Sözleşmenin nitelendirilmesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/6611 E. 2014/14055 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
sözleşmenin nitelendirilmesi↗ inanç sözleşmesi↗ limited şirket pay devri↗ resmi şekil↗ pay devri↗ hisse devri↗ hisse devir sözleşmesi↗ limited şirket↗ geçersizlik↗ taahhütname↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 6762 sayılı TTK'nın 520. maddesi uyarınca hisse devrinin resmi şekilde hisse devir sözleşmesi ile yapılabileceği, taraflar arasında böyle bir sözleşme bulunmadığı, inançlı sözleşme niteliğinde bir belgeye dayanılarak hak talep edilebileceği, ancak davacı tarafça delil olarak sunulan "karşılıklı taahhütname" olarak adlandırılan belgenin inanç sözleşmesi niteliği taşımadığı gibi şirket hisse devri sonucunu doğuracak icrai bir etkiye sahip görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı adına kayıtlı maden sahasının % 45 hissesinin davacıya ait olduğunun tespiti talebiyle açılmış, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafça dayanılan "Karşılıklı Taahhütname" başlıklı belgede dava konusu sahanın devralınırken davacının hissesi olan % 45'inin kendisine devrolunacağı düzenlenmiş olup, davacı vekili de tüm aşamalarda verdiği dilekçeler ile sahanın belirtilen orandaki hissesinin kendisine ait olduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin maden sahasının aidiyetine ilişkin hükümlerinin değerlendirilmesi gerekirken sadece taraflar arasındaki sözleşmenin limited şirket pay devri sözleşmesi olarak nitelenmek suretiyle TTK'nın 520. maddesi uyarınca geçersiz olduğu gerekçesiyle reddi doğru olmadığından uyuşmazlığın davacının açıklanan talebi değerlendirilerek sonuçlandırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddi yerinde görülmediğinden, hükmün bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6927 E. 2023/6354 K.
Ortak:inanç sözleşmesi · limited şirket pay devri · resmi şekil · pay devri · hisse devri · hisse devir sözleşmesi · limited şirket · geçersizlik
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 6762 sayılı TTK'nın 520. maddesi uyarınca «hisse devrinin» «resmi şekilde» «hisse devir sözleşmesi» ile yapılabileceği, taraflar arasında böyle bir sözleşme bulunmadığı, inançlı sözleşme niteliğinde bir belgeye dayanılarak hak talep edilebileceği, ancak davacı tarafça delil olarak sunulan "karşılıklı «taahhütname»" olarak adlandırılan belgenin «inanç sözleşmesi» niteliği taşımadığı gibi şirket hisse devri sonucunu doğuracak icrai bir etkiye sahip görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin maden sahasının aidiyetine ilişkin hükümlerinin değerlendirilmesi gerekirken sadece taraflar arasındaki sözleşmenin «limited şirket pay devri» sözleşmesi olarak nitelenmek suretiyle TTK'nın 520. maddesi uyarınca «geçersiz» olduğu gerekçesiyle reddi doğru olmadığından uyuşmazlığın davacının açıklanan talebi değerlendirilerek sonuçlandırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın redd …
Benzer bu karardaMahkemece 13.12.2012 tarih, 2010/202 E. ve 2012/230 K. ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 520 nci maddesi uyarınca «hisse devrinin» «resmi şekilde» «hisse devir sözleşmesi» ile yapılabileceği, taraflar arasında böyle bir sözleşme bulunmadığı, inançlı sözleşme niteliğinde bir belgeye dayanılarak hak talep edilebileceği, ancak davacı tarafça delil olarak sunulan "karşılıklı «taahhütname»" olarak adlandırılan belgenin «inanç sözleşmesi» niteliği taşımadığı gibi şirket hisse devri sonucunu doğuracak icrai bir etkiye sahip görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince te …
… u ileri sürdüğü, taraflar arasındaki sözleşmenin maden sahasının aidiyetine ilişkin hükümlerinin değerlendirilmesi gerekirken sadece taraflar arasındaki sözleşmenin «limited şirket pay devri» sözleşmesi olarak nitelenmek suretiyle 6762 sayılı Kanun 520 nci maddesi uyarınca «geçersiz» olduğu gerekçesiyle reddi doğru olmadığından uyuşmazlığın davacının açıklanan talebi değerlendirilerek sonuçlandırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın redd …
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bozma ilamı gereklerinin yerine getirilmediğini, davanın «tespit davası» olduğunu, hakkın bütünlüğünün tespit davası bakımından sözleşmenin «geçersiz» sayılamayacağını, çok içinde azda vardır ilkesi gereğince karar verilebileceğini, bilirkişi raporlarıyla sahanın %45'inin davacılar «mirasçısına» ait olduğuna işaret edildiğini, mahkemece talebin tazminat miktarı belirlenerek verilebileceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:tespit davası · mirasçılık · oy yasağı · kâr payı
Benzer bu karardaDavacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bozma ilamı gereklerinin yerine getirilmediğini, davanın «tespit davası» olduğunu, hakkın bütünlüğünün tespit davası bakımından sözleşmenin «geçersiz» sayılamayacağını, çok içinde azda vardır ilkesi gereğince karar verilebileceğini, bilirkişi raporlarıyla sahanın %45'inin davacılar «mirasçısına» ait olduğuna işaret edildiğini, mahkemece talebin tazminat miktarı belirlenerek verilebileceğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
… sahası üzerinde, ruhsatın verdiği yetkilerin tamamının yada bir bölümünün sözleşme ile üçüncü kişilere devrinin mümkün olmadığı, maden ruhsatının hisselere bölünme «yasağı» nedeniyle davacıların murisi Ömer Faruk Çolak'ın söz konusu maden sahasına ilişkin iddia ettiği gibi maden sahasına iddia edildiği gibi %45 hisse sahibi olması huk …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflarca dayanılan karşılıklı «taahhütname» uyarınca maden sahasının %45 «payının» davacılara aidetinin tespiti istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/6979 E. 2014/13608 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:eksik harç · rayiç değer · rayiç bedel · yapılmamış sayılma · kıyasen uygulama · hakkaniyet · havale · harç
Benzer bu karardaTemyiz «defterine» kayıt ettirilip, harcı alınmayan temyiz dilekçeleri bakımından çözüm getiren 21.05.1985 gün ve 1984/5 Esas, 1985/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (İBK)'nda, harca tabi olmasına rağmen hesap edilip ilgilisinden alınmadan temyiz defterine kaydedilen temyiz dilekçeleri hakkında da HUMK'nın 434/3. maddesinde öngörülen «eksik harç» ödenmesi ile ilgili işlemin «kıyasen uygulanması» ve bu durumda temyiz isteminin, temyiz defterine kaydedildiği tarihte «yapılmış sayılması» gerektiği açıklanmıştır.
Mahkemece ise, satış bedelinin «teminatı» olan devredilen taşınmazın 04.11.2009'daki «rayiç değeri» nazara alındıktan sonra bu bedelden maden sahası ve demirbaşların sözleşme tarihindeki değerine göre ödenmeyen kısım çıkartılmak suretiyle kalan kısmın iadesine karar verilmesi «hakkaniyete» uygun bulunmamaktadır.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taşınmazın satış tarihindeki piyasa koşullarına göre «rayiç bedelinin» 900.000 TL olduğu, davacı tarafından davalıya daha önce 39.000 TL ödendiği, sözleşmeye konu maden sahasının değerinin taraflarca 400.000 TL olarak belirlendiği, bu …
Davacı tarafından bu işlemler yapılmamış, sadece temyiz dilekçesinin «havale» ettirilmesi ile yetinilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4308 E. 2024/2728 K.
Ortak:taahhütname
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 6762 sayılı TTK'nın 520. maddesi uyarınca «hisse devrinin» «resmi şekilde» «hisse devir sözleşmesi» ile yapılabileceği, taraflar arasında böyle bir sözleşme bulunmadığı, inançlı sözleşme niteliğinde bir belgeye dayanılarak hak talep edilebileceği, ancak davacı tarafça delil olarak sunulan "karşılıklı «taahhütname»" olarak adlandırılan belgenin «inanç sözleşmesi» niteliği taşımadığı gibi şirket hisse devri sonucunu doğuracak icrai bir etkiye sahip görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… satının davacıdan davalı şirkete satışına ilişkin olan 19.11.2015 tarihli sözleşme imzalandığı, sözleşme ile maden sahasının davacı tarafından davalı şirkete herşey «dahil» 520.000,00 TL bedel ile satıldığı, koordinatları sözleşmede belirtilmiş olan sahada tüm işletme hakkının davacı tarafından davalı şirkete devredildiği, Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünde devirle ilgili formalite işlemleri davacının tamamlayarak maden işletme ruhsatını davalı şirkete devredeceği ve davacının devir müracaatını 30.11.2015 tarihinden önce yapacağını beyan ve kabul ile «taahhüt» ettiği, devir için ön «teminatın» satıcı tarafından yatırılacağının tespit edildiği, davalı tarafından 19.11.2015 tarihli sözleşme çerçevesinde davacı tarafa toplam 520.000,00 TL ödeme yapıldığı ve ödeme konusunda tarafların mutabık oldukları, taraflar arasında akdedilen 19.11.2015 tarihli sözleşmeye göre maden sahasının devirle ilgili formalite işlemlerinin davacı tarafından 30.11.2015 tarihinden önce yapılacağının beyan, kabul ve taahhüt edildiği ancak devirle ilgili müracaatın 29.01.2016 tarihinde yapılmış olduğu, taraflar arasında imzalanan 19.11.2015 tarihli "Teslim Tesellüm Belgesi"ne göre işletme ruhsatının devrinin gerçekleşmemesi halinde davalı tarafından davacıya avans olarak yapılmış olan 520.000,00 TL tutarındaki ödemenin karşılığı olarak davacının 520.000,00 TL tutarındaki bonoyu keşide ederek davalıya verdiği bu «bononun» davalı tarafından da takibe konu edildiği, davalı tarafından 520.000,00 TL tutarındaki bononun takibe konu edildiği tarihe kadar davacı tarafından maden sahası ruhsatı devrinin yapılmamış olduğu ve 20.04.2018 tarihli Maden İşleri Genel Müdürlüğünün yazısında da davacının uhdesinde bulunan maden ruhsatının 06.06.2017 tarihinden itibaren iptal edilmiş olduğundan devre konu maden ruhsatı bulunmadığı, açıklanan bu sebeplerle davacının dava konusu senete yönelik «menfi tespit» istemi yerinde olmadığı gibi ayrıca «icra takibinin kesinleşmiş» olması, icra takibine ilişkin verilmiş bir tedbir kararının bulunmaması ve taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığı da dikkate alındığında davalı tarafında «kötü niyet tazminatı» talebi bakımından yasal koşulların mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın ve davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:icra takibinin kesinleşmesi · takibin kesinleşmesi · teminat senedi · satış sözleşmesi · kötü niyet tazminatı · rücu · ifa · sebepsiz zenginleşme
Benzer bu kararda… satının davacıdan davalı şirkete satışına ilişkin olan 19.11.2015 tarihli sözleşme imzalandığı, sözleşme ile maden sahasının davacı tarafından davalı şirkete herşey «dahil» 520.000,00 TL bedel ile satıldığı, koordinatları sözleşmede belirtilmiş olan sahada tüm işletme hakkının davacı tarafından davalı şirkete devredildiği, Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünde devirle ilgili formalite işlemleri davacının tamamlayarak maden işletme ruhsatını davalı şirkete devredeceği ve davacının devir müracaatını 30.11.2015 tarihinden önce yapacağını beyan ve kabul ile «taahhüt» ettiği, devir için ön «teminatın» satıcı tarafından yatırılacağının tespit edildiği, davalı tarafından 19.11.2015 tarihli sözleşme çerçevesinde davacı tarafa toplam 520.000,00 TL ödeme yapıldığı ve ödeme konusunda tarafların mutabık oldukları, taraflar arasında akdedilen 19.11.2015 tarihli sözleşmeye göre maden sahasının devirle ilgili formalite işlemlerinin davacı tarafından 30.11.2015 tarihinden önce yapılacağının beyan, kabul ve taahhüt edildiği ancak devirle ilgili müracaatın 29.01.2016 tarihinde yapılmış olduğu, taraflar arasında imzalanan 19.11.2015 tarihli "Teslim Tesellüm Belgesi"ne göre işletme ruhsatının devrinin gerçekleşmemesi halinde davalı tarafından davacıya avans olarak yapılmış olan 520.000,00 TL tutarındaki ödemenin karşılığı olarak davacının 520.000,00 TL tutarındaki bonoyu keşide ederek davalıya verdiği bu «bononun» davalı tarafından da takibe konu edildiği, davalı tarafından 520.000,00 TL tutarındaki bononun takibe konu edildiği tarihe kadar davacı tarafından maden sahası ruhsatı devrinin yapılmamış olduğu ve 20.04.2018 tarihli Maden İşleri Genel Müdürlüğünün yazısında da davacının uhdesinde bulunan maden ruhsatının 06.06.2017 tarihinden itibaren iptal edilmiş olduğundan devre konu maden ruhsatı bulunmadığı, açıklanan bu sebeplerle davacının dava konusu senete yönelik «menfi tespit» istemi yerinde olmadığı gibi ayrıca «icra takibinin kesinleşmiş» olması, icra takibine ilişkin verilmiş bir tedbir kararının bulunmaması ve taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığı da dikkate alındığında davalı tarafında «kötü niyet tazminatı» talebi bakımından yasal koşulların mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın ve davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının sözleşme konusu maden sahasını zamanında «teslim» etmediğini bu nedenle müvekkili davalı şirketin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin 2 nci fıkrası gereği sözleşmeden döndüğünü ve yine 125 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereği müvekkilinin davalı şirket olarak tüm «ifa» ettiklerini davacıdan geri istediğini ve gördüğü tüm zararları davacıya «rücu» edeceğini davacıya «ihbar» ve «ihtar» ettiğini ve davacı vekilinin dava dilekçesinde iddialarının hukuki mesnedi bulunmadığı gibi objektif değerlendirmeden uzak, tamamen sübjektif ve gerçek dışı olduğu …
… ken rezerv miktarının 1690 ton olduğu ancak tespitin yapıldığı 2016 yılında sahada 200 ton rezerv kaldığı resmi olarak saptanmıştır.” tespiti ile de sabit olduğunu, «satış sözleşmesinin» imzalandığı tarih ile Bakanlık'tan devir onayının alınması arasında geçen süre zarfında yaklaşık olarak 8-9 ay boyunca davalı şirketin söz konusu maden sahasında kömür üretimi ve satışını gerçekleştirdiğini, Bakanlık onayını takiben yerin resmi yollardan devrini tamamlamaya yanaşmadığından; maden sahasının -resmi- devrinin yapılamamasının sorumlusunun da davalı olduğunu, şifahi görüşmelerin sonuçsuz kalmasının yanı sıra dosyada da mevcut bulunduğu üzere kendisine gönderilen ihtarların dahi cevapsız bırakıldığını, davalı yanca maden sahası kötü niyetle ve kasten devralınmadığını, maden ruhsatının iptal edilme nedeninin davalı şirketin kendi sorumluluğunda olmasına rağmen 2016 ve 2017 yıllarına ait maden ruhsat «harçlarını», devlet hakkını, özel idare payını, köylere hizmet götürme payını ve çevre «teminat» bedellerini zamanında yatırmamasından kaynaklandığını, davalının «temerrüde» düştüğünü, fiili kullanımı kendisinde olmakla, alanı dilediği gibi kullanıp, maden sahasından çıkardığı kömürleri işleyip MİGEM raporu ile de sabit olduğu üzere satan, devamında kendi kusuruna dayalı gecikmelerden müvekkilini sorumlu tutarak işi bu noktaya getiren davalının eylemlerini ve eylemsizliğini «sebepsiz zenginleşmeyi» planlayarak gerçekleştirdiğini, davalının maden sahasını resmi işlemlerin tamamlanması ile ne kadar kullanacak idiyse o kadar kullandığını, bu nedenle salt resmi p …
… dilekçesinde; taraflar arasında 19.11.2015 tarihli maden sahası devri sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeye istinaden 520.000,00 TL bedelle maden sahasının davalıya «teslim» edildiğini, devir hususunda MİGEM'e davacının başvuru yaptığı ve bakan onayı beklediğini davalıya açıkladığı, ancak davalının davacıdan almış olduğu «teminat senedini» icraya koyduğu ve davacıya ait gayrimenkullere «haciz» işlemi yapıldığını ileri sürerek sözleşmeye istinaden davalı şirkete verilen 19.11.2015 düzenleme 06.04.2016 «vade» tarihli teminat senedi nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/4308 E. 2024/2728 K.
Ortak:taahhütname
İncelediğiniz karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 6762 sayılı TTK'nın 520. maddesi uyarınca «hisse devrinin» «resmi şekilde» «hisse devir sözleşmesi» ile yapılabileceği, taraflar arasında böyle bir sözleşme bulunmadığı, inançlı sözleşme niteliğinde bir belgeye dayanılarak hak talep edilebileceği, ancak davacı tarafça delil olarak sunulan "karşılıklı «taahhütname»" olarak adlandırılan belgenin «inanç sözleşmesi» niteliği taşımadığı gibi şirket hisse devri sonucunu doğuracak icrai bir etkiye sahip görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Benzer bu kararda… satının davacıdan davalı şirkete satışına ilişkin olan 19.11.2015 tarihli sözleşme imzalandığı, sözleşme ile maden sahasının davacı tarafından davalı şirkete herşey «dahil» 520.000,00 TL bedel ile satıldığı, koordinatları sözleşmede belirtilmiş olan sahada tüm işletme hakkının davacı tarafından davalı şirkete devredildiği, Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünde devirle ilgili formalite işlemleri davacının tamamlayarak maden işletme ruhsatını davalı şirkete devredeceği ve davacının devir müracaatını 30.11.2015 tarihinden önce yapacağını beyan ve kabul ile «taahhüt» ettiği, devir için ön «teminatın» satıcı tarafından yatırılacağının tespit edildiği, davalı tarafından 19.11.2015 tarihli sözleşme çerçevesinde davacı tarafa toplam 520.000,00 TL ödeme yapıldığı ve ödeme konusunda tarafların mutabık oldukları, taraflar arasında akdedilen 19.11.2015 tarihli sözleşmeye göre maden sahasının devirle ilgili formalite işlemlerinin davacı tarafından 30.11.2015 tarihinden önce yapılacağının beyan, kabul ve taahhüt edildiği ancak devirle ilgili müracaatın 29.01.2016 tarihinde yapılmış olduğu, taraflar arasında imzalanan 19.11.2015 tarihli "Teslim Tesellüm Belgesi"ne göre işletme ruhsatının devrinin gerçekleşmemesi halinde davalı tarafından davacıya avans olarak yapılmış olan 520.000,00 TL tutarındaki ödemenin karşılığı olarak davacının 520.000,00 TL tutarındaki bonoyu keşide ederek davalıya verdiği bu «bononun» davalı tarafından da takibe konu edildiği, davalı tarafından 520.000,00 TL tutarındaki bononun takibe konu edildiği tarihe kadar davacı tarafından maden sahası ruhsatı devrinin yapılmamış olduğu ve 20.04.2018 tarihli Maden İşleri Genel Müdürlüğünün yazısında da davacının uhdesinde bulunan maden ruhsatının 06.06.2017 tarihinden itibaren iptal edilmiş olduğundan devre konu maden ruhsatı bulunmadığı, açıklanan bu sebeplerle davacının dava konusu senete yönelik «menfi tespit» istemi yerinde olmadığı gibi ayrıca «icra takibinin kesinleşmiş» olması, icra takibine ilişkin verilmiş bir tedbir kararının bulunmaması ve taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığı da dikkate alındığında davalı tarafında «kötü niyet tazminatı» talebi bakımından yasal koşulların mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın ve davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:icra takibinin kesinleşmesi · takibin kesinleşmesi · teminat senedi · satış sözleşmesi · kötü niyet tazminatı · rücu · ifa · sebepsiz zenginleşme
Benzer bu kararda… satının davacıdan davalı şirkete satışına ilişkin olan 19.11.2015 tarihli sözleşme imzalandığı, sözleşme ile maden sahasının davacı tarafından davalı şirkete herşey «dahil» 520.000,00 TL bedel ile satıldığı, koordinatları sözleşmede belirtilmiş olan sahada tüm işletme hakkının davacı tarafından davalı şirkete devredildiği, Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünde devirle ilgili formalite işlemleri davacının tamamlayarak maden işletme ruhsatını davalı şirkete devredeceği ve davacının devir müracaatını 30.11.2015 tarihinden önce yapacağını beyan ve kabul ile «taahhüt» ettiği, devir için ön «teminatın» satıcı tarafından yatırılacağının tespit edildiği, davalı tarafından 19.11.2015 tarihli sözleşme çerçevesinde davacı tarafa toplam 520.000,00 TL ödeme yapıldığı ve ödeme konusunda tarafların mutabık oldukları, taraflar arasında akdedilen 19.11.2015 tarihli sözleşmeye göre maden sahasının devirle ilgili formalite işlemlerinin davacı tarafından 30.11.2015 tarihinden önce yapılacağının beyan, kabul ve taahhüt edildiği ancak devirle ilgili müracaatın 29.01.2016 tarihinde yapılmış olduğu, taraflar arasında imzalanan 19.11.2015 tarihli "Teslim Tesellüm Belgesi"ne göre işletme ruhsatının devrinin gerçekleşmemesi halinde davalı tarafından davacıya avans olarak yapılmış olan 520.000,00 TL tutarındaki ödemenin karşılığı olarak davacının 520.000,00 TL tutarındaki bonoyu keşide ederek davalıya verdiği bu «bononun» davalı tarafından da takibe konu edildiği, davalı tarafından 520.000,00 TL tutarındaki bononun takibe konu edildiği tarihe kadar davacı tarafından maden sahası ruhsatı devrinin yapılmamış olduğu ve 20.04.2018 tarihli Maden İşleri Genel Müdürlüğünün yazısında da davacının uhdesinde bulunan maden ruhsatının 06.06.2017 tarihinden itibaren iptal edilmiş olduğundan devre konu maden ruhsatı bulunmadığı, açıklanan bu sebeplerle davacının dava konusu senete yönelik «menfi tespit» istemi yerinde olmadığı gibi ayrıca «icra takibinin kesinleşmiş» olması, icra takibine ilişkin verilmiş bir tedbir kararının bulunmaması ve taraflar arasındaki akdi ilişkinin varlığı da dikkate alındığında davalı tarafında «kötü niyet tazminatı» talebi bakımından yasal koşulların mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın ve davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının sözleşme konusu maden sahasını zamanında «teslim» etmediğini bu nedenle müvekkili davalı şirketin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin 2 nci fıkrası gereği sözleşmeden döndüğünü ve yine 125 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereği müvekkilinin davalı şirket olarak tüm «ifa» ettiklerini davacıdan geri istediğini ve gördüğü tüm zararları davacıya «rücu» edeceğini davacıya «ihbar» ve «ihtar» ettiğini ve davacı vekilinin dava dilekçesinde iddialarının hukuki mesnedi bulunmadığı gibi objektif değerlendirmeden uzak, tamamen sübjektif ve gerçek dışı olduğu …
… ken rezerv miktarının 1690 ton olduğu ancak tespitin yapıldığı 2016 yılında sahada 200 ton rezerv kaldığı resmi olarak saptanmıştır.” tespiti ile de sabit olduğunu, «satış sözleşmesinin» imzalandığı tarih ile Bakanlık'tan devir onayının alınması arasında geçen süre zarfında yaklaşık olarak 8-9 ay boyunca davalı şirketin söz konusu maden sahasında kömür üretimi ve satışını gerçekleştirdiğini, Bakanlık onayını takiben yerin resmi yollardan devrini tamamlamaya yanaşmadığından; maden sahasının -resmi- devrinin yapılamamasının sorumlusunun da davalı olduğunu, şifahi görüşmelerin sonuçsuz kalmasının yanı sıra dosyada da mevcut bulunduğu üzere kendisine gönderilen ihtarların dahi cevapsız bırakıldığını, davalı yanca maden sahası kötü niyetle ve kasten devralınmadığını, maden ruhsatının iptal edilme nedeninin davalı şirketin kendi sorumluluğunda olmasına rağmen 2016 ve 2017 yıllarına ait maden ruhsat «harçlarını», devlet hakkını, özel idare payını, köylere hizmet götürme payını ve çevre «teminat» bedellerini zamanında yatırmamasından kaynaklandığını, davalının «temerrüde» düştüğünü, fiili kullanımı kendisinde olmakla, alanı dilediği gibi kullanıp, maden sahasından çıkardığı kömürleri işleyip MİGEM raporu ile de sabit olduğu üzere satan, devamında kendi kusuruna dayalı gecikmelerden müvekkilini sorumlu tutarak işi bu noktaya getiren davalının eylemlerini ve eylemsizliğini «sebepsiz zenginleşmeyi» planlayarak gerçekleştirdiğini, davalının maden sahasını resmi işlemlerin tamamlanması ile ne kadar kullanacak idiyse o kadar kullandığını, bu nedenle salt resmi p …
… dilekçesinde; taraflar arasında 19.11.2015 tarihli maden sahası devri sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeye istinaden 520.000,00 TL bedelle maden sahasının davalıya «teslim» edildiğini, devir hususunda MİGEM'e davacının başvuru yaptığı ve bakan onayı beklediğini davalıya açıkladığı, ancak davalının davacıdan almış olduğu «teminat senedini» icraya koyduğu ve davacıya ait gayrimenkullere «haciz» işlemi yapıldığını ileri sürerek sözleşmeye istinaden davalı şirkete verilen 19.11.2015 düzenleme 06.04.2016 «vade» tarihli teminat senedi nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/6611 E. , 2014/14055 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ YAHYALI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ 13/12/2012
NUMARASI 2010/202-2012/230
Taraflar arasında görülen davada Yahyalı Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13.12.2012 tarih ve 2010/202-2012/230 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 02.09.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. İ.. K.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili S.Yahyalı Madencilik Ltd. Şti'nin % 45 hisse ile ortağı olduğunu, şirkete ait çinko-kurşun sahasının şirketin borçlarına teminat olarak E. Madencilik A.Ş'ye verildiğini, maden sahası E. Madencilik A.Ş. tarafından devredilirken % 45 hissesinin müvekkiline ait olacağı konusunda anlaşılmış olmasına rağmen sahanın davalı şirket adına devralınarak müvekkiline ait % 45 payın yok edildiğini ileri sürerek, sahanın % 45 payının müvekkiline ait olduğunun ve davalı şirketteki sahanın % 45'ine tekabül eden payın davacıya ait olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, maden sahasının güvence olarak verilmediğini, satıldığını, şirkete ait maden sahasının % 45 hissesinin davacıya ait olmasının söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 6762 sayılı TTK'nın 520. maddesi uyarınca hisse devrinin resmi şekilde hisse devir sözleşmesi ile yapılabileceği, taraflar arasında böyle bir sözleşme bulunmadığı, inançlı sözleşme niteliğinde bir belgeye dayanılarak hak talep edilebileceği, ancak davacı tarafça delil olarak sunulan "karşılıklı taahhütname" olarak adlandırılan belgenin inanç sözleşmesi niteliği taşımadığı gibi şirket hisse devri sonucunu doğuracak icrai bir etkiye sahip görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davalı adına kayıtlı maden sahasının % 45 hissesinin davacıya ait olduğunun tespiti talebiyle açılmış, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafça dayanılan "Karşılıklı Taahhütname" başlıklı belgede dava konusu sahanın devralınırken davacının hissesi olan % 45'inin kendisine devrolunacağı düzenlenmiş olup, davacı vekili de tüm aşamalarda verdiği dilekçeler ile sahanın belirtilen orandaki hissesinin kendisine ait olduğunu ileri sürmüştür. Bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin maden sahasının aidiyetine ilişkin hükümlerinin değerlendirilmesi gerekirken sadece taraflar arasındaki sözleşmenin limited şirket pay devri sözleşmesi olarak nitelenmek suretiyle TTK'nın 520.
maddesi uyarınca geçersiz olduğu gerekçesiyle reddi doğru olmadığından uyuşmazlığın davacının açıklanan talebi değerlendirilerek sonuçlandırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddi yerinde görülmediğinden, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 18.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/102077900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz