Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/4308 E. 2011/15004 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
gıyapta karar↗ mükerrer tahsilat↗ kanuna karşı hile↗ tanıma ve tenfiz↗ savunma hakkının kısıtlanması↗ yargılamanın yenilenmesi↗ pay sahipliği↗ savunma hakkı↗ tanıma↗ kamu düzenine aykırılık↗ emredici hüküm↗ mükerrerlik↗ kısıtlılık↗ hile↗ tespit davası↗ infaz↗ oy yasağı↗ yenileme↗ kamu düzeni↗ alacak davası↗ tenfiz↗ anonim şirket↗ ortaklık ilişkisi↗ ek tasfiye↗ dava sebebi↗ vekalet ücreti↗ temsil↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, davacının Alman mahkemelerinde açtığı davada davalı şirkette ortaklığının bulunduğu kabul edilerek karar verildiği, ancak Türk mahkemelerinde açılan bu tür alacak davalarının davacının şirkete karşı ortaklık ilişkisinin kurulmadığı, şirket ortağı bulunmadığı gerekçeleri ile TTK 405/2 maddesinde "Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler, tasfiye payına müteallik hakları mahfuzdur" şeklinde yasal düzenleme karşısında reddedildiği, kararların Yargıtay'ca onaylandığı, yasal düzenleme karşısında yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmesi halinde açıkça Türk yasalarına aykırı bir durum oluşacağı, kanun önünde eşitlik ilkesine ve kamu düzenine aykırı olacağı, tenfize konu kararda hisselerin iadesine karar verilmediğinden tenfizin kabulü halinde mükerrer tahsilat yapılabileceği, yabancı mahkeme yargılamasında davalının savunma hakkının kısıtlandığı ve gıyap kararı verilerek davacının iddiaları incelenmeden kabul edildiği, bu durumun da Türk kamu düzenine aykırı olduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz etmiştir.
1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve tenfiz davalarının tespit davası niteliğinde olup, vekalet ücretinin nispi olarak belirlenmemesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2) Davacı vekilinin temyizine gelince, dava tenfiz istemine ilişkindir. Dosya içindeki belgelerden, yabancı mahkemeye açılan davaya ilişkin kararın 18/11/2005 tarihinde davalı vekili Köln'den Avukat ...'a tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Buna rağmen, yabancı mahkemede avukatla temsil edilebileceğinin bildirilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı ve gıyap kararının Türk kamu düzenine aykırılık oluştuğu mahkemece kabul edilmiştir. Ancak, davanın gıyapta görülmesinin savunma hakkını kısıtladığı gerekçesi, ilamın davalı avukata tebliği ve kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesine göre dayanaksız bir gerekçedir. Zira, davaya çağırılan davalı gelmediği için dava gıyapta görülse dahi savunma hakkının kısıtlanmasından sözedilemeyecektir. Alman Usul Kanunu’nun davalının kendini savunmadığı durumlarda verilen kararları gıyabi karar olarak nitelemesi savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelmeyecektir. Bu bakımdan, bu gerekçeye dayanılarak davanın reddi doğru olmamıştır.
3) Somut uyuşmazlıkta incelenmesi gereken diğer bir konu da, benzer olaylarda Türkiye’de açılan davaların, TTK.’nun 329/1. ve 405/2. maddelerinde düzenlenen, anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyecekleri ve pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri ilkeleri gereği reddedilmesine rağmen, aynı şartlardaki ortaklarca yabancı mahkemelerde açılan davaların kabul edilmesinin ve alınan farklı yöndeki bu yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tenfizinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağıdır. Nitekim mahkemece bu durum, T.C.Anayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve kamu düzenine aykırı kabul edilmiştir.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve sebebi “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın tenfizine karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir yargılamanın yenilenmesi nedeni olacağı açıktır.
Somut uyuşmazlık yönünden asıl incelenmesi gereken husus, tarafları, konusu veya sebebi “farklı” olan bir yabancı mahkeme kararının, Türk mahkemelerinden alınan kararlar ile bağdaşmaması halinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağı noktasıdır. Burada ilk olarak tanıma ve tenfiz hukukundaki kamu düzenine aykırılık kavramının, iç hukuktaki emredici kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla kamu düzeni gerekçesiyle yabancı mahkeme kararının tenfizine istisnaen müdahale edilmelidir. Ayrıca somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan revision au fond yasağından ayrılmayı gerektirecek bir özellik de bulunmamaktadır. Yine aynı davanın Türk mahkemelerinde görülmesi halinde farklı sonuca varılacak olması, “tek başına” tanıma ve tenfiz engeli oluşturmayacaktır. Zira, esasa uygulanacak yabancı hukuk gibi yabancı mahkeme kararlarının da Türk mahkemelerinden verilecek kararlarla aynı olması beklenemez.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun emredici hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de tenfiz ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan kanuna karşı hile yasağına ve bu sebeple de Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı düşünülebilir (Prof. Dr. Ergin Nomer Prof. Dr. Cemal Şanlı, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul 2009, 17. Bası, sayfa: 491, dipnot: 270). Ancak öncelikle böyle bir durumun varlığı davalı tarafça ispat edilebilmiş değildir. Kaldı ki somut olayın dikkat edilmesi gereken başka bir özelliği daha vardır. O da Türk hukukunda kabul edilen anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyeceklerine dair ilkenin, Avrupa’da hakim olduğu gibi Alman hukukunda da kural olarak benimsenmiş bulunmasıdır. Somut uyuşmazlıkta yabancı mahkemece davalının savunma haklarının ihlal edilmediği yukarıda açıklanmıştır. Dolayısıyla davalı şirket, benzer ilkelerin egemen olduğu bir hukuk düzeninde, kendisine tanınan savunma olanaklarından yararlanmayarak, tenfizini istemediği kararın verilmesine ve kesinleşmesine kendisi neden olmuştur. Davalının bu şekilde yasal haklarını kullanmayıp, örneğin Türk mahkemelerinden verilmiş aynı nitelikteki bir kararı temyiz etmemek suretiyle Türkiye’de de kesinleşmesine neden olabilmesi mümkündür. Böyle bir durumda da kararın kamu düzenine aykırı olduğu ve infaz edilmemesi gerektiği ileri sürülemeyecektir.
O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda yabancı mahkeme hükmünün tenfizinin Türk kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle reddine dair hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/16185 E. 2012/6977 K.
Ortak:gıyapta karar · mükerrer tahsilat · kanuna karşı hile · savunma hakkının kısıtlanması · yargılamanın yenilenmesi · pay sahipliği · savunma hakkı · tanıma · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz kararda… hkemece, davacının Alman mahkemelerinde açtığı davada davalı şirkette ortaklığının bulunduğu kabul edilerek karar verildiği, ancak Türk mahkemelerinde açılan bu tür «alacak davalarının» davacının şirkete karşı «ortaklık ilişkisinin» kurulmadığı, şirket ortağı bulunmadığı gerekçeleri ile TTK 405/2 maddesinde "Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler, «tasfiye» payına müteallik hakları mahfuzdur" şeklinde yasal düzenleme karşısında reddedildiği, kararların Yargıtay'ca onaylandığı, yasal düzenleme karşısında yabancı mahkeme kararının «tenfizine» karar verilmesi halinde açıkça Türk yasalarına aykırı bir durum oluşacağı, kanun önünde eşitlik ilkesine ve «kamu düzenine» aykırı olacağı, tenfize konu kararda hisselerin iadesine karar verilmediğinden tenfizin kabulü halinde «mükerrer tahsilat» yapılabileceği, yabancı mahkeme yargılamasında davalının «savunma hakkının kısıtlandığı» ve gıyap kararı verilerek davacının iddiaları incelenmeden kabul edildiği, bu durumun da Türk kamu düzenine aykırı olduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar veri …
Ancak, davanın «gıyapta» görülmesinin «savunma hakkını kısıtladığı» gerekçesi, ilamın davalı avukata tebliği ve kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesine göre dayanaksız bir gerekçedir.
Zira, davaya çağırılan davalı gelmediği için dava «gıyapta» görülse dahi «savunma hakkının kısıtlanmasından» sözedilemeyecektir.
Benzer bu karardaMahkemece, Türk mahkemelerince, «anonim şirketin» kendi hisselerini temellük edemeyeceği, buna ilişkin yapılan akitlerin dahi hükümsüz olduğu, TTK'nun 405/2. maddesi hükmünce pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceği gerekçesiyle davacı olarak bazı «pay sahipleri» tarafından açılan birçok davaların reddine karar verildiği, bu durum karşısında dava ve «tenfize» konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'ne Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Türkiye yönünden bu sözleşmenin 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirttiği dikkate alındığında da, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve bu nedenle de kamu düzenine aykırı olduğu ve ortada kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, ayrıca şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmeksizin hisse bedelinin davacıya iadesine hükmedilmesi sonucunda davacının hem hisse ve hem de hisse bedelini iktisap etmiş olmasının hukuken mümkün olmadığı, bu itibarla davacının bir yandan hisseyi elinde bulundururken diğer yandan yabancı mahkeme kararının tenfizi suretiyle hisse bedelinin biran için iade alması halinde ortada «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun da yabancı mahkeme kararının tenfizine engel teşkil edebilecek mahiyette olup kamu düzenine açıkça aykırı bulundu …
Bu durumda mahkemece tebliğ evrakları getirtilmeden, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve «tenfize» konu kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve kesinleşmediği için «kamu düzenine» aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın tebliğinin Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, ayrıca yargılama sırasındaki «tebligatın» da Sözleşme'ye aykırı yapılmış olması nedeni ile davalının «savunma hakkının kısıtlandığı» bu nedenle kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nun 405/2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kesinleşen ilam · tebligat
Benzer bu karardaMahkemece, Türk mahkemelerince, «anonim şirketin» kendi hisselerini temellük edemeyeceği, buna ilişkin yapılan akitlerin dahi hükümsüz olduğu, TTK'nun 405/2. maddesi hükmünce pay sahiplerinin şirkete sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceği gerekçesiyle davacı olarak bazı «pay sahipleri» tarafından açılan birçok davaların reddine karar verildiği, bu durum karşısında dava ve «tenfize» konu edilen söz konusu yabancı mahkeme kararı, Türk mahkemeleri tarafından verilen kararlarla açıkça çeliştiğinden «kamu düzenine» aykırı bulunduğu, 1965 tarihli Hukuki ve Ticari konularda Adli ve Gayrı Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi'ne Türkiye ve Almanya'nın taraf bulunduğu, Türkiye yönünden bu sözleşmenin 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe girdiği, anılan Lahey sözleşmesi ile kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yolu ile tebligata ilişkin olup, bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirttiği dikkate alındığında da, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve tenfize konu kararın tebligat hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve bu nedenle de kamu düzenine aykırı olduğu ve ortada kesinleşmiş bir kararın bulunmadığı, ayrıca şirket hissesinin davacıya iadesine karar verilmeksizin hisse bedelinin davacıya iadesine hükmedilmesi sonucunda davacının hem hisse ve hem de hisse bedelini iktisap etmiş olmasının hukuken mümkün olmadığı, bu itibarla davacının bir yandan hisseyi elinde bulundururken diğer yandan yabancı mahkeme kararının tenfizi suretiyle hisse bedelinin biran için iade alması halinde ortada «mükerrer» bir tahsilat da söz konusu olacağından bu durumun da yabancı mahkeme kararının tenfizine engel teşkil edebilecek mahiyette olup kamu düzenine açıkça aykırı bulundu …
Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın tebliğinin Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre yapılmadığı, adi posta yolu ile kararın davalıya tebliğ edildiği, dolayısı ile kararın usulünce kesinleşmediği, ayrıca yargılama sırasındaki «tebligatın» da Sözleşme'ye aykırı yapılmış olması nedeni ile davalının «savunma hakkının kısıtlandığı» bu nedenle kesinleşmeyen yabancı mahkeme kararının tenfizinin mümkün bulunmadığı, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının «kamu düzenine» ilişkin TTK’nun 405/2. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiştir.
Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 2675 sayılı MÖHUK.’nun 38/c maddesi (yeni 5718 SK.’nun 54/c maddesi) uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Bu durumda mahkemece tebliğ evrakları getirtilmeden, söz konusu mahkemenin «gıyapta» verdiği dava ve «tenfize» konu kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve kesinleşmediği için «kamu düzenine» aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/1981 E. 2012/7450 K.
Ortak:gıyapta karar · kanuna karşı hile · savunma hakkının kısıtlanması · yargılamanın yenilenmesi · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaBuna rağmen, yabancı mahkemede avukatla «temsil» edilebileceğinin bildirilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve gıyap kararının Türk «kamu düzenine aykırılık» oluştuğu mahkemece kabul edilmiştir.
Ancak, davanın «gıyapta» görülmesinin «savunma hakkını kısıtladığı» gerekçesi, ilamın davalı avukata tebliği ve kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesine göre dayanaksız bir gerekçedir.
Zira, davaya çağırılan davalı gelmediği için dava «gıyapta» görülse dahi «savunma hakkının kısıtlanmasından» sözedilemeyecektir.
Benzer bu karardaAnayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve «kamu düzenine» aykırı olduğu, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki kanunun 38. maddesindeki «tenfiz» şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yoluyla tebligata ilişkin olup bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirtmiş olduğu da dikkate alındığında, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği tenfize konu yabancı mahkeme kararının tebligat hukuku açısından davacının «savunma hakkını kısıtlamakla» «kamu düzenine» aykırı olması nedeniyle kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. m …
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözlü yargılama · kesinleşen ilam · vekile tebliğ · tebligat
Benzer bu karardaAnayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve «kamu düzenine» aykırı olduğu, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği kararın «tebligat» hukuku açısından davalının «savunma hakkını kısıtladığı», 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkındaki kanunun 38. maddesindeki «tenfiz» şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
1- Dava, yabancı mahkeme kararının «tenfizi» istemine ilişkin olup, mahkemece, tenfizi istenilen kararın Türkiye ile Almanya arasında 28.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1965 tarihli Adli Yardımlaşmaya İlişkin Lahey Sözleşmesi hükümlerine göre kabul edilen istisnai «tebligat» yöntemlerinden birinin de doğrudan posta yoluyla tebligata ilişkin olup bu yönteme sadece sözleşmenin 10. maddesine çekince koymayan ülkeler açısından başvurmanın mümkün olduğu, Türkiye’nin ise 10. maddedeki tebligat yöntemini kabul etmeyeceğini bu maddeye koyduğu çekince ile açıkça belirtmiş olduğu da dikkate alındığında, yabancı mahkemenin «gıyapta» verdiği tenfize konu yabancı mahkeme kararının tebligat hukuku açısından davacının «savunma hakkını kısıtlamakla» «kamu düzenine» aykırı olması nedeniyle kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, ayrıca, tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının kamu düzenine ilişkin TTK’nın 329 ve 405/2. m …
Bu durumda «tenfizi» istenen mahkeme kararı usulüne uygun olarak davalının «vekiline tebliğ» edilmiş ve süresinde yasal yollara başvurulmadan kesinleşmiş bulunmasına göre, mahkemece tenfize konu kararın kesinleşmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Gerçekten de, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/13898 E. 2011/6238 K.
Ortak:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · infaz · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Buna rağmen, yabancı mahkemede avukatla «temsil» edilebileceğinin bildirilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve gıyap kararının Türk «kamu düzenine aykırılık» oluştuğu mahkemece kabul edilmiştir.
Benzer bu karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözlü yargılama · kesinleşen ilam
Benzer bu karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Somut olayda yabancı mahkemece Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, «sözlü yargılama» yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/13900 E. 2011/6542 K.
Ortak:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · infaz · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Buna rağmen, yabancı mahkemede avukatla «temsil» edilebileceğinin bildirilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve gıyap kararının Türk «kamu düzenine aykırılık» oluştuğu mahkemece kabul edilmiştir.
Benzer bu karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözlü yargılama · kesinleşen ilam
Benzer bu karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı Kanun'un 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Somut olayda yabancı mahkemece Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, «sözlü yargılama» yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/9226 E. 2012/1005 K.
Ortak:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · oy yasağı · yenileme · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Benzer bu karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kesinleşen ilam
Benzer bu karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı Kanun’un 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/9697 E. 2011/2362 K.
Ortak:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · oy yasağı · yenileme · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Benzer bu karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kesinleşen ilam
Benzer bu karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 sayılı Kanun’un 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/15057 E. 2011/7454 K.
Ortak:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · infaz · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Buna rağmen, yabancı mahkemede avukatla «temsil» edilebileceğinin bildirilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve gıyap kararının Türk «kamu düzenine aykırılık» oluştuğu mahkemece kabul edilmiştir.
Benzer bu karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözlü yargılama · kesinleşen ilam
Benzer bu karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 Sayılı Kanunu’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Somut olayda yabancı mahkemece Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, «sözlü yargılama» yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/13904 E. 2011/6215 K.
Ortak:kanuna karşı hile · yargılamanın yenilenmesi · savunma hakkı · tanıma · kamu düzenine aykırılık · emredici hüküm · hile · infaz · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Buna rağmen, yabancı mahkemede avukatla «temsil» edilebileceğinin bildirilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» ve gıyap kararının Türk «kamu düzenine aykırılık» oluştuğu mahkemece kabul edilmiştir.
Benzer bu karardaBu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun «emredici» hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de «tenfiz» ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan «kanuna karşı hile» «yasağına» ve bu sebeple de Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı düşünülebilir (Prof.
Burada ilk olarak «tanıma» ve «tenfiz» hukukundaki «kamu düzenine aykırılık» kavramının, iç hukuktaki «emredici» kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve «sebebi» “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk «kamu düzenine aykırılık» oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın «tenfizine» karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir «yargılamanın yenilenmesi» nedeni olacağı açıktır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sözlü yargılama · kesinleşen ilam
Benzer bu karardaYabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak alınmış ve «kesinleşmiş ilamlar» hakkında, yetkili mahkemenin «tenfiz» kararı verebilmesi için 5718 SK.’nun 54/c maddesi uyarınca, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması gereklidir.
Somut olayda yabancı mahkemece Alman Usul Yasası’nın 331/3. ve 276. maddeleri uyarınca, davacının talebi üzerine, «sözlü yargılama» yapılmaksızın “gıyabi karar” verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/4308 E. , 2011/15004 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28/12/2009 tarih ve 2009/298-2009/529 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi Davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olup dava konusu meblağ 14.200 TL’nın altında bulunduğundan HUMK’nun 3156 sayılı Kanun ile değişik 438. maddesi gereğince duruşma isteğinin reddiyle tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verilerek dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin müvekkilinden kar payı karşılığında para tahsil ettiğini ve parasını geri ödemediğini, müvekkili tarafından davalı şirket aleyhine Herne-Wanna Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan alacak davasının kabulüne karar verildiğini, kararın kesinleştiğini ve apostille şerhi ile onandığını ileri sürerek, Herne-Wanna Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından verilen kararın ve masraf tespitine ilişkin kararın tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, yabancı mahkeme ilamının maddi hukukumuzdaki kamu düzenine aykırı olduğunu, Türk mahkemelerinde aynı konudaki davalarda verilen kararlarla çeliştiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının Alman mahkemelerinde açtığı davada davalı şirkette ortaklığının bulunduğu kabul edilerek karar verildiği, ancak Türk mahkemelerinde açılan bu tür alacak davalarının davacının şirkete karşı ortaklık ilişkisinin kurulmadığı, şirket ortağı bulunmadığı gerekçeleri ile TTK 405/2 maddesinde "Pay sahipleri sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemezler, tasfiye payına müteallik hakları mahfuzdur" şeklinde yasal düzenleme karşısında reddedildiği, kararların Yargıtay'ca onaylandığı, yasal düzenleme karşısında yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmesi halinde açıkça Türk yasalarına aykırı bir durum oluşacağı, kanun önünde eşitlik ilkesine ve kamu düzenine aykırı olacağı, tenfize konu kararda hisselerin iadesine karar verilmediğinden tenfizin kabulü halinde mükerrer tahsilat yapılabileceği, yabancı mahkeme yargılamasında davalının savunma hakkının kısıtlandığı ve gıyap kararı verilerek davacının iddiaları incelenmeden kabul edildiği, bu durumun da Türk kamu düzenine aykırı olduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz etmiştir.
1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve tenfiz davalarının tespit davası niteliğinde olup, vekalet ücretinin nispi olarak belirlenmemesinde bir usulsüzlük bulunmamasına göre, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2) Davacı vekilinin temyizine gelince, dava tenfiz istemine ilişkindir. Dosya içindeki belgelerden, yabancı mahkemeye açılan davaya ilişkin kararın 18/11/2005 tarihinde davalı vekili Köln'den Avukat ...'a tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Buna rağmen, yabancı mahkemede avukatla temsil edilebileceğinin bildirilmesinin davalının savunma hakkını kısıtladığı ve gıyap kararının Türk kamu düzenine aykırılık oluştuğu mahkemece kabul edilmiştir. Ancak, davanın gıyapta görülmesinin savunma hakkını kısıtladığı gerekçesi, ilamın davalı avukata tebliği ve kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesine göre dayanaksız bir gerekçedir. Zira, davaya çağırılan davalı gelmediği için dava gıyapta görülse dahi savunma hakkının kısıtlanmasından sözedilemeyecektir.
Alman Usul Kanunu’nun davalının kendini savunmadığı durumlarda verilen kararları gıyabi karar olarak nitelemesi savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelmeyecektir. Bu bakımdan, bu gerekçeye dayanılarak davanın reddi doğru olmamıştır.
3) Somut uyuşmazlıkta incelenmesi gereken diğer bir konu da, benzer olaylarda Türkiye’de açılan davaların, TTK.’nun 329/1. ve 405/2. maddelerinde düzenlenen, anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyecekleri ve pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyecekleri ilkeleri gereği reddedilmesine rağmen, aynı şartlardaki ortaklarca yabancı mahkemelerde açılan davaların kabul edilmesinin ve alınan farklı yöndeki bu yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tenfizinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağıdır. Nitekim mahkemece bu durum, T.C.Anayasası’nın kanun önünde eşitlik ilkesine ve kamu düzenine aykırı kabul edilmiştir.
Tenfizi istenen yabancı mahkeme kararının tarafları, konusu ve sebebi “aynı” olan Türk mahkemelerinden verilmiş bir kararla bağdaşmaması halinin Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı, hatta buna rağmen kararın tenfizine karar verilmişse bu durumun, HUMK.’nun 445/10. maddesi uyarınca bir yargılamanın yenilenmesi nedeni olacağı açıktır.
Somut uyuşmazlık yönünden asıl incelenmesi gereken husus, tarafları, konusu veya sebebi “farklı” olan bir yabancı mahkeme kararının, Türk mahkemelerinden alınan kararlar ile bağdaşmaması halinin, Türk kamu düzenine aykırılık oluşturup oluşturmayacağı noktasıdır. Burada ilk olarak tanıma ve tenfiz hukukundaki kamu düzenine aykırılık kavramının, iç hukuktaki emredici kurallara aykırılık kavramından daha dar ve sınırlı bir anlama sahip olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Dolayısıyla kamu düzeni gerekçesiyle yabancı mahkeme kararının tenfizine istisnaen müdahale edilmelidir. Ayrıca somut uyuşmazlıkta yukarıda açıklanan revision au fond yasağından ayrılmayı gerektirecek bir özellik de bulunmamaktadır.
Yine aynı davanın Türk mahkemelerinde görülmesi halinde farklı sonuca varılacak olması, “tek başına” tanıma ve tenfiz engeli oluşturmayacaktır. Zira, esasa uygulanacak yabancı hukuk gibi yabancı mahkeme kararlarının da Türk mahkemelerinden verilecek kararlarla aynı olması beklenemez.
Bu noktada belki Türk tarafların Türk hukukunun emredici hükümlerinden kaçmak amacıyla yabancı mahkemeden bir karar elde etmeye ve bu kararı Türkiye’de tenfiz ettirmeye çalışmalarının adalet duygusunu sarsacağı, bir başka emredici kural olan kanuna karşı hile yasağına ve bu sebeple de Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı düşünülebilir (Prof. Dr. Ergin Nomer Prof. Dr. Cemal Şanlı, Devletler Hususi Hukuku, İstanbul 2009, 17. Bası, sayfa: 491, dipnot: 270). Ancak öncelikle böyle bir durumun varlığı davalı tarafça ispat edilebilmiş değildir. Kaldı ki somut olayın dikkat edilmesi gereken başka bir özelliği daha vardır. O da Türk hukukunda kabul edilen anonim şirketlerin kendi hisselerini temellük edemeyeceklerine dair ilkenin, Avrupa’da hakim olduğu gibi Alman hukukunda da kural olarak benimsenmiş bulunmasıdır.
Somut uyuşmazlıkta yabancı mahkemece davalının savunma haklarının ihlal edilmediği yukarıda açıklanmıştır. Dolayısıyla davalı şirket, benzer ilkelerin egemen olduğu bir hukuk düzeninde, kendisine tanınan savunma olanaklarından yararlanmayarak, tenfizini istemediği kararın verilmesine ve kesinleşmesine kendisi neden olmuştur. Davalının bu şekilde yasal haklarını kullanmayıp, örneğin Türk mahkemelerinden verilmiş aynı nitelikteki bir kararı temyiz etmemek suretiyle Türkiye’de de kesinleşmesine neden olabilmesi mümkündür. Böyle bir durumda da kararın kamu düzenine aykırı olduğu ve infaz edilmemesi gerektiği ileri sürülemeyecektir.
O halde mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda yabancı mahkeme hükmünün tenfizinin Türk kamu düzenine aykırılık oluşturmayacağı kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle reddine dair hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 1,25 TL temyiz ilam harcının davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacı'ya iadesine, 14/11/2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1034591700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz