Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/3859 E. 2024/52 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
öğrenme tarihi↗ ayıplı mal↗ ayıp ihbarı↗ geç teslim↗ dürüstlük kuralına aykırılık↗ ayıp↗ tebliğ tarihi↗ sözleşmeden doğan dava↗ satış sözleşmesi↗ basiretli tacir↗ satım sözleşmesi↗ dürüstlük kuralı↗ ifa↗ sulh hukuk mahkemesi↗ ihbar↗ esastan ret↗ sulh↗ ıslah↗ tacir↗ dava sebebi↗ cy/cy kaydı↗ eksik inceleme↗ yükleten (shipper)↗ ibraz↗ teslim↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Aksaray 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI : 2016/387 E., 2019/311 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin satıcı davalı şirket ile satış sözleşmesi imzaladığını ve sözleşme uyarınca satıcıdan ürünleri toplam 272.500,80 TL karşılığında satın aldığını, satın alınan bu ürünlerin "Haydarpaşa Liman İşletme Müdürlüğü, Harem Üsküdar İstanbul" adresinde bulunan işletmede kullanıldığını, boru ve manşonların daha sonradan hatalı ve ayıplı olduğunun ortaya çıktığını, müvekkilinin sipariş ettiği tüm bu ürünlerin müvekkiline geç teslim edildiği gibi ayıplı şekilde teslimat yapıldığını, müvekkilinin kendisine gönderilen ürünlerin ayıplı olduğunu ürünleri kullandıktan sonra fark ettiğini, İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 2016/53 Değişik İş sayılı dosyası ile tespit talebinde bulunduklarını, rapora göre, tespit konusu Q225 anma çaplı HDPE borunun standarta (TSE 418-2 ) uygun olmadığından ayıplı ürün olarak üretildiği, mevcut boruların kullanılması neticesinde de normal birleştirmelerin olmaması nedeniyle sistemde sızıntıların olacağı, davalı şirketin sözleşme ve eklerine aykırı olarak davrandığının tespit edildiğini, bu sebeple müvekkilinin uğramış olduğu zararın giderilmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, müvekkilinin ayıplı mal nedeniyle uğramış olduğu şimdilik 10.000,00 TL maddi zararın ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 11.06.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile 240.443,76 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ile davacı arasında imzalanan satım sözleşmesi gereğince ürünlerin zamanında ve eksiksiz olarak davacıya teslim edildiğini, müvekkil şirketin sözleşmeden doğan tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş olduğunu, davacının dava dilekçesinde belirttiği hukuki dayanaktan yoksun bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, davacı tarafa teslim edilen ve arazide kullanılan ürünlerin ne şartlarda stoklandığı ve hangi şartlarda uygulama yapıldığı konusunda herhangi bir açıklayıcı bilgi olmadığını, arazi şartlarında uzun süre kullanıldıktan sonra tespitin yapılmasının hiç bir zaman doğru sonuç vermeyeceğini, doğru sonuç alabilmek için ürünlerin laboratuar şartlarında ve belli koşullarda şartlandırılmış ürünler üzerinden yapılması gerektiğini ürünlerin standartlarına aykırı bir ölçüm yapıldığını savunarak davanın reddini istemiş, daha sonra cevap dilekçesini ıslah ederek süresinde ayıp ihbarı yapılmadığını beyan ederek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında bulunan sözleşmelerin ve tespit dosyasının incelenmesinde dava konusu boruların 25.05.2015 tarihinde davacı tarafa teslim edildiği, davacı tarafın 12.05.2016 tarihinde İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesinden tespit talep ettiği, tespit dosyasında raporun 31.05.2016 tarihinde Mahkemeye ibraz edildiği ve raporun tespit talep eden dosya davacısına 08.06.2016 tarihinde tebliğ edildiği, davacı tarafın en kötü ihtimal borulardaki ayıpları 08.06.2016 tarihinde öğrendiği, alınan raporlarda ayıbın zamanla kullanım sonucu ortaya çıkabilecek ayıp olduğu, basit bir muayene ile anlaşılabilecek nitelikte bir ayıp olmadığının tespitinin yapıldığı, hal böyle olunca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan iki ve sekiz günlük sürenin somut olayda uygulama yeri bulmayacağı, fakat aynı fıkranın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına yaptığı atıf uyarınca olağan gözden geçirmeyle ortaya çıkarılmayacak bir ayıp olması durumunda, böyle bir ayıbın bulunduğunun anlaşılması halinde hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği, dosya kapsamından davacının davalıya bu durumu bildirir ayıp ihbarında bulunmadığının anlaşıldığı, en geç ayıbı öğrenme tarihinin tespit dosyasındaki bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ tarihi olan 08.06.2016 tarihi olarak kabul edileceği, davacı tarafça ayıp ihbarında bulunulmadığı gibi raporun tebliğinden yaklaşık altı buçuk ay sonra 26.12.2016 tarihinde dava açtıklarının anlaşıldığı, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği hemen satıcıya durumu bildirmediğinin kabulü ile süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin dava dilekçelerinde ve daha sonraki beyanlarında belirttikleri hususları dikkate almadığını, yeterli araştırma yapmaksızın eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verdiğini, dava konusu mallardaki ayıbın İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/53 D.İş dosyası ile tespitinin yapıldığını, davalı şirketin müvekkiline göndermiş olduğu malların sözleşmede kararlaştırılan kriterlere uygun olmadığının tespit edildiğini, akabinde Yerel Mahkeme tarafından görevlendirilmiş bilirkişi tarafından alınan raporda satıcının, müvekkiline göndermiş olduğu malların taraflar arasında kararlaştırılan sözleşmeye uygun olmadığı yönünde olduğunu, öncelikle davalı şirket basiretli bir tacir gibi davranmadığını, davalı şirketin göndermiş olduğu malların sözleşmede kararlaştırılmış mallar olmadığının sabit olduğunu, edimini gereği gibi ifa edemediğini, taraflar arasında yapılan anlaşma ve siparişi verilmiş olan boruların nerde kullanılacağının davalı satıcı tarafından bilindiğini, davalı şirketin ticari faaliyetleri gereği göndermiş olduğu malların sözleşmeye uygun olup olmadığını bilecek tecrübeye sahip olmasına rağmen dürüstülük kuralına aykırı davranarak, kötü niyetli olarak müvekkiline ayıplı malları gönderdiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiş, daha sonra verdiği dilekçesiyle müvekkilinin davalı şirkete 29.07.2019 tarihinde mail yolu ile İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/53 D.İş. numaralı dosyası ile durumu kendilerine bildirdiğini, davalı şirketin bu durumu göz ardı ederek gerekeni yapmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı yönündeki savunmasına karşı, davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu İlk Derece Mahkemesinde yapılan yargılama esnasında ileri sürmediği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 357 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince resen göz önünde tutulacaklar dışında, İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların istinaf aşamasında dinlenemeyeceği bu sebeple davacının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığı anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek, davalı şirketin göndermiş olduğu malların sözleşmede kararlaştırılmış mallar olmadığı sabit olup edimini gereği gibi ifa edemediğini, taraflar arasında yapılan anlaşma ve siparişi verilmiş olan boruların nerde kullanılacağının davalı satıcı tarafından bilindiğini, bu sebeple satıcının ayıp ihbarının süresinde olmadığını ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, ticari ilişkiye dayalı ayıplı mal sebebi ile uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3671 E. 2021/1915 K.
Ortak:öğrenme tarihi · ayıplı mal · ayıp ihbarı · ayıp · ihbar · tacir · eksik inceleme · teslim
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ile davacı arasında imzalanan «satım sözleşmesi» gereğince ürünlerin zamanında ve eksiksiz olarak davacıya «teslim» edildiğini, müvekkil şirketin «sözleşmeden doğan» tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş olduğunu, davacının dava dilekçesinde belirttiği hukuki dayanaktan yoksun bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, davacı tarafa teslim edilen ve arazide kullanılan ürünlerin ne şartlarda stoklandığı ve hangi şartlarda uygulama yapıldığı konusunda herhangi bir açıklayıcı bilgi olmadığını, arazi şartlarında uzun süre kullanıldıktan sonra tespitin yapılmasının hiç bir zaman doğru sonuç vermeyeceğini, doğru sonuç alabilmek için ürünlerin laboratuar şartlarında ve belli koşullarda şartlandırılmış ürünler üzerinden yapılması gerektiğini ürünlerin standartlarına aykırı bir ölçüm yapıldığını savunarak davanın reddini istemiş, daha sonra cevap dilekçesini «ıslah» ederek süresinde «ayıp ihbarı» yapılmadığını beyan ederek davanın reddini istemiştir.
… kçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek, davalı şirketin göndermiş olduğu malların sözleşmede kararlaştırılmış mallar olmadığı sabit olup edimini gereği gibi «ifa» edemediğini, taraflar arasında yapılan anlaşma ve siparişi verilmiş olan boruların nerde kullanılacağının davalı satıcı tarafından bilindiğini, bu sebeple satıcının «ayıp ihbarının» süresinde olmadığını ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına aykırılık» teşkil edeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Sulh Hukuk Mahkemesinden tespit talep ettiği, tespit dosyasında raporun 31.05.2016 tarihinde Mahkemeye «ibraz» edildiği ve raporun tespit talep eden dosya davacısına 08.06.2016 tarihinde tebliğ edildiği, davacı tarafın en kötü ihtimal borulardaki ayıpları 08.06.2016 tarihinde öğrendiği, alınan raporlarda ayıbın zamanla kullanım sonucu ortaya çıkabilecek «ayıp» olduğu, basit bir muayene ile anlaşılabilecek nitelikte bir ayıp olmadığının tespitinin yapıldığı, hal böyle olunca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan iki ve sekiz günlük sürenin somut olayda uygulama yeri bulmayacağı, fakat aynı fıkranın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına yaptığı atıf uyarınca olağan gözden geçirmeyle ortaya çıkarılmayacak bir ayıp olması durumunda, böyle bir ayıbın bulunduğunun anlaşılması halinde hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği, dosya kapsamından davacının davalıya bu durumu bildirir ayıp ihbarında bulunmadığının anlaşıldığı, en geç ayıbı «öğrenme tarihinin» tespit dosyasındaki bilirkişi raporunun kendilerine «tebliğ tarihi» olan 08.06.2016 tarihi olarak kabul edileceği, davacı tarafça ayıp ihbarında bulunulmadığı gibi raporun tebliğinden yaklaşık altı buçuk ay sonra 26.12.2016 tarihin …
Benzer bu karardaDiğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223'üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır" hükmünün yer aldığı, «tacir» olan davacı tarafca «ayıp ihbarı» yasal süresinde yapılmadığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece TTK’nın 23-1/c maddesi gereğince «ayıp ihbarının» süresinde yapılmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmişse de, bu konuda yeterli inceleme yapılmamıştır.
Noterliği’nin 05271 yevmiye nolu «ihtarnamesinin» 10.06.2014 tarihinde düzenlendiği, dava konusu malın 24.06.2013 tarihinde faturalandırıldığı, TTK’nın 23-1/c maddesinde, "Malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya «ihbar» etmelidir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:gizli ayıp · ipoteğin kaldırılması · ihtarname
Benzer bu karardaNoterliği’nin 05271 yevmiye nolu «ihtarnamesinin» 10.06.2014 tarihinde düzenlendiği, dava konusu malın 24.06.2013 tarihinde faturalandırıldığı, TTK’nın 23-1/c maddesinde, "Malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya «ihbar» etmelidir.
Dava, «ayıplı mal» nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve «ipoteğin kaldırılması» istemine ilişkindir.
Mahkemece konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla satım konusu plastik boruların ayıplı olup olmadığı, ayıplı ise bu ayıbın açık veya «gizli ayıp» niteliğinde olup olmadığı tespit ettirilerek, ayıp açıkca belli değilse, gizli ayıp olduğu takdirde, davacının söz konusu gizli ayıbı «öğrenme tarihi» tespit edildikten sonra, bu ayıbın öğrenildiğinde hemen satıcıya bildirilmesi gerektiğinden TBK m.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/7892 E. 2022/4561 K.
Ortak:ayıp · ihbar · teslim
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ile davacı arasında imzalanan «satım sözleşmesi» gereğince ürünlerin zamanında ve eksiksiz olarak davacıya «teslim» edildiğini, müvekkil şirketin «sözleşmeden doğan» tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş olduğunu, davacının dava dilekçesinde belirttiği hukuki dayanaktan yoksun bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, davacı tarafa teslim edilen ve arazide kullanılan ürünlerin ne şartlarda stoklandığı ve hangi şartlarda uygulama yapıldığı konusunda herhangi bir açıklayıcı bilgi olmadığını, arazi şartlarında uzun süre kullanıldıktan sonra tespitin yapılmasının hiç bir zaman doğru sonuç vermeyeceğini, doğru sonuç alabilmek için ürünlerin laboratuar şartlarında ve belli koşullarda şartlandırılmış ürünler üzerinden yapılması gerektiğini ürünlerin standartlarına aykırı bir ölçüm yapıldığını savunarak davanın reddini istemiş, daha sonra cevap dilekçesini «ıslah» ederek süresinde «ayıp ihbarı» yapılmadığını beyan ederek davanın reddini istemiştir.
… kçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek, davalı şirketin göndermiş olduğu malların sözleşmede kararlaştırılmış mallar olmadığı sabit olup edimini gereği gibi «ifa» edemediğini, taraflar arasında yapılan anlaşma ve siparişi verilmiş olan boruların nerde kullanılacağının davalı satıcı tarafından bilindiğini, bu sebeple satıcının «ayıp ihbarının» süresinde olmadığını ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına aykırılık» teşkil edeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin satıcı davalı şirket ile «satış sözleşmesi» imzaladığını ve sözleşme uyarınca satıcıdan ürünleri toplam 272.500,80 TL karşılığında satın aldığını, satın alınan bu ürünlerin "Haydarpaşa Liman İşletme Müdürlüğü, Harem Üsküdar İstanbul" adresinde bulunan işletmede kullanıldığını, boru ve manşonların daha sonradan hatalı ve ayıplı olduğunun ortaya çıktığını, müvekkilinin sipariş ettiği tüm bu ürünlerin müvekkiline «geç teslim» edildiği gibi ayıplı şekilde teslimat yapıldığını, müvekkilinin kendisine gönderilen ürünlerin ayıplı olduğunu ürünleri kullandıktan sonra fark ettiğini, İstanbul …
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:yazılı delil · ticari defter kayıtları · yenileme · ticari defter · fatura · çek · e-defter · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaMahkemece, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporuna göre, icra takibine konu edilen 2 adet çekin «ticari defterlerinde kayıtlı» olduğu ve davalı tarafça ödenmediği, her ne kadar davalı taraf malların ayıplı olduğunu iddia etmiş ise de, davacının gönderdiği malları kabul ettiği, ancak TTK 23/c maddesi gereğince süresinde «ayıp» ihbarında bulunmadığı, ayıp iddiasının tanıkla ispatının mümkün olmadığı, davalının ayıp iddiasını TTK 18/3 maddesine göre «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiği, ancak «ihbara» dair yazılı delil sunmadığı ve malları ayıbı ile kabul ettiği, bu nedenle davacının icra takibine konu alacağa ilişkin mal «teslimini» ispat ettiği, bedelin ödenmediği, davacının icra takibinin haklı ve yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
… na göre ve özellikle Davalı,Takibe konu olan diğer 25.11.2013 keşide tarihli 35.400.- TL'lik çekin malın ayıplı olması nedeniyle ödenmediğini savunmuş ise de ürünün «son» kabul merci olan Tülomsaş tarafından ayıbın kendisine bildirildiğinde bunun davacıya «ihbar» edildiği usulüne uygun delille ispatlanamadığından,ayıba dayalı savunması ile ödenmeyen 35.400.- TL’lik çeke dayalı davalının temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir 2- Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında kesilen faturalar ve bu «fatura» bedeli tutarı kadar «çek» verildiği, verilen ve takibe konu çeklerden 06.11.2013 keşide tarihli 56.400 TL'lik çekin iki kez aynı bedelli farklı tarihli çek ile değiştirildiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu ve «yenilenen» çekin bankadan gelen cevabi yazı ile ödendiği sabittir.
Bu durumda takip ve dava konusu olan 06.11.2013 keşide tarihli 56.400.- TL'lik çekin «yenilenme» amacıyla verilen 341121 «çek» nolu 56.400.- TL'lik çek ile 17.02.2014 tarihinde ödendiğinden davalının bu çek yönünden borçlu olmadığı anlaşılmakla davanın bu çek yönünden reddine karar verilmesi gerekirken davanın tam kabulüne dair karar doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4135 E. 2024/534 K.
Ortak:ayıplı mal · ayıp ihbarı · ayıp · sulh hukuk mahkemesi · ihbar · sulh · tacir · teslim · Alacak
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ile davacı arasında imzalanan «satım sözleşmesi» gereğince ürünlerin zamanında ve eksiksiz olarak davacıya «teslim» edildiğini, müvekkil şirketin «sözleşmeden doğan» tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş olduğunu, davacının dava dilekçesinde belirttiği hukuki dayanaktan yoksun bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, davacı tarafa teslim edilen ve arazide kullanılan ürünlerin ne şartlarda stoklandığı ve hangi şartlarda uygulama yapıldığı konusunda herhangi bir açıklayıcı bilgi olmadığını, arazi şartlarında uzun süre kullanıldıktan sonra tespitin yapılmasının hiç bir zaman doğru sonuç vermeyeceğini, doğru sonuç alabilmek için ürünlerin laboratuar şartlarında ve belli koşullarda şartlandırılmış ürünler üzerinden yapılması gerektiğini ürünlerin standartlarına aykırı bir ölçüm yapıldığını savunarak davanın reddini istemiş, daha sonra cevap dilekçesini «ıslah» ederek süresinde «ayıp ihbarı» yapılmadığını beyan ederek davanın reddini istemiştir.
… kçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek, davalı şirketin göndermiş olduğu malların sözleşmede kararlaştırılmış mallar olmadığı sabit olup edimini gereği gibi «ifa» edemediğini, taraflar arasında yapılan anlaşma ve siparişi verilmiş olan boruların nerde kullanılacağının davalı satıcı tarafından bilindiğini, bu sebeple satıcının «ayıp ihbarının» süresinde olmadığını ileri sürülmesinin «dürüstlük kuralına aykırılık» teşkil edeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin satıcı davalı şirket ile «satış sözleşmesi» imzaladığını ve sözleşme uyarınca satıcıdan ürünleri toplam 272.500,80 TL karşılığında satın aldığını, satın alınan bu ürünlerin "Haydarpaşa Liman İşletme Müdürlüğü, Harem Üsküdar İstanbul" adresinde bulunan işletmede kullanıldığını, boru ve manşonların daha sonradan hatalı ve ayıplı olduğunun ortaya çıktığını, müvekkilinin sipariş ettiği tüm bu ürünlerin müvekkiline «geç teslim» edildiği gibi ayıplı şekilde teslimat yapıldığını, müvekkilinin kendisine gönderilen ürünlerin ayıplı olduğunu ürünleri kullandıktan sonra fark ettiğini, İstanbul …
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tacirler» arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde «ayıp» ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak «ayıp ihbarının» bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya «bildirmekle yükümlü» olduğu, 8 günlük muayene ve «ihbar yükümlülüğüne» uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki «gizli ayıp» bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca «ihtar» çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçes …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zaman aşımına uğradığını, «teslimden» sonra «ayıp» ihbarında bulunmadığını, «husumet» yönünden davanın reddi gerektiğini, davalının tedarikçi satıcı konumunda olduğu, üretici olmadığını, üreticiye dava açılması gerektiğini, malların zamanında eksiksiz teslim edildiğini, davacının kontrolleri yaparak teslim aldığını, «sulh hukuk» mahkemesince yapılan tespitte de ayıbının kullanıcı hatasından kaynaklandığının belirlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «delil tespitinin», davalıya tebliğ edildiği, davacının ayıptan haberdar olduğu tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesine göre «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, davacının talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bildirim yükümlülüğü · gizli ayıp · ihbar yükümlülüğü · delil tespiti · bedel iadesi · kaldırma ve yeniden hüküm · ihtar · fatura
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «tacirler» arasında satışa konu malın ayıplı çıkması halinde, alıcının yasal haklarını kullanabilmesi için 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendindeki süreler içerisinde «ayıp» ihbarında bulunmasının zorunlu olduğu, bu sürelerin, satılan malın ayıplı olduğu «teslim» sırasında açıkça belli olması durumunda iki gün, açıkça belli olmaması durumunda da sekiz gün olduğu, ancak «ayıp ihbarının» bu süre içinde satıcıya ulaşmasının şart olmadığı, bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcının haklarını koruyacağı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin uygulanacağı belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacağı, alıcının ihbar külfetini yerine getirmiş ise zaman aşımı süresi içinde 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği, davacının kendisine teslim edilen malların ayıplı olduğuna dair davalıya bildirimde bulunduğunu iddia ettiği, davacının davalıya anılan sürelerde ihbarda bulunduğunu yazılı bir delil ile kanıtlayamadığı, 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre de satıcının alıcıyı iğfal etmiş olduğu söz konusu olmadığı gibi, bu hususun da ispat edilmediği, satın alınan malın 01.06.2015 tarihinde teslim edildiği, teslime konu malın incelemesinin ise 24.06.2016'da yapıldığı, raporun davacıya 13.07.2016 tarihinde, ayıp ihbarının ise davacının beyanına göre 27.07.2017'de ve davanın ise 20.10.2017 tarihinde açıldığı, 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesine göre, alıcı malı teslim aldıktan sonra 8 gün içinde incelemek veya incelettirmek ile ve bu inceleme sonucu malın ayıplı çıkması halinde durumu satıcıya «bildirmekle yükümlü» olduğu, 8 günlük muayene ve «ihbar yükümlülüğüne» uymayan alıcının malı o hali ile kabul etmiş sayılacağı, ayıplar için kanunun kendisine tanıdığı hakları kaybedeceği, süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesinin birinci fıkrasından da yararlanamayacağı, yargılama sırasında alınan sektör bilirkişinin de yer aldığı raporda ayıbın açık ya da gizli olup olmadığı tespit edilmediği gibi ayıba dair yapılan açıklamalardan basit bir muayene ile ayıbın tespit edilebileceği, kaldı ki «gizli ayıp» bulunduğu varsayılsa bile ayıbın sonradan ortaya çıktığı tarihte derhal bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunduğu halde aylarca «ihtar» çekilmeyerek bu yükümlülüğe de uyulmadığından davalının sözleşmeye aykırı davrandığının kanıtlanamadığı, ancak mahkemenin gerekçesi yönünden hata edildiği gerekçes …
İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekli bildirim ve «ihbarın» sözlü olarak yapıldığını, süresinde «ayıp ihbarının» yapıldığını, ürünlerin ayıplı olduğu husunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, ürünlerin ayıplı olduğunun kullanıma başlanmasından bir süre geçtikten sonra anlaşıldığını, «fatura» «bedellerinin iadesi» istenilmesine rağmen davalının bu talebi yerine getirmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü «kaldırılarak yeniden» esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «delil tespitinin», davalıya tebliğ edildiği, davacının ayıptan haberdar olduğu tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesine göre «ayıp ihbarının» süresinde olmadığı, davacının talebinin dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/3859 E. , 2024/52 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/2625 Esas, 2022/444 Karar
DAVA TARİHİ
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Aksaray 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI 2016/387 E., 2019/311 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin satıcı davalı şirket ile satış sözleşmesi imzaladığını ve sözleşme uyarınca satıcıdan ürünleri toplam 272.500,80 TL karşılığında satın aldığını, satın alınan bu ürünlerin "Haydarpaşa Liman İşletme Müdürlüğü, Harem Üsküdar İstanbul" adresinde bulunan işletmede kullanıldığını, boru ve manşonların daha sonradan hatalı ve ayıplı olduğunun ortaya çıktığını, müvekkilinin sipariş ettiği tüm bu ürünlerin müvekkiline geç teslim edildiği gibi ayıplı şekilde teslimat yapıldığını, müvekkilinin kendisine gönderilen ürünlerin ayıplı olduğunu ürünleri kullandıktan sonra fark ettiğini, İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesi 2016/53 Değişik İş sayılı dosyası ile tespit talebinde bulunduklarını, rapora göre, tespit konusu Q225 anma çaplı HDPE borunun standarta (TSE 418-2 ) uygun olmadığından ayıplı ürün olarak üretildiği, mevcut boruların kullanılması neticesinde de normal birleştirmelerin olmaması nedeniyle sistemde sızıntıların olacağı, davalı şirketin sözleşme ve eklerine aykırı olarak davrandığının tespit edildiğini, bu sebeple müvekkilinin uğramış olduğu zararın giderilmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, müvekkilinin ayıplı mal nedeniyle uğramış olduğu şimdilik 10.000,00 TL maddi zararın ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 11.06.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile 240.443,76 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket ile davacı arasında imzalanan satım sözleşmesi gereğince ürünlerin zamanında ve eksiksiz olarak davacıya teslim edildiğini, müvekkil şirketin sözleşmeden doğan tüm yükümlülüklerini yerine getirmiş olduğunu, davacının dava dilekçesinde belirttiği hukuki dayanaktan yoksun bilirkişi raporunu kabul etmediklerini, davacı tarafa teslim edilen ve arazide kullanılan ürünlerin ne şartlarda stoklandığı ve hangi şartlarda uygulama yapıldığı konusunda herhangi bir açıklayıcı bilgi olmadığını, arazi şartlarında uzun süre kullanıldıktan sonra tespitin yapılmasının hiç bir zaman doğru sonuç vermeyeceğini, doğru sonuç alabilmek için ürünlerin laboratuar şartlarında ve belli koşullarda şartlandırılmış ürünler üzerinden yapılması gerektiğini ürünlerin standartlarına aykırı bir ölçüm yapıldığını savunarak davanın reddini istemiş, daha sonra cevap dilekçesini ıslah ederek süresinde ayıp ihbarı yapılmadığını beyan ederek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında bulunan sözleşmelerin ve tespit dosyasının incelenmesinde dava konusu boruların 25.05.2015 tarihinde davacı tarafa teslim edildiği, davacı tarafın 12.05.2016 tarihinde İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesinden tespit talep ettiği, tespit dosyasında raporun 31.05.2016 tarihinde Mahkemeye ibraz edildiği ve raporun tespit talep eden dosya davacısına 08.06.2016 tarihinde tebliğ edildiği, davacı tarafın en kötü ihtimal borulardaki ayıpları 08.06.2016 tarihinde öğrendiği, alınan raporlarda ayıbın zamanla kullanım sonucu ortaya çıkabilecek ayıp olduğu, basit bir muayene ile anlaşılabilecek nitelikte bir ayıp olmadığının tespitinin yapıldığı, hal böyle olunca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan iki ve sekiz günlük sürenin somut olayda uygulama yeri bulmayacağı, fakat aynı fıkranın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasına yaptığı atıf uyarınca olağan gözden geçirmeyle ortaya çıkarılmayacak bir ayıp olması durumunda, böyle bir ayıbın bulunduğunun anlaşılması halinde hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği, dosya kapsamından davacının davalıya bu durumu bildirir ayıp ihbarında bulunmadığının anlaşıldığı, en geç ayıbı öğrenme tarihinin tespit dosyasındaki bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ tarihi olan 08.06.2016 tarihi olarak kabul edileceği, davacı tarafça ayıp ihbarında bulunulmadığı gibi raporun tebliğinden yaklaşık altı buçuk ay sonra 26.12.2016 tarihinde dava açtıklarının anlaşıldığı, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği hemen satıcıya durumu bildirmediğinin kabulü ile süresinde ayıp ihbarında bulunmayan davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin dava dilekçelerinde ve daha sonraki beyanlarında belirttikleri hususları dikkate almadığını, yeterli araştırma yapmaksızın eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verdiğini, dava konusu mallardaki ayıbın İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/53 D.İş dosyası ile tespitinin yapıldığını, davalı şirketin müvekkiline göndermiş olduğu malların sözleşmede kararlaştırılan kriterlere uygun olmadığının tespit edildiğini, akabinde Yerel Mahkeme tarafından görevlendirilmiş bilirkişi tarafından alınan raporda satıcının, müvekkiline göndermiş olduğu malların taraflar arasında kararlaştırılan sözleşmeye uygun olmadığı yönünde olduğunu, öncelikle davalı şirket basiretli bir tacir gibi davranmadığını, davalı şirketin göndermiş olduğu malların sözleşmede kararlaştırılmış mallar olmadığının sabit olduğunu, edimini gereği gibi ifa edemediğini, taraflar arasında yapılan anlaşma ve siparişi verilmiş olan boruların nerde kullanılacağının davalı satıcı tarafından bilindiğini, davalı şirketin ticari faaliyetleri gereği göndermiş olduğu malların sözleşmeye uygun olup olmadığını bilecek tecrübeye sahip olmasına rağmen dürüstülük kuralına aykırı davranarak, kötü niyetli olarak müvekkiline ayıplı malları gönderdiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiş, daha sonra verdiği dilekçesiyle müvekkilinin davalı şirkete 29.07.2019 tarihinde mail yolu ile İstanbul Anadolu 6.
Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/53 D.İş. numaralı dosyası ile durumu kendilerine bildirdiğini, davalı şirketin bu durumu göz ardı ederek gerekeni yapmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığı yönündeki savunmasına karşı, davacının süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu İlk Derece Mahkemesinde yapılan yargılama esnasında ileri sürmediği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 357 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince resen göz önünde tutulacaklar dışında, İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların istinaf aşamasında dinlenemeyeceği bu sebeple davacının süresinde ayıp ihbarında bulunmadığı anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek, davalı şirketin göndermiş olduğu malların sözleşmede kararlaştırılmış mallar olmadığı sabit olup edimini gereği gibi ifa edemediğini, taraflar arasında yapılan anlaşma ve siparişi verilmiş olan boruların nerde kullanılacağının davalı satıcı tarafından bilindiğini, bu sebeple satıcının ayıp ihbarının süresinde olmadığını ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, ticari ilişkiye dayalı ayıplı mal sebebi ile uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1030617600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz