Marka hükümsüzlüğü
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2008/12933 E. 2010/4245 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
delillerin toplanmaması↗ maddi hata↗ üçüncü kişi↗ kamu düzeni↗ içtihadı birleştirme kararı↗ dosya masrafı↗ ilan↗ yükleten (shipper)↗ iltibas↗ i̇i̇k 72/son↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 556 sayılı KHK'nin 6. maddesi uyarınca marka korumasının ve bu KHK'den kaynaklanan hakların marka tescili ile kazanıldığı, bir markayı ihdas veya istimal eden ya da piyasada bilinen hale getiren kişinin o markanın gerçek hak sahipliğini de kazandığı, tescilin üçüncü kişiler bakımından açıklayıcı nitelikte olduğu, taraf markalarında bulunan "CHAOS" ibaresinin esaslı unsur olduğu, karşı davalı markasının karıştırılmaya ve iltibasa neden olacağı ve karşı davalının marka üzerinde öncelik hakkının bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davacı-karşı davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Tarafların tüm delilleri toplanıp, inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada yasanın 381/son fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, HUMK’nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyeti ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HUMK’nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz.
Somut olayda, kısa kararda “asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 2004/08927 nolu BLACK CHAOS ibareli markanın 25. sınıf emtialara yönünden kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, karar kesinleştiğinde özetinin masrafı davalıdan alınmak suretiyle Türkiye genelinde yayın yapan tirajı yüksek üç büyük gazeteden birinde bir kez ilanına” karar verilmiş olmasına karşın, gerekçeli kararda, sadece asıl davanın reddine karşı davanın kabulüne karar verilmiş olup, kısa ve gerekçeli karar arasında farklılık ve çelişki yaratılmıştır. Bu farklılık ve çelişkinin, maddi hataya dayalı olduğunun kabulü ise mümkün değildir. Bu durumda, 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı çerçevesinde, bu kısa kararla bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre, davacı-karşı davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2011/9274 E. 2012/16322 K.
Ortak:delillerin toplanmaması · kamu düzeni · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda1-Tarafların tüm «delilleri toplanıp», inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada yasanın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca, anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Benzer bu kararda1- Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan HUMK'nun 376. maddesi (HMK'nun 186.maddesi) uyarınca, tarafların tüm «delilleri toplanıp» inceledikten ve «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı Yasa'nın 388. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada Yasa'nın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yasal faiz
Benzer bu karardaSomut olayda ise mahkemece, kısa kararda, hükmedilen manevi tazminatlara faiz uygulanmasına karar verilmediği halde, gerekçeli kararda hükmedilen manevi tazminatlara olay tarihinden itibaren «yasal faiz» uygulanmasına karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2008/8822 E. 2010/957 K.
Ortak:delillerin toplanmaması · kamu düzeni · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda1-Tarafların tüm «delilleri toplanıp», inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada yasanın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca, anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Benzer bu kararda1-Tarafların tüm «delilleri toplanıp», inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı Yasa’nın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada Yasa’nın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca, anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:infisah · tasfiye memuru atanması · tasfiye memuru · ek tasfiye
Benzer bu karardaSomut olayda, kısa kararda davalı şirketin «infisahına» ve tasfiyesine, «tasfiye memuru atanmasına», tasfiye memuruna ücret takdirine ve bu ücretin davalı şirketçe karşılanmasına karar verilmiş iken, gerekçeli kararda sadece şirketin infisahına karar verilmiş olup, kısa ve gerekçeli karar arasında farklılık ve çelişki yaratılmıştır.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2009/12941 E. 2010/11288 K.
Ortak:delillerin toplanmaması · kamu düzeni · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda1-Tarafların tüm «delilleri toplanıp», inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada yasanın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca, anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Benzer bu kararda1-Tarafların tüm «delilleri toplanıp», inceledikten ve HUMK’nun 376 ncı maddesi göre, «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada yasanın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca, anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:pasif husumet ehliyeti · husumet ehliyeti · iş bölümü · pasif husumet · taraf ehliyeti · husumet
Benzer bu karardaMahkemece, dosya kapsamına göre, asıl davada davalı ... aleyhine açılan davanın «pasif husumet ehliyetinin» olmadığından reddine, diğer davalılar aleyhine açılan asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiştir.
Bu durumda, 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı çerçevesinde, kısa kararın bu «bölümü» ile bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
5 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/3301 E. 2013/19620 K.
Ortak:delillerin toplanmaması · kamu düzeni · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda1-Tarafların tüm «delilleri toplanıp», inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada yasanın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca, anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Benzer bu kararda1- Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan HUMK'nun 376. maddesi (HMK'nun 186.maddesi) uyarınca, tarafların tüm «delilleri toplanıp» inceledikten ve «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı Yasa'nın 388. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalının esas «taşıyıcı» olması nedeniyle «husumet itirazının» yerinde olmadığı, «son» iki bilirkişi raporundaki «kusur» oranları dikkate alınarak, davalının «hasarın» %50'sinden sorumlu olduğu gerekçesiyle, 8.675,84 TL'nin faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
Ne var ki, uygulamada Yasa'nın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:husumet itirazı · kusur oranı · ticari faiz · taşıyıcı · kusur · hasar · avans faizi · husumet
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davalının esas «taşıyıcı» olması nedeniyle «husumet itirazının» yerinde olmadığı, «son» iki bilirkişi raporundaki «kusur» oranları dikkate alınarak, davalının «hasarın» %50'sinden sorumlu olduğu gerekçesiyle, 8.675,84 TL'nin faiziyle tahsiline karar verilmiştir.
Somut olayda ise, mahkemece, kısa kararda, "Davacının davasının kısmen kabulü ile , %50 «kusur oranına» göre davacının sigortalısına ödediği 8.675,84 TL'nin ödeme tarihi olan 06.03.2009 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla istemin reddine" dendiği, gerekçeli karar da ise " Davacının davasının kısmen kabulü ile 8.675,84 TL'lik taleple bağlı kalınarak dava tarihinden itibaren «ticari faizi» ile birlikte davalı şirketten alınarak davacıya verilmesine" ifadelerinin kullanıldığı görülmüştür.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/15682 E. 2015/1946 K.
Ortak:delillerin toplanmaması · kamu düzeni · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda1-Tarafların tüm «delilleri toplanıp», inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada yasanın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca, anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Benzer bu kararda1- Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm «delilleri toplanıp» inceledikten ve «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı Yasa'nın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ayrıca anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:kanuni rehin hakkı · rehin hakkı · rehin · açılmamış sayılma
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; gemi üzerinde «kanuni rehin hakkı» tesisi talebinin alacaktan bağımsız olarak ileri sürelemeyeceği, davalılar ...hakkında açılan davaların takip edilmediği gerekçesiyle; davalı ... hakkındaki asıl ve birleşen davaların reddine, diğer davalılar hakkındaki davaların HMK'nın 150/5. maddesi gereğince «açılmamış sayılmasına» karar verilmiştir.
Somut olayda mahkemece, kısa kararda, “...davacının asıl ve birleşen davasının reddine...” karar verilmiş iken, gerekçeli kararda “...Asıl davada; 1-Davacının 3 nolu davalı ... hakkındaki davasının reddine, 2-1 nolu davalı ... hakkındaki davanın HMK 150/5.maddesi gereğince «açılmamış sayılmasına», 3-2 nolu davalı ... hakkındaki davanın HMK 150/5. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına,...
Birleşen davada; 1-Davacının 1 nolu davalı ... hakkındaki davasının reddine, 2-2 nolu davalı ... hakkındaki davanın HMK 150/5.maddesi gereğince «açılmamış sayılmasına»,...” şeklinde hüküm kurulduğu görülmüştür.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/5328 E. 2013/20864 K.
Ortak:delillerin toplanmaması · kamu düzeni · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda1-Tarafların tüm «delilleri toplanıp», inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada yasanın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca, anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Benzer bu karardaHüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nın 376. maddesi (6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi) uyarınca, tarafların tüm «delilleri toplanıp» inceledikten ve «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı Yasa'nın 388. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada Yasa'nın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ceza zamanaşımı · zamanaşımı
Benzer bu kararda… vunma ve dosya kapsamına göre, tecavüzün tespit edildiği tarih dikkate alındığında 818 sayılı BK'nın 60. maddesi uyarınca davanın açıldığı tarih itibariyle 1 yıllık «zamanaşımı» süresinin dolduğu, Anayasa Mahkemesi'nin 03.01.2008 tarih 2005/15 Esas, 2008/2 sayılı kararıyla 556 sayılı KHK'nın 61-A-c maddesi iptal edildiğinden «ceza zamanaşımının» uygulanamayacağı, fazla hakların saklı tutulması beyanının zamanaşımını tek başına kesmeyeceği gerekçesiyle, ispat edilmeyen davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda, mahkemece, kısa kararda sabit olmayan davanın reddine denmesine rağmen, gerekçeli kararda markaya tecavüz tarihi dikkate alındığında dava tarihi itibariyle dava «zamanaşımının» dolduğu, davalının süresinde yaptığı zamanaşımı itirazının kabul edildiği belirtilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/499 E. 2014/8224 K.
Ortak:delillerin toplanmaması · kamu düzeni · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda1-Tarafların tüm «delilleri toplanıp», inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada yasanın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca, anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Benzer bu kararda1- HUMK’nın 376. maddesi (HMK'nın 186. m.) uyarınca, tarafların tüm «delilleri toplanıp» inceledikten ve «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı Yasa'nın 388. maddesi (HMK'nın 297. m.) uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede (HMK'nın 298. m.) öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki uygulamada, Yasa'nın 381/«son» fıkrası (HMK'nın 294. m.) hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:sulh sözleşmesi · ihtirazi kayıt · donatan · aktif husumet ehliyeti · acente · aktif husumet · husumet ehliyeti · ara karar
Benzer bu karardaMahkemece, Dairemize ait 09.04.2007 tarihli ilama dayanılarak, Liman Hizmetleri Tarifesi’ne göre asıl ve birleşen davaların konusu alacak ve fer'ilerinden «donatan» ile birlikte «acentelerin» de sorumlu olduğundan asıl davayı açan «acente» ile birleşen davayı açan donatanın «aktif husumet ehliyetlerine» sahip oldukları, birleşen davaya konu «istirdadı» talep edilen olayda söz konusu bedellerin «sulh sözleşmesine» istinaden ödenmiş olması, asıl davaya konu «menfi tespiti» ve iadesi istenen çeklere ilişkin ise alacağın bir kısmının «ihtirazi kayıt» ileri sürülmeden, bir kısmının da birleşen davada bahsi geçen sulh sözleşmesine istinaden ödenmesi ile davalının beyanı nazara alınarak asıl davanın kabulü ile birleşen davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bir zühul eseri kısa karara asıl davanın reddine ve birleşen davanın reddine yazılmış olduğundan ve «ara» karara uygun karar yazılması gerektiğinden asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/12627 E. 2016/1599 K.
Ortak:delillerin toplanmaması · kamu düzeni · i̇i̇k 72/son
İncelediğiniz kararda1-Tarafların tüm «delilleri toplanıp», inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ne var ki, uygulamada yasanın 381/«son» fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
Ayrıca, anılan husus «kamu düzeni» ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Benzer bu kararda1- Hüküm tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 186. maddesi uyarınca, tarafların tüm «delilleri toplanıp» inceledikten ve «son» sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra, hakimin, aynı yasanın 298. maddesi uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 297. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır.
Ayrıca anılan husus «kamu düzenine» ilişkin olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:borcun üstlenilmesi · avans faizi
Benzer bu karardaSomut olayda; mahkemece tefhim edilen kısa kararın 2 nolu bendinde "Davalı...A.Ş. ile fer'i müdahil ve «borcu üstlenen» ... aleyhine açılan davanın kısmen kabul ve kısmen reddine, 11.000,33 TL alacağın davalı...A.Ş. adına borcunu üstlenen ... ile diğer davalılardan 11/11/1999 tarihinden itibaren işleyecek «avans faizi» ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili" şeklinde hüküm kurulmuş iken, gerekçeli kararın 2 nolu bendinin "Davacı tarafından, davalı...A.Ş. ile Fer'i Müdahi …
Mahkemece, uyulan bozma ilamı ve tüm dosya kapsamına göre, davalı...A.Ş. ile «borcu üstlenen» ... aleyhinde açılan davanın kısmen kabulü ile 11.000,33 TL'nin 11.11.1999 tarihinden itibaren avans faiziyle davalı...A.Ş. ile borcu üstlenen ...'den müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ve «borcu üstlenen» ... vekili temyiz etmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre de davalı...A.Ş vekilinin ve «borcu üstlenen» ... vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2008/12933 E. , 2010/4245 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 3.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11.06.2008 tarih ve 2006/498-2008/154 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı-karşı davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
09.02.2006 tarihli dilekçe ile davacı vekili, müvekkilinin 18, 25 ve 35 sınıflarda 02.04.2004 tarihli "BLACK CHAOS" ibareli markasının olduğunu, davalının ise 25. sınıfta 22.12.2000 tarihli "CHAOS" ibareli markasının olduğunu, davalının markasını tescil tarihinden itibaren kullanmadığını ileri sürerek, davalının anılan markasının hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin markasının 22.03.2002 tarihinde tescil edildiğini, bu nedenle de 5 yıllık dava süresinin dolmadığını savunarak, davanın reddini istemiş, karşı dava ile ise, davalı markasının müvekkilinin markasının benzeri olduğunu ileri sürerek, davalı markasının 25. sınıf emtialar bakımından hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, 556 sayılı KHK'nin 6. maddesi uyarınca marka korumasının ve bu KHK'den kaynaklanan hakların marka tescili ile kazanıldığı, bir markayı ihdas veya istimal eden ya da piyasada bilinen hale getiren kişinin o markanın gerçek hak sahipliğini de kazandığı, tescilin üçüncü kişiler bakımından açıklayıcı nitelikte olduğu, taraf markalarında bulunan "CHAOS" ibaresinin esaslı unsur olduğu, karşı davalı markasının karıştırılmaya ve iltibasa neden olacağı ve karşı davalının marka üzerinde öncelik hakkının bulunmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davacı-karşı davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Tarafların tüm delilleri toplanıp, inceledikten ve HUMK’nun 376. maddesine göre, son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı yasanın 388. maddesi uyarınca kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucu 389. maddede öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada yasanın 381/son fıkrası hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde, HUMK’nun 389. maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyeti ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olarak gerekçeli kararın yazılması zorunludur. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile HUMK’nun yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz.
Somut olayda, kısa kararda “asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne, 2004/08927 nolu BLACK CHAOS ibareli markanın 25. sınıf emtialara yönünden kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, karar kesinleştiğinde özetinin masrafı davalıdan alınmak suretiyle Türkiye genelinde yayın yapan tirajı yüksek üç büyük gazeteden birinde bir kez ilanına” karar verilmiş olmasına karşın, gerekçeli kararda, sadece asıl davanın reddine karşı davanın kabulüne karar verilmiş olup, kısa ve gerekçeli karar arasında farklılık ve çelişki yaratılmıştır. Bu farklılık ve çelişkinin, maddi hataya dayalı olduğunun kabulü ise mümkün değildir. Bu durumda, 10.04.1992 gün ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme kararı çerçevesinde, bu kısa kararla bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
2-Bozma neden ve şekline göre, davacı-karşı davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarda 1 nolu bentte açıklanan nedenle, kararın BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenle, davacı-karşı davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.04.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1016776500 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz