Yönetici Sorumluluğundan Kaynaklanan Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/747 E. 2011/17294 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
azlık hakkı↗ kusursuzluk ispatı↗ kusur karinesi↗ mükerrer tahsilat↗ infazda tereddüt↗ dava dilekçesinin tebliği↗ bilirkişi raporuna itiraz↗ ispat külfeti↗ davanın konusu↗ mükerrerlik↗ şirket zararı↗ infaz↗ sebepsiz zenginleşme↗ yönetim kurulu kararı↗ kusur↗ eksik inceleme↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının şirketi zarara uğrattığı, sorumlu bulunduğu meblağın (44.398) TL olduğu, bu zararın davacının şahsi zararı olmadığından davalıdan şirket adına tahsilinin istenebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, (44.398) TL'nın davalıdan alınarak yasal faiziyle birlikte davacı şirkete verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve her ne kadar davanın TTK.’nun 341. maddesinde düzenlenen azlık hakkına dayanılarak denetçiler yerine davacı ortakça açılması doğru değilse de, davacı vekilince sunulan 26.10 2009 tarihli dilekçe ile davalarının TTK.’nun 336, 340 ve 309. maddesine dayanılarak, davalı eski yönetici tarafından verilen zararın şirkete ödenmesi istemine ilişkin olduğunun belirtilmiş ve davalı vekilince de davacının bu dilekçesinin tebliğine rağmen, davanın başlangıçta açıldığı şeklin sonradan değiştirilmesine açıkça karşı çıkılmamış olmasına, yine mahkemece her ne kadar infazda tereddüt yaratacak şekilde hükmedilen tazminatın “davacı şirkete” verilmesine karar verilmişse de, mahkemece kurulan bu hükümden, tazminatın dava dışı şirkete verilmesi gerektiğinin anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak dava, TTK.’nun 340. maddesi yollamasıyla 309. maddesi uyarınca, davalı eski yöneticinin fiilleri sonucunda dava dışı şirketin zarara uğradığı, bundan da davacı ortağın dolayısıyla zarar gördüğü iddiasına dayalı olarak, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmesi istemine ilişkindir.
TTK.’nun 338. maddesi uyarınca yöneticiler için kusur karinesi söz konusu olup, kusursuzluklarının ispat külfeti yönetim kurulu üyelerine yüklenmiştir. Burada önce zararın varlığını bunu iddia eden davacı ispat etmeli, zararın varlığı bu şekilde ispat edildikten sonra, davalı yönetim kurulu üyesi tarafından, kendisinin bu zarardan sorumlu bulunmadığı kanıtlanmalıdır.
Somut uyuşmazlıkta ise dava dışı şirketin banka hesaplarından davalı tarafından para çekildiğine veya şirket kasasından üçüncü kişilere ödemeler yapıldığına dair davacı iddiaları, davalının da kabulünde olduğuna göre, davalının bu paraların nereye harcandığını ispatlaması gerekmektedir. Mahkemece bu konuda dava dışı şirketin yasal defterleri incelenmişse de, görüşüne başvurulan bilirkişi raporundaki tespitlerden, yapılan tüm işlemlerin şirketin yasal defterlerine yansıtılmadığı da anlaşılmaktadır. Ancak Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre, defter ve kayıtlara yansımamakla birlikte, şirket için yapılmış gerçek bir borç ödemesi varsa veya alınan bir mal veya hizmet, şirketin ihtiyaçları için kullanılmışsa, davalının bundan sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu noktada dava dışı şirketle iş yapan diğer kişi veya şirketlerin defter ve kayıtlarından da yararlanılabilir. Mahkemece yapılan inceleme ise bu konuda bir karar verilebilmesi için yeterli olmadığı gibi, taraflarca bilirkişi raporuna karşı yapılan esaslı itirazlar da karşılanmamıştır.
Bu durum karşısında mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi, tarafların bilirkişi raporuna itirazlarının karşılanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
3- Yine davalı hakkında ceza davalarının açıldığı, bu davalarda dava dışı şirketle iş yapan üçüncü kişilerce, işbu davanın da konusu oluşturan bir kısım ticari ilişkinin kabulüne dair yazı ve tutanaklar sunulduğu da savunulmakta olup, ceza mahkemelerinde verilecek kararın işbu davayı doğrudan etkilemesi söz konusu olabileceğinden, mahkemece ceza davalarının sonucunun beklenmesinin ve o davalarda sunulan delillerin işbu davada incelenmesinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmemesi de doğru görülmemiştir.
4- Ayrıca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava dışı şirketçe yine dava dışı TC. Ziraat Bankası A.Ş. aleyhine, Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2008/40 E. numarası ile açılan davada, şirket hesaplarından usulsüz çekildiği ileri sürülen paraların, bu usulsüzlüğe engel olmayan davalı bankadan tahsilinin istendiği, bu davada usulsüz olduğu ileri sürülen ödemeler ve havaleler ile işbu davanın konusunu oluşturan bir kısım işlemlerin aynı olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durum karşısında mahkemece, Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2008/40 E. numarası ile görülen davada verilecek kararın, işbu dava yönünden mükerrer tahsile ve sebepsiz zenginleşmeye neden olup olmayacağının incelenmemesi de doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/10341 E. 2012/17205 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:olumsuz görev uyuşmazlığı · mutlak ticari dava · kayyım atanması · kayyım · olumsuz oy · limited şirket · görevsizlik kararı · temsil
Benzer bu karardaDava, «limitet şirketin» «temsili» için «kayyım atanması» istemine ilişkindir.
Bu dava hakkında Çankırı Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen «görevsizlik» kararı üzerine, dosya Çankırı Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmiş ve bu mahkeme tarafından da Çankırı Sulh Hukuk Mahkemesi’nin «görevli» olduğu gerekçesiyle karşı görevsizlik kararı verilmişse de, ticari şirkete «kayyım atanması» davası TTK.’nın 4. maddesine göre «mutlak ticari» dava niteliğinde olup, Asliye Ticaret Mahkemeleri görevli olduğundan, mahkemece işin esasına girilerek davanın sonuçlandırılması gerekirken, yazılı şekilde görevsi …
Mahkemece, tüm dosya kapsamına ve toplanan delillere göre, uyuşmazlıkta Çankırı Sulh Hukuk Mahkemesi’nin «görevli» olduğu gerekçesiyle, mahkemenin «görevsizliğine», dosyanın talep halinde Çankırı Sulh Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine, karar kesinleştiğinde «olumsuz görev uyuşmazlığının» çözümü için dosyanın 17.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/11777 E. 2015/8486 K.
Ortak:şirket zararı · yönetim kurulu kararı
İncelediğiniz karardaMahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının «şirketi zarara» uğrattığı, sorumlu bulunduğu meblağın (44.398) TL olduğu, bu zararın davacının şahsi zararı olmadığından davalıdan şirket adına tahsilinin istenebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, (44.398) TL'nın davalıdan alınarak yasal faiziyle birlikte davacı şirkete verilmesine karar verilmiştir.
2- Ancak dava, TTK.’nun 340. maddesi yollamasıyla 309. maddesi uyarınca, davalı eski yöneticinin fiilleri sonucunda dava dışı «şirketin zarara» uğradığı, bundan da davacı ortağın dolayısıyla zarar gördüğü iddiasına dayalı olarak, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmesi istemine ilişkindir.
TTK.’nun 338. maddesi uyarınca yöneticiler için «kusur karinesi» söz konusu olup, «kusursuzluklarının ispat külfeti» «yönetim kurulu» üyelerine yüklenmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, dosya kapsamına göre, davalı konumunda olan gerçek kişilerin dava dışı şirketin «yönetim kurulu» üyesi ve denetçisi oldukları, bu kişiler ile ilgili sorumluluk davasının açılabilmesi için genel kurul tarafından sorumluluk kararı alınması gerektiği, bu ön koşul …
Öte yandan, davacılar vekilince yargılama aşamasında davalılardan Bankanın diğer davalılarla birlikte el ve işbirliği içerisinde «şirketi zarara» uğrattıklarının iddia edilmesi karşısında mahkemece bu iddianın usulünce incelenip değerlendirilmemesi de doğru olmamış, hükmün bu nedenle de davacılar yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sorumluluk davası · pay sahipliği
Benzer bu kararda1-Dava, dava dışı şirketin azlık «pay sahipleri» olan davacıların TTK'nın 309 ncu maddesi hükmüne dayalı olarak yönetim ve denetim kurulu üyeleri aleyhine açtıkları «sorumluluk davası» olup, davalılardan yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkındaki dava, mahkemece,TTK'nın 341 nci maddesindeki ön koşullar aranmak suretiyle bu koşulların yerine gelmediği gerekçesiyle reddedilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/4137 E. 2013/22957 K.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:aktif husumet yokluğu · şirket müdürü · aktif husumet · maktu vekalet ücreti · husumet yokluğu · taraf ehliyeti · ticaret sicili · ilan
Benzer bu karardaMahkemece, davanın TTK'nun 309. maddesi hükmüne dayalı davacı ortağın dava dışı «şirket müdürü» ve ortağına karşı açmış olduğu maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, davacı tarafın gerek dava dilekçesinde gerekse de yargılama aşamasında şirket ortaklığını devrettiğini beyan etmesi karşısında, «ticaret sicil» dosyası üzerinde yapılan incelemede davacının şirket ortağı olmadığı ve ortaklığın devrinin ticaret sicil gazetesinde «ilan» edilmiş olduğu, TTK'nun 340 madde yollaması ile TTK'nun 309. maddesine göre dava sonucunda hükmedilecek tazminatın şirkete verilmesinin ve davanın dinlenilmesi için davacının şirket ortağı olması gerektiğinden bahisle, «aktif husumet yokluğu» nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
2- Ancak dava, davacının aktif dava «ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle «husumetten» reddedildiğine göre, AAÜT'nin 7/2 v 10/3. maddeleri gereğince, davalı lehine «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle temyiz eden yararına bozulmasına karar vermek gerekmiş ise de; kanun …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/747 E. , 2011/17294 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11/11/2009 tarih ve 2007/743-2009/464 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 20/12/2011 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Hazar Un A.Ş' nin 1/10 hissesine sahip ortağı, davalının ise anılan şirketin eski yöneticilerinden olduğunu ve hukuka aykırı işlemleri ile şirkete zarar verdiğini,; davalının görevde bulunduğu 2006 yılı genel kurul toplantısında müvekkilinin dava açılması talebine rağmen şirket denetçileri tarafından davanın açılmaması üzerine yeterli paya sahip azınlık adına işbu davanın açıldığını ileri sürerek, davalının şirkete verdiği zararın şimdilik (20.400) TL'nin temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiş, 22.10.2007 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini (184.308) TL' na yükseltmiştir.
Davalı vekili, şirket muhasebesinin tüm ortakların haberdar olduğu kasa defteri ile tutulduğunu, müvekkiline isnat edilen eylemlerin doğru olmadığının kasa defteri ve ödeme makbuzları incelendiğinde anlaşılacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının şirketi zarara uğrattığı, sorumlu bulunduğu meblağın (44.398) TL olduğu, bu zararın davacının şahsi zararı olmadığından davalıdan şirket adına tahsilinin istenebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, (44.398) TL'nın davalıdan alınarak yasal faiziyle birlikte davacı şirkete verilmesine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve her ne kadar davanın TTK.’nun 341. maddesinde düzenlenen azlık hakkına dayanılarak denetçiler yerine davacı ortakça açılması doğru değilse de, davacı vekilince sunulan 26.10 2009 tarihli dilekçe ile davalarının TTK.’nun 336, 340 ve 309. maddesine dayanılarak, davalı eski yönetici tarafından verilen zararın şirkete ödenmesi istemine ilişkin olduğunun belirtilmiş ve davalı vekilince de davacının bu dilekçesinin tebliğine rağmen, davanın başlangıçta açıldığı şeklin sonradan değiştirilmesine açıkça karşı çıkılmamış olmasına, yine mahkemece her ne kadar infazda tereddüt yaratacak şekilde hükmedilen tazminatın “davacı şirkete” verilmesine karar verilmişse de, mahkemece kurulan bu hükümden, tazminatın dava dışı şirkete verilmesi gerektiğinin anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak dava, TTK.’nun 340. maddesi yollamasıyla 309. maddesi uyarınca, davalı eski yöneticinin fiilleri sonucunda dava dışı şirketin zarara uğradığı, bundan da davacı ortağın dolayısıyla zarar gördüğü iddiasına dayalı olarak, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmesi istemine ilişkindir.
TTK.’nun 338. maddesi uyarınca yöneticiler için kusur karinesi söz konusu olup, kusursuzluklarının ispat külfeti yönetim kurulu üyelerine yüklenmiştir. Burada önce zararın varlığını bunu iddia eden davacı ispat etmeli, zararın varlığı bu şekilde ispat edildikten sonra, davalı yönetim kurulu üyesi tarafından, kendisinin bu zarardan sorumlu bulunmadığı kanıtlanmalıdır.
Somut uyuşmazlıkta ise dava dışı şirketin banka hesaplarından davalı tarafından para çekildiğine veya şirket kasasından üçüncü kişilere ödemeler yapıldığına dair davacı iddiaları, davalının da kabulünde olduğuna göre, davalının bu paraların nereye harcandığını ispatlaması gerekmektedir. Mahkemece bu konuda dava dışı şirketin yasal defterleri incelenmişse de, görüşüne başvurulan bilirkişi raporundaki tespitlerden, yapılan tüm işlemlerin şirketin yasal defterlerine yansıtılmadığı da anlaşılmaktadır. Ancak Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre, defter ve kayıtlara yansımamakla birlikte, şirket için yapılmış gerçek bir borç ödemesi varsa veya alınan bir mal veya hizmet, şirketin ihtiyaçları için kullanılmışsa, davalının bundan sorumlu tutulması mümkün değildir.
Bu noktada dava dışı şirketle iş yapan diğer kişi veya şirketlerin defter ve kayıtlarından da yararlanılabilir. Mahkemece yapılan inceleme ise bu konuda bir karar verilebilmesi için yeterli olmadığı gibi, taraflarca bilirkişi raporuna karşı yapılan esaslı itirazlar da karşılanmamıştır.
Bu durum karşısında mahkemece, taraflar arasındaki uyuşmazlığın yukarıda açıklanan şekilde incelenip değerlendirilmesi, tarafların bilirkişi raporuna itirazlarının karşılanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
3- Yine davalı hakkında ceza davalarının açıldığı, bu davalarda dava dışı şirketle iş yapan üçüncü kişilerce, işbu davanın da konusu oluşturan bir kısım ticari ilişkinin kabulüne dair yazı ve tutanaklar sunulduğu da savunulmakta olup, ceza mahkemelerinde verilecek kararın işbu davayı doğrudan etkilemesi söz konusu olabileceğinden, mahkemece ceza davalarının sonucunun beklenmesinin ve o davalarda sunulan delillerin işbu davada incelenmesinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmemesi de doğru görülmemiştir.
4- Ayrıca dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, dava dışı şirketçe yine dava dışı TC. Ziraat Bankası A.Ş. aleyhine, Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2008/40 E. numarası ile açılan davada, şirket hesaplarından usulsüz çekildiği ileri sürülen paraların, bu usulsüzlüğe engel olmayan davalı bankadan tahsilinin istendiği, bu davada usulsüz olduğu ileri sürülen ödemeler ve havaleler ile işbu davanın konusunu oluşturan bir kısım işlemlerin aynı olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durum karşısında mahkemece, Çankırı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 2008/40 E. numarası ile görülen davada verilecek kararın, işbu dava yönünden mükerrer tahsile ve sebepsiz zenginleşmeye neden olup olmayacağının incelenmemesi de doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2), (3) ve (4) no’lu bentlerde açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın taraflar yararına bozulmasına, takdir edilen 825.00 TL duruşma vekillik ücretinin taraflardan alınarak yekdiğerine verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 20/12/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1040294400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz