İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2014/4640 E. 2014/16527 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
tenkis↗ tacir sıfatı↗ bilirkişi raporuna itiraz↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ cezai şart↗ ifa↗ mahsup↗ ihtarname↗ asıl alacak↗ icra inkar tazminatı↗ tacir↗ inkar tazminatı↗ kusur↗ avans faizi↗ temerrüt↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında düzenlenen 13.06.2008 tarihli sunuculuk sözleşmesinin yapıldığı, davalının sözleşmeyi feshetmesinin haklı görülmediği, bu nedenle davacının sözleşmede öngörülen sunuculuk ücretine hak kazandığı, ancak sunuculuk ücreti tespit edilirken taraflarca önceki yıl için yapılan indirimlerin ve davacının fesihten sonra çalıştığı kurumdan aldığı ücretin gözetilmesinin gerektiği, bunun dışında davacı sunuculuk görevini ifa etmediğinden sözleşmede belirlenen kuaförlük ücreti, kostüm ücreti, orkestra ücreti gibi ücretleri isteyemeyeceği, ayrıca sözleşmede belirlenen cezai şart faihiş olduğundan mülga BK'nun 161/2. maddesi uyarınca tenkisinin uygun görüldüğü, davalının temerrüde düşürülmemesi nedeniyle ancak takip tarihinden itibaren faiz istenebileceği, takibe konu alacağın likit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının 1.653.120 TL sunuculuk ücreti ve 500.000 TL cezai şart alacağı olmak üzere toplam 2.153.120 TL asıl alacak üzerinden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, asıl alacağın %40'ı oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, taraflar arasındaki sunuculuk sözleşmesine dayalı alacağın ve cezai şartın tahsili için başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de yapılan değerlendirme dosya kapsamı ile uyumlu bulunmamaktadır. Taraflar arasında 13.06.2008 tarihli iki yılı kapsayan sunuculuk sözleşmesinin düzenlendiği, 25.12.2008 ve 01.03.2009 tarihlerinde yapılan ek sözleşmeler ile ana sözleşmedeki ücret maddesinde değişikliğe gidildiği, ana sözleşmeye göre ikinci yıla ilişkin yayın döneminin 2009 yılı Eylül ayında taraflarca belirlenecek günde başlayacağı, davacının davalıya gönderdiği ihtarname ile davalıdan yeni yayın dönemi ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmesini istediği, 02.10.2009 tarihli ihtarname ile de davalının sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle sözleşmeyi haklı nedenlerle feshettiğini davalıya bildirdiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Mahkemece de kabul edildiği üzere davalının kusuru nedeni ile taraflar arasındaki 13.06.2008 tarihli sözleşme feshedildiğinden artık somut olaya uygulanması gerekli mülga 818 sayılı BK'nun 106. vd. maddeleri uyarınca davacının, sözleşmenin ifasından vazgeçtiğini karşı tarafa bildirerek sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle uğradığı zararı isteme hakkı bulunmaktadır. Ancak, mahkemece davacının sözleşmeden dönerek zararlarını isteyebileceği ve sunuculuk ücretinin de bu kapsamda bulunduğu kabul edilmesine karşın talep edilebilecek sunuculuk ücreti, taraflarca önceki yılın sunuculuk ücretinde yapılan indirimler dikkate alınarak tespit edilmiştir. Oysa, taraflar arasında düzenlenen ve sözleşmenin ilk yılına ilişkin sunuculuk ücretinde değişikliğe giden her iki sözleşmede de, açıkça yapılan indirimlerin sadece ilk yılın ücretine ilişkin olduğu ve ikinci yıla ilişkin olarak asıl sözleşmedeki miktarların geçerli bulunduğu vurgulanmıştır. Bu durumda mahkemece, taraflar arasında yapılan asıl sözleşmedeki hükümlere göre davacının isteyebileceği sunuculuk ücretinin tespiti gerekirken yazılı şekilde yerinde olmayan gerekçelerle bu ücrette indirime gidilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Ayrıca, mahkemece hüküm altına alınan sunuculuk ücreti belirlenirken davacının sözleşmeyi feshettikten sonra çalıştığı başka bir kurumdan aldığı ücretler de sunuculuk ücretinden mahsup edilmiştir. Şayet davacı sözleşmeyi feshettikten sonra sözleşmenin geçerli olacağı tarihlerde sözleşme kapsamındaki işi yaparak bir ücret almışsa bu ücretin davacının alması gereken miktardan indirilmesi doğru bulunmaktadır. Ancak, dosyaya Kanaltürk Tv tarafından gönderilen yazıdan, davacıya 30.07.2010 tarihinden sonrası için ödeme yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasındaki sözleşmenin geçerlilik süresi ise 2010 yılı Haziran ayıdır. Bu durumda, mahkemece, davacının taraflar arasındaki sözleşmenin süresi içinde davacının sözleşme kapsamındaki işi bir başka kurum için yapıp yapmadığının tespiti ile sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken bu hususta bir araştırma yapılmadan hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
4- Öte yandan, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının KDV ve stopajı isteyebilmesi için serbest meslek makbuzunun kesilip maliyeye yatırılmış olmasının gerektiği belirtilmiş olup davacı tarafça bu yönden de bilirkişi raporuna itiraz edilmiş olmasına ve taraflar arasındaki sözleşmede, tespit edilen ücrete KDV'nin de ekleneceği öngörülmüş bulunmasına rağmen davacının bu konudaki ciddi itirazları karşılanmadan hüküm tesisi de doğru olmamıştır.
5- Dava konusu uyuşmazlığa uygulanması gereken mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 161. maddesi uyarınca sözleşmenin tarafları cezai şartın miktarını tayinde serbestlerse de hakim fahiş gördüğü cezaları tenkisle mükelleftir. Ancak, mülga 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca tacir sıfatını haiz bir borçlu Borçlar Kanunu'nun 161/3. maddesinde yazılı olan cezanın fahiş olduğu iddiasıyla cezanın indirilmesini mahkemeden isteyemez. Sadece cezai şart miktar itibariyle tacirin ekonomik mahvına sebebiyet verecekse tacir bu nedenle cezai şartın ahlak ve adaba aykırılığından bahisle tenkisini isteyebilir. Davalı yargılama sırasından mahkemeye sunduğu dilekçesinde, cezai şartın iktisaden mahvına yol açacağını bildirmiş, mahkemece tenkis şartları incelenmeden tacir olmayan şahıslar için tenkis nedeni olan cezanın fahişliği gerekçesiyle cezai şarttan indirim yapılmıştır. O halde, mahkemece, davalının tacir olduğu gözetilerek, cezai şartın tenkisinin gerekip gerekmediğinin yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine göre belirlenmesi ve takdiri gerekirken, yazılı gerekçeyle taraflar arasındaki sözleşme hükümleriyle belirlenen cezai şarttan indirim yapılması da yerinde görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/15055 E. 2017/482 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:usulden reddi · görevsizlik kararı
Benzer bu karardaMahkemece taraflar arasındaki ihtilafın 5846 sayılı ... kapsamına göre belirlenmiş haklara ilişkin olduğu, bu durumda uyuşmazlığın Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin görevine girdiği, mahkemenin «görevsiz» olduğu, görev hususunun dava şartı olması sebebiyle dava dilekçesinin görev yönünden «usulden reddine» karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın yalnız ücret alacağına ilişkin olması nedeniyle Fikir Sanat Eserleri Kanunu kapsamında ve Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesinde görülmesi gereken bir dava niteliğinde olmayıp, mahkemece yazılı gerekçe ile «görevsizlik» kararı verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/2644 E. 2013/17920 K.
Ortak:tenkis · tacir sıfatı · cezai şart · tacir · temerrüt
İncelediğiniz kararda… önceki yıl için yapılan indirimlerin ve davacının fesihten sonra çalıştığı kurumdan aldığı ücretin gözetilmesinin gerektiği, bunun dışında davacı sunuculuk görevini «ifa» etmediğinden sözleşmede belirlenen kuaförlük ücreti, kostüm ücreti, orkestra ücreti gibi ücretleri isteyemeyeceği, ayrıca sözleşmede belirlenen «cezai şart» faihiş olduğundan mülga BK'nun 161/2. maddesi uyarınca «tenkisinin» uygun görüldüğü, davalının «temerrüde» düşürülmemesi nedeniyle ancak takip tarihinden itibaren faiz istenebileceği, takibe konu alacağın likit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının 1.653.120 TL sunuculuk ücreti ve 500.000 TL cezai şart alacağı olmak üzere toplam 2.153.120 TL «asıl alacak» üzerinden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren «avans faizi» uygulanmasına, asıl alacağın %40'ı oranında «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Sadece «cezai şart» miktar itibariyle «tacirin» ekonomik mahvına sebebiyet verecekse tacir bu nedenle cezai şartın ahlak ve adaba aykırılığından bahisle «tenkisini» isteyebilir.
Davalı yargılama sırasından mahkemeye sunduğu dilekçesinde, «cezai şartın» iktisaden mahvına yol açacağını bildirmiş, mahkemece «tenkis» şartları incelenmeden «tacir» olmayan şahıslar için tenkis nedeni olan cezanın fahişliği gerekçesiyle cezai şarttan indirim yapılmıştır.
Benzer bu karardaSadece «cezai şart» miktar itibariyle «tacirin» ekonomik mahfına sebebiyet verecekse tacir bu nedenle cezai şartın ahlak ve adaba aykırılığından bahisle «tenkisini» isteyebilir.
O halde, mahkemece, davalının «tacir» olup olmadığı belirlenerek, «cezai şartın» «tenkisinin» gerekip gerekmediğinin yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine göre belirlenmesi ve takdiri gerekirken, yazılı gerekçeyle taraflar arasındaki sözleşme hükümleriyle belirlenen cezai şarttan indirim yaplması yerinde görülmemiş, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davalının taraflar arasında imzalanan sözleşmeye uygun davranmadığı, bu suretle «cezai şartı» ödemesi gerektiği, fakat talep edilen miktarın durum itibariyle fahiş olduğu gerekçesiyle; takdiren indirim yapılarak, davanın kısmen kabulüne, 50.000,00 TL tazminatın «temerrüt» faiziyle birlikte tahsiline karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:danışmanlık sözleşmesi · kötüleme · sözleşmeye aykırılık · dahili dava · vekalet ücreti
Benzer bu kararda1- Davacı, taraflar arasında düzenlenen devir, satış, hizmet ve «danışmanlık sözleşmesi» gereğince, davacnın davalıdan özel anaokulunu devraldığını, davalıyla Bahçeşehir'de yeni bir okul açmayacağı konusunda anlaşıldığını ancak davalının devredilen anaokuluna çok yakın bir yerde yeni bir ana okulu açtığını, davalının müvekkilini «kötülediğini», öğrenci almaya çalıştığını, davalının üzerine aldığı danışmanlık görevlerini de yerine getirmediğini belirterek, sözleşme ile belirlenen «cezai şartın» tahsilini talep etmiş; davalı ise sözleşmenin imzalanması sırasında Bahçeşehir Belediyesinin Başakşehir sınırlarına «dahil» edilmesiyle oluşan sınır karmaşasının öğrenilmesiyle bu davanın açıldığını, davalının açtığı yeni okulun davacı tarafından zımnen ve fiilen kabullenildiğini, dahas …
Mahkemece davalının taraflar arasında imzalanan sözleşmeye uygun davranmadığının kabulüyle hüküm kurulmuşsa da «sözleşmeye aykırılığın» somut gerekçeleri belirtilmeden karar verilmesi doğru olmamış, hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3- Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin «vekalet ücretine» yönelik sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6073 E. 2015/12131 K.
Ortak:tenkis · tacir sıfatı · cezai şart · tacir
İncelediğiniz karardaSadece «cezai şart» miktar itibariyle «tacirin» ekonomik mahvına sebebiyet verecekse tacir bu nedenle cezai şartın ahlak ve adaba aykırılığından bahisle «tenkisini» isteyebilir.
Davalı yargılama sırasından mahkemeye sunduğu dilekçesinde, «cezai şartın» iktisaden mahvına yol açacağını bildirmiş, mahkemece «tenkis» şartları incelenmeden «tacir» olmayan şahıslar için tenkis nedeni olan cezanın fahişliği gerekçesiyle cezai şarttan indirim yapılmıştır.
O halde, mahkemece, davalının «tacir» olduğu gözetilerek, «cezai şartın» «tenkisinin» gerekip gerekmediğinin yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine göre belirlenmesi ve takdiri gerekirken, yazılı gerekçeyle taraflar arasındaki sözleşme hükümleriyle belirlenen cezai şarttan indirim yapılması da yerinde görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaSadece «cezai şart», miktar itibariyle «tacirin» ekonomik mahvına sebebiyet verecekse tacir bu nedenle cezai şartın ahlak ve adaba aykırılığından bahisle «tenkisini» isteyebilir.
O halde mahkemece, davalının «tacir» olduğu gözetilerek, «cezai şartın» «tenkisinin» gerekip gerekmediğinin yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine göre belirlenmesi ve takdiri gerekirken, yazılı gerekçeyle taraflar arasındaki sözleşme hükümleriyle belirlenen cezai şarttan indirim yapılması da yerinde görülmemiş, hükmün bu nedenle de davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, kolluk tarafından yapılan arama sonucunda, dava dışı şirkete ait «depoda» toplam 41.609 adet ... markalı tişörtün ele geçirildiği, bu ürünlerin davalıya ait olduğunun soruşturma dosyasındaki beyanlardan anlaşıldığı, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında davalı tarafından üretilen toplam 17.500 adet ... markalı ürünün üretim fazlası olarak davalının elinde kaldığının tespit edildiği, bu miktar düşüldüğünde toplam 24.109 adet ürünün davalı tarafça sözleşmeye aykırı olarak satışa sunulduğu, anılan sözleşmede adet başı 30 Euro «cezai şart» öngörüldüğünden davacının 723.270 Euro cezai şarta hak kazandığı, her ne kadar 6762 sayılı TTK'nın 24. maddesi uyarınca 818 sayılı BK'nun 161/«son» maddesi «tacirler» hakkında uygulanamaz ise de kararlaştırılan cezanın, tacir olan borçlunun iktisaden mahvına neden olacak derecede ağır ve yüksek olması halinde cezai şartın indiri …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:cezai şartın tenkisi · zamanaşımı defi · depo kararı · eser sözleşmesi · sözleşmeye aykırılık · ıslah · zamanaşımı · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaAncak, taraflar arasındaki sözleşmenin konusu, davalı üreticinin PUMA markalı ürünleri üretmesi olup bu haliyle sözleşme, «eser sözleşmesi» niteliğinde bulunduğundan somut olaya uygulanması gereken mülga 818 sayılı BK'nun 126/4. maddesi uyarınca dava, 5 yıllık «zamanaşımına» tabi olduğu gibi esasen bozmadan sonra «ıslah» yapılması da mümkün bulunmamaktadır.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, kolluk tarafından yapılan arama sonucunda, dava dışı şirkete ait «depoda» toplam 41.609 adet ... markalı tişörtün ele geçirildiği, bu ürünlerin davalıya ait olduğunun soruşturma dosyasındaki beyanlardan anlaşıldığı, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında davalı tarafından üretilen toplam 17.500 adet ... markalı ürünün üretim fazlası olarak davalının elinde kaldığının tespit edildiği, bu miktar düşüldüğünde toplam 24.109 adet ürünün davalı tarafça sözleşmeye aykırı olarak satışa sunulduğu, anılan sözleşmede adet başı 30 Euro «cezai şart» öngörüldüğünden davacının 723.270 Euro cezai şarta hak kazandığı, her ne kadar 6762 sayılı TTK'nın 24. maddesi uyarınca 818 sayılı BK'nun 161/«son» maddesi «tacirler» hakkında uygulanamaz ise de kararlaştırılan cezanın, tacir olan borçlunun iktisaden mahvına neden olacak derecede ağır ve yüksek olması halinde cezai şartın indiri …
Bu itibarla mahkemece, davalının «zamanaşımı definin» kabulü gerekirken yazılı şekilde reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Dava, taraflar arasındaki 18.04.2003 tarihli «sözleşmeye aykırılık» nedeniyle «cezai şart» istemine ilişkin olup mahkemece, davalı tarafından taraflar arasındaki sözleşmeye aykırı olarak piyasaya ürün sunulduğu, bu nedenle davacının cezai şarta hak kazandığı ancak kararlaştırılan cezai şartın davalının iktisaden mahvına neden olacak derecede ağır olduğu ve indirilmesinin gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2014/4640 E. , 2014/16527 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İSTANBUL 3.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ 05/12/2013
NUMARASI 2011/215-2013/278
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 05/12/2013 tarih ve 2011/215-2013/278 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 13.06.2008 tarihli 2 yıl süreli sunuculuk sözleşmesinin imzalandığını, 1. yayın döneminin 2009 yılı Haziran ayında son bulduğunu, davalının ikinci yayın dönemi öncesinde yapması gereken ödemeleri yapmadığından kendisine ihtarname gönderildiğini, buna rağmen ödemelerin yapılmadığını, ayrıca ikinci yayın dönemi için hangi kanalla anlaşıldığının da yazılı olarak bildirilmediğini, bu konudaki ihtarların da sonuçsuz kaldığını, ikinci yayın döeneminin Eylül 2009 tarihinde başlaması gerekirken herhangi bir kanalla anlaşılmadığı, bu nedenle müvekkilinin sözleşmeyi haklı nedenle feshederek sözleşmeden kaynaklanan alacaklarının tahsili için icra takibi başlattığını, davalının haksız itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, davalının itirazının iptaline ve icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini, icra takibine konu ettiği alacakların çalışılmayan döneme ilişkin sunuculuk ve kostüm ücretleri ile cezai şart alacağından oluştuğunu, 2008 yılında meydana gelen ekonomik kriz nedeniyle yayın/yapım maliyetlerinin karşılanamaz hale geldiğini, davacı ile yapılan ek anlaşmalar ile davacının ücretinin indirildiğini savunarak, davanın reddini ve davacının kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında düzenlenen 13.06.2008 tarihli sunuculuk sözleşmesinin yapıldığı, davalının sözleşmeyi feshetmesinin haklı görülmediği, bu nedenle davacının sözleşmede öngörülen sunuculuk ücretine hak kazandığı, ancak sunuculuk ücreti tespit edilirken taraflarca önceki yıl için yapılan indirimlerin ve davacının fesihten sonra çalıştığı kurumdan aldığı ücretin gözetilmesinin gerektiği, bunun dışında davacı sunuculuk görevini ifa etmediğinden sözleşmede belirlenen kuaförlük ücreti, kostüm ücreti, orkestra ücreti gibi ücretleri isteyemeyeceği, ayrıca sözleşmede belirlenen cezai şart faihiş olduğundan mülga BK'nun 161/2. maddesi uyarınca tenkisinin uygun görüldüğü, davalının temerrüde düşürülmemesi nedeniyle ancak takip tarihinden itibaren faiz istenebileceği, takibe konu alacağın likit olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davalının itirazının 1.653.120 TL sunuculuk ücreti ve 500.000 TL cezai şart alacağı olmak üzere toplam 2.153.120 TL asıl alacak üzerinden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, asıl alacağın %40'ı oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, taraflar arasındaki sunuculuk sözleşmesine dayalı alacağın ve cezai şartın tahsili için başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkin olup mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de yapılan değerlendirme dosya kapsamı ile uyumlu bulunmamaktadır. Taraflar arasında 13.06.2008 tarihli iki yılı kapsayan sunuculuk sözleşmesinin düzenlendiği, 25.12.2008 ve 01.03.2009 tarihlerinde yapılan ek sözleşmeler ile ana sözleşmedeki ücret maddesinde değişikliğe gidildiği, ana sözleşmeye göre ikinci yıla ilişkin yayın döneminin 2009 yılı Eylül ayında taraflarca belirlenecek günde başlayacağı, davacının davalıya gönderdiği ihtarname ile davalıdan yeni yayın dönemi ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirmesini istediği, 02.10.2009 tarihli ihtarname ile de davalının sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle sözleşmeyi haklı nedenlerle feshettiğini davalıya bildirdiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Mahkemece de kabul edildiği üzere davalının kusuru nedeni ile taraflar arasındaki 13.06.2008 tarihli sözleşme feshedildiğinden artık somut olaya uygulanması gerekli mülga 818 sayılı BK'nun 106. vd. maddeleri uyarınca davacının, sözleşmenin ifasından vazgeçtiğini karşı tarafa bildirerek sözleşmenin ifa edilmemesi nedeniyle uğradığı zararı isteme hakkı bulunmaktadır. Ancak, mahkemece davacının sözleşmeden dönerek zararlarını isteyebileceği ve sunuculuk ücretinin de bu kapsamda bulunduğu kabul edilmesine karşın talep edilebilecek sunuculuk ücreti, taraflarca önceki yılın sunuculuk ücretinde yapılan indirimler dikkate alınarak tespit edilmiştir. Oysa, taraflar arasında düzenlenen ve sözleşmenin ilk yılına ilişkin sunuculuk ücretinde değişikliğe giden her iki sözleşmede de, açıkça yapılan indirimlerin sadece ilk yılın ücretine ilişkin olduğu ve ikinci yıla ilişkin olarak asıl sözleşmedeki miktarların geçerli bulunduğu vurgulanmıştır.
Bu durumda mahkemece, taraflar arasında yapılan asıl sözleşmedeki hükümlere göre davacının isteyebileceği sunuculuk ücretinin tespiti gerekirken yazılı şekilde yerinde olmayan gerekçelerle bu ücrette indirime gidilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
3- Ayrıca, mahkemece hüküm altına alınan sunuculuk ücreti belirlenirken davacının sözleşmeyi feshettikten sonra çalıştığı başka bir kurumdan aldığı ücretler de sunuculuk ücretinden mahsup edilmiştir. Şayet davacı sözleşmeyi feshettikten sonra sözleşmenin geçerli olacağı tarihlerde sözleşme kapsamındaki işi yaparak bir ücret almışsa bu ücretin davacının alması gereken miktardan indirilmesi doğru bulunmaktadır. Ancak, dosyaya Kanaltürk Tv tarafından gönderilen yazıdan, davacıya 30.07.2010 tarihinden sonrası için ödeme yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasındaki sözleşmenin geçerlilik süresi ise 2010 yılı Haziran ayıdır. Bu durumda, mahkemece, davacının taraflar arasındaki sözleşmenin süresi içinde davacının sözleşme kapsamındaki işi bir başka kurum için yapıp yapmadığının tespiti ile sonucuna göre değerlendirme yapılması gerekirken bu hususta bir araştırma yapılmadan hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
4- Öte yandan, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının KDV ve stopajı isteyebilmesi için serbest meslek makbuzunun kesilip maliyeye yatırılmış olmasının gerektiği belirtilmiş olup davacı tarafça bu yönden de bilirkişi raporuna itiraz edilmiş olmasına ve taraflar arasındaki sözleşmede, tespit edilen ücrete KDV'nin de ekleneceği öngörülmüş bulunmasına rağmen davacının bu konudaki ciddi itirazları karşılanmadan hüküm tesisi de doğru olmamıştır.
5- Dava konusu uyuşmazlığa uygulanması gereken mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 161. maddesi uyarınca sözleşmenin tarafları cezai şartın miktarını tayinde serbestlerse de hakim fahiş gördüğü cezaları tenkisle mükelleftir. Ancak, mülga 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca tacir sıfatını haiz bir borçlu Borçlar Kanunu'nun 161/3. maddesinde yazılı olan cezanın fahiş olduğu iddiasıyla cezanın indirilmesini mahkemeden isteyemez. Sadece cezai şart miktar itibariyle tacirin ekonomik mahvına sebebiyet verecekse tacir bu nedenle cezai şartın ahlak ve adaba aykırılığından bahisle tenkisini isteyebilir. Davalı yargılama sırasından mahkemeye sunduğu dilekçesinde, cezai şartın iktisaden mahvına yol açacağını bildirmiş, mahkemece tenkis şartları incelenmeden tacir olmayan şahıslar için tenkis nedeni olan cezanın fahişliği gerekçesiyle cezai şarttan indirim yapılmıştır.
O halde, mahkemece, davalının tacir olduğu gözetilerek, cezai şartın tenkisinin gerekip gerekmediğinin yukarıda belirtilen mevzuat hükümlerine göre belirlenmesi ve takdiri gerekirken, yazılı gerekçeyle taraflar arasındaki sözleşme hükümleriyle belirlenen cezai şarttan indirim yapılması da yerinde görülmemiş, hükmün bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2), (3), (4) ve (5) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 95.602,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 31.10.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/102104700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz