Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/3587 E. 2023/5715 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
hükmün açıklanmasının geri bırakılması↗ avalist↗ lehdar↗ yazılı delil↗ muvazaa↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ ikrar↗ eş rızası↗ oy yasağı↗ ifa↗ keşideci↗ bono↗ kefil↗ haksız fiil↗ iflas↗ menfi tespit↗ kusur↗ teminat↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk Derece Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 10.10.2023 günü tebliğata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin keşideci, davalının lehdar olarak yer aldığı 110.000,00 YTL bedelli bir adet bonoya dayalı şekilde davalı tarafından müvekkili aleyhine icra takibi başlatılmış ise de, müvekkilinin lehdar davalıyı hiç tanımadığını, bonoda avalist olarak imzası bulunan dava dışı Sadullah Toprak ile müvekkilinin bir süre ortaklık yaptığını ve bu ilişki sırasında teminat amacıyla bu senedi birlikte imzaladıklarını, sonrasında Sadullah Toprak'ın kötü niyetli şekilde davalıyla birlikte hareket ederek senedi onun adına doldurduğunu ve muvazaalı şekilde müvekkili aleyhine takip yapıldığını belirterek, bono nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu bulunmadığının tespitine, senedin iptaline ve %40 oranında tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde;davacının uygun fiyata araba bulacağını söylemesi üzerine müvekkili tarafından verilen 110.000,00 YTL'ye karşılık bononun alındığını, davacı tarafın muvazaa iddialarının doğru olmayıp, dava dışı Sadullah Toprak'ın da davacıya kefil olması nedeniyle bonoyu imzaladığını sonrasında davacının edimini ifa etmediğini bildirerek, davanın reddini savunmuş ve %40 oranında tazminatın davacıdan tahsilini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen İlk Karar
Mahkemece 01.04.2014 tarih, 2009/582 E. ve 2014/115 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
B. Birinci Bozma Kararı
Dairemizin 04.05.2016 tarih, 2015/16540 E. ve 2016/8258 K. sayılı ilamı ile ceza davalarının sonucunun beklenilmesi gereğine işaret edilerek karar bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve numaraları verilen kararı ile ceza dosyalarının kesinleşmesinin beklenildiği, davalının cezasının kesinleştiği ve dava konusu senedin muvazaalı düzenlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı beyanlarının tutarlı olmadığını, yargılamanın usul ve kanuna aykırı yapıldığını, mahkeme kabulünün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin davacıya verdiği para karşılığı dava konusu senedi aldığını ileri sürerek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı Kanun) 53 üncü maddesi.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 72 nci maddesi.
3.Yargıtay HGK 02.02.2021 tarih 2017/4-1341 Esas ve 2021/8 Karar sayılı ilamı.
4.Yargıtay HGK 31.01.2019 tarih, 2017/13-681 Esas ve 2019/46 Karar sayılı ilamı.
3. Değerlendirme
1.Olay tarihinde uygulanması gereken mülga 818 sayılı Kanunu’nun “Ceza hukuku ile medeni hukuk arasında münasebet” başlıklı 53 üncü maddesinde yer alan; “Hâkim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hâkimini takyit etmez.” hükmünden de anlaşılacağı üzere ceza mahkemesi kararının maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerekir. Benzer hüküm 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74 üncü maddesinde de bulunmaktadır. Eğer bu yönden kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmuyorsa, hukuk hâkimini bağlayacak bir ceza mahkemesi kararından da söz etmek mümkün değildir. Nitekim bu husus Hukuk Genel Kurulunun 31.01.2019 tarih, 2017/13-681 E. ve 2019/46 K. sayılı kararında da ele alınmıştır.
2.“Kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını” ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir “hüküm” değildir. Bunun sonucu olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 gün ve 2011/4-61 E., 2011/79 K.; 06.10.2009 gün ve 2009/4-169 E., 2009/223 K. sayılı kararları). Kaldı ki, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin beşinci fıkrasında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağı açıkça ifade edilmiştir.
3.Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, davalı hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair ceza mahkemesi kararının hukuk hâkimini bağlamayacağı sabittir. Ne var ki, ceza dosyası içinde senet lehdarının davacı iddialarını kabul ya da ikrarı mahiyetinde bir bilgi belge var ise hukuk hakimini bağlayacak ise de somut olayda bu tür bir veriye de rastlanmamıştır. Senet metninin sonradan rıza hilafına doldurulduğu iddiası Dairemiz yerleşik içtihatlarından da anlaşılacağı üzere ancak yazılı delil ile ispatlanabileceğinden mahkemece mevcut delil durumuna göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile kabulüne karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3587 E. 2023/5715 K.
Ortak:hükmün açıklanmasının geri bırakılması · avalist · lehdar · yazılı delil · muvazaa · ikrar · eş rızası · oy yasağı · Menfi tespit
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin «keşideci», davalının «lehdar» olarak yer aldığı 110.000,00 YTL bedelli bir adet «bonoya» dayalı şekilde davalı tarafından müvekkili aleyhine icra takibi başlatılmış ise de, müvekkilinin lehdar davalıyı hiç tanımadığını, bonoda «avalist» olarak imzası bulunan dava dışı Sadullah Toprak ile müvekkilinin bir süre ortaklık yaptığını ve bu ilişki sırasında «teminat» amacıyla bu senedi birlikte imzaladıklarını, sonrasında Sadullah Toprak'ın kötü niyetli şekilde davalıyla birlikte hareket ederek senedi onun adına doldurduğunu ve «muvazaalı» şekilde müvekkili aleyhine takip yapıldığını belirterek, bono nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu bulunmadığının tespitine, senedin iptaline ve %40 oranında taz …
Bunun sonucu olarak, «hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına» ilişkin kararlar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması «yasağına» ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyece …
Ne var ki, ceza dosyası içinde senet «lehdarının» davacı iddialarını kabul ya da «ikrarı» mahiyetinde bir bilgi belge var ise hukuk hakimini bağlayacak ise de somut olayda bu tür bir veriye de rastlanmamıştır.
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin «keşideci», davalının «lehdar» olarak yer aldığı 110.000,00 YTL bedelli bir adet «bonoya» dayalı şekilde davalı tarafından müvekkili aleyhine icra takibi başlatılmış ise de, müvekkilinin lehdar davalıyı hiç tanımadığını, bonoda «avalist» olarak imzası bulunan dava dışı Sadullah Toprak ile müvekkilinin bir süre ortaklık yaptığını ve bu ilişki sırasında «teminat» amacıyla bu senedi birlikte imzaladıklarını, sonrasında Sadullah Toprak'ın kötü niyetli şekilde davalıyla birlikte hareket ederek senedi onun adına doldurduğunu ve «muvazaalı» şekilde müvekkili aleyhine takip yapıldığını belirterek, bono nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu bulunmadığının tespitine, senedin iptaline ve %40 oranında taz …
Bunun sonucu olarak, «hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına» ilişkin kararlar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması «yasağına» ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyece …
Ne var ki, ceza dosyası içinde senet «lehdarının» davacı iddialarını kabul ya da «ikrarı» mahiyetinde bir bilgi belge var ise hukuk hakimini bağlayacak ise de somut olayda bu tür bir veriye de rastlanmamıştır.
Sonuç: 🔶 iki emsal
-
Kararın kaldırılması | Menfi tespit | İstirdat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/1824 E. 2023/6585 K.
Ortak:hükmün açıklanmasının geri bırakılması · yazılı delil · muvazaa · ikrar · oy yasağı · keşideci · bono · haksız fiil
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin «keşideci», davalının «lehdar» olarak yer aldığı 110.000,00 YTL bedelli bir adet «bonoya» dayalı şekilde davalı tarafından müvekkili aleyhine icra takibi başlatılmış ise de, müvekkilinin lehdar davalıyı hiç tanımadığını, bonoda «avalist» olarak imzası bulunan dava dışı Sadullah Toprak ile müvekkilinin bir süre ortaklık yaptığını ve bu ilişki sırasında «teminat» amacıyla bu senedi birlikte imzaladıklarını, sonrasında Sadullah Toprak'ın kötü niyetli şekilde davalıyla birlikte hareket ederek senedi onun adına doldurduğunu ve «muvazaalı» şekilde müvekkili aleyhine takip yapıldığını belirterek, bono nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu bulunmadığının tespitine, senedin iptaline ve %40 oranında taz …
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde;davacının uygun fiyata araba bulacağını söylemesi üzerine müvekkili tarafından verilen 110.000,00 YTL'ye karşılık «bononun» alındığını, davacı tarafın «muvazaa» iddialarının doğru olmayıp, dava dışı Sadullah Toprak'ın da davacıya «kefil» olması nedeniyle bonoyu imzaladığını sonrasında davacının edimini «ifa» etmediğini bildirerek, davanın reddini savunmuş ve %40 oranında tazminatın davacıdan tahsilini istemiştir.
Bunun sonucu olarak, «hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına» ilişkin kararlar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması «yasağına» ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyece …
Benzer bu karardaDavalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; adil olmayan olağanüstü bir yargılama ile müvekkilleri aleyhine karar verildiğini, ceza mahkemesince «hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına» karar verildiğini, «kesin» nitelikte bir karar olmadığı için bu karar gerekçe yapılarak karar verilemeyeceğini, müvekkili ... yönünden dosyada herhangi bir delil olmadığını, bu müvekkilinin ceza davasında sabık olmadığını, «temlik» tarihinde açılmış bir ceza davası veya «menfi tespit davası» bulunmadığını, temlikin «muvazaalı» olmadığını, ivazlı olduğunu, müvekkili lehine vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığını, diğer müvekkili ... yönünden ise; zorlama bir hukuki süreç işletildiğini, ek karar ile «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesinin hatalı olduğunu, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmadığını, Yargıtay bozma ilamında maddi bir tespit olmadığını, kararda müştekinin/davacının zararının bulunmadığı tespitine müşteki tarafça itiraz edilmediğini, ceza dosyasında alınan tüm bilirkişi raporlarında çoğunluk görüşünün senedin sahte olmadığı şeklinde olduğunu, senede karşı ispatın senetle yapılması gerektiğini, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir milletvekilinin boş kağıt imzalayacağına, kimsenin inanmayacağını, kabul etmemekle birlikte böyle bir durum varsa dahi boş kağıdı imzalayan kişinin senedin iradesine aykırı doldurulduğunu «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiğini, davacının icra dosyasında 15.11.2006 tarihli zabıtta «imza itirazı» olduğunu, imzanın kendisine ait olması halinde dosya borcunu ödeyeceğini beyan ettiğini, imza dışında bir itirazını olmadığını kabul ettiğini, ayrıca icra dosyasına borcu ödeyeceğine dair 22.09.2017 tarihli «muvafakat» talebinin bulunduğunu, borcu kabul ettiğini, 76.638,11 USD’ye «avans faizi» işletilmesinin hatalı olduğunu, 76.638,11 USD'nin tahsil tarihlerinden itibaren kur karşılığı Türk Lirası yönünden avans faizi şeklinde hüküm kurulması gerektiğini …
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ...’e «alacağın temlik» edildiği 09.09.2011 tarihi itibariyle açılmış bir ceza davası ya da «menfi tespit davası» olmadığından «muvazaa» iddiasının kabulünün hatalı olduğunu, ayrıca temlikin karşılık içerdiğini, bu müvekkili aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu, diğer müvekkili ... yönünden ise hükmün ek karar ile tamamlanarak asıl kararda hükme bağlanmayan «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesinin doğru olmadığını, Mahkemece ceza davası ve sonucunda verilen kararın hatalı değerlendirildiğini, ceza dosyası kapsamında alınan adli tıp raporunda da müvekkilinin haklılığının tespit edildiğini, ayrıca «hükmün açıklanmasının geri bırakılması» kararının kesinleşmiş bir karar olarak değerlendirilemeyeceğini, «senede karşı senetle ispat kuralının» ihlal edildiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
… linin milletvekili olduğu dönemde danışmanlığını yaptığını, bazı yakışıksız davranışları nedeniyle müvekkili tarafından uzaklaştırıldığını, müvekkili aleyhine sahte «bonoya» dayalı takip başlatıldığını, imzanın müvekkiline ait olduğu tespit edilmiş ise de senedin başka işler için altı imzalı olarak verilen boş bir kağıdın «kambiyo senedine» dönüştürülmek suretiyle elde edildiğini, ceza yargılaması devam ederken «derdest» icra takibinden yapılan maaş haczi nedeniyle toplamda 59.792,54 USD tahsilat yapıldığını, kalan dosya bakiyesinin 37.517,15 USD olduğunu, icra dosyasında takip konusu alacağın davalı ...'e «temlik» edildiğini, yaşanan olayların müvekkilinin ruh dünyasında ağır ve onarılmaz «hasara» neden olduğunu ileri sürerek, müvekkilinin 37.517,15 USD üzerinden borçlu olmadığının tespitine, haksız yere tahsil edilen toplam 59.792,54 USD 'nin tahsil tarihlerinden itibaren «avans faizi» ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ödenmesine, takip sahte senede dayalı olarak yapıldığından ve davalılar haksız ve kötü niyetli olduğundan takip tutarının %40'ı oranında «kötü niyet tazminata» karar verilmesini talep etmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:senede karşı senetle ispat · senetle ispat kuralı · senetle ispat · imzaya itiraz · delil niteliği · kesin delil · borçlu olunmadığının tespiti · menfi tespit davası
Benzer bu karardaDavalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili ...’e «alacağın temlik» edildiği 09.09.2011 tarihi itibariyle açılmış bir ceza davası ya da «menfi tespit davası» olmadığından «muvazaa» iddiasının kabulünün hatalı olduğunu, ayrıca temlikin karşılık içerdiğini, bu müvekkili aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu, diğer müvekkili ... yönünden ise hükmün ek karar ile tamamlanarak asıl kararda hükme bağlanmayan «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesinin doğru olmadığını, Mahkemece ceza davası ve sonucunda verilen kararın hatalı değerlendirildiğini, ceza dosyası kapsamında alınan adli tıp raporunda da müvekkilinin haklılığının tespit edildiğini, ayrıca «hükmün açıklanmasının geri bırakılması» kararının kesinleşmiş bir karar olarak değerlendirilemeyeceğini, «senede karşı senetle ispat kuralının» ihlal edildiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
… arıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ceza mahkemesince tespit edilen ve esasen yüksek mahkeme bozma ilamı ile tespit edilen maddi olguların taraflar arasında «kesin delil niteliği» taşıdığı, «temlik» edene karşı ileri sürülen defilerin temlik alana karşı da ileri sürülebildiği, hükmedilen manevi tazminat miktarının yeterli olduğu, davalı ...’e karşı açılan manevi tazminatın şartlarının oluşmadığı, «kötüniyet tazminatının» 6100 sayılı Kanun'un 305 inci maddesinin A bendi kapsamında tamamlanmasına ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı, davalı ... yönünden «maddi tazminata» ilişkin hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğu gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile Mahkeme kararının düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesine, «menfi tespit» ve «istirdat» istemi yönünden davacının istirdat isteminin, menfi tespit istemini de içerdiği düşünce ve kabulü ile; davacının, Ankara 19.
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; adil olmayan olağanüstü bir yargılama ile müvekkilleri aleyhine karar verildiğini, ceza mahkemesince «hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına» karar verildiğini, «kesin» nitelikte bir karar olmadığı için bu karar gerekçe yapılarak karar verilemeyeceğini, müvekkili ... yönünden dosyada herhangi bir delil olmadığını, bu müvekkilinin ceza davasında sabık olmadığını, «temlik» tarihinde açılmış bir ceza davası veya «menfi tespit davası» bulunmadığını, temlikin «muvazaalı» olmadığını, ivazlı olduğunu, müvekkili lehine vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığını, diğer müvekkili ... yönünden ise; zorlama bir hukuki süreç işletildiğini, ek karar ile «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesinin hatalı olduğunu, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmadığını, Yargıtay bozma ilamında maddi bir tespit olmadığını, kararda müştekinin/davacının zararının bulunmadığı tespitine müşteki tarafça itiraz edilmediğini, ceza dosyasında alınan tüm bilirkişi raporlarında çoğunluk görüşünün senedin sahte olmadığı şeklinde olduğunu, senede karşı ispatın senetle yapılması gerektiğini, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir milletvekilinin boş kağıt imzalayacağına, kimsenin inanmayacağını, kabul etmemekle birlikte böyle bir durum varsa dahi boş kağıdı imzalayan kişinin senedin iradesine aykırı doldurulduğunu «yazılı delil» ile ispat etmesi gerektiğini, davacının icra dosyasında 15.11.2006 tarihli zabıtta «imza itirazı» olduğunu, imzanın kendisine ait olması halinde dosya borcunu ödeyeceğini beyan ettiğini, imza dışında bir itirazını olmadığını kabul ettiğini, ayrıca icra dosyasına borcu ödeyeceğine dair 22.09.2017 tarihli «muvafakat» talebinin bulunduğunu, borcu kabul ettiğini, 76.638,11 USD’ye «avans faizi» işletilmesinin hatalı olduğunu, 76.638,11 USD'nin tahsil tarihlerinden itibaren kur karşılığı Türk Lirası yönünden avans faizi şeklinde hüküm kurulması gerektiğini …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, senede dayalı icra takibinde «borçlu olunmadığının tespiti», ödenen bedelin «istirdatı» ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2014/7341 E. 2014/15605 K.
Ortak:hükmün açıklanmasının geri bırakılması · oy yasağı · kusur
İncelediğiniz karardaBunun sonucu olarak, «hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına» ilişkin kararlar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması «yasağına» ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyece …
Değerlendirme 1.Olay tarihinde uygulanması gereken mülga 818 sayılı Kanunu’nun “Ceza hukuku ile medeni hukuk arasında münasebet” başlıklı 53 üncü maddesinde yer alan; “Hâkim, «kusur» olup olmadığına yahut «haksız fiilin» faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir.
Bundan başka ceza mahkemesi kararı, «kusurun» takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hâkimini takyit etmez.” hükmünden de anlaşılacağı üzere ceza mahkemesi kararının maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerekir.
Benzer bu kararda… ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı olmadığı, aynı şekilde, ceza hakiminin «kusurun» değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararının da hukuk hakimini bağlamayacağı, madde metninden anlaşılacağı üzere ceza mahkemesi kararının maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerektiği, eğer bu yönden kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmuyorsa, hukuk hâkimini bağlayacak bir ceza mahkemesi kararından da söz edilemeyeceği, «hükmün açıklanmasının geri bırakılması» kararının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinde belirtilen hükümlerden olmadığından bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması «yasağına» ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyeceği, kaldı ki, CMK'nın 231/5. maddesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağının açıkça ifade edildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı «kesin» bir mahkumiyet anlamında olmadığı ve ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmadığından BK’nın 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimini bağla …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:müdürün azli · azil · haklı sebep · dürüstlük kuralı · eksik inceleme · kesin hüküm
Benzer bu kararda… davasını ve delillerini ceza dosyasına dayandırmış bulunması karşısında, ceza dosyasında toplanan delillerin tartışılıp, mevcut delillerin işbu dava yönünden davalı «müdürün azli» için «haklı sebep» teşkil ettiğinin ispatına yeterli olup olmadığının değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
Asliye Ceza Mahkemesi kararı ile davalının müdürlük görevini kötüye kullandığı, davalının TTK'nın 626. maddesindeki özen borcunu yerine getirmediği, şirket menfaatlerini «dürüstlük kuralı» çerçevesinde gözetmediği hususunun sabit olmadığı, böylece TTK'nın 630. maddesinde yazılı müdürlük görevinden «azil» için gerekli koşulların gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
… ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı olmadığı, aynı şekilde, ceza hakiminin «kusurun» değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararının da hukuk hakimini bağlamayacağı, madde metninden anlaşılacağı üzere ceza mahkemesi kararının maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerektiği, eğer bu yönden kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmuyorsa, hukuk hâkimini bağlayacak bir ceza mahkemesi kararından da söz edilemeyeceği, «hükmün açıklanmasının geri bırakılması» kararının 5271 sayılı CMK’nın 223. maddesinde belirtilen hükümlerden olmadığından bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması «yasağına» ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyeceği, kaldı ki, CMK'nın 231/5. maddesinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağının açıkça ifade edildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı «kesin» bir mahkumiyet anlamında olmadığı ve ortada ceza hukuku anlamında kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmadığından BK’nın 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimini bağla …
Davacı, 6102 sayılı TTK'nın 630/2. madde ve fıkrası uyarınca davalının haklı nedenle müdürlük görevinden azli istemine ilişkin olup, mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle TTK'nın 630. maddesinde yazılı müdürlük görevinden «azil» için gerekli koşulların gerçekleşmediğinden bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
1 benzer karar daha
-
Haksız Rekabetin Tespiti ve Tazminat
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/7579 E. 2016/3349 K.
Ortak:haksız fiil · kusur
İncelediğiniz karardaDeğerlendirme 1.Olay tarihinde uygulanması gereken mülga 818 sayılı Kanunu’nun “Ceza hukuku ile medeni hukuk arasında münasebet” başlıklı 53 üncü maddesinde yer alan; “Hâkim, «kusur» olup olmadığına yahut «haksız fiilin» faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir.
Bundan başka ceza mahkemesi kararı, «kusurun» takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hâkimini takyit etmez.” hükmünden de anlaşılacağı üzere ceza mahkemesi kararının maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerekir.
Benzer bu karardaDava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı BK 53. maddesinde "hakimin, «kusur» olup olmadığına, yahut «haksız fiilin» failinin temyiz kudretine haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamıyla bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen bera …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/3587 E. , 2023/5715 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ Asliye Hukuk Mahkemesi
HÜKÜM
Kabul
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 10.10.2023 günü tebliğata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin keşideci, davalının lehdar olarak yer aldığı 110.000,00 YTL bedelli bir adet bonoya dayalı şekilde davalı tarafından müvekkili aleyhine icra takibi başlatılmış ise de, müvekkilinin lehdar davalıyı hiç tanımadığını, bonoda avalist olarak imzası bulunan dava dışı Sadullah Toprak ile müvekkilinin bir süre ortaklık yaptığını ve bu ilişki sırasında teminat amacıyla bu senedi birlikte imzaladıklarını, sonrasında Sadullah Toprak'ın kötü niyetli şekilde davalıyla birlikte hareket ederek senedi onun adına doldurduğunu ve muvazaalı şekilde müvekkili aleyhine takip yapıldığını belirterek, bono nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu bulunmadığının tespitine, senedin iptaline ve %40 oranında tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde;davacının uygun fiyata araba bulacağını söylemesi üzerine müvekkili tarafından verilen 110.000,00 YTL'ye karşılık bononun alındığını, davacı tarafın muvazaa iddialarının doğru olmayıp, dava dışı Sadullah Toprak'ın da davacıya kefil olması nedeniyle bonoyu imzaladığını sonrasında davacının edimini ifa etmediğini bildirerek, davanın reddini savunmuş ve %40 oranında tazminatın davacıdan tahsilini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen İlk Karar
Mahkemece 01.04.2014 tarih, 2009/582 E. ve 2014/115 K. sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
B. Birinci Bozma Kararı
Dairemizin 04.05.2016 tarih, 2015/16540 E. ve 2016/8258 K. sayılı ilamı ile ceza davalarının sonucunun beklenilmesi gereğine işaret edilerek karar bozulmuştur.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve numaraları verilen kararı ile ceza dosyalarının kesinleşmesinin beklenildiği, davalının cezasının kesinleştiği ve dava konusu senedin muvazaalı düzenlendiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı beyanlarının tutarlı olmadığını, yargılamanın usul ve kanuna aykırı yapıldığını, mahkeme kabulünün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin davacıya verdiği para karşılığı dava konusu senedi aldığını ileri sürerek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, bonoya dayalı menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı Kanun) 53 üncü maddesi.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu 72 nci maddesi.
3.Yargıtay HGK 02.02.2021 tarih 2017/4-1341 Esas ve 2021/8 Karar sayılı ilamı.
4.Yargıtay HGK 31.01.2019 tarih, 2017/13-681 Esas ve 2019/46 Karar sayılı ilamı.
3. Değerlendirme
1.Olay tarihinde uygulanması gereken mülga 818 sayılı Kanunu’nun “Ceza hukuku ile medeni hukuk arasında münasebet” başlıklı 53 üncü maddesinde yer alan; “Hâkim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hâkimini takyit etmez.” hükmünden de anlaşılacağı üzere ceza mahkemesi kararının maddi olgu yönüyle kesinleşmiş olması gerekir. Benzer hüküm 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74 üncü maddesinde de bulunmaktadır.
Eğer bu yönden kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmuyorsa, hukuk hâkimini bağlayacak bir ceza mahkemesi kararından da söz etmek mümkün değildir. Nitekim bu husus Hukuk Genel Kurulunun 31.01.2019 tarih, 2017/13-681 E. ve 2019/46 K. sayılı kararında da ele alınmıştır.
2.“Kurulan hükmün sanık hakkında hukuksal bir sonuç doğurmamasını” ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, davayı sonuçlandıran ve uyuşmazlığı çözen bir “hüküm” değildir. Bunun sonucu olarak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 223 üncü maddesinde sayılan hükümlerden olmadığından, bu tür kararların yasa yararına bozulması durumunda yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararlarda lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.05.2011 gün ve 2011/4-61 E., 2011/79 K.;
06. 10.2009 gün ve 2009/4-169 E., 2009/223 K. sayılı kararları). Kaldı ki, 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin beşinci fıkrasında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmayacağı açıkça ifade edilmiştir.
3.Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, davalı hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair ceza mahkemesi kararının hukuk hâkimini bağlamayacağı sabittir. Ne var ki, ceza dosyası içinde senet lehdarının davacı iddialarını kabul ya da ikrarı mahiyetinde bir bilgi belge var ise hukuk hakimini bağlayacak ise de somut olayda bu tür bir veriye de rastlanmamıştır. Senet metninin sonradan rıza hilafına doldurulduğu iddiası Dairemiz yerleşik içtihatlarından da anlaşılacağı üzere ancak yazılı delil ile ispatlanabileceğinden mahkemece mevcut delil durumuna göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile kabulüne karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
10.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1012406400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz