6102TTK Türk Ticaret Kanunu

Yıl içinde raporlama standardını değiştirerek kâr payını düşürme denetimi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/1319 E. 2010/12257 K. · · İlk derece: Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi

BozulduKesinlik belirsiz

★ Emsal

Mahkemenin nitelemesi: Ticari şirketler

Gerekçe özeti

Hisse devir sözleşmesinde belirli bir yılın kâr payının devredene ait olacağı kararlaştırılmışsa, şirketin o yıl içinde kâr hesaplama/raporlama standardını (ulusal ↔ uluslararası) geriye dönük değiştirerek kârı düşürmesinin sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına uygunluğu; ilgili SPK işlemleri ve idari yargı davalarının sonucu bekletici mesele yapılarak, denetime elverişli biçimde araştırılmalıdır.

Ele alınan sorunlar

Yıl içinde kâr hesaplama/raporlama standardının (ulusal ↔ UFRS) değiştirilmesinin sözleşmeye ve iyi niyete uygunluğu; eksik inceleme ve bekletici mesele → kabul

İddia: Davacı, ilk üç ara dönemde ulusal standarda göre açıklanan kârın son dönemde geriye dönük olarak UFRS'ye göre düşük hesaplanmasının, hisse devir sözleşmesiyle 2005 kârı kendisine ait olan davacı aleyhine sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu ileri sürerek genel kurul kararının iptalini ve kâr payı farkının tahsilini istemiştir.

Gerekçe: Davacıya ait hisselerin devrine ilişkin sözleşme ve ihale şartnamesinde davalı şirketin 2005 yılı kâr payının davacıya ait olacağı kararlaştırıldığından, ilk üç ara dönemde ulusal finansal raporlama standardına göre açıklanan kârın, son dönemde geriye dönük olarak uluslararası finansal raporlama standardına göre daha düşük hesaplanması ilk bakışta sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı görünmektedir. Ancak mahkemece hisse satış sözleşmesi, ihale şartnamesi ve ilgili SPK yazıları getirtilmeden, Ek-1. maddenin yürürlük tarihi ve şirketin ilk üç dönemde benimsediği hesaplama şeklini son dönemde hangi zorunlu nedenlerle geriye dönük değiştirdiği araştırılmadan eksik incelemeyle karar verilmiştir. Ayrıca SPK kararlarının iptaline ilişkin idari yargı davalarının hukuk alanında sonuç doğuracağı gözetilerek bunların kesinleşmesi bekletici mesele yapılıp işbu davaya etkisi değerlendirilmelidir; bu eksiklikler giderilmeden hüküm kurulması doğru değildir.

Gerekçe kaynağı: özgün

Emsal değeri

Kâr payının hesap yönteminin yıl içinde geriye dönük değiştirilmesinin sözleşme ve iyi niyete uygunluğunun, ilgili idari davalar bekletici mesele yapılarak araştırılması gerektiği yönünde emsal değeri taşır.

Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kâr payı hesabı finansal raporlama standardı (UFRS) genel kurul kararının iptali hisse devri sözleşmesi objektif iyi niyet bekletici mesele eksik inceleme

Benzer Kararlar

Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.

  • Kâr dağıtım kararının iptali sonrası kâr payı belirleme yetkisinin genel kurulda olması

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/5946 E. 2023/338 K.

    Ortak:

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

  • Bozma ilamına uyan mahkeme, ilamda belirtilen tüm hususları araştırmalıdır

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/15771 E. 2017/3040 K.

    Ortak: · Kar Payı Alacağı

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

  • Sigorta

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/2839 E. 2017/1750 K.

    Sonuç: 🔶 iki emsal

    Farklı:

1 benzer karar daha
  • YİDK kararının iptali

    Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2948 E. 2023/6654 K.

    Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal

    Farklı:

Karar metni

Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster

11. Hukuk Dairesi         2009/1319 E.  ,  2010/12257 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 23.10.2008 tarih ve 2006/218 - 2008/480 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 30.11.2010 gününde davacı avukatı ... ve ...ile davalı avukatı ...gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

Davacı vekili, Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun 01.12.2005 tarih ve 140 sayılı kararına istinaden müvekkilinin davalı şirketteki % 46,12 oranındaki hissesi, müvekkili ile dava dışı Ataer Holding A.Ş. arasında imzalanan sözleşme ile anılan şirkete devredildiğini, ihale şartnamesinin 25.14 ve 27.02.2006 tarihli hisse satış sözleşmesinin 6. maddeleri uyarınca davalı şirketin 2005 yılı kâr payının müvekkiline ait olacağını, davalı şirketin 2005 yılı 3,6 ve 9. ayları mali tablolarının SPK'nun Seri=XI No=25 sayılı tebliğine göre hazırlanıp 01 Ocak - 30 Eylül 2005 dönem kârı (347.294.543) TL olarak açıklanmışken, 12 aylık mali tabloarının Uluslararası Finansal Raporlama Standardına göre (UFRS) hazırlanıp 01 Ocak-31 Aralık 2005 dönemi net kârının (193.392.407) TL olarak açıklandığını, 2005 yılı bilanço ve kâr - zarar hesaplarının müvekkilinin muhalefetine rağmen 30.03.2006 tarihli genel kurul toplantısında kabul edildiğini, hesaplama sisteminin yıl içinde müvekkiline daha az kâr payı ödenmesi amacıyla değiştirildiğini ileri sürerek, 30.03.2006 tarihli genel kurul kararının iptalini, (35.673.249) TL kâr payı fark tutarının temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, müvekkilinin hisselerini devralan Ataer A.Ş'nin ihale bedelini ödemek için bir kısmı yabancı bankalardan olmak üzere kredi kullandığını, bu nedenle mali tabloların UFRS sistemine uygun şekilde hazırlamak zorunda olduğunu, SPK tarafından da 07.03.2006 tarih 3483 sayılı yazı ile müvekkilinin 2005 yılı mali tablolarının SPK'nun Seri=XI No=25 sayılı tebliği yerine UFRS sistemine göre hazırlanmasına izin verildiğini,aslında yürürlükteki mevzuat uyarınca böyle bir iznin alınmasının zorunlu da olmadığını, UFRS sisteminin şirketlerin yararına olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

T. Kalkınma Bankası A.Ş. vekili davaya müdahale talebinde bulunmuştur.

Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, T. Kalkınma Bankası A.Ş.'nin talebinin asli müdahale olarak değerlendirilip harcını ikmal etmesi istendiği halde anılan bankaca bu istemin yerine getirilmediğinden müdahale talebinin reddedildiği, davalışirketin halka açık bir anonim şirket olduğu ve bu nedenle SPK mevzuatına uyma zorunluuğunun bulunduğu, somut olayda davalı şirketin SPK'nun iznini alarak UPRS'ye göre hesaplama yapmasında yasal düzenlemeye ve iyiniyet kurallarına aykırılık olmadığı, ayrıca kâr dağıtımına dair kararın iptali talep edilirken aradaki kâr payı farkının tahsilinin talep edilemeyeceği, zira anonim şirketlerde dağıtılacak kâr payının genel kurul kararları ile belirlendiği ve mahkemenin genel kurulun yerine geçmek suretiyle kâr payı dağıtılmasına karar veremeyeceği gerekçesiyel davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

1-Dava, davalı şirketin 30.03.2006 tarihli genel kurul kararının iptali ve bu toplantıda eksik hesaplandığı ileri sürülen (35.673.249) TL kâr payı fark tutarının tahsili istemlerine ilişkindir.

Davacı ile dava dışı Ataer Holding A.Ş. arasında imzalanan sözleşme ile davacının davalı şirketteki %46,12 oranındaki hissesinin Ataer Holding A.Ş.’ne devredildiği, bu devre ilişkin ihale şartnamesinin 25.14. ve 27.02.2006 tarihli hisse devir sözleşmesinin 6. maddelerinde, davalı şirketin 2005 yılı kâr payının davacıya ait olacağının kararlaştırıldığı, davalı şirketin 2005 yılı Mart, Haziran ve Eylül Ayları ara dönem mali tablolarının SPK.’nun Seri:XI No:25 sayılı tebliğinde belirtilen ulusal finansal raporlama standardına göre hazırlanmış ve anılan dönem net kârının (347.294.543) TL. olarak kamuya açıklanmışken, Aralık Ayı mali tablolarının aynı tebliğin Ek-1. maddesinde bahsi geçen uluslararası finansal raporlama standardına göre hazırlanıp (193.392.407) TL.

olarak kamuya açıklandığı ve bu hususta düzenlenen 2005 yılı bilanço, kâr ve zarar hesaplarının 30.03.2006 tarihli genel kurul toplantısında davacının muhalefetine rağmen kabul edildiği konularında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, bu genel kurul kararının yasaya ve iyiniyet kurallarına uygun olup olmadığı ve davacının eksik dağıtıldığını ileri sürdüğü kâr payının tahsilini isteyip isteyemeyeceği noktalarında toplanmaktadır. Burada öncelikle davacının genel kurul kararının iptali isteminin incelenmesi gerektiği açıktır. Mahkemece genel kurul kararının yasaya ve iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı gerekçesiyle anılan istemin reddine karar verilmişse de, verilen karar eksik incelemeye ve hatalı tespitlere dayanmaktadır.

Zira, mahkemece davalı şirketin 2005 yılı Aralık Ayı mali tablolarını uluslararası finansal raporlama standardına göre hazırlamadan önce, SPK.’nun 07.03.2006 tarih ve 3483 sayılı yazısıyla izin aldığı maddi olgusuna dayanılmıştır. Oysa davacı vekilince, SPK.’nun 08.05.2006 tarih ve 7577 sayılı yazısında, bahse konu 07.03.2006 tarih ve 3483 sayılı yazı ile davalı şirkete bir izin verilmediğinin bildirildiği ileri sürülmektedir. Hatta dosyaya sunulan belgelerden anlaşıldığına göre, SPK.’nca davalının 31.12.2005 tarihli finansal tablolarının Mart, Haziran ve Eylül Aylarında esas alınan Seri:XI No:25 sayılı tebliğe uygun şekilde yeniden düzenlenmesi ve yayımlanmak üzere İMKB. İle SPK.’na gönderilmesi ve ivedilikle şirket genel kurulunun onayına sunulması için 05.05.2006 tarih ve 7484 sayılı bir karar alınmış ve davalı şirketçe bu kararın iptali için Ankara 11.

İdare Mahkemesi’nde açılan dava, mahkemenin 2006/1396 E.- 2007/494 K. sayılı kararı ile reddedilmiş olup, davanın temyiz incelemesi halen Danıştay 13. Dairesi’nin 2007/13762 E. sayılı dosyası ile devam etmektedir. Ayrıca, davalı vekilinin beyanlarına göre müvekkili şirketin 31.12.2005 tarihli mali tablolarının re’sen yeniden tanzimi için 15.08.2006 tarihli bir SPK. kararı daha alınmış olup, bu kararın iptali istemiyle açılan başka bir dava da Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 2006/2548 E.- 2007/1071 K. sayılı kararı ile reddedilmiştir. Bu davanın temyiz incelemesi de Danıştay 13. Dairesi’nin 2007/13724 E. sayılı dosyası ile devam etmektedir.

Yine, dosyaya sunulan bilgilerden anlaşıldığı üzere, halka açık anonim şirketlerin mali tabloları, SPK.’nun Seri:XI No:25 sayılı tebliği ile ulusal finansal raporlama standardına göre hazırlanırken, Seri:XI No:27 sayılı tebliğ ile 25 sayılı tebliğe Ek Madde:1 eklenerek, işletmelerin uluslararası finansal raporlama standardını uygulamalarının da tebliğde öngörülen düzenleme ve ilan yükümlülüklerini yerine getirmeleri hükmünde olduğu belirtilmiş, Seri:XI No:29 sayılı tebliğ ile bu kez 25 sayılı tebliğ tamamen yürürlükten kaldırılarak, 01.01.2008 tarihinden itibaren şirketlerin mali tablolarının uluslararası finansal raporlama standardına göre hazırlanması istenmiştir. Davalının da halka açık anonim şirket olması dolayısıyla SPK.

düzenlemelerine uymak zorunda bulunduğu, bu tebliğlere uygun hazırlanmayan finansal tabloların halka yapılacak duyurularda kullanılamayacağı, aksi uygulamanın halka yapılan yazılı açıklamalarla menkul kıymetlerin değerini etkileyecek önemli hususlarda gerçeğe aykırı veya eksik bilgi verilmesi sayılacağı açıktır.

Ancak başka bir şirkette yaşanması halinde olağan sayılabilecek tüm bu gelişmelerin, davalı şirket yönünden dikkate alınması gereken çok önemli bir özelliği vardır. O da davacıya ait hisselerin dava dışı Ataer Holding A.Ş.’ne devrine ilişkin sözleşmede ve ihale şartnamesinde, davalı şirketin 2005 yılı kâr payının davacıya ait olacağının kararlaştırılmış bulunmasıdır. Hal böyleyken ve davalı şirketin ilk üç ara dönem net kârı ulusal finansal raporlama standardına göre hazırlanıp (347.294.543) TL. olarak kamuya açıklanmışken, son dönem net kârın bu meblağdan daha fazla olmasını bekleyen davacının, ilk üç ara dönemde benimsenen hesaplama yöntemi değiştirilerek, son dönemde tüm yıl için uluslararası finansal raporlama standardına göre hesaplanan (193.392.407) TL.

kâr payından kendisine düşecek meblağa razı olması istenmektedir. Bu uygulamanın ilk bakışta sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı gözüktüğü açık ise de, yukarıda da değinildiği gibi mahkemece bu konuda yapılan araştırma, hüküm kurmak için yeterli değildir. Zira öncelikle mahkemece davacı ile dava dışı Ataer Holding A.Ş. arasında imzalanan 27.02.2006 tarihli hisse satış sözleşmesi ile ihale şartnamesinin ve SPK.’nun 05.05.2006 tarih ve 7484, 08.05.2006 tarih ve 7577 sayılı yazıları ile davalı vekilinin beyanında geçen 15.08.2006 tarihli yazılarının dosyaya getirtilip incelenmesi gerekmektedir. Ayrıca mahkemece SPK.’nun Seri:XI No: 27 sayılı tebliği ile 25 sayılı tebliğe eklenen Ek 1. maddenin ne zaman yürürlüğe girdiği araştırılmamış, davalı şirketin 2005 yılı ilk üç ara döneminde benimsediği ve kamuya açıkladığı hesaplama şeklini, hangi zorunlu nedenlerle dördüncü ve son dönemde yok saydığı ve üstelik de geriye dönük olarak değiştirdiği incelenmemiş, davalı şirketin tüm bu işlemleri yapmasının mümkün veya sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığı hususları karar yerinde tartışılıp değerlendirilmemiştir.

Öte yandan davalı şirketin dava konusu işleminin 25 numaralı tebliğe aykırı olduğuna ve yeniden düzenlenmesi gerektiğine dair SPK. kararlarının iptali için açılan ve yukarıda anılan davalarda idare mahkemelerince verilecek kararların, hukuk alanında bir sonucunun olacağı da tabiidir. O halde mahkemece anılan idari davaların kesinleşmesi beklenmeli ve işbu davayı nasıl etkileyeceği de ayrıca değerlendirilmelidir.

Bu durum karşısında mahkemece, öncelikle anılan eksik belgeler getirtilip idari yargı davalarının sonucunun beklenmesi, daha sonra gerekirse farklı bir bilirkişi heyeti aracılığıyla yeniden inceleme yaptırılarak, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde tartışılıp değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

2- Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ

Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek olmadığına, takdir edilen 750.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 30.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1044178100 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz

Bu sitedeki içerik bilgilendirme amaçlıdır; hukuki görüş veya tavsiye değildir. Resmî metin için mevzuat.gov.tr esastır.