Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/6104 E. 2011/5338 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
gecikme cezası↗ mevduat hesabı↗ rücu↗ uyuşmazlık konusu↗ kusur↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacı nezdinde hesabı bulunduğu, bu hesap nedeniyle ödemek zorunda kaldığı stopaj ve vergi cezasından davalının sorumlu olduğu iddiasıyla bu davayı açtığı, davalının bu durumun davacı hatasından kaynaklandığını savunduğu, tarafların kusur durumlarının araştırılması gerekçesiyle önceki kararın bozulduğu, bilirkişi kurulunun tarafların eşit oranda kusurlu olduğu yönünde görüş bildirdiği, stopaj olarak kesilen tutardan vergi yükümlüsü davalının sorumlu bulunduğu, bu miktarın 57.580.00 YTL olduğu, vergi cezasının yarısı olan 34.914.96 YTL’den ayrıca sorumlu bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 92.494.96 YTL’nin faiziyle tahsiline karar verilmiştir
Karar, taraf vekillerince temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, mevduat faizi geliri nedeniyle ödenen vergi ve gecikme tutarının rucuan tahsili istemine ilişkindir. Davalının, davacı nezdinde mevduat hesabı olduğu, faiz geliri elde ettiği, bu gelirin vergiden muaf olduğu zannedilip tahakkuk eden verginin uzun süre ödenmediği, daha sonra davacının vergi aslı ve gecikme tutarını idareye ödediği, rucuan tahsili için eldeki bu davayı açtığı hususu uyuşmazlık konusu değildir. Vergi mevzuatındaki değişiklik sonrası elde edilen faiz geliri nedeniyle davalının vergi yükümlüsü haline geldiğini faizin vergisinin yatırılması gerektiğini bilmek durumunda olması, bu hususta davacı bankayı uyarması ve denetlemesi nedeniyle davalının verginin geç ödenmesinde sorumluluğu mevcut ise de, bu verginin zamanında yatırılması mükellefiyeti esasen vergi sorumlusu davacı bankaya aittir. Bu bakımdan, zamanında vergi yatırılmaması işleminde davacının davalıya nazaran daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gereklidir. O halde, tarafların yarı oranında kusurlu bulunduğu yönündeki bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca, vergi yükümlüsü olması dolayısıyla davalı davacının ödediği vergi aslının tamamından sorumludur. Esasen bu yön önceki kararla da kesinleşmiştir. Uyuşmazlık, ödenen gecikme tutarından kimin ne oranda sorumlu olduğu noktasında toplanmaktadır. Davacı, ödediği vergi aslı ile gecikme cezası tutarının davalı kusuruna isabet eden kısmının toplamı kadar rücu edebilecektir. Bu durum karşısında, vergi aslının zamanında ödenmemesi nedeniyle davacının ödediği gecikme cezası tutarının ne kadar olduğu açıklanmadan ve davalının sorumlu olduğu miktarın nasıl hesaplandığı tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması da kabul şekli bakımından yanlış olmuş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/12292 E. 2010/3724 K.
Ortak:gecikme cezası · kusur · Alacak
İncelediğiniz kararda… aldığı stopaj ve vergi cezasından davalının sorumlu olduğu iddiasıyla bu davayı açtığı, davalının bu durumun davacı hatasından kaynaklandığını savunduğu, tarafların «kusur» durumlarının araştırılması gerekçesiyle önceki kararın bozulduğu, bilirkişi kurulunun tarafların eşit oranda kusurlu olduğu yönünde görüş bildirdiği, stopaj olarak …
Davacı, ödediği vergi aslı ile «gecikme cezası» tutarının davalı kusuruna isabet eden kısmının toplamı kadar «rücu» edebilecektir.
Bu durum karşısında, vergi aslının zamanında ödenmemesi nedeniyle davacının ödediği «gecikme cezası» tutarının ne kadar olduğu açıklanmadan ve davalının sorumlu olduğu miktarın nasıl hesaplandığı tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması da kabul şekli bakımından yanlış olmuş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer bu kararda… , davalı-birleşen davacının, davacı-birleşen davalı bankada faiz geliri getiren hesabı olduğu, elde edilen gelir vergisinin vergi dairesine bildirilmediği, bankanın «gecikme cezası» ve vergi aslını ödediği, vergi mükellefi davalı-birleşen davanın davacısı hesabından ödenen vergi aslının tahsil edildiği, esasen davalı-birleşen davanın davacısının bunu kabul ettiği, asıl davada vergi cezasının talep edilmediği, zamanında vergi ödenmemesi nedeniyle davalının fazladan tahsil ettiği iddia edilen faiz gelirinin talep edildiği, oysa vergi aslını davalının sonradan ödediği, sonradan ödediği vergi cezasının yarısını tahsil ettiği, bu halde davacının ödediği faiz gelirini talep hakkı bulunmadığı, birleşen davaya gelince VUK’nun 94 ncü maddesi uyarınca vergi sorumlusunun davalı banka, vergi mükellefinin ise davacı hesap sahibi olduğu, dört yıl faiz gelirinden vergi kesilerek yatırılmamasının sorumluğunun asıl olarak davalı bankada olduğu, ancak davacı hesap sahibinin vergiden muaf olduğunu bildirmesi, uzun süre suskun kalması ve davalı bankayı ikaz etmemesi nedeniyle %25 oranında müterafik kusurunun bulunduğu, davacı bankanın ödemiş olduğu vergi cezasından davacının süresinde ödenmeyen stopaj nedeniyle elde ettiği menfaatin mahsubunun gerektiği, buna göre zararın 5.500.80 YTL olduğu, davalının bundan «kusuru» oranında sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne, davalının icra takibine yaptığı itirazın 4.186.11 YTL üzerinden iptaline, 4.125.60 YTL «asıl alacak» üzerinden takip tarihinden itibaren «yasal faiz» yürütülmesine, 1.674.44 YTL «inkar tazminatının» tahsiline karar verilmiştir.
Ancak, birleşen davada tarafların «kusur» durumları da dikkate alınarak alacağın tayin edildiği, likit olmadığı, miktarının tayinin yargılamayı gerektirdiği dikkate alınarak «inkar tazminatı» isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:icra takibine itiraz · asıl alacak · inkar tazminatı · yasal faiz
Benzer bu kararda… , davalı-birleşen davacının, davacı-birleşen davalı bankada faiz geliri getiren hesabı olduğu, elde edilen gelir vergisinin vergi dairesine bildirilmediği, bankanın «gecikme cezası» ve vergi aslını ödediği, vergi mükellefi davalı-birleşen davanın davacısı hesabından ödenen vergi aslının tahsil edildiği, esasen davalı-birleşen davanın davacısının bunu kabul ettiği, asıl davada vergi cezasının talep edilmediği, zamanında vergi ödenmemesi nedeniyle davalının fazladan tahsil ettiği iddia edilen faiz gelirinin talep edildiği, oysa vergi aslını davalının sonradan ödediği, sonradan ödediği vergi cezasının yarısını tahsil ettiği, bu halde davacının ödediği faiz gelirini talep hakkı bulunmadığı, birleşen davaya gelince VUK’nun 94 ncü maddesi uyarınca vergi sorumlusunun davalı banka, vergi mükellefinin ise davacı hesap sahibi olduğu, dört yıl faiz gelirinden vergi kesilerek yatırılmamasının sorumluğunun asıl olarak davalı bankada olduğu, ancak davacı hesap sahibinin vergiden muaf olduğunu bildirmesi, uzun süre suskun kalması ve davalı bankayı ikaz etmemesi nedeniyle %25 oranında müterafik kusurunun bulunduğu, davacı bankanın ödemiş olduğu vergi cezasından davacının süresinde ödenmeyen stopaj nedeniyle elde ettiği menfaatin mahsubunun gerektiği, buna göre zararın 5.500.80 YTL olduğu, davalının bundan «kusuru» oranında sorumlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne, davalının icra takibine yaptığı itirazın 4.186.11 YTL üzerinden iptaline, 4.125.60 YTL «asıl alacak» üzerinden takip tarihinden itibaren «yasal faiz» yürütülmesine, 1.674.44 YTL «inkar tazminatının» tahsiline karar verilmiştir.
2- Asıl dava, haksız yere elde edildiği iddia edilen faiz gelirinin tahsili, birleşen dava ise, talimat olmaksızın hesaptan çekilen paranın tahsiline yönelik yapılan «icra takibine itirazın» iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile birleşen davanın davacısı lehine «inkar tazminatına» hükmedilmiştir.
Ancak, birleşen davada tarafların «kusur» durumları da dikkate alınarak alacağın tayin edildiği, likit olmadığı, miktarının tayinin yargılamayı gerektirdiği dikkate alınarak «inkar tazminatı» isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2018/864 E. 2019/6424 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:maddi tazminat · ibraz
Benzer bu karardaMahkemece, davanın kısmen kabulü ile, 18.000,00 TL «maddi tazminat» ile 8.000,00 TL manevi tazminatın 12/05/2009 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair verilen kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebepler ile Dairemiz bozma ilamında yer verilen 13/01/2009 tarihli “Muvafakatname” başlıklı belgenin aslının davalı tarafça «ibraz» edildiğinin ve incelendiğinin anlaşılmış olmasına göre davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/18086 E. 2015/12817 K.
Ortak:gecikme cezası
İncelediğiniz karardaDavacı, ödediği vergi aslı ile «gecikme cezası» tutarının davalı kusuruna isabet eden kısmının toplamı kadar «rücu» edebilecektir.
Bu durum karşısında, vergi aslının zamanında ödenmemesi nedeniyle davacının ödediği «gecikme cezası» tutarının ne kadar olduğu açıklanmadan ve davalının sorumlu olduğu miktarın nasıl hesaplandığı tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması da kabul şekli bakımından yanlış olmuş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki poliçe kapsamında davalı tarafından yapılan ödemeler dışında davacının talep edebileceği bakiye zarar ve «gecikme cezası» toplamının 389.870,53 USD olduğu gerekçesiyle bu miktarın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:bilirkişi raporuna itiraz · sigorta poliçesi · yasal faiz · hasar · eksik inceleme · dahili dava
Benzer bu kararda2-Ancak, hükme esas alınan 04.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda, «sigorta poliçesi» kapsamında bulunan «hasara» ilişkin olarak 15-25.05.2007 tarihlerinde yapılan çalışmalar nedeniyle davacının talep edebileceği miktar, davacı tarafça talep edilen %25 oranındaki stopajın ödendiğine dair belge bulunmadığı, bu nedenle stopajın hasara «dahil» edilemeyeceği kabul edilerek belirlenmiş ise de davacı tarafça, davalı taraftan her zaman stopajlı tutarların talep edildiğinden, davalının da stopajlı tutarlara göre ödeme yaptığından bahisle «bilirkişi raporuna itiraz» edilmiş ve itiraz dilekçesi ekinde de yapılan stopaj ödemesine ilişkin belgeler sunulmuştur.
Bu durumda mahkemece, davacının hükme esas alınan bilirkişi raporuna yaptığı itiraz üzerinde durularak anılan döneme ilişkin olarak stopajın ödenip ödenmediğinin tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde «eksik incelemeye» dayalı olarak hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Öte yandan, işbu dava 07.04.2009 tarihinde açılmış olup davacı tarafça da bu tarihe kadar oluşan alacağın dava tarihinden itibaren «yasal faizi» ile birlikte tahsili talep edilmiş olmasına rağmen hükme esas tutulan 04.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda, dava tarihini aşacak biçimde 31.12.2009 tarihine kada …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2009/6104 E. , 2011/5338 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/12/2008 tarih ve 2008/135-2008/713 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 03.05.2011 gününde davacı avukatı .... ile davalı avukatı ..... gelip, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi .... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, 193 s. Gelir Vergisi Kanunu’nun 4369 S.K. ile değişik 94/8 maddesi uyarınca 29.07.1998 tarihinden itibaren Kurumlar Vergisi’nin bütünüyle kapsamı dışındaki dernek ve vakıflara stopaj yükümlülüğü getirildiğinden davalı vakfın müvekkili banka nezdindeki mevduatı ile ilgili vergisi kesilmeyen faiz ödemelerinden dolayı müvekkilince anapara vergi borcu ve gecikme tutarı 185.585.260.865 TL’nın Vergi Dairesi’ne 20.09.2001 tarihinde yatırıldığını, vergi yükümlüsünün davalı mudi olduğunun ileri sürerek, anılan meblağın faiziyle davalıdan rucuan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Bakanlar Kurulu’nun 21.11.1997 tarih ve 10284 sayılı kararı ile müvekkiline vergi muafiyeti tanındığını, sehven yapılan tevkifatın vadesinde yerine getirilmemesinden doğan gecikme cezasına davacının katlanması gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının, davacı nezdinde hesabı bulunduğu, bu hesap nedeniyle ödemek zorunda kaldığı stopaj ve vergi cezasından davalının sorumlu olduğu iddiasıyla bu davayı açtığı, davalının bu durumun davacı hatasından kaynaklandığını savunduğu, tarafların kusur durumlarının araştırılması gerekçesiyle önceki kararın bozulduğu, bilirkişi kurulunun tarafların eşit oranda kusurlu olduğu yönünde görüş bildirdiği, stopaj olarak kesilen tutardan vergi yükümlüsü davalının sorumlu bulunduğu, bu miktarın 57.580.00 YTL olduğu, vergi cezasının yarısı olan 34.914.96 YTL’den ayrıca sorumlu bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 92.494.96 YTL’nin faiziyle tahsiline karar verilmiştir
Karar, taraf vekillerince temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bentlerin kapsamları dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, mevduat faizi geliri nedeniyle ödenen vergi ve gecikme tutarının rucuan tahsili istemine ilişkindir. Davalının, davacı nezdinde mevduat hesabı olduğu, faiz geliri elde ettiği, bu gelirin vergiden muaf olduğu zannedilip tahakkuk eden verginin uzun süre ödenmediği, daha sonra davacının vergi aslı ve gecikme tutarını idareye ödediği, rucuan tahsili için eldeki bu davayı açtığı hususu uyuşmazlık konusu değildir. Vergi mevzuatındaki değişiklik sonrası elde edilen faiz geliri nedeniyle davalının vergi yükümlüsü haline geldiğini faizin vergisinin yatırılması gerektiğini bilmek durumunda olması, bu hususta davacı bankayı uyarması ve denetlemesi nedeniyle davalının verginin geç ödenmesinde sorumluluğu mevcut ise de, bu verginin zamanında yatırılması mükellefiyeti esasen vergi sorumlusu davacı bankaya aittir.
Bu bakımdan, zamanında vergi yatırılmaması işleminde davacının davalıya nazaran daha fazla kusurlu olduğunun kabulü gereklidir. O halde, tarafların yarı oranında kusurlu bulunduğu yönündeki bilirkişi raporuna itibar edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca, vergi yükümlüsü olması dolayısıyla davalı davacının ödediği vergi aslının tamamından sorumludur. Esasen bu yön önceki kararla da kesinleşmiştir. Uyuşmazlık, ödenen gecikme tutarından kimin ne oranda sorumlu olduğu noktasında toplanmaktadır. Davacı, ödediği vergi aslı ile gecikme cezası tutarının davalı kusuruna isabet eden kısmının toplamı kadar rücu edebilecektir. Bu durum karşısında, vergi aslının zamanında ödenmemesi nedeniyle davacının ödediği gecikme cezası tutarının ne kadar olduğu açıklanmadan ve davalının sorumlu olduğu miktarın nasıl hesaplandığı tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması da kabul şekli bakımından yanlış olmuş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, takdir edilen 825,00 TL duruşma vekillik ücretinin taraflardan alınarak yek diğerine verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 03.05.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1023205800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz