Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/3197 E. 2014/9314 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Yetkili mahkeme
- yetki/yetkisizlik
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
5718 sayılı möhuk↗ savunma hakkının kısıtlanması↗ dava dilekçesinin tebliği↗ savunma hakkı↗ kısıtlılık↗ möhuk 47↗ münhasırlık↗ kamu düzeni↗ tenfiz↗ yetkisizlik kararı↗ eksik inceleme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, yabancı mahkeme kararlarının Türk kamu düzenine açıkça aykırılıklarının bulunmadığı, kaldı ki kararların "davalının davayı kabul etmesi üzerine kurulan hüküm" şeklinde açıklanarak gerekçelendirildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Ancak dava, yabancı mahkeme kararlarının tenfizi istemine ilişkindir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 5718 sayılı MÖHUK’nın 50/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa’nın 54. maddesinde düzenlenmiştir. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usulü işlemlere uyulmuş olmasıdır.
Somut uyuşmazlıkta ise davalı vekilince, yabancı mahkemelerce müvekkiline dava dilekçesinin tebliğ edilmediği ve müvekkilinin usulüne uygun şekilde davadan haberdar edilmediği savunulduğu halde, mahkemece davalı vekilinin bu savunması üzerinde durulmamıştır. Her ne kadar tenfizi istenen yabancı mahkeme kararlarında dava dilekçesinin davalıya tebliğ tarihleri belirtilmiş ise de, davalı vekilinin anılan savunmasının araştırılması ve bu konudaki tereddütün giderilmesi gereklidir. Zira dava konusu yabancı mahkeme kararlarından, davalının duruşmalara katılmadığı ve bu nedenle “davalının davayı kabul etmesi üzerine gıyabi hüküm” kurulduğu anlaşılmaktadır. Davalının savunmasının doğru olması halinde, savunma hakkının kısıtlanmış olacağı ve bu durumun 5718 sayılı MÖHUK'nın 54/ç maddesi uyarınca Türk kamu düzenine aykırı bulunduğundan tenfiz engeli oluşturacağı tabiidir.
Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, bu konuda ispat yükümlülüğü kendisine düşen davacıya süre verilip tebliğ belgelerinin getirtilmesi ve tenfizi istenen kararlarda yabancı mahkemelerce, davalıya dava dilekçesinin ne şekilde tebliğ edildiğinin, dolayısıyla davalının savunma hakkının kısıtlanmış olup olmadığının araştırılması, tebliğin usulüne uygun olduğunun belirlenmesi halinde davanın kabulüne, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/12548 E. 2010/7403 K.
Ortak:savunma hakkının kısıtlanması · savunma hakkı · kısıtlılık · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · yetkisizlik kararı · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaBunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usulü işlemlere uyulmuş olmasıdır.
Davalının savunmasının doğru olması halinde, «savunma hakkının kısıtlanmış» olacağı ve bu durumun 5718 sayılı MÖHUK'nın 54/ç maddesi uyarınca Türk «kamu düzenine» aykırı bulunduğundan «tenfiz» engeli oluşturacağı tabiidir.
… şısında mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, bu konuda ispat yükümlülüğü kendisine düşen davacıya süre verilip tebliğ belgelerinin getirtilmesi ve «tenfizi» istenen kararlarda yabancı mahkemelerce, davalıya dava dilekçesinin ne şekilde tebliğ edildiğinin, dolayısıyla davalının «savunma hakkının kısıtlanmış» olup olmadığının araştırılması, tebliğin usulüne uygun olduğunun belirlenmesi halinde davanın kabulüne, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, dosya kapsamına göre, yabancı mahkemece «gıyapta» görülen davada doğrudan posta yolu ile tebliğ yoluna gidilmesi davalının «savunma hakkını kısıtladığı» gibi esasen MÖHUK.nun 38/c maddesi gereğince «kamu düzenine» aykırı da olduğu, kaldı ki aynı Kanunun 34 ncü maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan da söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, «tenfizi» istenen kararın 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi aksine Alman Hukuku’na göre postaya verilmek suretiyle davalıya tebliğe çıkarıldığı, Lahey Sözleşmesi, MÖHUK ve HUMK uyarınca davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu, MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmad …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanunlar ihtilafı · gıyapta karar · tebliğ tarihi · usulüne uygun tebliğ · havale · tebligat · cy/cy kaydı · e-defter
Benzer bu karardaDavalı vekilinin dilekçesi 24.10.2008 tarihinde hakim tarafından «havale» edilmekle birlikte, dilekçenin harcı yatırılmadığı gibi temyiz «defterine» de «kaydı» yapılmamıştır.
Mahkemece, «tenfizi» istenen kararın 1965 tarihli Hukuki ve Ticari Konularda Adli ve Gayri Adli Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi aksine Alman Hukuku’na göre postaya verilmek suretiyle davalıya tebliğe çıkarıldığı, Lahey Sözleşmesi, MÖHUK ve HUMK uyarınca davalıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmediği, ortada kesinleşmiş bir karardan söz edilemeyeceği, Alman makamlarınca kararın postaya verilme tarihinin «tebliğ tarihi» sayılacağı hükmünün anılan sözleşme ve MÖHUK gereğince kabulünün mümkün olmadığı, «tebligat» «kamu düzenine» ilişkin olup karar tebliğinin MÖHUK’un 38/c maddesi gereğince kamu düzenine aykırı bulunduğu, MÖHUK’nun 34. maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar bulunmad …
Mahkemece, dosya kapsamına göre, yabancı mahkemece «gıyapta» görülen davada doğrudan posta yolu ile tebliğ yoluna gidilmesi davalının «savunma hakkını kısıtladığı» gibi esasen MÖHUK.nun 38/c maddesi gereğince «kamu düzenine» aykırı da olduğu, kaldı ki aynı Kanunun 34 ncü maddesi gereğince ortada kesinleşmiş bir karar olduğundan da söz edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
-
Yabancı mahkeme kararının tenfizi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/12253 E. 2010/1136 K.
Ortak:savunma hakkı · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · yetkisizlik kararı · eksik inceleme · yetki/yetkisizlik · Yabancı mahkeme kararının tenfizi
İncelediğiniz karardaBunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usulü işlemlere uyulmuş olmasıdır.
Davalının savunmasının doğru olması halinde, «savunma hakkının kısıtlanmış» olacağı ve bu durumun 5718 sayılı MÖHUK'nın 54/ç maddesi uyarınca Türk «kamu düzenine» aykırı bulunduğundan «tenfiz» engeli oluşturacağı tabiidir.
… şısında mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, bu konuda ispat yükümlülüğü kendisine düşen davacıya süre verilip tebliğ belgelerinin getirtilmesi ve «tenfizi» istenen kararlarda yabancı mahkemelerce, davalıya dava dilekçesinin ne şekilde tebliğ edildiğinin, dolayısıyla davalının «savunma hakkının kısıtlanmış» olup olmadığının araştırılması, tebliğin usulüne uygun olduğunun belirlenmesi halinde davanın kabulüne, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Ancak dosya arasında bulunan ve «tenfizi» istenen Essen Asliye Hukuk Mahkemesi’ne ait belgelerin davalılar vekili Ahmet Güney'e 30.11.2004 tarihinde tebliğ edilmiş olduğuna dair belge değerlendirilmemiş olup, davalıya savunma imkanı tanınmadığı yönündeki mahkeme gerekçesinin «eksik incelemeye» dayalı olduğu anlaşılmaktadır.
… de, dosya arasında bulunan Essen Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının tercümesinde bu kararın icraya yönelik kısa karar olduğu belirtilmiş bulunmasına göre mahkemece «tenfiz» istemine konu edilen Essen Asliye Hukuk Mahkemesinin gerekçeli karar metninin tamamının onaylı çevirisi dosyaya sağlandıktan sonra davaya konu uyuşmazlığın niteliği ve 2675 sayılı MÖHUK' nun 38. maddesinin b ve d bentlerine aykırılık ve tenfize engel bir halin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekirken bu konuda da «eksik incelemeye» dayalı olarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanunlar ihtilafı · gıyapta karar · tefrik · aktif husumet · dahili dava · husumet
Benzer bu karardaBu durumda mahkemece, davacı ... dışında kalan davacıların bu davada «aktif husumetlerinin» bulunup bulunmadığının değerlendirilmemesi de doğru görülmemiştir.
İnşaat Tarım A.Ş. hakkındaki dava «tefrik» edilerek ayrı bir esasa kaydedilmiş ve «yetkisizlik» kararı verilmiş, bu davaya davalı ...Ş. yönünden devam edilmiştir.
Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, «tenfizi» istenen kararın «gıyapta» verildiği ve yabancı mahkeme kararının gerekçesinin bulunmadığından bahisle tenfizi istenen karar yönünden yasal şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/7313 E. 2010/3030 K.
Ortak:savunma hakkının kısıtlanması · dava dilekçesinin tebliği · savunma hakkı · kısıtlılık · münhasırlık · kamu düzeni · tenfiz · yetkisizlik kararı · yetki/yetkisizlik
İncelediğiniz karardaBunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usulü işlemlere uyulmuş olmasıdır.
Davalının savunmasının doğru olması halinde, «savunma hakkının kısıtlanmış» olacağı ve bu durumun 5718 sayılı MÖHUK'nın 54/ç maddesi uyarınca Türk «kamu düzenine» aykırı bulunduğundan «tenfiz» engeli oluşturacağı tabiidir.
… şısında mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, bu konuda ispat yükümlülüğü kendisine düşen davacıya süre verilip tebliğ belgelerinin getirtilmesi ve «tenfizi» istenen kararlarda yabancı mahkemelerce, davalıya dava dilekçesinin ne şekilde tebliğ edildiğinin, dolayısıyla davalının «savunma hakkının kısıtlanmış» olup olmadığının araştırılması, tebliğin usulüne uygun olduğunun belirlenmesi halinde davanın kabulüne, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Benzer bu karardaBunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
… nma ve tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre «tebligatın» hangi makam tarafından hangi usulle yerine getirileceğinin belirlenmiş olduğu, Dortmund Eyalet Mahkemesinin «gıyapta» verdiği dava konusu kararının Alman Usul Hukuku hükümlerine göre Almanya ve Türkiye'nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye'nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı», bunun da «kamu düzenine» aykırı olduğu, MÖHUK'nun 38./c, d maddesi uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, «tenfizi» istenen ve «gıyapta» verilen kararın Almanya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye’nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanunlar ihtilafı · gıyapta karar · tebligat
Benzer bu kararda… nma ve tüm dosya kapsamına göre, 1965 tarihli Hukukî ve Ticarî Konularda Adlî ve Gayrı Adlî Belgelerin Yabancı Memleketlerde Tebliğine Dair Lahey Sözleşmesi’ne göre «tebligatın» hangi makam tarafından hangi usulle yerine getirileceğinin belirlenmiş olduğu, Dortmund Eyalet Mahkemesinin «gıyapta» verdiği dava konusu kararının Alman Usul Hukuku hükümlerine göre Almanya ve Türkiye'nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye'nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı», bunun da «kamu düzenine» aykırı olduğu, MÖHUK'nun 38./c, d maddesi uyarınca davanın reddi gerektiği sonucuna varılarak, davanın reddine karar verilmiştir.
Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların «tenfizini» mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin «münhasır» «yetkisine» girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün «kamu düzenine» açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın «savunma hakkına» ilişkin usuli işlemlere uyulmuş olması, Türkler’in kişi hallerine ilişkin davalarda Türk «kanunlar ihtilafı» kaidelerinin gösterdiği hukukun uygulanmış olmasıdır.
Mahkemece, «tenfizi» istenen ve «gıyapta» verilen kararın Almanya ve Türkiye’nin taraf olduğu 1965 tarihli Lahey Sözleşmesi hükümlerine ve Türkiye’nin koyduğu çekinceye rağmen posta yolu ile doğrudan tebliğ edilmesinin davalının «savunma hakkını kısıtladığı» gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/3197 E. , 2014/9314 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ MERSİN 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ 30/11/2012
NUMARASI 2012/420-2012/526
Taraflar arasında görülen davada Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 30/11/2012 tarih ve 2012/420-2012/526 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 13/05/2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av.. ile davalı vekili Av. H.. B.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi .. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili tarafından davalı şirket aleyhine Avusturya Cumhuriyeti Wels Asliye Mahkemesi'nde alacak davası açıldığını, yargılama neticesinde 23/09/2002 tarih ve 4CG139/01 K sayılı karar ile davalı tarafın müvekkiline 11/07/2000 tarihinden 27/11/2000 tarihine kadar 40.727,96 EURO üzerinden işleyen yıllık %8 faizi ve 28/11/2000 tarihinden 49.020,30 EURO üzerinden işleyecek yıllık %8 faizi ile birlikte 49.020,30 EURO ödenmesine karar verildiğini, yine Avusturya Cumhuriyeti Wels Bölge Mahkemesi'nin 24/09/2002 tarih ve 5 C 2849/01s sayılı kararı ile davalı tarafın müvekkiline 30/11/2000 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %8 faizi ile birlikte 6.557,84 EURO ödenmesine karar verildiğini ileri sürerek, anılan kararların tanınmasını ve tenfizini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, yabancı mahkeme kararlarının Türk kamu düzenine açıkça aykırılıklarının bulunmadığı, kaldı ki kararların "davalının davayı kabul etmesi üzerine kurulan hüküm" şeklinde açıklanarak gerekçelendirildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Ancak dava, yabancı mahkeme kararlarının tenfizi istemine ilişkindir.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 5718 sayılı MÖHUK’nın 50/1. maddesi hükmüne göre, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi, yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfizin şartları ise aynı Yasa’nın 54. maddesinde düzenlenmiştir. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir anlaşma veya o devlette Türk Mahkemeleri’nden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, ilamın Türk Mahkemeleri’nin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, kendisine karşı tenfiz istenen tarafın savunma hakkına ilişkin usulü işlemlere uyulmuş olmasıdır.
Somut uyuşmazlıkta ise davalı vekilince, yabancı mahkemelerce müvekkiline dava dilekçesinin tebliğ edilmediği ve müvekkilinin usulüne uygun şekilde davadan haberdar edilmediği savunulduğu halde, mahkemece davalı vekilinin bu savunması üzerinde durulmamıştır. Her ne kadar tenfizi istenen yabancı mahkeme kararlarında dava dilekçesinin davalıya tebliğ tarihleri belirtilmiş ise de, davalı vekilinin anılan savunmasının araştırılması ve bu konudaki tereddütün giderilmesi gereklidir. Zira dava konusu yabancı mahkeme kararlarından, davalının duruşmalara katılmadığı ve bu nedenle “davalının davayı kabul etmesi üzerine gıyabi hüküm” kurulduğu anlaşılmaktadır. Davalının savunmasının doğru olması halinde, savunma hakkının kısıtlanmış olacağı ve bu durumun 5718 sayılı MÖHUK'nın 54/ç maddesi uyarınca Türk kamu düzenine aykırı bulunduğundan tenfiz engeli oluşturacağı tabiidir.
Bu durum karşısında mahkemece, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, bu konuda ispat yükümlülüğü kendisine düşen davacıya süre verilip tebliğ belgelerinin getirtilmesi ve tenfizi istenen kararlarda yabancı mahkemelerce, davalıya dava dilekçesinin ne şekilde tebliğ edildiğinin, dolayısıyla davalının savunma hakkının kısıtlanmış olup olmadığının araştırılması, tebliğin usulüne uygun olduğunun belirlenmesi halinde davanın kabulüne, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayanılarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalı tarafa verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 20/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101720500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz