Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2011/7920 E. 2013/15866 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
rayiç değer↗ müterafik kusur↗ menfi tespit davası↗ müteselsil kefil↗ tespit davası↗ ipotek↗ mahsup↗ uyuşmazlık konusu↗ kefil↗ haciz↗ dosya masrafı↗ menfi tespit↗ kusur↗ eksik inceleme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve kısmen benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava konusu taşınmazların takip sonucu 06.04.2000 tarihinde yapılan ihaleyle 42.000 TL'ye satıldığı, takiple ilgili olarak 12.04.2001 tarihinde menfi tespit davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda takibe konu banka alacağının 1.623.106.250 TL (Eski Türk Lirası) tutarındaki takip ve icra masrafları dışında kredi borçlusunun alacaklı Toprakbank A.Ş.'ye borcunun bulunmadığının tespitine karar verildiği, bu kararın onanarak kesinleştiği, takip sırasında ve dava konusu taşınmazların satışı öncesinde kredi borcuna yönelik ödemeler yapıldığı, borcu ödemesi iradesini gösterdiği, bankanın kredi borcunun tasfiyesine rağmen taşınmazların satışını istemekle kusurlu olduğu, davacının kredi borcunu ödemesi sonrasında icra takibini takip etmesi zorunluluğu bulunmadığı, bilirkişilerin davacının müterafik kusuru bulunduğu yönündeki görüşüne itibar edilmediği, taşınmazların dava tarihi itibariyle değerinin belirlendiği, bu miktar itibariyle davacı zararının doğduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 414.180 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, takibe konu borcun ödenmesine rağmen davalı alacaklının icra takibine devam etmek suretiyle haciz edilen taşınmazların haksız yere satışını yaptırdığı ve böylelikle borçlu davacıyı zarara uğrattığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davalı nezdinde birleştirilen Toprakbank A.Ş.'nin dava dışı firmaya kredi kullandırdığı, davacının bu kredinin müşterek borçlusu ve müteselsil kefili bulunduğu, kredi borcunun ödenmemesi sonucu davalı tarafın takip başlattığı, anılan takibin itirazsız kesinleştiği, davacıya ait iki ayrı taşınmazın haczedildiği, bu taşınmazların icra kanalıyla satışının yapıldığı, dava dışı firmaya ihalesinin gerçekleştiği hususları uyuşmazlık konusu değildir. Davacı, takibe konu kredi borcunun icra dosyası dışında ödenmesine rağmen davalı tarafça durumun icra takip dosyasına bildirilmediğini, takibe devam edilerek haczedilen taşınmazların haksız yere satışının yaptırıldığını ve böylelikle müvekkilinin zarara uğratıldığını ileri sürmüştür. Davalı, satış tarihi itibariyle takip alacağının sona ermediğini, takibe devam edilerek haciz ettirilen taşınmazların satışının istenmesinde bir usulsüzlük bulunmadığını savunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı tarafın icra takibine konulan alacağının davacının bu icra takibinde satışı yapılan iki ayrı taşınmazının satışının yapıldığı tarihten önce tamamen ödenip ödenmediği, ödenmiş ise her iki taşınmazın veya bakiye alacağı kalmışsa tek taşınmazın bedelinin mevcut alacağı karşılamasına rağmen davacıya ait ikinci taşınmazın satışını istemesinin yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi doğru değerlendirmeler de içermemektedir. Ayrıca, temel alınan bilirkişi raporları da karar vermeye elverişli değildir. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, davalı tarafın takibe koymuş olduğu alacağı tamamen ödenmedikçe, başka bir anlatımla bir kısım alacağı kaldığı sürece takibe devam etmesinde kural olarak bir yanlışlık bulunmamaktadır. Ancak, davalının takibe konulan alacağının tamamen ödenmesine rağmen taşınmazların satışını istemesi veya tek bir taşınmazın satışının bakiye alacağı karşılayacağı açıkken her ikisinin satışının talep edilmesi halinde, taşınmazların veya tek taşınmazın icra kanalıyla satışından dolayı davacının uğrayacağı zarardan sorumlu olduğunun kabulü gerekmektedir. Uyuşmazlığın çözümü için, öncelikle taşınmazların satışı tarihi itibariyle davalı tarafın takibe koyduğu alacağının tamamen ödenip ödenmediğinin açıklığa kavuşturulması zorunludur. Davalıyla birleştirilen Toprakbank ... Şubesi'nin asıl borçlu dava dışı firmaya vermiş olduğu 17.11.2000 tarihli yazı içeriği, kredi borcunun tamamının ödendiği anlamında değildir. Ayrıca, kredi borçlusunun sonradan açtığı menfi tespit davasında borcun varlığı dava tarihine göre tespit edilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da taşınmazların satıldığı tarih itibariyle davalının takibe koyduğu borcun tamamen ödenip ödenmediği yönünde bir belirleme bulunmamaktadır. Eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru değildir. Öte yandan, zararın belirlenmesi tarihi ve şekli de yanlış değerlendirilmiştir. Taşınmazların satışından elde edilen tutarlar davacı borcuna mahsup edilmiş veya davacıya ödemişse davacının iddia ettiği böyle bir zararının ancak taşınmazların satışı tarihi itibariyle doğduğunun kabulü gerekir. Bu zarar da hacizli taşınmazların üzerindeki ipotek gibi diğer takyidatlar da dikkate alınarak icra kanalıyla satışı yapıldığı tarih itibariyle piyasa rayiç bedelleri ile icrada satış bedelleri arasındaki farka göre belirlenecektir.
Bu durum karşısında, davalı vekilinin raporlara yönelik esaslı itirazları da dikkate alınıp, davalının icra takibine koymuş olduğu alacağının haciz koydurduğu davacıya ait taşınmazların satışı tarihi itibariyle tamamen ödenip ödenmediğinin açıklığa kavuşturulması, hiçbir borcunun kalmadığı takdirde her iki taşınmazın, bakiye borcun varlığı tespit edilmesi halinde, kalan alacağının tek bir taşınmazın satış bedeli ile karşılanacağının sabit olması halinde ikinci taşınmazının satışını istemede kusurlu olduğunun kabulü ile taşınmazların veya tek taşınmazın icrada satış tarihi itibariyle kaydındaki ipotekler ve diğer takyidatlar da dikkate alınarak piyasa rayiç değerinin belirlenerek icra satış bedeliyle bir farkının olup olmadığının belirlenmesi, farkın olması halinde davacı zararının buna göre tespit edilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeler ve eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Kabul şekli bakımından taşınmazların dava tarihi itibariyle rayiç değerlerinin tespitinde birim metre kareye göre YTL üzerinden fiyat hesabı yapılırken matematiksel hata sonucu taşınmazların değerinin eksik belirlenmesi de yanlış olmuş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/4119 E. 2019/2904 K.
Ortak:rayiç değer · müteselsil kefil · ipotek · mahsup · kefil · haciz · eksik inceleme · Tazminat
İncelediğiniz karardaBu durum karşısında, davalı vekilinin raporlara yönelik esaslı itirazları da dikkate alınıp, davalının icra takibine koymuş olduğu alacağının «haciz» koydurduğu davacıya ait taşınmazların satışı tarihi itibariyle tamamen ödenip ödenmediğinin açıklığa kavuşturulması, hiçbir borcunun kalmadığı takdirde her iki taşınmazın, bakiye borcun varlığı tespit edilmesi halinde, kalan alacağının tek bir taşınmazın satış bedeli ile karşılanacağının sabit olması halinde ikinci taşınmazının satışını istemede kusurlu olduğunun kabulü ile taşınmazların veya tek taşınmazın icrada satış tarihi itibariyle kaydındaki «ipotekler» ve diğer takyidatlar da dikkate alınarak piyasa «rayiç değerinin» belirlenerek icra satış bedeliyle bir farkının olup olmadığının belirlenmesi, farkın olması halinde davacı zararının buna göre tespit edilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeler ve «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Davalı nezdinde birleştirilen Toprakbank A.Ş.'nin dava dışı firmaya kredi kullandırdığı, davacının bu kredinin müşterek borçlusu ve «müteselsil kefili» bulunduğu, kredi borcunun ödenmemesi sonucu davalı tarafın takip başlattığı, anılan takibin itirazsız kesinleştiği, davacıya ait iki ayrı taşınmazın haczedildiği, bu taşınmazların icra kanalıyla satışının yapıldığı, dava dışı firmaya ihalesinin gerçekleştiği hususları «uyuşmazlık konusu» değildir.
2-Dava, takibe konu borcun ödenmesine rağmen davalı alacaklının icra takibine devam etmek suretiyle «haciz» edilen taşınmazların haksız yere satışını yaptırdığı ve böylelikle borçlu davacıyı zarara uğrattığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Benzer bu kararda… u suretle, mahkemece dava konusu taşınmazlar üzerindeki birinci derecede yer alan ipoteğin devam edip etmediğinin, taşınmazların satış bedelinden birinci derecedeki «ipotek» alacaklısının alacağının karşılanıp karşılanmadığının, davalının taşınmazların satışından alabileceği bedelin olup olmadığının araştırılarak, davalı tarafça davacının iki taşınmazının hacziyle satılışında kusurunun bulunup bulunmadığının, yani davalı alacağının karşılanması için ikinci taşınmazın da satışının gerekip gerekmediğinin belirlenmesi, davacıya ait bir taşınmazın satışı suretiyle borcun karşılanabileceğinin tespiti halinde, ikinci taşınmazın satılmasında davalının kusurlu olduğunun kabulü ile taşınmazın icrada satış tarihi itibariyle kaydındaki ipotekler ve diğer takyidatlar da dikkate alınarak yukarıda açıklandığı gibi piyasa «rayiç değerinin» tespiti, icra satış bedeliyle bir farkın olması halinde davacı zararının buna göre tespit edilmesi gerekirken «eksik inceleme» ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
Davalı nezdinde birleştirilen Toprakbank A.Ş. tarafından dava dışı firmaya kredi kullandırılmış, kredi borcunun ödenmemesi sonucu başlatılan takipte bu kredinin müşterek borçlusu ve «müteselsil kefili» olan davacıya ait iki ayrı taşınmaz haczedilerek bu taşınmazların icra kanalıyla satışı yapılmış, dava dışı firmaya ihalesi gerçekleşmiştir.
Davalı banka vekilince, dava konusu taşınmazların satışından gelen paradan banka tarafından tahsil edilen bir tutarın olmadığı, davacı borcuna bir «mahsup» yapılmadığı, banka alacağının devam ettiği savunulduğuna göre, taşınmaz satım bedellerinden birinci sıradaki «ipotek» alacaklısına ödeme yapılıp yapılmadığının tespiti, ikinci sıradaki ipotek alacaklısı davalıya varsa kalan miktarların hesaplanması, dolayısıyla tüm ipotek kayıtlar …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kâr dağıtımı · yasal faiz
Benzer bu kararda… ı zararından sorumlu olduğu, zarar miktarının 362.219,89 TL hesaplandığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 362.219,89 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek «yasal faizi» ile birlikte davalı bankadan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Türk Medeni Kanunu'nun 874. maddesi uyarınca “Rehinli taşınmazın satış bedeli, alacaklılar arasında sıralarına göre «dağıtılır».” Dolayısıyla, taşınmazlar üzerindeki önceki sıradaki «ipotek» alacaklısının alacağının karşılanıp karşılanmadığının, ipoteğin devam edip etmediğinin tespiti gerekmektedir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/862 E. 2020/4757 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:e-defter
Benzer bu karardaYargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere ve mahkemece bozma ilamına uyulması halinde davacı şirket «defter» ve muhasebe kayıtlarına göre davalıya nakit olarak yapıldığı görülen ödemelerin davalının varlığını iddia ettiği ücret alacağı olarak ödenip ödenmediğinin değerlendirilecek olmasına göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen karar düzeltme istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
-
Ortaklıktan çıkarılma | Şirketin feshi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/3322 E. 2014/9656 K.
Ortak:haciz
İncelediğiniz kararda2-Dava, takibe konu borcun ödenmesine rağmen davalı alacaklının icra takibine devam etmek suretiyle «haciz» edilen taşınmazların haksız yere satışını yaptırdığı ve böylelikle borçlu davacıyı zarara uğrattığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davalı, satış tarihi itibariyle takip alacağının sona ermediğini, takibe devam edilerek «haciz» ettirilen taşınmazların satışının istenmesinde bir usulsüzlük bulunmadığını savunmuştur.
Bu durum karşısında, davalı vekilinin raporlara yönelik esaslı itirazları da dikkate alınıp, davalının icra takibine koymuş olduğu alacağının «haciz» koydurduğu davacıya ait taşınmazların satışı tarihi itibariyle tamamen ödenip ödenmediğinin açıklığa kavuşturulması, hiçbir borcunun kalmadığı takdirde her iki taşınmazın, bakiye borcun varlığı tespit edilmesi halinde, kalan alacağının tek bir taşınmazın satış bedeli ile karşılanacağının sabit olması halinde ikinci taşınmazının satışını istemede kusurlu olduğunun kabulü ile taşınmazların veya tek taşınmazın icrada satış tarihi itibariyle kaydındaki «ipotekler» ve diğer takyidatlar da dikkate alınarak piyasa «rayiç değerinin» belirlenerek icra satış bedeliyle bir farkının olup olmadığının belirlenmesi, farkın olması halinde davacı zararının buna göre tespit edilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeler ve «eksik incelemeye» dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaG.. aleyhine 01/08/2007 düzenleme, 01/09/2007 ödeme tarihli «bono» dayanak yapılarak icra takibine geçildiği, «takibin kesinleştiği», davacının şirketteki «kar payı» ve «tasfiye» payı üzerine «haciz» konulduğu, bunun üzerine diğer şirket ortaklarının sayı ve sermaye bakımından çoğunluğu sağlayarak 04/12/2008 tarihli toplantıda davacının «ortaklıktan çıkarılmasına» karar verildiği gerekçesiyle birleşen davanın kabulü ile birleşen dosya davalısının şirketin ortaklığından çıkarılmasına, asıl dava konusuz kaldığından karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
1-Birleşen davada davacı şirket, davalı ortağın payına «haciz» konulması üzerine «şirketin feshini» önlemek için hissedarın şirket «ortaklığından çıkarılması» ve bu yönde dava açılması için karar alındığını ileri sürerek davalının şirket ortaklığından çıkarılmasını talep etmiş ise de, dosya kapsamından davalının koymuş olduğu hakiki sermaye bedelinin miktarı ve bunun ödenip ödenmediği anlaşılamamaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:infisah · takibin kesinleşmesi · ortaklıktan çıkarılma · şirketin feshi · kar payı · bono · kâr payı · ek tasfiye
Benzer bu karardaG.. aleyhine 01/08/2007 düzenleme, 01/09/2007 ödeme tarihli «bono» dayanak yapılarak icra takibine geçildiği, «takibin kesinleştiği», davacının şirketteki «kar payı» ve «tasfiye» payı üzerine «haciz» konulduğu, bunun üzerine diğer şirket ortaklarının sayı ve sermaye bakımından çoğunluğu sağlayarak 04/12/2008 tarihli toplantıda davacının «ortaklıktan çıkarılmasına» karar verildiği gerekçesiyle birleşen davanın kabulü ile birleşen dosya davalısının şirketin ortaklığından çıkarılmasına, asıl dava konusuz kaldığından karar «verilmesine yer olmadığına» karar verilmiştir.
1-Birleşen davada davacı şirket, davalı ortağın payına «haciz» konulması üzerine «şirketin feshini» önlemek için hissedarın şirket «ortaklığından çıkarılması» ve bu yönde dava açılması için karar alındığını ileri sürerek davalının şirket ortaklığından çıkarılmasını talep etmiş ise de, dosya kapsamından davalının koymuş olduğu hakiki sermaye bedelinin miktarı ve bunun ödenip ödenmediği anlaşılamamaktadır.
Olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 523/1. maddesinin 4. bendinde, «infisahın» tescilinden önce esas sermayenin ekseriyetini «temsil» eden ortakların sayı itibariyle ekseriyeti, aleyhinde takibat yapılan ortağın koymuş olduğu sermayenin hakiki bedelini alarak şirketten çıkarılmasına karar verebil …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2011/7920 E. , 2013/15866 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.06.2010 tarih ve 2007/121-2010/335 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 17.09.2013 günü hazır bulunan davacı vekili Av....ile davalı vekili Av....ve ihbar olunan TMSF vekili Av. Ayşe Saraçoğlu dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, Toprakbank A.Ş.'nin, dava dışı kredi borçlusu ve aralarında müvekkilinin de bulunduğu kefiller aleyhine kredi borcunun tahsili amacıyla icra takibi başlattığını, takibin kesinleşmesi üzerine borcun kredi kullandıran banka şubesine ödendiğini, durumun takip dosyasına bildirilmemesi ve takibe devam edilmesi sonucu müvekkilinin iki ayrı taşınmazının ihale yoluyla satıldığını, kredi kullandıran bankanın bu krediden dolayı alacağının kalmadığına dair yazı vermesine rağmen takibi devam ettirdiğini, müvekkilinin takip nedeniyle borçlu olmadığının tespiti amacıyla açtığı davanın kabul edildiğini, kararın kesinleştiğini, usulsüz ve haksız icra takibi sonucu taşınmazın icra kanalıyla satılarak müvekkili mal varlığından çıktığını, anılan bankanın davalıyla birleştirildiğini, müvekkili zararının doğduğunu ileri sürerek, 1.000.000 YTL maddi zararın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkiline husumet düşmediğini, dava dışı kredi kullandıran Toprakbank A.Ş.'ye TMSF tarafından el konulduğunu, bir çok alacağının temlik alındığını, anılan kredinin de temlik edildiğini, takipte ve menfi tespit davasında TMSF'nin taraf olduğunu, esasen işlemler bittikten sonra müvekkili banka nezdinde birleştirildiğini, TMSF'ye dava açılmasının gerektiğini, menfi tespit dosyasının 2004 yılında karara çıktığını, 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, bakiye kredi borcunun olduğunu, davacının kusuru ile taşınmazlarının satıldığını, esasen sonraki ipotekler ve dava dışı Toprakbank A.Ş'nin diğer alacakları dikkate alındığında taşınmazların satılacağının kesin olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve kısmen benimsenen bilirkişi raporuna göre, dava konusu taşınmazların takip sonucu 06.04.2000 tarihinde yapılan ihaleyle 42.000 TL'ye satıldığı, takiple ilgili olarak 12.04.2001 tarihinde menfi tespit davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda takibe konu banka alacağının 1.623.106.250 TL (Eski Türk Lirası) tutarındaki takip ve icra masrafları dışında kredi borçlusunun alacaklı Toprakbank A.Ş.'ye borcunun bulunmadığının tespitine karar verildiği, bu kararın onanarak kesinleştiği, takip sırasında ve dava konusu taşınmazların satışı öncesinde kredi borcuna yönelik ödemeler yapıldığı, borcu ödemesi iradesini gösterdiği, bankanın kredi borcunun tasfiyesine rağmen taşınmazların satışını istemekle kusurlu olduğu, davacının kredi borcunu ödemesi sonrasında icra takibini takip etmesi zorunluluğu bulunmadığı, bilirkişilerin davacının müterafik kusuru bulunduğu yönündeki görüşüne itibar edilmediği, taşınmazların dava tarihi itibariyle değerinin belirlendiği, bu miktar itibariyle davacı zararının doğduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 414.180 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, takibe konu borcun ödenmesine rağmen davalı alacaklının icra takibine devam etmek suretiyle haciz edilen taşınmazların haksız yere satışını yaptırdığı ve böylelikle borçlu davacıyı zarara uğrattığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davalı nezdinde birleştirilen Toprakbank A.Ş.'nin dava dışı firmaya kredi kullandırdığı, davacının bu kredinin müşterek borçlusu ve müteselsil kefili bulunduğu, kredi borcunun ödenmemesi sonucu davalı tarafın takip başlattığı, anılan takibin itirazsız kesinleştiği, davacıya ait iki ayrı taşınmazın haczedildiği, bu taşınmazların icra kanalıyla satışının yapıldığı, dava dışı firmaya ihalesinin gerçekleştiği hususları uyuşmazlık konusu değildir. Davacı, takibe konu kredi borcunun icra dosyası dışında ödenmesine rağmen davalı tarafça durumun icra takip dosyasına bildirilmediğini, takibe devam edilerek haczedilen taşınmazların haksız yere satışının yaptırıldığını ve böylelikle müvekkilinin zarara uğratıldığını ileri sürmüştür.
Davalı, satış tarihi itibariyle takip alacağının sona ermediğini, takibe devam edilerek haciz ettirilen taşınmazların satışının istenmesinde bir usulsüzlük bulunmadığını savunmuştur.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı tarafın icra takibine konulan alacağının davacının bu icra takibinde satışı yapılan iki ayrı taşınmazının satışının yapıldığı tarihten önce tamamen ödenip ödenmediği, ödenmiş ise her iki taşınmazın veya bakiye alacağı kalmışsa tek taşınmazın bedelinin mevcut alacağı karşılamasına rağmen davacıya ait ikinci taşınmazın satışını istemesinin yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Mahkemece, yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmadığı gibi doğru değerlendirmeler de içermemektedir. Ayrıca, temel alınan bilirkişi raporları da karar vermeye elverişli değildir. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, davalı tarafın takibe koymuş olduğu alacağı tamamen ödenmedikçe, başka bir anlatımla bir kısım alacağı kaldığı sürece takibe devam etmesinde kural olarak bir yanlışlık bulunmamaktadır. Ancak, davalının takibe konulan alacağının tamamen ödenmesine rağmen taşınmazların satışını istemesi veya tek bir taşınmazın satışının bakiye alacağı karşılayacağı açıkken her ikisinin satışının talep edilmesi halinde, taşınmazların veya tek taşınmazın icra kanalıyla satışından dolayı davacının uğrayacağı zarardan sorumlu olduğunun kabulü gerekmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü için, öncelikle taşınmazların satışı tarihi itibariyle davalı tarafın takibe koyduğu alacağının tamamen ödenip ödenmediğinin açıklığa kavuşturulması zorunludur. Davalıyla birleştirilen Toprakbank ... Şubesi'nin asıl borçlu dava dışı firmaya vermiş olduğu 17.11.2000 tarihli yazı içeriği, kredi borcunun tamamının ödendiği anlamında değildir. Ayrıca, kredi borçlusunun sonradan açtığı menfi tespit davasında borcun varlığı dava tarihine göre tespit edilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da taşınmazların satıldığı tarih itibariyle davalının takibe koyduğu borcun tamamen ödenip ödenmediği yönünde bir belirleme bulunmamaktadır. Eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru değildir.
Öte yandan, zararın belirlenmesi tarihi ve şekli de yanlış değerlendirilmiştir. Taşınmazların satışından elde edilen tutarlar davacı borcuna mahsup edilmiş veya davacıya ödemişse davacının iddia ettiği böyle bir zararının ancak taşınmazların satışı tarihi itibariyle doğduğunun kabulü gerekir. Bu zarar da hacizli taşınmazların üzerindeki ipotek gibi diğer takyidatlar da dikkate alınarak icra kanalıyla satışı yapıldığı tarih itibariyle piyasa rayiç bedelleri ile icrada satış bedelleri arasındaki farka göre belirlenecektir.
Bu durum karşısında, davalı vekilinin raporlara yönelik esaslı itirazları da dikkate alınıp, davalının icra takibine koymuş olduğu alacağının haciz koydurduğu davacıya ait taşınmazların satışı tarihi itibariyle tamamen ödenip ödenmediğinin açıklığa kavuşturulması, hiçbir borcunun kalmadığı takdirde her iki taşınmazın, bakiye borcun varlığı tespit edilmesi halinde, kalan alacağının tek bir taşınmazın satış bedeli ile karşılanacağının sabit olması halinde ikinci taşınmazının satışını istemede kusurlu olduğunun kabulü ile taşınmazların veya tek taşınmazın icrada satış tarihi itibariyle kaydındaki ipotekler ve diğer takyidatlar da dikkate alınarak piyasa rayiç değerinin belirlenerek icra satış bedeliyle bir farkının olup olmadığının belirlenmesi, farkın olması halinde davacı zararının buna göre tespit edilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeler ve eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Kabul şekli bakımından taşınmazların dava tarihi itibariyle rayiç değerlerinin tespitinde birim metre kareye göre YTL üzerinden fiyat hesabı yapılırken matematiksel hata sonucu taşınmazların değerinin eksik belirlenmesi de yanlış olmuş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, takdir olunan 990,00 TL vekalet ücretinin her bir yandan alınarak yek diğerine verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 17.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1038676000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz