Işletme devri
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2009/10722 E. 2011/3348 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
işletme devri↗ gecikme faizi↗ infazda tereddüt↗ sahtecilik↗ ziya↗ infaz↗ yasal faiz↗ avans faizi↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının ödediği meblağın 38.874,34 TL'nın KDV aslı ve 51.073,70 TL gecikme faizi ve 58.311,53 TL vergi ziyaı cezası olduğu, uzlaşma istenmesi halinde tahakkuk edebilecek vergi ziyaı cezasının 12.000,00 TL olabileceği, bu hali ile 101.948,04 TL'den davalı ...'un sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 101.948,04 TL'nin ödeme tarihi olan 19.09.2008 tarihinden itibaren Merkez Bankasının avans faiz oranına uygulanan faiz üzerinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, hisse ve işletme devri sözleşmelerinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporuna davacı vekilince yapılan itirazda, vergi ziyaına neden olan olayın sahteciliğe dayanması halinde uzlaşmanın olamayacağı belirtilmiş, Suburcu Vergi Dairesinin 20.05.2009 tarihli yazısına göre ise, davaya konu olay nedeniyle kesilen cezanın uzlaşma kapsamında olmadığı belirtilmiştir.
Bu durumda, mahkemece, uzlaşmaya ilişkin davacı taraf itirazının Vergi Usul Yasasının 344, 359, Ek-7 ve devamı maddeleri çerçevesinde incelenmesi amacıyla dosyanın bilirkişilere veya yeniden oluşturulacak bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, düzenlenecek rapor sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bilirkişi raporuna karşı yapılan bu ciddi itiraz incelenmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
2-Kabule göre, HUMK’nun 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Anılan Yasa’nın 388. maddesinde hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hükmün, infazı kabil, uygulanabilir olması gerekmektedir.
Somut olayda, mahkemece verilen kısa kararla, “davacının davasının kısmen kabulü ile kısmen reddine, davacı tarafın istemiş olduğu alacaktan bilirkişilerin raporlarında hesaplamış olduğu 101.948,04 TL'nin ödeme tarihi olan 19.09.2008 tarihinden itibaren merkez bankasının avans faiz oranına uygulanan faiz üzerinden işleyecek faiz ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine” şeklinde, gerekçeli kararda ise, “davacının davasının kısmen kabulü kısmen reddi ile, davacı tarafın istemiş olduğu alacaktan bilirkişilerin raporlarında hesaplamış olduğu 101.948,04 TL'nin ödeme tarihi olan 19.09.2008 tarihinden itibaren Merkez Bankasının avans faiz oranına uygulanan faiz üzerinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine” şeklinde hüküm kurulmuştur. Bu hüküm kısa kararla çeliştiği gibi, infazda tereddüt yaratacak mahiyette olduğu da sabittir.
Bu durumda, mahkemece, kısa kararla çelişmeyen ve infazı kabil olan bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/3744 E. 2010/10507 K.
Ortak:infaz
İncelediğiniz karardaBaşka bir anlatımla, tesis edilen hükmün, «infazı» kabil, uygulanabilir olması gerekmektedir.
Bu hüküm kısa kararla çeliştiği gibi, «infazda tereddüt» yaratacak mahiyette olduğu da sabittir.
Bu durumda, mahkemece, kısa kararla çelişmeyen ve «infazı» kabil olan bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Benzer bu karardaBaşka bir anlatımla, tesis edilen hükmün, «infazı» kabil, uygulanabilir olması gerekmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:rücuen tazmin · kanuni rehin hakkı · rehin hakkı · rehin · sigorta sözleşmesi · olumsuz oy · taşıyan · hasar
Benzer bu kararda1-Dava, deniz taşıma «sigorta sözleşmesine» dayalı davacı tarafından sigortalısına ödenen «hasar» bedelinin davalı «taşıyandan» «rücuen tazmini» ve gemi üzerinde «kanuni rehin hakkı» tesisi istemlerine ilişkindir.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere, davacı vekili, müvekkili tarafından sigortalısına ödenen «hasar» bedelinin hasara davalının neden olduğunu iddia ederek tazmini ve gemi üzerinde «kanuni rehin hakkı» tesis edilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, davacı vekilinin iki ayrı istemi olmasına rağmen bu istemlerden «kanuni rehin hakkı» tesisine ilişkin hüküm kurulduğu halde tazminata ilişkin hüküm kurulmamıştır.
Bu durumda, mahkemece, davacının tazminat istemine ilişkin olumlu ya da «olumsuz» bir karar verilmemesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9053 E. 2016/4524 K.
Ortak:infazda tereddüt · infaz
İncelediğiniz karardaBu hüküm kısa kararla çeliştiği gibi, «infazda tereddüt» yaratacak mahiyette olduğu da sabittir.
Başka bir anlatımla, tesis edilen hükmün, «infazı» kabil, uygulanabilir olması gerekmektedir.
Bu durumda, mahkemece, kısa kararla çelişmeyen ve «infazı» kabil olan bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Benzer bu karardaSomut olayda mahkemece, davalılardan tahsiline hükmedilen meblağın, tahsil miktarları ve tarihlerinin açıkça belli edilmemesi «infazda tereddüt» yaratacak nitelikte olduğu kuşkusuzdur.Bu nedenle mahkemece anılan hüküm itibariyle infazı kabil bir karar verilmek üzere kararın davalılar yararına bozulması gerekmiştir.
Başka bir anlatımla, tesis edilen hükmün, «infazı» kabil, uygulanabilir olması gerekmektedir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:adi ortaklık · şirket müdürü · i̇i̇k 72/son
Benzer bu kararda… nda el birliği halinde eser sahipliğinin kabul edildiği, tüzel kişinin eser sahipliğinin sadece mali haklar açısından söz konusu olduğu, davalı ...’nın diğer davalı «şirketin müdürü» ve hissedarı olduğu, birlik halinde meydana getirilen eserin davalı ... tarafından oluşturulan kısmının mali haklarının davalı şirkete ait bulunduğu, eser sahipliğinde birlik olması durumunda uygulanacak «adi ortaklık» hükümlerinin burada uygulanacağı, sözleşmede özel bir hüküm olmaması halinde kâr ve zararın eşit olarak paylaşılacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişt …
Anılan Yasa’nın anılan hükmünün «son» fıkrasında hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2009/10722 E. , 2011/3348 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16/06/2009 tarih ve 2008/526-2009/278 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dava tarihi itibariyle hissedarlarının ...ve... olduğunu, davacı ve faaliyet gösterdiği otelin 27.04.2005 tarihinde önceki hissedarları olan ... ve ...'tan devralındığını, davacı ortağı... ve davalı ... arasındaki 07.03.2005 tarihli protokolün 6. maddesine göre, “bedelin tamamı alındıktan sonra şirket aktif ve pasifi ile devredilecektir”, 8. maddesine göre ise "şirketin devir tarihine kadar alacak ve borçları satıcı ...'a, devir tarihinden sonraki borç ve alacakları alıcı...'e aittir" hükümlerinin yer aldığını, müvekkilinin hisselerinin ...ve... tarafından devralınmasından sonra, 2004 yılı içerisinde kullanılan sahte faturalar nedeniyle Suburcu Vergi Dairesince (KDV gerçek+gecikme faizi+vergi ziyaı cezası) kesilen 148.259,57 TL müvekkilinin ödediğini ileri sürerek, anılan meblağın temerrüt faiziyle tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin şirket hisselerini... ve Ramazan Geçer'e devrettiğini, devir senedinde "tüm hak ve yükümlülükleri, bütün aktif ve pasifi ile birlikte 27.04.2005 tarihinde devretmişlerdir” hükmünün yer aldığını, dava dilekçesinin dayanağı olan 07.03.2005 tarihli protokolün TTK'nun 520. maddesi anlamında geçerliliğinin bulunmadığını, protokolün daha sonradan geçersiz kılınarak şekle uygun hisse devir senedi düzenlendiğini, vergi soruşturmasından haberdar edilmediklerini, davalının yasadan kaynaklanan itiraz, düzeltme, uzlaşma ve yargıya başvuru haklarının kullanılmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının ödediği meblağın 38.874,34 TL'nın KDV aslı ve 51.073,70 TL gecikme faizi ve 58.311,53 TL vergi ziyaı cezası olduğu, uzlaşma istenmesi halinde tahakkuk edebilecek vergi ziyaı cezasının 12.000,00 TL olabileceği, bu hali ile 101.948,04 TL'den davalı ...'un sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 101.948,04 TL'nin ödeme tarihi olan 19.09.2008 tarihinden itibaren Merkez Bankasının avans faiz oranına uygulanan faiz üzerinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, hisse ve işletme devri sözleşmelerinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporuna davacı vekilince yapılan itirazda, vergi ziyaına neden olan olayın sahteciliğe dayanması halinde uzlaşmanın olamayacağı belirtilmiş, Suburcu Vergi Dairesinin 20.05.2009 tarihli yazısına göre ise, davaya konu olay nedeniyle kesilen cezanın uzlaşma kapsamında olmadığı belirtilmiştir.
Bu durumda, mahkemece, uzlaşmaya ilişkin davacı taraf itirazının Vergi Usul Yasasının 344, 359, Ek-7 ve devamı maddeleri çerçevesinde incelenmesi amacıyla dosyanın bilirkişilere veya yeniden oluşturulacak bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, düzenlenecek rapor sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bilirkişi raporuna karşı yapılan bu ciddi itiraz incelenmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
2-Kabule göre, HUMK’nun 382 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Anılan Yasa’nın 388. maddesinde hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hükmün, infazı kabil, uygulanabilir olması gerekmektedir.
Somut olayda, mahkemece verilen kısa kararla, “davacının davasının kısmen kabulü ile kısmen reddine, davacı tarafın istemiş olduğu alacaktan bilirkişilerin raporlarında hesaplamış olduğu 101.948,04 TL'nin ödeme tarihi olan 19.09.2008 tarihinden itibaren merkez bankasının avans faiz oranına uygulanan faiz üzerinden işleyecek faiz ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine” şeklinde, gerekçeli kararda ise, “davacının davasının kısmen kabulü kısmen reddi ile, davacı tarafın istemiş olduğu alacaktan bilirkişilerin raporlarında hesaplamış olduğu 101.948,04 TL'nin ödeme tarihi olan 19.09.2008 tarihinden itibaren Merkez Bankasının avans faiz oranına uygulanan faiz üzerinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine” şeklinde hüküm kurulmuştur.
Bu hüküm kısa kararla çeliştiği gibi, infazda tereddüt yaratacak mahiyette olduğu da sabittir.
Bu durumda, mahkemece, kısa kararla çelişmeyen ve infazı kabil olan bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle, kararın taraflar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 24.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1018160800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz