Ana sözleşme iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2013/17406 E. 2014/6850 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
vesayet↗ sözleşmenin iptali↗ kısıtlılık↗ hile↗ iyiniyet↗ üçüncü kişi↗ taraf ehliyeti↗ limited şirket↗ ilan↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, gerek 26.08.2009 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu Raporu gerekse, şirketin kurulduğu tarihte davacı hakkında vasi tayinine ilişkin davanın görülüyor olması ile dava sonucunda davacının söz konusu sözleşme düzenlendiği tarihte ağır özürlü olması nedeniyle vesayet altına alınmasına karar verilmiş olması birlikte değerlendirildiğinde, davacının söz konusu sözleşmenin düzenlendiği tarihte ağır özürlü olduğu, bu nedenle sözleşme yapma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile şirket ana sözleşmesinen iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı A.. A.. vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket ana sözleşmesinin iptali istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, şirket kurucu ortağı gözüken davacı H. Ç.'a ait 26.08.2009 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu raporunda davacı kısıtlının %60 bedensel engelli olduğu, akıl hastalığı bulunmadığı rapor edilmiş, kısıtlama kararında da kısıtlının %60 oranında bedensel engelli olduğu, akıl hastalığı bulunmadığı, ancak sakatlığı ve deneyimsizliği nedeniyle kendi isteğiyle TMK'nın 408. maddesi uyarınca kısıtlanmasına karar verildiği açıklanmıştır. TMK'nın 410. maddesinin 2 ve 3. bendi "Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilandan önce etkilemez. Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır." hükmünü haiz olmakla, isteğe bağlı kısıtlama kararının üçüncü kişiler yönünden sonuç doğurabilmesi için kararın ilan edilmesi gerektiği açıkça hüküm altına alınmıştır. Bu halde, davacı kısıtlının ayırt etme gücü bulunduğuna göre, mahkemece, vesayet davası açılma tarihinin şirket ana sözleşmesinden önce olması esas alınarak, kısıtlama kararı şirket ana sözleşme tarihinden sonra olsa da, davacının sözleşme düzenlendiği tarihte sözleşme yapma ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermesi yerinde değildir.
Davacı taraf ehliyetsizlik iddiası dışında, davalı ortağın iş ve fikir birliği içinde bulunduğu dava dışı C.D.nin engelli arabası alacağı ve işe sokacağı hususunda telkinlerde bulunarak noterde bir kısım evrakları imzalattırdığı, hile yapılarak davacı kısıtlının şirket ortağı yapıldığı iddialarında da bulunmuş olmasına rağmen, mahkemece bu iddialar üzerinde hiç durulmamış, bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu durumda, ceza davası ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bu iddialar konusunda hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmekte olup, kararın bozulması gerekmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Ticaret Sicil Memurunun Kararına İtiraz
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2017/280 E. 2018/6270 K.
Ortak:vesayet · taraf ehliyeti
İncelediğiniz kararda… te davacı hakkında vasi tayinine ilişkin davanın görülüyor olması ile dava sonucunda davacının söz konusu sözleşme düzenlendiği tarihte ağır özürlü olması nedeniyle «vesayet» altına alınmasına karar verilmiş olması birlikte değerlendirildiğinde, davacının söz konusu sözleşmenin düzenlendiği tarihte ağır özürlü olduğu, bu nedenle sözleşme yapma «ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile şirket ana «sözleşmesinen iptaline» karar verilmiştir.
Bu halde, davacı «kısıtlının» ayırt etme gücü bulunduğuna göre, mahkemece, «vesayet» davası açılma tarihinin şirket ana sözleşmesinden önce olması esas alınarak, kısıtlama kararı şirket ana sözleşme tarihinden sonra olsa da, davacının sözleşme düzenlendiği tarihte sözleşme yapma «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermesi yerinde değildir.
Davacı taraf «ehliyetsizlik» iddiası dışında, davalı ortağın iş ve fikir birliği içinde bulunduğu dava dışı C.D.nin engelli arabası alacağı ve işe sokacağı hususunda telkinlerde bulunarak noterde bir kısım evrakları imzalattırdığı, «hile» yapılarak davacı «kısıtlının» şirket ortağı yapıldığı iddialarında da bulunmuş olmasına rağmen, mahkemece bu iddialar üzerinde hiç durulmamış, bir değerlendirme yapılmamıştır.
Benzer bu karardaBu durumda davacıya vasi tayininin gerekip gerekmediği hususunda Türk Medeni Kanunu'nun 397. ve 405. maddeleri gereğince «görevli» «sulh hukuk» mahkemesine «ihbarda» bulunularak «vesayet» makamınca verilecek karara göre davacının dava «açma ehliyetinin» bulunup bulunmadığı konusunda bir değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi yer …
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 397. maddesinde "«vesayet» makamının «sulh hukuk» mahkemesi" olduğu aynı Kanun'un 405. maddesinde ise "akıl hastalığı veya akıl zayıflığı durumunda kişiye vasi tayini gerektiği" düzenlenmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:dava açma ehliyeti · ticari işletme · sulh hukuk mahkemesi · ihbar · ticaret sicili · sulh · terkin · cy/cy kaydı
Benzer bu karardaBu durumda davacıya vasi tayininin gerekip gerekmediği hususunda Türk Medeni Kanunu'nun 397. ve 405. maddeleri gereğince «görevli» «sulh hukuk» mahkemesine «ihbarda» bulunularak «vesayet» makamınca verilecek karara göre davacının dava «açma ehliyetinin» bulunup bulunmadığı konusunda bir değerlendirme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi yer …
Ticaret Odasına yapılmış olan «kaydın» «terkin» edilerek silinmesine, davacının sözü geçen tescil ve belirtilen işletmeyle ilgili olarak borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
1- Dava, «ticaret sicil» «kaydının» silinmesi istemine ilişkindir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 397. maddesinde "«vesayet» makamının «sulh hukuk» mahkemesi" olduğu aynı Kanun'un 405. maddesinde ise "akıl hastalığı veya akıl zayıflığı durumunda kişiye vasi tayini gerektiği" düzenlenmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/4594 E. 2020/4434 K.
Ortak:vesayet · taraf ehliyeti
İncelediğiniz kararda… te davacı hakkında vasi tayinine ilişkin davanın görülüyor olması ile dava sonucunda davacının söz konusu sözleşme düzenlendiği tarihte ağır özürlü olması nedeniyle «vesayet» altına alınmasına karar verilmiş olması birlikte değerlendirildiğinde, davacının söz konusu sözleşmenin düzenlendiği tarihte ağır özürlü olduğu, bu nedenle sözleşme yapma «ehliyetinin» bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile şirket ana «sözleşmesinen iptaline» karar verilmiştir.
Bu halde, davacı «kısıtlının» ayırt etme gücü bulunduğuna göre, mahkemece, «vesayet» davası açılma tarihinin şirket ana sözleşmesinden önce olması esas alınarak, kısıtlama kararı şirket ana sözleşme tarihinden sonra olsa da, davacının sözleşme düzenlendiği tarihte sözleşme yapma «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermesi yerinde değildir.
Davacı taraf «ehliyetsizlik» iddiası dışında, davalı ortağın iş ve fikir birliği içinde bulunduğu dava dışı C.D.nin engelli arabası alacağı ve işe sokacağı hususunda telkinlerde bulunarak noterde bir kısım evrakları imzalattırdığı, «hile» yapılarak davacı «kısıtlının» şirket ortağı yapıldığı iddialarında da bulunmuş olmasına rağmen, mahkemece bu iddialar üzerinde hiç durulmamış, bir değerlendirme yapılmamıştır.
Benzer bu karardaMahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, dosya kapsamına alınan Bolvadin Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/128 esas sayılı «vesayet» dosyasında ...’a ait Afyonkarahisar Devlet Hastanesi 01.06.2010 tarih ve 1127 «defter» numaralı özürlü sağlık kurulu raporunun mevcut olduğu, rapora göre ...'ın % 87 ağır özürlü olduğunun heyet raporu ile tespit edildiği, aynı şekilde yine vesayet dosyası kapsamındaki 14.04.2015 tarih 3768 rapor nolu numarası ile davacı ...'ın sürekli bakıma ve yardıma muhtaç olduğu ve kendisine vasi tayini gerektiğinin bildirildiği, bu itibarla borçlu «kefil» ...’ın sözleşmenin imzalandığı tarihten (2013) önceki tarihli 2010 yılına ait % 87 ağır özürlü raporu, Osmangazi Üniversitesi'nden alınan «fiil ehliyetine» haiz olmadığına dair rapor ile ...’ın 2019 yılında vefat etmiş olması bütün olarak değerlendirilmekle, bozma ilamı doğrultusunda yeniden rapor almanın fiilen imkan …
… Hukuk Mahkemesi’nin 2015/32 esas sayılı dosyasından alınan bilirkişi kurulu raporu ile davacının mevcut akıl hastalığından dolayı altı yıldır akıl hastası olduğu ve «kredi sözleşmesinin» imzalandığı tarih olan 24.11.2014 tarihi itibariyle «fiil ehliyetine» haiz olmadığının tespit edildiği, fiil ehliyeti, dolayısı ile hukuki işlem ehliyeti bulunmayan davacının kendisini borç altına sokacak herhangi bir hukuki işlem yapamayacağı gibi yapmış olduğu hukuki işlemlerinde «mutlak butlan» ile batıl olup kendisi aleyhine sonuç doğuramayacağı, bu durumda sözleşmenin akdolunduğu tarihte fiil ehliyeti bulunmayan davacının sözleşme hükümlerinden dolayı sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 2016/18627 esas 2018/5164 karar sayılı 23.10.2018 tarihli ilamı ile “Dava «genel kredi sözleşmesindeki» «kefalet» nedeniyle icra takibine konu borçtan sorumlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece Bolvadin İcra Hukuk Mahkemesince alınan rapora dayanılarak davacının «kredi sözleşmesinin» düzenlendiği tarihte «fiil ehliyetine» sahip bulunmadığı bu nedenle davacının kendisini borç altına sokacak herhangi bir hukuki işlem yapamayacağından davacının sözleşme hükümlerinden dolayı sorumlu tutulamayacağı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:mutlak butlan · fiil ehliyeti · eksik araştırma · delillerin toplanmaması · butlan · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil
Benzer bu kararda… Hukuk Mahkemesi’nin 2015/32 esas sayılı dosyasından alınan bilirkişi kurulu raporu ile davacının mevcut akıl hastalığından dolayı altı yıldır akıl hastası olduğu ve «kredi sözleşmesinin» imzalandığı tarih olan 24.11.2014 tarihi itibariyle «fiil ehliyetine» haiz olmadığının tespit edildiği, fiil ehliyeti, dolayısı ile hukuki işlem ehliyeti bulunmayan davacının kendisini borç altına sokacak herhangi bir hukuki işlem yapamayacağı gibi yapmış olduğu hukuki işlemlerinde «mutlak butlan» ile batıl olup kendisi aleyhine sonuç doğuramayacağı, bu durumda sözleşmenin akdolunduğu tarihte fiil ehliyeti bulunmayan davacının sözleşme hükümlerinden dolayı sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine (Kapatılan) Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 2016/18627 esas 2018/5164 karar sayılı 23.10.2018 tarihli ilamı ile “Dava «genel kredi sözleşmesindeki» «kefalet» nedeniyle icra takibine konu borçtan sorumlu bulunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, dosya kapsamına alınan Bolvadin Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2015/128 esas sayılı «vesayet» dosyasında ...’a ait Afyonkarahisar Devlet Hastanesi 01.06.2010 tarih ve 1127 «defter» numaralı özürlü sağlık kurulu raporunun mevcut olduğu, rapora göre ...'ın % 87 ağır özürlü olduğunun heyet raporu ile tespit edildiği, aynı şekilde yine vesayet dosyası kapsamındaki 14.04.2015 tarih 3768 rapor nolu numarası ile davacı ...'ın sürekli bakıma ve yardıma muhtaç olduğu ve kendisine vasi tayini gerektiğinin bildirildiği, bu itibarla borçlu «kefil» ...’ın sözleşmenin imzalandığı tarihten (2013) önceki tarihli 2010 yılına ait % 87 ağır özürlü raporu, Osmangazi Üniversitesi'nden alınan «fiil ehliyetine» haiz olmadığına dair rapor ile ...’ın 2019 yılında vefat etmiş olması bütün olarak değerlendirilmekle, bozma ilamı doğrultusunda yeniden rapor almanın fiilen imkan …
Mahkemece Bolvadin İcra Hukuk Mahkemesince alınan rapora dayanılarak davacının «kredi sözleşmesinin» düzenlendiği tarihte «fiil ehliyetine» sahip bulunmadığı bu nedenle davacının kendisini borç altına sokacak herhangi bir hukuki işlem yapamayacağından davacının sözleşme hükümlerinden dolayı sorumlu tutulamayacağı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Menfi tespit davaları genel mahkemelerde görülmekte olup bu davalarda tarafların tüm «delilleri toplanmak» suretiyle yapılacak inceleme ve değerlendirme sonucu karar verilmesi gerekir.
-
Yöneticinin Sorumluluğu Nedeniyle Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/3313 E. 2015/7713 K.
Ortak:kısıtlılık
İncelediğiniz karardaÇ.'a ait 26.08.2009 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu raporunda davacı «kısıtlının» %60 bedensel engelli olduğu, akıl hastalığı bulunmadığı rapor edilmiş, kısıtlama kararında da kısıtlının %60 oranında bedensel engelli olduğu, akıl hastalığı bulunmadığı, ancak sakatlığı ve deneyimsizliği nedeniyle kendi isteğiyle TMK'nın 408. maddesi uyarınca kısıtlanmasına karar verildiği açıklanmıştır.
Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır." hükmünü haiz olmakla, isteğe bağlı «kısıtlama» kararının «üçüncü kişiler» yönünden sonuç doğurabilmesi için kararın «ilan» edilmesi gerektiği açıkça hüküm altına alınmıştır.
Bu halde, davacı «kısıtlının» ayırt etme gücü bulunduğuna göre, mahkemece, «vesayet» davası açılma tarihinin şirket ana sözleşmesinden önce olması esas alınarak, kısıtlama kararı şirket ana sözleşme tarihinden sonra olsa da, davacının sözleşme düzenlendiği tarihte sözleşme yapma «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermesi yerinde değildir.
Benzer bu karardaT.. tarafından «savunma hakkının kısıtlanmasına» ilişkin ileri sürülen hususların da değerlendirilecek olmasına göre, davalı M..
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:savunma hakkının kısıtlanması · savunma hakkı
Benzer bu karardaT.. tarafından «savunma hakkının kısıtlanmasına» ilişkin ileri sürülen hususların da değerlendirilecek olmasına göre, davalı M..
1 benzer karar daha
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/10654 E. 2018/5524 K.
Ortak:kısıtlılık · ilan
İncelediğiniz karardaAyırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır." hükmünü haiz olmakla, isteğe bağlı «kısıtlama» kararının «üçüncü kişiler» yönünden sonuç doğurabilmesi için kararın «ilan» edilmesi gerektiği açıkça hüküm altına alınmıştır.
Ç.'a ait 26.08.2009 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu raporunda davacı «kısıtlının» %60 bedensel engelli olduğu, akıl hastalığı bulunmadığı rapor edilmiş, kısıtlama kararında da kısıtlının %60 oranında bedensel engelli olduğu, akıl hastalığı bulunmadığı, ancak sakatlığı ve deneyimsizliği nedeniyle kendi isteğiyle TMK'nın 408. maddesi uyarınca kısıtlanmasına karar verildiği açıklanmıştır.
Bu halde, davacı «kısıtlının» ayırt etme gücü bulunduğuna göre, mahkemece, «vesayet» davası açılma tarihinin şirket ana sözleşmesinden önce olması esas alınarak, kısıtlama kararı şirket ana sözleşme tarihinden sonra olsa da, davacının sözleşme düzenlendiği tarihte sözleşme yapma «ehliyeti» bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermesi yerinde değildir.
Benzer bu karardaMahkemece, davanın kabulüne, davalıya ait 2006/05565 sayılı endüstriyel tasarım belgesine konu 1 ve ... nolu tasarımların yenilik ve «ayırt edicilik» niteliği taşımadığından hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, karar kesinleştiğinde «ilanına» dair verilen kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebepler ile davalıya dava dilekçesinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediğinin, bu suretle taraf teşkilinin sağlanmadığının, davalının «savunma hakkının kısıtlandığının» anlaşılmış olmasına göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:savunma hakkının kısıtlanması · savunma hakkı · ayırt edicilik
Benzer bu karardaYargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebepler ile davalıya dava dilekçesinin usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediğinin, bu suretle taraf teşkilinin sağlanmadığının, davalının «savunma hakkının kısıtlandığının» anlaşılmış olmasına göre, davacı vekilinin HUMK 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne, davalıya ait 2006/05565 sayılı endüstriyel tasarım belgesine konu 1 ve ... nolu tasarımların yenilik ve «ayırt edicilik» niteliği taşımadığından hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, karar kesinleştiğinde «ilanına» dair verilen kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2013/17406 E. , 2014/6850 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ DÜZCE 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
TARİHİ 06/06/2013
NUMARASI 2011/332-2013/372
Taraflar arasında görülen davada Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 06.06.2013 tarih ve 2011/332-2013/372 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı A.. A.. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili H. Ç.'ın doğuştan bedenen %60 oranında engelli olup, mahkeme kararıyla kısıtlandığını, annesi müvekkil K.. Y..'ın de veli olarak atandığını, davalı A.. A.. ile iş ve fikir birliği içerisinde bulunan dava dışı kişinin kısıtlıya engelli araba alacağı, kısıtlıyı işe sokacağı yönünde telkinlerde bulunarak noterde bir kısım evraklar imzalattığını, atılan imzaların davalı şirketin kuruluş sözleşmesi olduğu, hile yapılarak kısıtlı davacının diğer davalıyla birlikte şirket ortağı yapıldığını ileri sürerek, şirket ana sözleşmesinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket, davaya cevap vermemiştir.
[…]. A.. vekili, müvekkilinin dava dışı kişiyle işbirliğinin söz konusu olmadığını, müvekkilinin davacı H. Ç.'ı sadece noterde bir defa gördüğünü, vasi tayinine ilişkin kararın şirket kurulması tarihinden sonra olduğunu, açılan davanın dayanaksız ve kötü niyetli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, gerek 26.08.2009 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu Raporu gerekse, şirketin kurulduğu tarihte davacı hakkında vasi tayinine ilişkin davanın görülüyor olması ile dava sonucunda davacının söz konusu sözleşme düzenlendiği tarihte ağır özürlü olması nedeniyle vesayet altına alınmasına karar verilmiş olması birlikte değerlendirildiğinde, davacının söz konusu sözleşmenin düzenlendiği tarihte ağır özürlü olduğu, bu nedenle sözleşme yapma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile şirket ana sözleşmesinen iptaline karar verilmiştir.
Kararı, davalı A.. A.. vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket ana sözleşmesinin iptali istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, şirket kurucu ortağı gözüken davacı H. Ç.'a ait 26.08.2009 tarihli Özürlü Sağlık Kurulu raporunda davacı kısıtlının %60 bedensel engelli olduğu, akıl hastalığı bulunmadığı rapor edilmiş, kısıtlama kararında da kısıtlının %60 oranında bedensel engelli olduğu, akıl hastalığı bulunmadığı, ancak sakatlığı ve deneyimsizliği nedeniyle kendi isteğiyle TMK'nın 408. maddesi uyarınca kısıtlanmasına karar verildiği açıklanmıştır. TMK'nın 410. maddesinin 2 ve 3. bendi "Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilandan önce etkilemez. Ayırt etme gücüne sahip olmamanın sonuçlarına ilişkin hükümler saklıdır." hükmünü haiz olmakla, isteğe bağlı kısıtlama kararının üçüncü kişiler yönünden sonuç doğurabilmesi için kararın ilan edilmesi gerektiği açıkça hüküm altına alınmıştır.
Bu halde, davacı kısıtlının ayırt etme gücü bulunduğuna göre, mahkemece, vesayet davası açılma tarihinin şirket ana sözleşmesinden önce olması esas alınarak, kısıtlama kararı şirket ana sözleşme tarihinden sonra olsa da, davacının sözleşme düzenlendiği tarihte sözleşme yapma ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermesi yerinde değildir.
Davacı taraf ehliyetsizlik iddiası dışında, davalı ortağın iş ve fikir birliği içinde bulunduğu dava dışı C.D.nin engelli arabası alacağı ve işe sokacağı hususunda telkinlerde bulunarak noterde bir kısım evrakları imzalattırdığı, hile yapılarak davacı kısıtlının şirket ortağı yapıldığı iddialarında da bulunmuş olmasına rağmen, mahkemece bu iddialar üzerinde hiç durulmamış, bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu durumda, ceza davası ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bu iddialar konusunda hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmekte olup, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı A.. A..'a iadesine, 08.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/101620600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz