerinin geçerli olacağı belirtilmiş sözleşme tüm borçlu ve kefiller tarafından imzalandığını, sözleşmenin “Banka vadesinde ödenmeyen anapara (nakde dönüşen gayri nakdi krediler dahil) ile hesaba tahakkuk ettirilmiş olan fakat zamanında ödenmeyen faiz, komisyon, ücret, masraf, fon kesintisi, vergi ve diğer eklentileri ister tahakkuk ettikleri hesapta, isterse ayrı bir hesapta takip edilsin, bunlardan oluşan meblağa, Bankaca kredilere uygulanan en yüksek faiz oranına bu oranın %50'sinin (yüzde ellisinin) ilavesi suretiyle bulunacak oran üzerinden faiz uygulama yetkisine sahiptir. Banka bu şekilde tespit edeceği faiz oranının, yürürlük tarihini de serbestçe belirler." hükmü doğrultusunda yapılan hesaplamanın %39 faiz üzerinden yapılması ve akdi faizlerin de hesaplamaya dahil edilmesi gerekmesine rağmen bilirkişi tarafından bu konuda da hata yapıldığını, ayrıca raporda yapılan hesaplamada kat tarihi, ihtarname tarihi olarak hatalı bir şekilde işleme alınmış olup, hesaplama tarihinin kat tarihi olan 18.02.2016 dikkate alınarak yeniden hesaplama yapılması gerektiği belirtmiş olmasına rağmen hatalı hesap üzerinden karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını, davanın kabulünü, davalıların icra inkâr tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerliliği için eşin rızasının gerektiğini, müvekkilinin kefaletten döndüğü tarihte borcun sıfırlanmış olduğunu, müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, davacının müvekkilin kefaletten döndüğü tarih olan 24.12.2014 tarihinden sonra kullandırılan kredilerden kaynaklı borçları talep ettiğini, bilirkişi raporunda müvekkilinin sorumlu olmadığı yönünde görüş bildirildiğini, BCH'ye ilişkin sorumlu olmadıklarına dair karara bir itirazları olmadığını, kefaletten dönmenin alacaklıya ulaşmakla bozucu yenilik doğuran bir hak olduğunu, genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm açık ve anlaşılır değil ise veya birden çok anlama geliyorsa düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanacağını, ekonomik yönden güçsüz konumda olan müvekkil yerine bankanın çıkarlarının korunduğunu belirterek kararın bozulmasını davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
3.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; KHM yönünden verilen karara katılmadıklarını, zira KHM' nin yeni kefillerle imzalanan sözleşme kapsamında kaldığının açık olduğunu, sözleşmenin 37/9 uncu maddesine göre kredili mevduat hesabı kredisinin kullanıldığı tarihten itibaren 60 gün içerisinde kapatılması gerektiğini, her ne kadar istinaf mahkemesince KHM' den kefillerin sorumlu tutulmasına ilişkin karar vermişse de davalılarca keşide ve ihtar edilen kefillikten dönüldüğüne dair beyanı içeren ihtarname sonrası yeni kefillerle 03.03.2015 tarihinde kredi sözleşmesi imzalayarak davalıların kefaletten dönme iradelerinin dikkate aldığını açıkça gösterdiğini, mahkemece kısmen kabul kısmen ret kararı verildiğine göre alacağın likit olmayıp yargılamayı gerektirdiğini, bu duruma müvekkil aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin doğru olmadığını belirterek kararın bozulmasını, karşı taraf aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalayan davalılara karşı kredi alacağının tahsili istemiyle başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/16408 E. 2013/20759 K.
Ortak:müşterek borçlu müteselsil kefil · müteselsil kefil · kefalet · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaİstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dışı firma ile imzalanan iki ayrı «kredi sözleşmesinden» 09.02.2011 tarihli kredi sözleşmesinin davalılar tarafından müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatıyla imzalandığını, müvekkili bankanın nakdi alacağının davalılar tarafından keşide edilen «ihtarnamelerin» tebliğ edildiği tarih itibarı ile henüz ödenmediğini, taraflarca imzalanan sözleşme hükümleri kapsamında kefillikten dönme ve diğer yasal haklarından vazgeçtiklerini peşinen kabul etmiş olmaları nedeniyle «kefaletlerinin» devam ettiğini, «bilirkişi raporuna itirazlarının» dikkate alınmadığını, «genel kredi sözleşmesindeki» faiz oranına ilişkin hüküm dikkate alınarak %39 oranı üzerinden hesaplama yapılması ve akdi faizlerin de hesaplamaya «dahil» edilmesi edilmesi gerekirken bilirkişi tarafından bu konuda hata yapıldığını, hesaplamada kat tarihi ihtarname tarihi olarak hatalı bir şekilde işleme alınmış olup …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «genel kredi sözleşmesine» istinaden dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredi alacağının tahsili için başlatılan «ilamsız icra takibine» vaki itirazın iptali istemiyle açılan davada, davalıların 09.12.2011 tarihli sözleşmede «kefil» sıfatı ile imzaları bulunup 03.03.2015 tarihli sözleşmede ise kefil olmadıkları, kredi sözleşmelerinde «kefaletten» doğmuş ve doğacak borçlar içinde geçerli olduğu, kredi sözleşmelerinin süresiz olduğu kabul edilmekte ise de asıl borçlu ile yeni bir sözleşme yapılarak yeni bir kredi kullandırılması halinde yeni sözleşmede kefaletleri bulunmayan eski kefillerin yerleşik yargı kararları dikkate alındığında sorumlulukları cihetine gidilemeyeceği, davacı banka ile davalıların kefaletini kapsayacak şekilde dava dışı şirketle düzenlenen 09.12.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinden sonra, 03.03.2015 tarihinde borçlu şirketin banka ile davalıların kefaletini içermeyen farklı bir genel kredi sözleşmesi düzenlendiği, bu tarihten önce davalıların «kefaletten dönme» iradesini içerir «ihtarnameler» gönderdiği, icra takibine dayanak alacağın 03.03.2015 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklandığı ve bu nedenle borçlu davalıların icra takibine konu edilen banka alacağı nedeniyle sorumlu tutulamayacakları gerekçesiyle davanın reddine, davacı bankanın icra takibini kötü niyetle yaptığı kanıtlanamadığından davalıların «kötü niyet tazminat» istemlerinin de reddine karar verilmiştir.
… h ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi raporunda belirlendiği üzere dava ve takip konusu kredi alacağını oluşturan Borçlu Cari Hesabı (BCH) kredisi davalıların «kefalet» imzalarının bulunduğu 09.12.2011 tarihli «kredi sözleşmesinden» sonra imzalanan 03.03.2015 tarihli davalıların «kefalet sözleşmelerinin» bulunmadığı ikinci «genel kredi sözleşmesi» imzalandıktan sonra 25.03.2015 tarihinde kullandırıldığı, davacı bankaca da işbu kredinin davalıların kefalet imzalarının bulunduğu genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldığının ispatlanamadığı, şu halde davalıların «kefil» sıfatıyla imzalarının bulunmadığı 03.03.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden sonra açılarak kullandırıldığı belirlenen takip konusu BCH kredisi sebebiyle davalı …
Benzer bu karardaBu durumda, mahkemece, dosya içinde mevcut «ipotek» resmi senedinde, «müşterek borçlu müteselsil kefil» gerçek kişinin borç ve «kefaletine» ilişkin olarak verilmiş bir ipotek «teminatı» bulunmadığı göz önüne alınarak, sonuca gidilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Talep, «ticari kredi sözleşmesi» «kefili» olan borçlu hakkında «ihtiyati haciz» kararı verilmesine ilişkin olup, İİK.'nun 45. maddesi hükmüne göre, bir borç için borçlu lehine «ipotek» tesisinin ancak ipotek borçlularına ipotek miktarınca başvurulmasına engel olacağı düzenlenmiş olup, bu husus kefillerin «kefalet» borcu için ayrıca ipotek «teminatı» verilmediği sürece kefillere başvurmaya engel oluşturmaz.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ticari kredi sözleşmesi · ticari kredi · ipotek · ihtiyati haciz · haciz · teminat
Benzer bu karardaTalep, «ticari kredi sözleşmesi» «kefili» olan borçlu hakkında «ihtiyati haciz» kararı verilmesine ilişkin olup, İİK.'nun 45. maddesi hükmüne göre, bir borç için borçlu lehine «ipotek» tesisinin ancak ipotek borçlularına ipotek miktarınca başvurulmasına engel olacağı düzenlenmiş olup, bu husus kefillerin «kefalet» borcu için ayrıca ipotek «teminatı» verilmediği sürece kefillere başvurmaya engel oluşturmaz.
Bu durumda, mahkemece, dosya içinde mevcut «ipotek» resmi senedinde, «müşterek borçlu müteselsil kefil» gerçek kişinin borç ve «kefaletine» ilişkin olarak verilmiş bir ipotek «teminatı» bulunmadığı göz önüne alınarak, sonuca gidilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Mahkemece iddia ve tüm dosya kapsamına göre; ...'ın borca karşılık «ipotek» verdiği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2024/2399 E. 2024/3659 K.
Ortak:kefaletten dönme · borçtan kurtulma · sözleşmeden doğan dava · müteselsil kefil · kefalet · kötü niyet tazminatı · genel kredi sözleşmesi · işlemiş faiz · İtirazın iptali
İncelediğiniz karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «genel kredi sözleşmesine» istinaden dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredi alacağının tahsili için başlatılan «ilamsız icra takibine» vaki itirazın iptali istemiyle açılan davada, davalıların 09.12.2011 tarihli sözleşmede «kefil» sıfatı ile imzaları bulunup 03.03.2015 tarihli sözleşmede ise kefil olmadıkları, kredi sözleşmelerinde «kefaletten» doğmuş ve doğacak borçlar içinde geçerli olduğu, kredi sözleşmelerinin süresiz olduğu kabul edilmekte ise de asıl borçlu ile yeni bir sözleşme yapılarak yeni bir kredi kullandırılması halinde yeni sözleşmede kefaletleri bulunmayan eski kefillerin yerleşik yargı kararları dikkate alındığında sorumlulukları cihetine gidilemeyeceği, davacı banka ile davalıların kefaletini kapsayacak şekilde dava dışı şirketle düzenlenen 09.12.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinden sonra, 03.03.2015 tarihinde borçlu şirketin banka ile davalıların kefaletini içermeyen farklı bir genel kredi sözleşmesi düzenlendiği, bu tarihten önce davalıların «kefaletten dönme» iradesini içerir «ihtarnameler» gönderdiği, icra takibine dayanak alacağın 03.03.2015 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklandığı ve bu nedenle borçlu davalıların icra takibine konu edilen banka alacağı nedeniyle sorumlu tutulamayacakları gerekçesiyle davanın reddine, davacı bankanın icra takibini kötü niyetle yaptığı kanıtlanamadığından davalıların «kötü niyet tazminat» istemlerinin de reddine karar verilmiştir.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dışı firma ile imzalanan iki ayrı «kredi sözleşmesinden» 09.02.2011 tarihli kredi sözleşmesinin davalılar tarafından müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatıyla imzalandığını, müvekkili bankanın nakdi alacağının davalılar tarafından keşide edilen «ihtarnamelerin» tebliğ edildiği tarih itibarı ile henüz ödenmediğini, taraflarca imzalanan sözleşme hükümleri kapsamında kefillikten dönme ve diğer yasal haklarından vazgeçtiklerini peşinen kabul etmiş olmaları nedeniyle «kefaletlerinin» devam ettiğini, «bilirkişi raporuna itirazlarının» dikkate alınmadığını, «genel kredi sözleşmesindeki» faiz oranına ilişkin hüküm dikkate alınarak %39 oranı üzerinden hesaplama yapılması ve akdi faizlerin de hesaplamaya «dahil» edilmesi edilmesi gerekirken bilirkişi tarafından bu konuda hata yapıldığını, hesaplamada kat tarihi ihtarname tarihi olarak hatalı bir şekilde işleme alınmış olup …
… pleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; her ne kadar mahkemece BCH kredisi yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de Yargıtay kararları doğrultusunda «genel kredi sözleşmesinin» süresiz olması ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen bir kredi ilişkisinin bulunması halinde bir tarihte borcun sıfırlanmasının sözleşmeyi sona erdirmediğini, borçluya aynı kredi sözleşmesine dayalı olarak tekrar kredi kullandırılmasının yeni bir borç ilişkisi olarak nitelendirilemeyeceğini ve kefillerin sonradan kullandırılan krediden «kefalet» limitleri ve kendi «temerrütleri» oranında sorumlu olacaklarını, banka ile kredi borçlusu arasındaki ilişkinin henüz tamamen sona ermediği hallerde borca «kefil» olan ve 818 sayılı Kanun'un 493 ve 494 üncü maddelerindeki haklarından «feragat» etmiş olan kefillerinin bir tarihte borcun sıfırlanmış olması sebebiyle «borçtan kurtulamayacaklarını», bilirkişi raporuna yapılan itirazları dikkate alınmadığını, imzalanan kredi sözleşmesinde tahsis edilen limitin tarafların mutabık kalacağı kredi türleri ile kullandırılacağı, kredi limitinin hangi tür kredi işlemi için kullandırılırsa kullandırılsın sözleşme hükümlerinin geçerli olacağı belirtilmiş sözleşme tüm borçlu ve kefiller tarafından imzalandığını, sözleşmenin “Banka vadesinde ödenmeyen anapara (nakde dönüşen gayri nakdi krediler «dahil») ile hesaba tahakkuk ettirilmiş olan fakat zamanında ödenmeyen faiz, «komisyon», ücret, «masraf», fon kesintisi, vergi ve diğer eklentileri ister tahakkuk ettikleri hesapta, isterse ayrı bir hesapta takip edilsin, bunlardan oluşan meblağa, Bankaca kredilere uygulanan en yüksek faiz oranına bu oranın %50'sinin (yüzde ellisinin) ilavesi suretiyle bulunacak oran üzerinden faiz uygulama «yetkisine» sahiptir.
Benzer bu kararda… ararı ile İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda davalı ...’un, dava dışı asıl borçlu şirket ve davacı banka arasında imzalanmış olan 26.08.2013 tarihli «genel kredi sözleşmesinde» «müteselsil kefil» olarak imzasının bulunduğunun, dava dışı firma ile davacı banka arasında imzalanmış olan 13.09.2017 tarihli 250.000,00 TL ve 25.06.2018 tarihli 340.000,00 TL sözleşmelerde «kefalet» imzalarının bulunmadığının, davalının 10.12.2013 tarihinde noter kanalıyla yapılan «hisse devir sözleşmesi» ile hisselerini...'a devrettiği görülmüşse de davacı bankaya «kefaletten dönme» «ihtarnamesi» göndermediğinin, bu nedenle işbu sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerden sorumlu tutulabileceğinin, davalının kefalet imzasının bulunmadığı 13.09.2017 tarihli sözleşmeden sonra 13.04.2018 tarihinde kullandırılan 16.500,00 TL'lik rotatif krediden davalı ...'un sorumlu tutulmaması gerektiğinin mütalaa edildiği, raporun olay ve oluşa uygun «denetime elverişli» karar vermeye yeterli olduğu, bilirkişinin de tespitlerinde belirttiği üzere hissesini devretmekle müşterek ve müteselsil borçlu davalının «borçtan kurtulamayacağı», ancak sorumluluğunun imzalamış olduğu kredi sözleşmeleriyle bağlı olacağı, bu haliyle davalının istinaf sebeplerinin kısmen kabulü ile «rotatif kredi» yönünden de davalının sorumlu tutulamayacağı anlaşıldığından toplamda 16.208,93 TL yönünden davanın kabulü yerine 32.727,71 TL yönünden kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı, takip tarihi itibariyle davacının takibinde haksız ve kötü niyetli olduğundan bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüyle takibin 15.491,04 TL «asıl alacak», 397,86 TL «işlemiş faiz», 12,03 TL BSMV, «308»,00 TL KMH faiz olmak üzere toplam 16.208,93 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacak likit olduğundan asıl alacağın %20'si oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davalı vekilinin «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Şti. ile davacı banka arasında imzalanmış olan 26.08.2013 tarihli «genel kredi sözleşmesinde» «müteselsil kefil» olarak imzasının bulunduğu, yine dava dışı şirketle davacı banka arasında imzalanmış olan 13.09.2017 tarihli 250.000,00 TL ve 25.06.2018 tarihli 340.000,00 TL bedelli sözleşmelerde ise «kefaletinin» olmadığı, sözleşmelerin ise usule uygun kurulduğu, davalının 10.12.2013 tarihinde noter kanalıyla yapılan «hisse devir sözleşmesi» ile hisselerini...'a devrettiği, bununla birlikte davacı bankaya «kefaletten dönme» «ihtarnamesi» göndermediği, dolayısı ile işbu sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerden sorumlu olduğu, davalının şirket ortaklığından 10.12.2013 tarihinde ayrılmış olmasının kefalet sorumluluğunu kendiliğinden sona erdirmeyeceği, ayrıca davalının ortaklıktan ayrıldığı tarihten sonra dahi, işbu kefili olduğu kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredilerde sözleşme tutarı ile sınırlı olmak üzere kefalet sorumluluğunun devam edeceği, dikkat edilmesi gereken hususun, dava dışı şirkete kullandırılan kredilerin hangi sözleşme ve hangi tebliğ koşullarına göre kullandırıldığının tespiti olduğu, davacı banka ile dava dışı şirket arasında düzenlenen 13.09.2017 tarihli 250.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinde davalı ...'un kefalet imzasının talep edilmediği, ayrıca dava dışı şirkete tesis edilen 20.04.2018 tarihli kredi tebliğine göre sadece...'ın kefaletinin arandığı görüldüğünden 13.09.2017 tarihinden sonra kullandırılan krediler için davalı ...’un kefaletinin aranmayacağı kanaatine varıldığı, bilirkişi eliyle davacı bankanın davalı ...'dan kefaleti sebebiyle takip tarihi itibariyle toplamda 32.727,71 TL alacaklı olduğu tespitinin yapıldığı, alacağın ise likit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, takibin 15.459,18 TL «asıl alacak» 1.009,14 TL «işlemiş faiz», 50,46 TL BSMV ve 15.491,04 TL asıl alacak, 397,86 TL işlemiş faiz, 12,03 TL BSMV, «308» TL KMH faizi olmak üzere toplam 32.727,71 TL üzerinden devamına, davalının asıl alacaklar toplamının %20'si oranında «icra inkar tazminatına» mahkum edilmesine karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; sözleşme gereğince «kefilin» müşterinin bankaya «sözleşmeden doğan» borçları için sözleşmede belirtilen «kefalet» limitleri ile sınırlı olmak «kaydı» ile sorumlu olduğunu, «genel kredi sözleşmelerinin» tek bir krediye özgülenmiş sözleşmeler olmadığını, kredi kullandırımının müşterinin de ihtiyacı doğrultusunda devamlılık arz edeceğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Ka …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:rotatif kredi · gayrinakdi kredi · müteselsil kefalet · i̇i̇k 308/b · husumet itirazı · hesap kat · kesinlik sınırı · hisse devir sözleşmesi
Benzer bu karardaŞti.'ne dava dışı «müteselsil kefil»... ve davalı ...'un «müteselsil kefaleti» ile genel nakdi ve «gayrinakdi kredi» hesapları açıldığı ve kredi kullandırıldığı, işbu kredi borçlarının ödenmemesi üzerine davacı banka «hesaplarının kat» edildiği, «ihtarnamenin» tebliğine rağmen borcun ödenmemesi üzerine başlatılan takibe davalıların itirazı üzerine takibin durduğu ve eldeki itirazın iptali davasının açıldığı, davalı ...’un, dava dışı...
… ararı ile İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda davalı ...’un, dava dışı asıl borçlu şirket ve davacı banka arasında imzalanmış olan 26.08.2013 tarihli «genel kredi sözleşmesinde» «müteselsil kefil» olarak imzasının bulunduğunun, dava dışı firma ile davacı banka arasında imzalanmış olan 13.09.2017 tarihli 250.000,00 TL ve 25.06.2018 tarihli 340.000,00 TL sözleşmelerde «kefalet» imzalarının bulunmadığının, davalının 10.12.2013 tarihinde noter kanalıyla yapılan «hisse devir sözleşmesi» ile hisselerini...'a devrettiği görülmüşse de davacı bankaya «kefaletten dönme» «ihtarnamesi» göndermediğinin, bu nedenle işbu sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerden sorumlu tutulabileceğinin, davalının kefalet imzasının bulunmadığı 13.09.2017 tarihli sözleşmeden sonra 13.04.2018 tarihinde kullandırılan 16.500,00 TL'lik rotatif krediden davalı ...'un sorumlu tutulmaması gerektiğinin mütalaa edildiği, raporun olay ve oluşa uygun «denetime elverişli» karar vermeye yeterli olduğu, bilirkişinin de tespitlerinde belirttiği üzere hissesini devretmekle müşterek ve müteselsil borçlu davalının «borçtan kurtulamayacağı», ancak sorumluluğunun imzalamış olduğu kredi sözleşmeleriyle bağlı olacağı, bu haliyle davalının istinaf sebeplerinin kısmen kabulü ile «rotatif kredi» yönünden de davalının sorumlu tutulamayacağı anlaşıldığından toplamda 16.208,93 TL yönünden davanın kabulü yerine 32.727,71 TL yönünden kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı, takip tarihi itibariyle davacının takibinde haksız ve kötü niyetli olduğundan bahsedilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüyle takibin 15.491,04 TL «asıl alacak», 397,86 TL «işlemiş faiz», 12,03 TL BSMV, «308»,00 TL KMH faiz olmak üzere toplam 16.208,93 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacak likit olduğundan asıl alacağın %20'si oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline, davalı vekilinin «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine karar verilmiştir.
Şti. ile davacı banka arasında imzalanmış olan 26.08.2013 tarihli «genel kredi sözleşmesinde» «müteselsil kefil» olarak imzasının bulunduğu, yine dava dışı şirketle davacı banka arasında imzalanmış olan 13.09.2017 tarihli 250.000,00 TL ve 25.06.2018 tarihli 340.000,00 TL bedelli sözleşmelerde ise «kefaletinin» olmadığı, sözleşmelerin ise usule uygun kurulduğu, davalının 10.12.2013 tarihinde noter kanalıyla yapılan «hisse devir sözleşmesi» ile hisselerini...'a devrettiği, bununla birlikte davacı bankaya «kefaletten dönme» «ihtarnamesi» göndermediği, dolayısı ile işbu sözleşme kapsamında kullandırılan kredilerden sorumlu olduğu, davalının şirket ortaklığından 10.12.2013 tarihinde ayrılmış olmasının kefalet sorumluluğunu kendiliğinden sona erdirmeyeceği, ayrıca davalının ortaklıktan ayrıldığı tarihten sonra dahi, işbu kefili olduğu kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredilerde sözleşme tutarı ile sınırlı olmak üzere kefalet sorumluluğunun devam edeceği, dikkat edilmesi gereken hususun, dava dışı şirkete kullandırılan kredilerin hangi sözleşme ve hangi tebliğ koşullarına göre kullandırıldığının tespiti olduğu, davacı banka ile dava dışı şirket arasında düzenlenen 13.09.2017 tarihli 250.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinde davalı ...'un kefalet imzasının talep edilmediği, ayrıca dava dışı şirkete tesis edilen 20.04.2018 tarihli kredi tebliğine göre sadece...'ın kefaletinin arandığı görüldüğünden 13.09.2017 tarihinden sonra kullandırılan krediler için davalı ...’un kefaletinin aranmayacağı kanaatine varıldığı, bilirkişi eliyle davacı bankanın davalı ...'dan kefaleti sebebiyle takip tarihi itibariyle toplamda 32.727,71 TL alacaklı olduğu tespitinin yapıldığı, alacağın ise likit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, takibin 15.459,18 TL «asıl alacak» 1.009,14 TL «işlemiş faiz», 50,46 TL BSMV ve 15.491,04 TL asıl alacak, 397,86 TL işlemiş faiz, 12,03 TL BSMV, «308» TL KMH faizi olmak üzere toplam 32.727,71 TL üzerinden devamına, davalının asıl alacaklar toplamının %20'si oranında «icra inkar tazminatına» mahkum edilmesine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü: Miktar veya değeri «kesinlik sınırını» geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4414 E. 2024/290 K.
Ortak:akdi faiz oranı · kapitalizasyon · kat ihtarnamesi · taleple bağlılık · akdi faiz · kefalet sözleşmesi · müteselsil kefil · kefalet · İtirazın iptali
İncelediğiniz karardaAksi takdirde bu sürenin dolduğu tarihte, alacağın tamamı kendiliğinden «muaccel» hale gelecek, müşteri mütemerrit olacaktır ve bu tarihten itibaren anapara ve bu tarihe kadar tahakkuk etmiş olan faiz borçlarına «temerrüt faizi» uygulanacaktır." hükmüne atıfla davalı-kefillerin KMH kredi borcundan sorumlu tutulamayacakları belirtilmiş ise de «kredi sözleşmesinin» işbu hükmünün somut olayda KMH kredi alacağının talep edilebilirliğini ortadan kaldıracak bir hüküm olarak kabul edilmediği, ayrıca davacı banka tarafından dava konusu ilamsız icra takibinde takip talebinde KMH alacağı olarak 84.239,00 TL «asıl alacak» ve %39 temerrüt faizi oranı üzerinden «işlemiş faiz» talep edildiğine göre «taleple bağlılık kuralı» gözetilerek takip tarihine kadar davalı-«kefiller» aleyhine kat tarihinden takip tarihine kadar yıllık %24,24 «akdi faiz oranı» üzerinden akdi faiz alacağı hesaplanarak asıl alacakla «kapitalize» edilmemiş veya ayrı bir akdi faiz alacağı kalemine de hükmedilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne, dava konusu Ankara 15.
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dışı firma ile imzalanan iki ayrı «kredi sözleşmesinden» 09.02.2011 tarihli kredi sözleşmesinin davalılar tarafından müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatıyla imzalandığını, müvekkili bankanın nakdi alacağının davalılar tarafından keşide edilen «ihtarnamelerin» tebliğ edildiği tarih itibarı ile henüz ödenmediğini, taraflarca imzalanan sözleşme hükümleri kapsamında kefillikten dönme ve diğer yasal haklarından vazgeçtiklerini peşinen kabul etmiş olmaları nedeniyle «kefaletlerinin» devam ettiğini, «bilirkişi raporuna itirazlarının» dikkate alınmadığını, «genel kredi sözleşmesindeki» faiz oranına ilişkin hüküm dikkate alınarak %39 oranı üzerinden hesaplama yapılması ve akdi faizlerin de hesaplamaya «dahil» edilmesi edilmesi gerekirken bilirkişi tarafından bu konuda hata yapıldığını, hesaplamada kat tarihi ihtarname tarihi olarak hatalı bir şekilde işleme alınmış olup …
… h ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi raporunda belirlendiği üzere dava ve takip konusu kredi alacağını oluşturan Borçlu Cari Hesabı (BCH) kredisi davalıların «kefalet» imzalarının bulunduğu 09.12.2011 tarihli «kredi sözleşmesinden» sonra imzalanan 03.03.2015 tarihli davalıların «kefalet sözleşmelerinin» bulunmadığı ikinci «genel kredi sözleşmesi» imzalandıktan sonra 25.03.2015 tarihinde kullandırıldığı, davacı bankaca da işbu kredinin davalıların kefalet imzalarının bulunduğu genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldığının ispatlanamadığı, şu halde davalıların «kefil» sıfatıyla imzalarının bulunmadığı 03.03.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden sonra açılarak kullandırıldığı belirlenen takip konusu BCH kredisi sebebiyle davalı …
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «genel kredi sözleşmesinin» imzalandığı tarihte davalı ...'ın şirket ortağı olmadığı, evli olduğu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 184 üncü maddesi gereği «kefalet» tarihinde eşinin rızasının alınmadığının anlaşıldığı, diğer davalılar yönünden yapılan değerlendirmeye göre, cevap dilekçesinde sözleşmedeki imzaların davalılara ait olmadığı savunulduğundan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 211 ... maddesi uyarınca davalı ... ve ...'a çıkarılan ihtarlı «tebligata» rağmen «imza incelemesi» için belirlenen günde duruşmaya iştirak etmediklerinden sözleşmedeki imzalarını «ikrar» etmiş sayıldıkları, bilirkişi raporuna göre, 20.04.2016 tarihli 2.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi kapsamında taksitli ticari, BCH kredisi ve KMH kredisi kullandırıldığı, diğer davalıların «kefil» oldukları «kefalet limitinin» 2.000.000,00 TL olduğu, «hesap kat ihtarlarına» ilişkin tebligatların sözleşmenin 7.3.1 maddesi gereği geçerli olduğu, «akdi faiz oranının» sözleşme hükümleri, faiz genelgesi ve «ödeme planına» göre yukarıda belirtilen krediler için sırasıyla %15,48, %16,75, %19,50, KMH yönünden ise tarihlere göre %25,80 ve %24 olduğu «temerrüt faiz» oranlarının «taksitli ticari kredi» ve BCH kredileri için %52,92, KMH kredisi için de tarihlere göre sırasıyla %28,80, %24, %20,40 ve %18,60 olduğu, her bir kredi yönünden öncelikle akdi faiz uygulanmak suretiyle kat tarihi itibari ile alacak hesabı yapıldıktan sonra «taleple bağlılık» gereği «kapitalize» edilmeden kat tarihinden «temerrüt tarihine» kadar akdi faiz uygulanarak temerrüt tarihindeki alacağın belirlendiği, temerrüt tarihinden takip tarihine kadar temerrüt faizi uygulanarak her bir kredi yönünden …
… tartışıldığı, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olduğu, ...'ın 6098 sayılı Kanun'un 583 ve 584 üncü maddeleri gereğince eşinin rızasının «kefalet sözleşmesi» sırasında alınmadığı, bilirkişiler tarafından tespit edilen ve mahkemece hükmedilen miktarın dosya içeriği ile uyumlu olduğu, «asıl alacak»-toplam alacak ibaresinin mahallinde her zaman düzeltilebilecek maddi bir hata olduğu, kararın dosyada mevcut deliller kapsamında usul ve yasaya uygun olduğu gerekç …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile davalı şirket arasında 20.04.2016 tarihli «kredi sözleşmesi» imzalandığını, diğer davalıların müşterek «müteselsil kefil» olduklarını, kredi geri ödemelerinin zamanında yapılmaması üzerine «hesap kat» edilerek davalılar aleyhine icra takibi başlatıldığını, davalıların takibe itirazlarının haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkâr tazminatına …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:taksitli ticari kredi · gayri nakdi kredi · hesap kat ihtarnamesi · hesap kat ihtarı · ihtar tebliği · ilamsız takip · ödeme planı · güveni kötüye kullanma
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «genel kredi sözleşmesinin» imzalandığı tarihte davalı ...'ın şirket ortağı olmadığı, evli olduğu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 184 üncü maddesi gereği «kefalet» tarihinde eşinin rızasının alınmadığının anlaşıldığı, diğer davalılar yönünden yapılan değerlendirmeye göre, cevap dilekçesinde sözleşmedeki imzaların davalılara ait olmadığı savunulduğundan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 211 ... maddesi uyarınca davalı ... ve ...'a çıkarılan ihtarlı «tebligata» rağmen «imza incelemesi» için belirlenen günde duruşmaya iştirak etmediklerinden sözleşmedeki imzalarını «ikrar» etmiş sayıldıkları, bilirkişi raporuna göre, 20.04.2016 tarihli 2.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesi kapsamında taksitli ticari, BCH kredisi ve KMH kredisi kullandırıldığı, diğer davalıların «kefil» oldukları «kefalet limitinin» 2.000.000,00 TL olduğu, «hesap kat ihtarlarına» ilişkin tebligatların sözleşmenin 7.3.1 maddesi gereği geçerli olduğu, «akdi faiz oranının» sözleşme hükümleri, faiz genelgesi ve «ödeme planına» göre yukarıda belirtilen krediler için sırasıyla %15,48, %16,75, %19,50, KMH yönünden ise tarihlere göre %25,80 ve %24 olduğu «temerrüt faiz» oranlarının «taksitli ticari kredi» ve BCH kredileri için %52,92, KMH kredisi için de tarihlere göre sırasıyla %28,80, %24, %20,40 ve %18,60 olduğu, her bir kredi yönünden öncelikle akdi faiz uygulanmak suretiyle kat tarihi itibari ile alacak hesabı yapıldıktan sonra «taleple bağlılık» gereği «kapitalize» edilmeden kat tarihinden «temerrüt tarihine» kadar akdi faiz uygulanarak temerrüt tarihindeki alacağın belirlendiği, temerrüt tarihinden takip tarihine kadar temerrüt faizi uygulanarak her bir kredi yönünden …
CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; icra takibine ve davaya dayanak gösterilen «genel kredi sözleşmesindeki» imzaların müvekillerinin ... ürünü olmadığını, sözleşmeyi kabul anlamına gelmemekle birlikte «hesap kat ihtarının tebliğinin» usulüne uygun olmadığını, istenilen faiz oranının fahiş olduğunu, müvekkillerinden ...'ın eşinin «muvafakatinin» alınmadığını savunarak davanın reddine ve «kötü niyet tazminatına» karar verilmesini istemiştir.
Davacı vekilinin, 1.004.623,88 TL toplam talepli «icra takibine itiraz» üzerine açtığı davada Samsun İcra Dairesinin 2021/22950 sayılı takip dosyasında davalı borçlular aleyhine 503.535,46 TL «asıl alacak», 494.780,32 TL faiz, BSMV, KKDF, 5.469,28 TL «masraf», 838,82 «işlemiş faiz», olmak üzere toplam 1.004.623,88 TL alacağın tahsili için «ilamsız takip» başlatılmış olup, İlk Derece Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davalı ... hariç diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabulü ile 503.535,46 TL asıl alacak, 493.915,42 TL işlemiş faiz + BSMV, 2.676,66 TL «ihtar» masrafı, 417,56 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 1.000.545,10 TL (davalı şirket yönünden 503.535,46 TL asıl alacak, 493.434,33 TL işlemiş faiz, 2.676,66 TL ihtar …
… österdiğini, 17.07.2011 yılında evlendikten sonra müvekkili bankaya şirket ortaklığından ayrıldığına dair veya evlendiğine dair bilgi vermediğini, bankaya sağladığı «güveni kötüye kullanarak» durumdan yararlandığını, diğer davalılar yönünden reddedilen kısmın hukuka aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/6067 E. , 2024/2409 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21.Hukuk Dairesi
SAYISI 2020/756 Esas, 2022/829 Karar
DAVALILAR 1-... vekili Avukat ...
2-... vekili Avukat ...
HÜKÜM
Kısmen kabul
İLK DERECE
MAHKEMESİ Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2018/27 E., 2020/28 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı ..., duruşmasız olarak davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne, dava konusu meblağ 160.660,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince davalı ... vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı Mak-İn Makine Demiryolu Makası İmi. İnş. ve San. ve Tic. A.Ş'nin (Mak-İn) arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, davalıların müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla sözleşmeyi imzaladıkları, dava dışı şirket tarafından yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine kredi hesabı kat edilerek Ankara 38 inci Noterliğinin 02.03.2016 tarih ve 07566 yevmiye numaralı kat ihtarnamesinin keşide ve tebliğ edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine borçlu ve davalılar hakkında kredi alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine haksız itiraz edildiğini ileri sürerek icra takibine yapılan itirazın ... bakımından 256.138,97 TL, diğer davalı ...
184.362,40 TL üzerinden iptaline, takibin devamına, ayrıca davalılar aleyhine %20 icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 2011 yılında borçlu Mak-İn firmasının yüzde bir buçuk hissedarı olduğunu, eski TTK da anonim şirket kurmak için beş kişiye ihtiyaç olduğu, bundan dolayı müvekkilinin işçi olmasına rağmen borçlu firmada yüzde bir oranında hissedar göründüğünü, müvekkilinin dava dışı Mak-İn şirketinin 07.06.2014 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında şirket ortaklığından istifa ettiğini, 24.12.2014 tarihinde Ankara 59. Noterliğinden gönderdiği ihtarname ile TTK ve Borçlar Kanunu yönünden kefillikten çekildiğini, davacı bankanın bu ihtarnameye rağmen 02.03.2016 tarihinde sözleşmeden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmediğinden bahisle ihtarname gönderdiğini, akabinde dava konusu ilamsız icra takibini başlattığını, takibe itiraz üzerine işbu davanın açıldığını, davacı bankadan alınacak kredi hesap özetlerinde de görüleceği, müvekkilinin kefaletten döndüğü tarihte kredi hesabının sıfırlanmış olduğu, müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak açılan davanın reddi île %20 kötü niyet tazminatı verilmesini istemiştir.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı asıl borçlu Mak-İn şirketinin söz konusu Banka nezdinde kullandığı ticari kredilere kefil olduğunu, dava dışı asıl borçlunun mali durumunun, kefalet sözleşmesi yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulması ve de şirketle aralarında geçen anlaşmazlıklar sebebiyle kredi borçlusuna yeni bir kredi açılmaması, açıldığı takdirde sorumlu tutulamayacağını alacaklı bankaya Uşak 5 inci Noterliğinin 25.03. 2013 tarih ve 2216 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile bildirmiş olduğunu, alacaklı banka tarafından başlatılan Ankara 15. İcra Müdürlüğünün 2017/22165 E. sayılı takip dosyasıyla birlikte alacaklının müvekkilince gönderilen ihtarnameye rağmen dava dışı asıl borçluya kredi kullandırılmaya devam etmiş olduğunun öğrenildiğini, bu sebeple söz konusu borca itiraz edildiğini, müvekkilinin, kredi borçlusunun ödeme gücüne olan güven duygusunu kaybettiği o nedenle 25.03.2013 günlü ihtarnameyi göndererek tebliğ tarihinden sonra kullandırılacak kredilerden ötürü sorumluluk kabul etmeyeceğini bildirdiğini, davacı bankanın kendisine tebliğ edilen ihtarnamedeki kefaletten vazgeçmeye ilişkin söz konusu irade beyanına yönelik herhangi bir cevap vermediğini böylece, davalı kefilde ihtarnamesi sayesinde kendisinin kefaletten kurtulduğu yolunda haklı bir kanaat oluştuğunu, buna rağmen borçluya daha sonra yeni krediler kullandırıldığının görüldüğünü, müvekkilinin 25.03.2013 tarihli ihtarnamesine rağmen davacı tarafça dava dışı borçluya kredi kullandırmaya devam edildiğini savunarak davanın reddi ile %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile genel kredi sözleşmesine istinaden dava dışı asıl borçluya kullandırılan kredi alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemiyle açılan davada, davalıların 09.12.2011 tarihli sözleşmede kefil sıfatı ile imzaları bulunup 03.03.2015 tarihli sözleşmede ise kefil olmadıkları, kredi sözleşmelerinde kefaletten doğmuş ve doğacak borçlar içinde geçerli olduğu, kredi sözleşmelerinin süresiz olduğu kabul edilmekte ise de asıl borçlu ile yeni bir sözleşme yapılarak yeni bir kredi kullandırılması halinde yeni sözleşmede kefaletleri bulunmayan eski kefillerin yerleşik yargı kararları dikkate alındığında sorumlulukları cihetine gidilemeyeceği, davacı banka ile davalıların kefaletini kapsayacak şekilde dava dışı şirketle düzenlenen 09.12.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinden sonra, 03.03.2015 tarihinde borçlu şirketin banka ile davalıların kefaletini içermeyen farklı bir genel kredi sözleşmesi düzenlendiği, bu tarihten önce davalıların kefaletten dönme iradesini içerir ihtarnameler gönderdiği, icra takibine dayanak alacağın 03.03.2015 tarihli kredi sözleşmesinden kaynaklandığı ve bu nedenle borçlu davalıların icra takibine konu edilen banka alacağı nedeniyle sorumlu tutulamayacakları gerekçesiyle davanın reddine, davacı bankanın icra takibini kötü niyetle yaptığı kanıtlanamadığından davalıların kötü niyet tazminat istemlerinin de reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dışı firma ile imzalanan iki ayrı kredi sözleşmesinden 09.02.2011 tarihli kredi sözleşmesinin davalılar tarafından müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalandığını, müvekkili bankanın nakdi alacağının davalılar tarafından keşide edilen ihtarnamelerin tebliğ edildiği tarih itibarı ile henüz ödenmediğini, taraflarca imzalanan sözleşme hükümleri kapsamında kefillikten dönme ve diğer yasal haklarından vazgeçtiklerini peşinen kabul etmiş olmaları nedeniyle kefaletlerinin devam ettiğini, bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, genel kredi sözleşmesindeki faiz oranına ilişkin hüküm dikkate alınarak %39 oranı üzerinden hesaplama yapılması ve akdi faizlerin de hesaplamaya dahil edilmesi edilmesi gerekirken bilirkişi tarafından bu konuda hata yapıldığını, hesaplamada kat tarihi ihtarname tarihi olarak hatalı bir şekilde işleme alınmış olup hesaplama tarihinin kat tarihi olan 18.02.2016 tarihi dikkate alınarak yeniden yapılması gerektiğini ileri sürerek açıklanan bu ve resen gözetilecek nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi raporunda belirlendiği üzere dava ve takip konusu kredi alacağını oluşturan Borçlu Cari Hesabı (BCH) kredisi davalıların kefalet imzalarının bulunduğu 09.12.2011 tarihli kredi sözleşmesinden sonra imzalanan 03.03.2015 tarihli davalıların kefalet sözleşmelerinin bulunmadığı ikinci genel kredi sözleşmesi imzalandıktan sonra 25.03.2015 tarihinde kullandırıldığı, davacı bankaca da işbu kredinin davalıların kefalet imzalarının bulunduğu genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırıldığının ispatlanamadığı, şu halde davalıların kefil sıfatıyla imzalarının bulunmadığı 03.03.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinden sonra açılarak kullandırıldığı belirlenen takip konusu BCH kredisi sebebiyle davalılar kefil olarak sorumlu tutulamayacağı, o halde İlk Derece Mahkemesince, davacı bankanın söz konusu kredi alacağı sebebiyle açmış olduğu itirazın iptali davasının reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik görülmediği, Kredili Mevduat Hesabının (KMH) ise 15.02.2012 tarihinde açıldığı, BCH'nin ise 25.03.2015 tarihinde açıldığı, davalı kefil ...
25. 03.2013, davalı ...
24. 12.2014 tarihinde kefaletten döndükleri, dava ve takip konusu KMH'daki ilk hesabın 24.11.2014 tarihli olduğu, şu halde davalı-kefillerin kefalet imzalarının bulunduğu 09.12.2011 tarihli genel kredi sözleşmesine istinaden dava dışı asıl borçluya kullandırıldığı anlaşılan KHM'den doğan borç sebebiyle, dayanak genel kredi sözleşmesine davalı kefillerin imzaladıkları tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 493 üncü ve 494 üncü maddelerinden peşinen feragat etmiş oldukları, dolayısıyla davalı ...'in kefaletten vazgeçmesinin mümkün olamayacağı gözetildiğinde davalı-kefillerin dava ve takip konusu KMH kredi alacağından sorumlu tutulmaları gerektiği, bununla birlikte her iki davalı kefil yönünden KMH kredisi ile ilgili olarak aynı miktar yani 84.239,00 TL KMH alacağı talep edilmesi gerektiği, her ne kadar hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı kefillerin imzasının bulunduğu 09.12.2011 tarihli genel kredi sözleşmesinin banka kartlarını düzenleyen 37/9.
maddesinde; "Müşteri; hesaba tahakkuk edecek olan faiz, KKDF ve BSMV'den müteşekkil tutarı, kullanılabilir bakiye müsait olsa dahi, kredinin kullandığı tarihten itibaren 60 gün içerisinde nakden veya hesaben ödemek zorundadır. Aksi takdirde bu sürenin dolduğu tarihte, alacağın tamamı kendiliğinden muaccel hale gelecek, müşteri mütemerrit olacaktır ve bu tarihten itibaren anapara ve bu tarihe kadar tahakkuk etmiş olan faiz borçlarına temerrüt faizi uygulanacaktır." hükmüne atıfla davalı-kefillerin KMH kredi borcundan sorumlu tutulamayacakları belirtilmiş ise de kredi sözleşmesinin işbu hükmünün somut olayda KMH kredi alacağının talep edilebilirliğini ortadan kaldıracak bir hüküm olarak kabul edilmediği, ayrıca davacı banka tarafından dava konusu ilamsız icra takibinde takip talebinde KMH alacağı olarak 84.239,00 TL asıl alacak ve %39 temerrüt faizi oranı üzerinden işlemiş faiz talep edildiğine göre taleple bağlılık kuralı gözetilerek takip tarihine kadar davalı-kefiller aleyhine kat tarihinden takip tarihine kadar yıllık %24,24 akdi faiz oranı üzerinden akdi faiz alacağı hesaplanarak asıl alacakla kapitalize edilmemiş veya ayrı bir akdi faiz alacağı kalemine de hükmedilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne, dava konusu Ankara 15.
İcra Müdürlüğü'nün 2017/22165 E. sayılı ilamsız icra takip dosyasına davalıların 84.239,00 TL KMH asıl alacağına vaki itirazlarının iptaline, icra takibinin bu miktar üzerinden takip tarihinden itibaren %30,24 oranında işleyecek temerrüt faizi ile birlikte devamına, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67. maddesi gereği %20 oranı karşılığında belirlenen 16.847,8 TL icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacı tarafa verilmesine, davada reddolunan kısım üzerinden koşulları oluşmadığından davalılar vekillerinin kötü niyet tazminatı istemlerinin ayrı ayrı reddine, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; her ne kadar mahkemece BCH kredisi yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de Yargıtay kararları doğrultusunda genel kredi sözleşmesinin süresiz olması ve borçlu cari hesabı şeklinde işleyen bir kredi ilişkisinin bulunması halinde bir tarihte borcun sıfırlanmasının sözleşmeyi sona erdirmediğini, borçluya aynı kredi sözleşmesine dayalı olarak tekrar kredi kullandırılmasının yeni bir borç ilişkisi olarak nitelendirilemeyeceğini ve kefillerin sonradan kullandırılan krediden kefalet limitleri ve kendi temerrütleri oranında sorumlu olacaklarını, banka ile kredi borçlusu arasındaki ilişkinin henüz tamamen sona ermediği hallerde borca kefil olan ve 818 sayılı Kanun'un 493 ve 494 üncü maddelerindeki haklarından feragat etmiş olan kefillerinin bir tarihte borcun sıfırlanmış olması sebebiyle borçtan kurtulamayacaklarını, bilirkişi raporuna yapılan itirazları dikkate alınmadığını, imzalanan kredi sözleşmesinde tahsis edilen limitin tarafların mutabık kalacağı kredi türleri ile kullandırılacağı, kredi limitinin hangi tür kredi işlemi için kullandırılırsa kullandırılsın sözleşme hükümlerinin geçerli olacağı belirtilmiş sözleşme tüm borçlu ve kefiller tarafından imzalandığını, sözleşmenin “Banka vadesinde ödenmeyen anapara (nakde dönüşen gayri nakdi krediler dahil) ile hesaba tahakkuk ettirilmiş olan fakat zamanında ödenmeyen faiz, komisyon, ücret, masraf, fon kesintisi, vergi ve diğer eklentileri ister tahakkuk ettikleri hesapta, isterse ayrı bir hesapta takip edilsin, bunlardan oluşan meblağa, Bankaca kredilere uygulanan en yüksek faiz oranına bu oranın %50'sinin (yüzde ellisinin) ilavesi suretiyle bulunacak oran üzerinden faiz uygulama yetkisine sahiptir.
Banka bu şekilde tespit edeceği faiz oranının, yürürlük tarihini de serbestçe belirler." hükmü doğrultusunda yapılan hesaplamanın %39 faiz üzerinden yapılması ve akdi faizlerin de hesaplamaya dahil edilmesi gerekmesine rağmen bilirkişi tarafından bu konuda da hata yapıldığını, ayrıca raporda yapılan hesaplamada kat tarihi, ihtarname tarihi olarak hatalı bir şekilde işleme alınmış olup, hesaplama tarihinin kat tarihi olan 18.02.2016 dikkate alınarak yeniden hesaplama yapılması gerektiği belirtmiş olmasına rağmen hatalı hesap üzerinden karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını, davanın kabulünü, davalıların icra inkâr tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) uyarınca kefalet sözleşmesinin geçerliliği için eşin rızasının gerektiğini, müvekkilinin kefaletten döndüğü tarihte borcun sıfırlanmış olduğunu, müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, davacının müvekkilin kefaletten döndüğü tarih olan 24.12.2014 tarihinden sonra kullandırılan kredilerden kaynaklı borçları talep ettiğini, bilirkişi raporunda müvekkilinin sorumlu olmadığı yönünde görüş bildirildiğini, BCH'ye ilişkin sorumlu olmadıklarına dair karara bir itirazları olmadığını, kefaletten dönmenin alacaklıya ulaşmakla bozucu yenilik doğuran bir hak olduğunu, genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm açık ve anlaşılır değil ise veya birden çok anlama geliyorsa düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanacağını, ekonomik yönden güçsüz konumda olan müvekkil yerine bankanın çıkarlarının korunduğunu belirterek kararın bozulmasını davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
3.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; KHM yönünden verilen karara katılmadıklarını, zira KHM' nin yeni kefillerle imzalanan sözleşme kapsamında kaldığının açık olduğunu, sözleşmenin 37/9 uncu maddesine göre kredili mevduat hesabı kredisinin kullanıldığı tarihten itibaren 60 gün içerisinde kapatılması gerektiğini, her ne kadar istinaf mahkemesince KHM' den kefillerin sorumlu tutulmasına ilişkin karar vermişse de davalılarca keşide ve ihtar edilen kefillikten dönüldüğüne dair beyanı içeren ihtarname sonrası yeni kefillerle 03.03.2015 tarihinde kredi sözleşmesi imzalayarak davalıların kefaletten dönme iradelerinin dikkate aldığını açıkça gösterdiğini, mahkemece kısmen kabul kısmen ret kararı verildiğine göre alacağın likit olmayıp yargılamayı gerektirdiğini, bu duruma müvekkil aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin doğru olmadığını belirterek kararın bozulmasını, karşı taraf aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalayan davalılara karşı kredi alacağının tahsili istemiyle başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılara müteselsilen yükletilmesine,
Davacı harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1051485600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz