Sözleşmenin Uyarlanması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2010/3663 E. 2010/10285 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sözleşmeyle bağlılık ilkesi↗ işlem temelinin çökmesi↗ sürekli borç ilişkisi↗ ahde vefa↗ sözleşmenin uyarlanması↗ borcun ifası↗ sözleşme serbestisi↗ borçlunun temerrüdü↗ afet↗ ba beyannamesi↗ malvarlığına ilişkin dava↗ hakkın kötüye kullanılması↗ hile↗ eş rızası↗ hakkaniyet↗ hisse devir sözleşmesi↗ dürüstlük kuralı↗ muvafakat↗ ifa↗ anonim şirket↗ iflas↗ kusur↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizin 20.09.2007 gün ve 2006/3253 E, 2007/11565 K sayılı kararında yazılı gerekçeyle davalılar yararına bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacıların kök murisi ... Özler’in hisse devir anlaşmasını yaptığı tarih olan 05.08.1999 tarihinden çok kısa bir süre önce henüz peşinat verildikten ve taksit ödemeleri başlamadan önce 13.01.2000 tarihinde faili meçhul kişi/kişilerce öldürüldüğü, ödeme tablosunun sözleşmeye göre 31.01.2000 ila 31.12.2000 tarihleri arasında belirlendiği, 1999 yılında bütün ülkeyi sarsan İstanbul ve İzmit depreminin olması, arkasından 2001 yılında yine Türkiye’yi derinden sarsan ekonomik krizin ortaya çıkması ve halen de etkisinin devam ediyor olması, ayrıca şirketin faaliyet alanına göre tekstil sektörünün bu krizden en çok etkilenen sektör olması ve bir çok işyerinin kapanmasına ve şirketlerin iflasına yol açması, zaten hisse devir anlaşmasında devir bedelinin şirketin esas sermayesine göre 5 kat yüksek belirlenmiş olması nedeniyle devir bedelinin döviz olarak kararlaştırılması ve döviz fiyatlarındaki olağan dışı artış göz önüne alındığında, davacıların sözleşmenin yapıldığı tarihteki hükümlerle bağlı kılmanın hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu, artık sözleşmeyi yeni duruma uyarlamanın adalet ve hakkaniyet gereği olduğu sonucuna varılarak, davaya konu 10.06.1999 tarihli sözleşme ve buna dayalı 05.08.1999 tarihli hisse devir ve ferağ kabul beyannamesinin geçerli olmadığından bahisle iptali isteminin reddine, ancak hisse devir bedellerinin söz konusu devir tarihindeki dava dışı şirketin öz varlığına uygun düşmediği ve uyarlama koşulları bulunduğunun kabulü ile 10.06.1999 tarihli anlaşmaya dayalı düzenlenen 05.08.1999 tarihli hisse devir ve ferağı kabul beyannamelerinde belirtilen şirket hisse devir bedellerinden davalı ...’in hisse bedelinin 117.268,20 Euro, ...’a devre yönelik hisse bedelinin 123.364,08 Euro, ...’a yönelik hisse bedelinin 122.877,00 Euro olarak davacılara ödeme esasları yönünden taksitlendirme koşulunun da hüküm tarihinden başlayarak 9 aylık eşit taksitler halinde davalılara ödenmesi biçiminde tespitine ve uyarlanmasına karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi ... ...ile davalılar arasındaki anlaşma senedi ve 05.08.1999 tarihli hisse devir sözleşmesinde yazılı ödeme esaslarının yeniden düzenlenerek uyarlanmasını istemiştir.
Dava dilekçesinde muris tarafından hissesi devredilen anonim şirketin devir tarihinde malvarlığı toplamının sözleşmede yazılı olduğu kadar olmadığı, şirketin malvarlığına yaklaşık 1.000.000 DM daha fazla bedel takdir edildiği, sözleşme tarihinde psikolojik tedavi görev murisin basiretli bir iş adamı olarak hareket etmesinin beklenilemeyeceği, 2000-2001 yıllarında yaşanan ekonomik kriz ve sözleşmeden sonra meydana gelen deprem gibi nedenler ileri sürülerek, sözleşme tarihindeki şirketin malvarlıkları nazara alınarak ödeme esaslarının uyarlanması istenilmiştir. Mahkemece 1999 yılında İzmit ve İstanbul’da meydana gelen deprem ile ekonomik kriz nedeniyle sözleşmenin uyarlanmasına karar verilmiştir.
Dava dilekçesinde ileri sürülen maddi olgular yanında davacının dayandığı hukuki nedenlerin mahkemece belirlenmesi ve uygulanması gerekmektedir. Davacılar tarafından sözleşme tarihinde hissesi devredilen anonim şirketin malvarlığının gerçek değerinin hatalı bir şekilde ve gerçeğinden fazla belirlendiğinin mi iddia edildiği, bu iddianın BK’nun 23 ve devam eden maddelerinde yazılı “hata, hile vs” gibi iradeyi fesada uğratan hangi hukuki nedene dayanıldığı hususların mahkemece öncelikle açıklığa kavuşturulması ve BK’nun 31.maddesi hükmü de dikkate alınarak tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Şayet, davacı tarafın hata, hile gibi bir nedene değil de, sözleşmenin imzalanmasından sonraki gelişmelerin davacılar aleyhine olup, edimler arasındaki dengenin davacılar aleyhine bozulduğu iddiasına dayanılması halinde, sözleşmede yazılı bedelin uyarlanması şartlarının oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekir. Öncelikle Dairemiz`in yerleşik uygulamasına göre, sözleşmenin uyarlanmasının istenebilmesi için sözleşmenin sona ermemiş olması, diğer anlatımla borçlunun temerrüde düşmemiş bulunması gerekmektedir. Öte yandan, davacıların murisi ... ile davalılar arasındaki sözleşme sonrasında davalılar tarafından ayrı ayrı imzalanan beyannamelerde “gerek sektörel, gerekse genel ekonomik kriz veya tabii afetler sonucu ortaya çıkacak ödeme güçlüğü halinde tarafların ödeme esaslarını yeniden düzenlemesi muvafakatine tabi olmak kaydıyla ve anonim şirket yönetim kurulunun tasvibinden sonra geçerli olacağı” beyan edilmiştir. Görüldüğü üzere, muris ...’un isteği üzerine ödeme planında kendiliğinden değişiklik yapılamayacak, bunun için tarafların karşılıklı rızası ve şirket yönetim kurulunun onayı halinde ödeme planında değişiklik mümkün olabilecektir.
Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık ( Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda ) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekte de, sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir. İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki hasıl olur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet ( MK. md. 4, 2 ) kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık ( Clausula Rebüs Sic Stantibus -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması ) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. Karşılıklı sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden alt üst olması, borcun ifasını güçleştirmesi durumunda "İŞLEM TEMELİNİN ÇÖKMESİ" gündeme gelir. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yaranına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verilebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar. Uyarlama daha çok ve önemli ölçüde uzun ve sürekli borç ilişkilerinde söz konusu olur. Her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan "irade özgürlüğü" "sözleşme serbestisi" ve "sözleşmeye bağlılık" ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali ( ikinci derecede ) yardımcı niteliktedir. Sözleşme kurulduktan sonra ifası sırasında ortaya çıkan olaylar olağanüstü ve objektif nitelikte olmalıdır. Yine değişen hal ve şartlar nedeni ile tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulmuş olması şarttır. Uyarlama isteyen davacı fevkalade hal ve şartların çıkmasına kendi kusuru ile sebebiyet vermemelidir. Değişen hal ve şartlar taraflar bakımından önceden öngörülebilir; beklenebilir; olağan ve hesaba katılabilen nitelikte olmamalı veya olaylar, öngörülebilir olmakla beraber bunların sözleşmeye etkileri kapsam ve biçim bakımından bu derece tahmin edilmemelidir.
Mahkemece tüm bu açıklamalar gözetilerek, davacı tarafın hangi hukuki nedene dayandığı açıklığa kavuşturulduktan sonra iddia ve savunmaların değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, soyut nedenlerle uyarlama kararı verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
2- Davacılar vekilinin temyizine gelince; Bozma sebep ve şekline göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2012/3178 E. 2013/20242 K.
Ortak:sözleşmeyle bağlılık ilkesi · işlem temelinin çökmesi · sözleşmenin uyarlanması · borcun ifası · sözleşme serbestisi · hakkaniyet · hisse devir sözleşmesi · dürüstlük kuralı · Sözleşmenin Uyarlanması
İncelediğiniz karardaGerçekte de, «sözleşmeye bağlılık ilkesi», hukuki güvenlik, doğruluk, «dürüstlük kuralının» bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır.
… am ediyor olması, ayrıca şirketin faaliyet alanına göre tekstil sektörünün bu krizden en çok etkilenen sektör olması ve bir çok işyerinin kapanmasına ve şirketlerin «iflasına» yol açması, zaten hisse devir anlaşmasında devir bedelinin şirketin esas sermayesine göre 5 kat yüksek belirlenmiş olması nedeniyle devir bedelinin döviz olarak kararlaştırılması ve döviz fiyatlarındaki olağan dışı artış göz önüne alındığında, davacıların sözleşmenin yapıldığı tarihteki hükümlerle bağlı kılmanın «hakkın kötüye kullanılması» mahiyetinde olduğu, artık sözleşmeyi yeni duruma uyarlamanın adalet ve «hakkaniyet» gereği olduğu sonucuna varılarak, davaya konu 10.06.1999 tarihli sözleşme ve buna dayalı 05.08.1999 tarihli hisse devir ve ferağ kabul «beyannamesinin» geçerli olmadığından bahisle iptali isteminin reddine, ancak hisse devir bedellerinin söz konusu devir tarihindeki dava dışı şirketin öz varlığına uygun düşmediği …
1- Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi ... ...ile davalılar arasındaki anlaşma senedi ve 05.08.1999 tarihli «hisse devir sözleşmesinde» yazılı ödeme esaslarının yeniden düzenlenerek uyarlanmasını istemiştir.
Benzer bu kararda1-Asıl dava, «anonim şirket» «hisse devir sözleşmesinin uyarlanması», birleşen dava ise, hisse devir bedelinin bakiyesinin tahsili istemine ilişkindir.
Sözleşmedeki edimler arasındaki dengenin çeşitli nedenlerle alt üst olması, «borcun ifasını» güçlendirmesi durumunda "«işlem temelinin çökmesi»" gündeme gelir.
Sözleşme hukukunda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve «sözleşme serbestliği» ilkeleri benimsenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:gecikme tazminatı · çerçeve sözleşme · bozma sonrası karar · bloke · davanın konusu · satış sözleşmesi · sözleşmenin feshi · tespit davası
Benzer bu karardaEmin Akyüz ile davalı-birleşen davanın davacısı ... arasında 10.03.2000 tarihinde dava dışı «anonim şirketin» hisselerinin «blok» halinde devri konusunda sözleşme imzalandığı, hisselerin davacı-birleşen davanın davalısı...e aylık 31.500 DM olmak üzere, 40 ayda ödenecek şekilde toplam 1.260.000 DM karşılığında devrinin yapıldığı, davacı-birleşen davanın davalısı...ün ilk 7 ay devir bedelinin taksitlerini ödediği, daha sonra ekonomik krizi gerekçe göstererek ödeme yapmadığı, 2001 yılı taksitlerinin faiz farkı konularak yeniden senede bağlandığı, bu senetleri de ekonomik krizin varlığı iddiasıyla ödemediği, davalı-birleşen davanın davacısı idarenin kendisine bakiye alacağın ödenmesi için süre verdiği, davacı-birleşen davanın davalısı M.Emin Akyüz'ün bunu «sözleşmenin feshi» olarak algıladığı, feshi kabul ettiğini açıklayarak, «vadesi» gelen ve gelmeyen senetlerle ilgili olarak iki ayrı borçlu bulunmadığının «tespiti davası» ile sözleşmenin feshedildiğinin tespiti, ödenen bedeller ve «teminatın» tahsili ile uğranılan zararın tazmini davası açtığı, davalı-birleşen davanın davacısı idarenin de karşı tarafın taksitlerin birinde ödemede «temerrüde» düştüğünü, bakiye taksitlerin de «muaccel» hale geldiğini ileri sürerek, ödenmeyen devir bedelinin bakiyesinin tahsili amacıyla dava açtığı, açılan bu davaların tamamının birleştirilerek görüldüğü, mahkemece, davalı idarece akdin feshine karar verildiği kabul edilerek davaların sonuçlandırıldığı, kararın davalı-birleşen davanın davacısı İdarenin temyizi üzerine, somut olaya uygulanan mülga BK'nın 106. maddesi hükmü tartışılarak, davalı-birleşen davanın davacısı İdarenin karşı tarafa süre vermesinin akdin feshi anlamında -/- -3- olmadığı, edimlerin yerine getirilmesi yönünde uyarı mahiyetinde bulunduğu, böyle bir sürenin verilmesinin aynen «ifa» ve «gecikme tazminatı» isteme hakkını ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle İdarenin açtığı akdin aynen ifasına yönelik davada İdare alacağının hüküm altına alınması gerekçesiyle kararın bozulduğu, «bozma sonrası» 17.06.2008 temyize konu uyarlama davasının açıldığı, yine bozma sonrası idarenin açtığı aynen ifa davasının önceki açılan davalardan ayrılarak uyarlama davasıyla birleştirildiği ve yazılı şekilde hüküm kurulduğu hususları «uyuşmazlık konusu» değildir.
Mahkemece, bozma sonrasında birleşen dava ve asıl davada benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasında 10.03.2000 tarihinde «satış sözleşmesinin» imzalandığı, dava dışı A.Ş'nin hisselerinin tamamının davalı-birleşen davanın davacısı tarafından «blok» halinde aylık 31.500 DM karşılığı toplam 1.260.00 DM'ye davacı-karşı davalıya satıldığı, sözleşme ile kararlaştırılan taksitlerden 7 aylık tutar karşılığı 220.500 …
Bu ilkeler «çerçevesinde, sözleşme» yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır.
Bu durum karşısında, asıl «davanın konusu» «sözleşmenin uyarlanması» koşulları bulunmadığı, birleşen davada ise, bozmaya uyulduğu da dikkate alınıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı-birleşen davanın davacısı yararına bozulması gerekmiştir.
-
Sözleşmenin İptali 🔁 aynen tekrar
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/1782 E. 2011/6465 K.
Ortak:ba beyannamesi · hakkın kötüye kullanılması · hakkaniyet · muvafakat · iflas
İncelediğiniz kararda… am ediyor olması, ayrıca şirketin faaliyet alanına göre tekstil sektörünün bu krizden en çok etkilenen sektör olması ve bir çok işyerinin kapanmasına ve şirketlerin «iflasına» yol açması, zaten hisse devir anlaşmasında devir bedelinin şirketin esas sermayesine göre 5 kat yüksek belirlenmiş olması nedeniyle devir bedelinin döviz olarak kararlaştırılması ve döviz fiyatlarındaki olağan dışı artış göz önüne alındığında, davacıların sözleşmenin yapıldığı tarihteki hükümlerle bağlı kılmanın «hakkın kötüye kullanılması» mahiyetinde olduğu, artık sözleşmeyi yeni duruma uyarlamanın adalet ve «hakkaniyet» gereği olduğu sonucuna varılarak, davaya konu 10.06.1999 tarihli sözleşme ve buna dayalı 05.08.1999 tarihli hisse devir ve ferağ kabul «beyannamesinin» geçerli olmadığından bahisle iptali isteminin reddine, ancak hisse devir bedellerinin söz konusu devir tarihindeki dava dışı şirketin öz varlığına uygun düşmediği …
Öte yandan, davacıların murisi ... ile davalılar arasındaki sözleşme sonrasında davalılar tarafından ayrı ayrı imzalanan «beyannamelerde» “gerek sektörel, gerekse genel ekonomik kriz veya tabii «afetler» sonucu ortaya çıkacak ödeme güçlüğü halinde tarafların ödeme esaslarını yeniden düzenlemesi «muvafakatine» tabi olmak kaydıyla ve «anonim şirket» yönetim kurulunun tasvibinden sonra geçerli olacağı” beyan edilmiştir.
İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki hasıl olur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, «hakkaniyet» ve objektif hüsnüniyet ( MK. md.
Benzer bu kararda… am ediyor olması, ayrıca şirketin faaliyet alanına göre tekstil sektörünün bu krizden en çok etkilenen sektör olması ve bir çok işyerinin kapanmasına ve şirketlerin «iflasına» yol açması, zaten hisse devir anlaşmasında devir bedelinin şirketin esas sermayesine göre 5 kat yüksek belirlenmiş olması nedeniyle devir bedelinin döviz olarak kararlaştırılması ve döviz fiyatlarındaki olağan dışı artış göz önüne alındığında, davacıları sözleşmenin yapıldığı tarihteki hükümlerle bağlı kılmanın «hakkın kötüye kullanılması» mahiyetinde olduğu, artık sözleşmeyi yeni duruma uyarlamanın adalet ve «hakkaniyet» gereği olduğu sonucuna varılarak, davaya konu 10.06.1999 tarihli sözleşme ve buna dayalı 05.08.1999 tarihli hisse devir ve ferağ kabul «beyannamesinin» geçerli olmadığından bahisle iptali isteminin reddine, ancak hisse devir bedellerinin söz konusu devir tarihindeki dava dışı şirketin öz varlığına uygun düşmediği …
Çünkü, her bir «beyannamenin» altında kararlaştırılan ödeme tablosu ve devir bedelinin sektörel veya genel ekonomik kriz veya doğal afetlere bağlı ödeme güçlüğünün belirmesi halinde devir taraflarınca yönetim kurulunun «muvafakat» göstermesi kaydıyla yeniden düzenlenebileceği hükmüne yer verilmiştir.
2- Dava, davacılar murisinin hayatta iken davalıların dava dışı Özler Mensucat A.Ş.'ndeki paylarını devir almasına ilişkin yapılan sözleşme ve ilgili devir-kabul ve ferağ «beyannamelerinin» iptali veya beyannamelerde belirtilen ödeme esaslarının uyarlanması istemine ilişkindir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:aile şirketi · ödeme planı · terditli dava · hazirun cetveli · pay devri · alacağın temliki · depo kararı · mirasçılık
Benzer bu kararda… Dairemizin 2006/3253 E, 2007/11565 K sayılı bozma ilamına uyulmuş olmakla davacıların uyarlama istemlerinin kabulü gerekmekte ise de; bu işlemin 10.06.1999 tarihli «protokol» hükümleri gözetilerek yani davalıların devir tarihindeki dava dışı şirkette yer alan kayıtlı şirket hisseleri, dava dışı diğer kardeş ...’den gelen hisse bedelleri, Bağcılardaki «depo» (fabrika) binasının değerleri de gözetilerek devir bedeli ve ödeme esaslarının yeniden düzenlenmesi yolundaki «terditli» istemin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde ve noksan incelemeyle hüküm tesisi hatalı bulunmakla taraf vekillerinin karar düzeltme istemlerinin kabulü ile …
Davacılar murisi ...'in annesi ve kardeşleri olan davalılar ile dava dışı kardeşi ... ile birlikte aile büyüğü olarak kabul edilen bir kişinin hakemliğinde toplanarak düzenledikleri ve imzaladıkları 10.06.1999 tarihli anlaşmayla kök muris ...'den intikal eden terekenin bir kısmının «mirasçıları» arasında paylaşımı ve dava dışı şirkete ait payların devir ve mülkiyet değişikliğine ilişkin bir takım kararlar alınmıştır.
Buna göre, ...' in ölümünden sonra miras payları oranında hissedarlık tablosu daha önce belirlenerek tescil ve «ilan» edilen anılan «aile şirketindeki» davalılara ait payların tamamının toplam (1.407.306) DM bedelle davacılar murisi ...' e devri konusunda anlaşmaya varılmıştır.
Bu durumda, öğreti ve yerleşmiş yargısal uygulama uyarınca, çıplak payların devrinin «alacağın temliki» hükümlerine tabi olduğu kuşkusuzdur.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/5089 E. 2020/3243 K.
Ortak:sözleşmeyle bağlılık ilkesi · işlem temelinin çökmesi · sözleşmenin uyarlanması · borcun ifası · sözleşme serbestisi · hakkaniyet · dürüstlük kuralı · ifa
İncelediğiniz karardaGerçekte de, «sözleşmeye bağlılık ilkesi», hukuki güvenlik, doğruluk, «dürüstlük kuralının» bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır.
… am ediyor olması, ayrıca şirketin faaliyet alanına göre tekstil sektörünün bu krizden en çok etkilenen sektör olması ve bir çok işyerinin kapanmasına ve şirketlerin «iflasına» yol açması, zaten hisse devir anlaşmasında devir bedelinin şirketin esas sermayesine göre 5 kat yüksek belirlenmiş olması nedeniyle devir bedelinin döviz olarak kararlaştırılması ve döviz fiyatlarındaki olağan dışı artış göz önüne alındığında, davacıların sözleşmenin yapıldığı tarihteki hükümlerle bağlı kılmanın «hakkın kötüye kullanılması» mahiyetinde olduğu, artık sözleşmeyi yeni duruma uyarlamanın adalet ve «hakkaniyet» gereği olduğu sonucuna varılarak, davaya konu 10.06.1999 tarihli sözleşme ve buna dayalı 05.08.1999 tarihli hisse devir ve ferağ kabul «beyannamesinin» geçerli olmadığından bahisle iptali isteminin reddine, ancak hisse devir bedellerinin söz konusu devir tarihindeki dava dışı şirketin öz varlığına uygun düşmediği …
Mahkemece 1999 yılında İzmit ve İstanbul’da meydana gelen deprem ile ekonomik kriz nedeniyle «sözleşmenin uyarlanmasına» karar verilmiştir.
Benzer bu karardaSözleşmedeki edimler arasındaki dengenin çeşitli nedenlerle alt üst olması, «borcun ifasını» güçlendirmesi durumunda "«işlem temelinin çökmesi»" gündeme gelir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalıların sözleşmedeki bozucu şartların «muvazaadan» ari olarak gerçekleştiğini, şirket «tüzel kişiliğinin» ve şirketin dava dışı şirketlerle olan iş ilişkisinin sona erdirilmesinin davacıya karşı üstlendikleri yükümlülükten kaçmaya yönelik bir amaç taşımadığını kanıtlayamadıkları, bu «sözleşmenin iptalini» sağlamadıkları sürece anılan sözleşme uyarınca üstlendikleri hisse devir bedelini ödemeleri gerektiği, icra takip tarihleri itibariyle davalılar tarafından açılmış sözleşmenin iptali ve uyarlanmasına yönelik bir dava bulunmadığı, tarafların icra takip tarihleri itibarıyla sözleşme ile bağlı oldukları ve davalıların sözleşme hükümleri doğrultusunda ödeme yapmaları gerektiği, her üç icra takibi açısından da takiplerde talep edilen «asıl alacak» yönünden davalıların itirazlarının haksız ve yersiz olduğu, şirketin «fesih» tarihi itibariyle maddi anlamda borca batık olduğu, sona ermiş, mal varlığı kalmamış, «terkin» edilmiş bir şirket dolayısıyla hala aylık 2.000.- USD ödeneceğini kabul etmenin «hakkaniyete» uygun düşmeyeceği, bu husus göz önüne alındığında, taraflar arasında imzalanan 17.05.2004 tarihli sözleşmenin tasfiyesinin gerektiği, devredilen hissenin devir tarihi itibarıyla bilirkişi kurulu raporlarında belirtilen değeri gözetildiğinde ve davalı tarafça yapılan ve açılan icra takipleri dolayısıyla yapılması gereken ödemeler de değerlendirildiğinde hisse devralanların açtığı dava tarihi itibariyle tarafların birbirlerine borç ve alacaklarının bulunmadığı, sözleşmenin «tasfiye» edilmesinin hakkaniyet uygun bir çözüm olduğu gerekçesiyle esas davada, davanın kısmen kabulüne, davalının İzmir 6.
Şti.'nin 31.03.2005 tarihi itibariyle feshine karar verildiği, tasfiyenin 26.04.2006 tarihinde tamamlanarak «sicilden terkin» edildiği, şirketin «fesih» tarihi itibariyle maddi anlamda borca batık olduğu, sona ermiş, mal varlığı kalmamış, terkin edilmiş bir şirket dolayısıyla hala aylık 2.000 USD ödeneceğini kabul etmenin «hakkaniyete» uygun düşmeyeceği, sözleşmenin tasfiyesinin gerektiği, devredilen hissenin devir tarihi itibariyle bilirkişi raporundaki değeri gözönüne alındığında ve davacılarca yapılan ödemelerde değerlendirildiğinde dava tarihi itibariyle tarafların birbirlerine borç ve alacaklı olmadığı tesbiti yapılarak «tasfiye» edilmesine karar verilmesinin hakkaniyete uygun bir çözüm olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 17.05.2004 tarihli sözleşmenin tarafların birbirlerine sözleşme do …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:çerçeve sözleşme · sözleşmenin iptali · itirazın iptali davası · davanın konusu · muvazaa · sicilden terkin · fesih · iptal davası
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalıların sözleşmedeki bozucu şartların «muvazaadan» ari olarak gerçekleştiğini, şirket «tüzel kişiliğinin» ve şirketin dava dışı şirketlerle olan iş ilişkisinin sona erdirilmesinin davacıya karşı üstlendikleri yükümlülükten kaçmaya yönelik bir amaç taşımadığını kanıtlayamadıkları, bu «sözleşmenin iptalini» sağlamadıkları sürece anılan sözleşme uyarınca üstlendikleri hisse devir bedelini ödemeleri gerektiği, icra takip tarihleri itibariyle davalılar tarafından açılmış sözleşmenin iptali ve uyarlanmasına yönelik bir dava bulunmadığı, tarafların icra takip tarihleri itibarıyla sözleşme ile bağlı oldukları ve davalıların sözleşme hükümleri doğrultusunda ödeme yapmaları gerektiği, her üç icra takibi açısından da takiplerde talep edilen «asıl alacak» yönünden davalıların itirazlarının haksız ve yersiz olduğu, şirketin «fesih» tarihi itibariyle maddi anlamda borca batık olduğu, sona ermiş, mal varlığı kalmamış, «terkin» edilmiş bir şirket dolayısıyla hala aylık 2.000.- USD ödeneceğini kabul etmenin «hakkaniyete» uygun düşmeyeceği, bu husus göz önüne alındığında, taraflar arasında imzalanan 17.05.2004 tarihli sözleşmenin tasfiyesinin gerektiği, devredilen hissenin devir tarihi itibarıyla bilirkişi kurulu raporlarında belirtilen değeri gözetildiğinde ve davalı tarafça yapılan ve açılan icra takipleri dolayısıyla yapılması gereken ödemeler de değerlendirildiğinde hisse devralanların açtığı dava tarihi itibariyle tarafların birbirlerine borç ve alacaklarının bulunmadığı, sözleşmenin «tasfiye» edilmesinin hakkaniyet uygun bir çözüm olduğu gerekçesiyle esas davada, davanın kısmen kabulüne, davalının İzmir 6.
Şti.'nin 31.03.2005 tarihi itibariyle feshine karar verildiği, tasfiyenin 26.04.2006 tarihinde tamamlanarak «sicilden terkin» edildiği, şirketin «fesih» tarihi itibariyle maddi anlamda borca batık olduğu, sona ermiş, mal varlığı kalmamış, terkin edilmiş bir şirket dolayısıyla hala aylık 2.000 USD ödeneceğini kabul etmenin «hakkaniyete» uygun düşmeyeceği, sözleşmenin tasfiyesinin gerektiği, devredilen hissenin devir tarihi itibariyle bilirkişi raporundaki değeri gözönüne alındığında ve davacılarca yapılan ödemelerde değerlendirildiğinde dava tarihi itibariyle tarafların birbirlerine borç ve alacaklı olmadığı tesbiti yapılarak «tasfiye» edilmesine karar verilmesinin hakkaniyete uygun bir çözüm olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 17.05.2004 tarihli sözleşmenin tarafların birbirlerine sözleşme do …
Somut uyuşmazlıkta, davacıların aleyhlerinde yapılan icra takipleri ve açılan itirazın iptali davaları nedeniyle edimlerini yerine getirmekte «temerrüde» düştükleri, bu nedenle davalının davacılar aleyhine «itirazın iptali davalarını» açtıkları anlaşılmaktadır.
Hükmüne uyulan Dairenin 24.10.2013 günleri bozma ilamında da vurgulandığı üzere davacılar, sözleşme ile öngörülen bozucu şartların «muvazaadan» ari olarak gerçekleştiğini isbat edemedikleri için, Netiz Ltd.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2010/3663 E. , 2010/10285 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12.11.2009 tarih ve 2008/189-2009/698 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 12.10.2010 gününde davacı avukatı ... ile davalı avukatı ... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkilinin eşi ve iki küçük çocuğunun babası ... Özler' in öldürülmeden kısa bir süre önce 10.06.1999 tarihli sözleşmeyle davalıların ...Mensucat A.Ş.' ye ait payları toplam (1.407.306) DM bedelle satın aldığının davalılarca açılan İstanbul 5.Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2000/136 E. sayısında kayıtlı alacak davası vesilesiyle öğrenildiğini, bu sözleşmenin son paragrafında sektörel, genel ekonomik kriz veya doğal afetlere bağlı ödeme esaslarının yeniden düzenlenmesi ve A.Ş. yönetim kurulunun onayı halinde geçerlilik kazanacağının öngörüldüğünü, bu hallerin tamamının gerçekleştiğini, esasen sözleşmenin davacılar murisince imzalandığının da kuşkulu olduğunu ileri sürerek, anılan anlaşma senedi ve 05.08.1999 tarihli üç adet hisse devir ve ferağ kabul beyannamesinin iptalini, şirket hisselerinin eski hale getirilmesini veya beyannamelerde belirtilen ödeme esaslarının yeniden düzenlenerek uyarlanmasını talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, asliye hukuk mahkemelerinde görülebileceğini, diğer derdest davada imzanın murise aidiyetinin saptandığını, 10.06.1999 tarihli sözleşmenin gerçek ve geçerli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar Dairemizin 20.09.2007 gün ve 2006/3253 E, 2007/11565 K sayılı kararında yazılı gerekçeyle davalılar yararına bozulmuştur.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacıların kök murisi ... Özler’in hisse devir anlaşmasını yaptığı tarih olan 05.08.1999 tarihinden çok kısa bir süre önce henüz peşinat verildikten ve taksit ödemeleri başlamadan önce 13.01.2000 tarihinde faili meçhul kişi/kişilerce öldürüldüğü, ödeme tablosunun sözleşmeye göre 31.01.2000 ila 31.12.2000 tarihleri arasında belirlendiği, 1999 yılında bütün ülkeyi sarsan İstanbul ve İzmit depreminin olması, arkasından 2001 yılında yine Türkiye’yi derinden sarsan ekonomik krizin ortaya çıkması ve halen de etkisinin devam ediyor olması, ayrıca şirketin faaliyet alanına göre tekstil sektörünün bu krizden en çok etkilenen sektör olması ve bir çok işyerinin kapanmasına ve şirketlerin iflasına yol açması, zaten hisse devir anlaşmasında devir bedelinin şirketin esas sermayesine göre 5 kat yüksek belirlenmiş olması nedeniyle devir bedelinin döviz olarak kararlaştırılması ve döviz fiyatlarındaki olağan dışı artış göz önüne alındığında, davacıların sözleşmenin yapıldığı tarihteki hükümlerle bağlı kılmanın hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olduğu, artık sözleşmeyi yeni duruma uyarlamanın adalet ve hakkaniyet gereği olduğu sonucuna varılarak, davaya konu 10.06.1999 tarihli sözleşme ve buna dayalı 05.08.1999 tarihli hisse devir ve ferağ kabul beyannamesinin geçerli olmadığından bahisle iptali isteminin reddine, ancak hisse devir bedellerinin söz konusu devir tarihindeki dava dışı şirketin öz varlığına uygun düşmediği ve uyarlama koşulları bulunduğunun kabulü ile 10.06.1999 tarihli anlaşmaya dayalı düzenlenen 05.08.1999 tarihli hisse devir ve ferağı kabul beyannamelerinde belirtilen şirket hisse devir bedellerinden davalı ...’in hisse bedelinin 117.268,20 Euro, ...’a devre yönelik hisse bedelinin 123.364,08 Euro, ...’a yönelik hisse bedelinin 122.877,00 Euro olarak davacılara ödeme esasları yönünden taksitlendirme koşulunun da hüküm tarihinden başlayarak 9 aylık eşit taksitler halinde davalılara ödenmesi biçiminde tespitine ve uyarlanmasına karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Davacılar vekili, müvekkillerinin murisi ... ...ile davalılar arasındaki anlaşma senedi ve 05.08.1999 tarihli hisse devir sözleşmesinde yazılı ödeme esaslarının yeniden düzenlenerek uyarlanmasını istemiştir.
Dava dilekçesinde muris tarafından hissesi devredilen anonim şirketin devir tarihinde malvarlığı toplamının sözleşmede yazılı olduğu kadar olmadığı, şirketin malvarlığına yaklaşık 1.000.000 DM daha fazla bedel takdir edildiği, sözleşme tarihinde psikolojik tedavi görev murisin basiretli bir iş adamı olarak hareket etmesinin beklenilemeyeceği, 2000-2001 yıllarında yaşanan ekonomik kriz ve sözleşmeden sonra meydana gelen deprem gibi nedenler ileri sürülerek, sözleşme tarihindeki şirketin malvarlıkları nazara alınarak ödeme esaslarının uyarlanması istenilmiştir. Mahkemece 1999 yılında İzmit ve İstanbul’da meydana gelen deprem ile ekonomik kriz nedeniyle sözleşmenin uyarlanmasına karar verilmiştir.
Dava dilekçesinde ileri sürülen maddi olgular yanında davacının dayandığı hukuki nedenlerin mahkemece belirlenmesi ve uygulanması gerekmektedir. Davacılar tarafından sözleşme tarihinde hissesi devredilen anonim şirketin malvarlığının gerçek değerinin hatalı bir şekilde ve gerçeğinden fazla belirlendiğinin mi iddia edildiği, bu iddianın BK’nun 23 ve devam eden maddelerinde yazılı “hata, hile vs” gibi iradeyi fesada uğratan hangi hukuki nedene dayanıldığı hususların mahkemece öncelikle açıklığa kavuşturulması ve BK’nun 31.maddesi hükmü de dikkate alınarak tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Şayet, davacı tarafın hata, hile gibi bir nedene değil de, sözleşmenin imzalanmasından sonraki gelişmelerin davacılar aleyhine olup, edimler arasındaki dengenin davacılar aleyhine bozulduğu iddiasına dayanılması halinde, sözleşmede yazılı bedelin uyarlanması şartlarının oluşup oluşmadığının incelenmesi gerekir. Öncelikle Dairemiz`in yerleşik uygulamasına göre, sözleşmenin uyarlanmasının istenebilmesi için sözleşmenin sona ermemiş olması, diğer anlatımla borçlunun temerrüde düşmemiş bulunması gerekmektedir. Öte yandan, davacıların murisi ... ile davalılar arasındaki sözleşme sonrasında davalılar tarafından ayrı ayrı imzalanan beyannamelerde “gerek sektörel, gerekse genel ekonomik kriz veya tabii afetler sonucu ortaya çıkacak ödeme güçlüğü halinde tarafların ödeme esaslarını yeniden düzenlemesi muvafakatine tabi olmak kaydıyla ve anonim şirket yönetim kurulunun tasvibinden sonra geçerli olacağı” beyan edilmiştir.
Görüldüğü üzere, muris ...’un isteği üzerine ödeme planında kendiliğinden değişiklik yapılamayacak, bunun için tarafların karşılıklı rızası ve şirket yönetim kurulunun onayı halinde ödeme planında değişiklik mümkün olabilecektir.
Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık ( Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda ) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Eş söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekte de, sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke özel hukukun diğer ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Sözleşme yapıldığında karşılıklı edimler arasında mevcut olan denge sonradan şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılamayacak derecede bozulabilir.
İşte bu durumda sözleşmeye bağlılık ve sözleşme adaleti ilkeleri arasında bir çelişki hasıl olur ve artık bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalmak adalet, hakkaniyet ve objektif hüsnüniyet ( MK. md. 4, 2 ) kaidelerine aykırı bir durum yaratır hale gelir. Hukukta bu zıtlık ( Clausula Rebüs Sic Stantibus -beklenmeyen hal şartı- sözleşmenin değişen şartlara uydurulması ) ilkesi ile giderilmeye çalışılmaktadır. Karşılıklı sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden alt üst olması, borcun ifasını güçleştirmesi durumunda "İŞLEM TEMELİNİN ÇÖKMESİ" gündeme gelir. İşte bu bağlamda hakim, somut olayın verilerine göre alacaklı yararına borçlunun edimini yükseltmeye veya borçlu yaranına onun tamamen veya kısmen edim yükümlülüğünden kurtulmasına karar verilebilir ve müdahale ederek sözleşmeyi değişen koşullara uyarlar.
Uyarlama daha çok ve önemli ölçüde uzun ve sürekli borç ilişkilerinde söz konusu olur. Her talep vukuunda sözleşmeyi değişen hal ve şartlara uydurmak mümkün değildir. Aksi halde özel hukuk sistemimizde geçerli olan "irade özgürlüğü" "sözleşme serbestisi" ve "sözleşmeye bağlılık" ilkelerinden sapma tehlikesi ortaya çıkar. Sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai, tali ( ikinci derecede ) yardımcı niteliktedir. Sözleşme kurulduktan sonra ifası sırasında ortaya çıkan olaylar olağanüstü ve objektif nitelikte olmalıdır. Yine değişen hal ve şartlar nedeni ile tarafların yüklendikleri edimler arasındaki denge aşırı ölçüde ve açık biçimde bozulmuş olması şarttır. Uyarlama isteyen davacı fevkalade hal ve şartların çıkmasına kendi kusuru ile sebebiyet vermemelidir.
Değişen hal ve şartlar taraflar bakımından önceden öngörülebilir; beklenebilir; olağan ve hesaba katılabilen nitelikte olmamalı veya olaylar, öngörülebilir olmakla beraber bunların sözleşmeye etkileri kapsam ve biçim bakımından bu derece tahmin edilmemelidir.
Mahkemece tüm bu açıklamalar gözetilerek, davacı tarafın hangi hukuki nedene dayandığı açıklığa kavuşturulduktan sonra iddia ve savunmaların değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, soyut nedenlerle uyarlama kararı verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
2- Davacılar vekilinin temyizine gelince; Bozma sebep ve şekline göre davacılar vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir olunan 750,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 14.10.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1030604800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz