Tahsil
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2008/9635 E. 2010/697 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
re'sen inceleme↗ gecikme cezası↗ tahkim itirazı↗ tahkim şartı↗ ba beyannamesi↗ pasif husumet ehliyeti↗ tasdik kararı↗ tahkim↗ sözleşmeden doğan dava↗ husumet ehliyeti↗ hakem kararı↗ hizmet sözleşmesi↗ pasif husumet↗ taraf ehliyeti↗ kâr payı↗ görevsizlik kararı↗ dahili dava↗ kesin hüküm↗ husumet↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, dava konusu reklam gelirlerinin davalı ... tarafından RTÜK payı beyannamelerine dahil edilmemesi nedeniyle davacının gecikme cezası ödemek zorunda kaldığı, uyuşmazlığın davalının tam denetim sözleşmesinden doğan yükümlülüğünü yerine getirmemesinden kaynaklandığı ve anılan sözleşmenin 7. Maddesinde bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların hakem kurulunca karara bağlanacağının belirtildiği gerekçesiyle mahkemenin uyuşmazlığa bakmakla görevsiz olduğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, taraflar arasında 01.08.2002 ve 14.01.2003 tarihli iki adet “tam tasdik” sözleşmesi imzaladığı ve bu sözleşmelerde hakem şartının yer aldığı, yine taraflar arasında 19.06.2003 tarihli ayrı bir “RTÜK payı” tasdik sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede ise hakem şartının yer almadığı, dava konusu gecikme cezasına neden olan Ocak-Aralık 2002 dönemi Reklam Gelirleri Tasdik Raporunun 20.06.2003 tarihinde düzenlendiği, tahkim itirazında bulunan davalılar vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde dahi 14.01.2003 tarihli sözleşmenin RTÜK payları ile bir ilgisinin olmadığının, RTÜK payının tasdikine ilişkin sözleşmenin 19.06.2003 tarihli olduğunun bildirildiği, mahkemenin ise karar yerinde somut uyuşmazlığa hangi sözleşmenin uygulanacağı, dolayısıyla tahkim şartının somut olayda uygulanma yerinin bulunup bulunmadığı tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurduğu anlaşılmaktadır.
Oysa HUMK.’nun 388. maddesinin 3-5. bentleri hükümlerine göre mahkeme kararlarının en azından iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, mahkemece incelenen maddi ve hukuki olayların özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçenin ne olduğu hususlarını içermesi gerekir. Öte yandan Anayasa’nın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü de tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının gerektiğini vurgulamaktadır. Yargıtay denetimi de ancak mahkeme kararında gösterilen gerekçenin ışığında yapılabilir.
Yine mahkemece her ne kadar her iki davalı aleyhine de hüküm kurulmuşsa da uyuşmazlığa uygulanacak sözleşmenin tarafının kim olduğu ve davalı ...’ın bu sözleşmeyi diğer davalı şirket adına imzalayıp imzalamadığı da incelenip değerlendirilmemiştir. Oysa pasif husumet ehliyetine ilişkin olan bu hususun mahkemece re’sen incelenmesi gerektiği gibi sözleşmenin tarafı kimse tahkim şartının da onu bağlayacağı açıktır.
O halde mahkemece, davacı RTÜK payına ilişkin beyannamenin yanlış verilmesine dayalı olarak işbu davayı açtığına göre öncelikle anılan beyannamenin hangi sözleşme kapsamında düzenlendiği, diğer bir deyişle somut uyuşmazlığın hangi sözleşmeden kaynaklandığı kesin bir şekilde belirlendikten sonra, bu sözleşmenin tarafının kim olduğunun incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2010/14353 E. 2010/12566 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:i̇i̇k 265 · ihtiyati haciz · haciz
Benzer bu karardaDava «ihtiyati haciz» kararına itiraz davasıdır.
Somut olayda mahkeme kararında, sadece «ihtiyati haciz» kararına itiraz nedenleri belirtilmiş ve hiçbir gerekçe gösterilmeksizin karar verildiği anlaşılmıştır.
«265». maddesindeki hususları taşımadığı için istemin reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/2776 E. 2014/10008 K.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu · kusur sorumluluğu · şirket zararı · yönetim kurulu kararı · kusur
Benzer bu karardaOysa «yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu» ters çevrilmiş bir «kusur sorumluluğudur».
Buna göre davacı «şirketin zarara» uğradığını ispatlaması yeterli olup, bundan sonra yöneticilerin zarardan kendilerinin sorumlu bulunmadıklarını ispat etmesi gerekmektedir.
Ç..'in 08.04.2002 tarihli «yönetim kurulu» kararı ile mali işlerden sorumlu genel müdür olarak atandığı, davalı Z.. de diğer iki davalının sorumluluğunu üstlendiği gözetildiğinde, tüm davalıların sorumluluklarının aynı esaslara göre değerlendirilmesi gerektiği tabiidir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2008/9635 E. , 2010/697 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/03/2008 tarih ve 2006/817-2008/125 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı ...'ın müdürü olduğu diğer davalı şirket arasında yeminli mali müşavirlik sözleşmesi imzalandığını, davalıların 2002 yılı hesaplarında "Barter Gelirleri" olarak kaydedilen gelirlerin RTÜK payı beyannamelerine dahil etmemeleri dolayısıyla müvekkilinin (56.143,87) YTL gecikme faizi ödemek zorunda kaldığını, 3984 SK'nun 12. maddesi uyarınca bu meblağdan davalıların da müteselsilen sorumlu bulunduğunu ileri sürerek anılan meblağın temerrüt faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, süresinde sunduğu cevap dilekçesi ile işbölümü husumet ve tahkim itirazında bulunulmuş, esas yönünden de davanın reddi istenmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlara dayanılarak, dava konusu reklam gelirlerinin davalı ... tarafından RTÜK payı beyannamelerine dahil edilmemesi nedeniyle davacının gecikme cezası ödemek zorunda kaldığı, uyuşmazlığın davalının tam denetim sözleşmesinden doğan yükümlülüğünü yerine getirmemesinden kaynaklandığı ve anılan sözleşmenin 7. Maddesinde bu sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların hakem kurulunca karara bağlanacağının belirtildiği gerekçesiyle mahkemenin uyuşmazlığa bakmakla görevsiz olduğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Dosyaya sunulan bilgi ve belgelerin incelenmesinden, taraflar arasında 01.08.2002 ve 14.01.2003 tarihli iki adet “tam tasdik” sözleşmesi imzaladığı ve bu sözleşmelerde hakem şartının yer aldığı, yine taraflar arasında 19.06.2003 tarihli ayrı bir “RTÜK payı” tasdik sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmede ise hakem şartının yer almadığı, dava konusu gecikme cezasına neden olan Ocak-Aralık 2002 dönemi Reklam Gelirleri Tasdik Raporunun 20.06.2003 tarihinde düzenlendiği, tahkim itirazında bulunan davalılar vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde dahi 14.01.2003 tarihli sözleşmenin RTÜK payları ile bir ilgisinin olmadığının, RTÜK payının tasdikine ilişkin sözleşmenin 19.06.2003 tarihli olduğunun bildirildiği, mahkemenin ise karar yerinde somut uyuşmazlığa hangi sözleşmenin uygulanacağı, dolayısıyla tahkim şartının somut olayda uygulanma yerinin bulunup bulunmadığı tartışılmadan yazılı şekilde hüküm kurduğu anlaşılmaktadır.
Oysa HUMK.’nun 388. maddesinin 3-5. bentleri hükümlerine göre mahkeme kararlarının en azından iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, mahkemece incelenen maddi ve hukuki olayların özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçenin ne olduğu hususlarını içermesi gerekir. Öte yandan Anayasa’nın 141. maddesinin 3. fıkrası hükmü de tüm mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının gerektiğini vurgulamaktadır. Yargıtay denetimi de ancak mahkeme kararında gösterilen gerekçenin ışığında yapılabilir.
Yine mahkemece her ne kadar her iki davalı aleyhine de hüküm kurulmuşsa da uyuşmazlığa uygulanacak sözleşmenin tarafının kim olduğu ve davalı ...’ın bu sözleşmeyi diğer davalı şirket adına imzalayıp imzalamadığı da incelenip değerlendirilmemiştir. Oysa pasif husumet ehliyetine ilişkin olan bu hususun mahkemece re’sen incelenmesi gerektiği gibi sözleşmenin tarafı kimse tahkim şartının da onu bağlayacağı açıktır.
O halde mahkemece, davacı RTÜK payına ilişkin beyannamenin yanlış verilmesine dayalı olarak işbu davayı açtığına göre öncelikle anılan beyannamenin hangi sözleşme kapsamında düzenlendiği, diğer bir deyişle somut uyuşmazlığın hangi sözleşmeden kaynaklandığı kesin bir şekilde belirlendikten sonra, bu sözleşmenin tarafının kim olduğunun incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) no’lu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına bozulmasına, (2) no’lu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 25.01.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/1008497600 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz