Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/2972 E. 2023/6855 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Görevli mahkeme
- görev/görevsizlik
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
işletme güvenliği↗ usulden red↗ usulden ret↗ idari işlem↗ yargı yolu↗ borçlu olunmadığının tespiti↗ vekâlet ücreti↗ cezai şart↗ dava şartı yokluğu↗ kâr dağıtımı↗ usulden reddi↗ fatura↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ menfi tespit↗ yükleten (shipper)↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗ e-defter↗ görevli mahkeme↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/138 E., 2021/419 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince davanın yargı yolu dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.'ye ceza faturası düzenlediğini, müvekkilinin İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi hükümleri uyarınca borç nakil sözleşmesi ile ceza faturasının tarafı olduğunu, ceza faturasına dayanak anlaşmanın Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. tarafından imzalanmadığını ve yürürlüğe girmediğini, davalının fidere "arızanın intikal ederek kesicinin açması" nedenine bağlı olarak Sistem Kullanım Anlaşmasının 10. ve Yönetim Bildiriminin 1-5. maddeleri uyarınca düzenlediği ceza faturasının tek taraflı olduğunu, dayanak gösterilen anlaşma ve yöntem bildiriminde öngörülen ihlal, uyarı ve süre kurallarına uyulmadığını, bu nedenle faturanın hukuka uygunluğundan söz edilemeyeceğini, ayrıca yeterli tecrübeye sahip olmayan personelin röle ayarlarını sağlıklı yapamadıklarını, teknik olarak açma sayılmayan röle sinyallerinin de fider açma olarak vardiya defterine işlendiğini, kayıtların birbirini tutmadığını ileri sürerek 30.09.2011 tarihli ve 579098 sayılı 1.664.089,29 TL tutarındaki faturadan dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu faturanın 24.10.2011 tarihinde davacıya tebliğ edildiğini, davacı tarafından fatura içeriğine süresinde itiraz edilmeyerek kesinleştiğini, işbu davaya bakmakta idari yargının görevli olduğunu, davacı şirket ile kuruluşları arasında henüz imzalanmış bir sistem kullanım anlaşması bulunmadığını, ancak EPDK Kurul Kararıyla onaylanarak 01.01.2007 tarihinde yürürlüğe giren İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildiriminde gerekli düzenlemeler yapıldığını ve 1.5 maddesinde kuruluşları ile Sistem Kullanım Anlaşması imzalamamış olan kullanıcıların meydana getirdiği ihlal hallerinin de hüküm altına alındığını, ceza faturasının da buna dayanılarak kesildiğini, dava konusu faturanın dayanağının yöntem bildirimi olup, yöntem bildiriminde uyarı yükümlülüğüne dair hiçbir ifade bulunmadığını, davacının hem sistem kullanım anlaşmasını imzalamadığını kabul ettiğini, hem de sistem kullanım anlaşması hükümlerine atıfta bulunduğunu, röle ayarlarının davacının iddialarının aksine işletme teknisyenlerince değil konunun uzmanı mühendis ve teknisyenlerce TEİAŞ standartlarına uygun olarak yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın 30.09.2011 tarihli 1.664.089,29 TL bedelli sistem kullanım cezai şart faturası yönünden menfi tespit istemine ilişkin olduğu, 02.12.2020 tarihli ve 31322 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7257 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un (7257 sayılı Kanun) 33 üncü maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun (6446 sayılı Kanun) "İletim Faaliyeti" başlıklı 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında TEİAŞ’ın görev ve yükümlülüklerinin belirtildiği, (d) bendinde;
"İletim sisteminin normal işletme koşulları içerisinde işletilmesi ile işletme güvenliği ve bütünlüğü üzerinde risk oluşturan durumlara ilişkin olarak bağlantı ve sistem kullanım anlaşmalarında düzenlenen sistem kullanım ihlallerinin takibini yapmak, ihlal durumu tespit edilen tüzel kişilere sistem kullanım anlaşmasında düzenlenen cezai şartları ve diğer yaptırımları uygulamak" görevinin sayıldığı,
Yine 7257 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi ile 6446 sayılı Kanun'a eklenen EK-3 üncü maddede;
"8 inci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinin uygulamasından kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargıda görülür." 46 ncı maddesinde "Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer" düzenlemelerine yer verildiği,
Belirtilen mevzuat hükümleri uyarınca Sistem Kullanım İhlal Halleri ve Cezai Şartlarından kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 115 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca davanın, yargı yolu dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın adli yargıda görülmesi gerektiğine dair Uyuşmazlık Mahkemesi kararı olduğunu, davanın ilk olarak zaten idari yargıda açıldığını, Uyuşmazlık Mahkemesi kararı doğrultusunda eldeki dava dosyanın adli yargıya intikal ettiğini, usulden red kararının bozulmaması halinde dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, dava şartlarından olan yargı yolunun davanın açıldığı tarihteki mevzuata göre belirlenmesi gerektiğini, dosyanın geldiği aşama itibarı ile usulden red kararı verilemeyeceğini, taraflar arasında sistem kullanım anlaşması olmadığından yerel mahkemenin red kararına mesnet teşkil eden mevzuat hükmünün somut olayda uygulanabilir olmadığını, olayda kamu gücüne dayalı bir idari işlemin olmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davanın Uyuşmazlık Mahkemesi kararı gereği doğru yerde açıldığını, ancak mevzuat değişikliği sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi nedeniyle aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedilmesinin emsal bir kısım kararlara göre hukuka aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalı tarafından tesis edilen sistem kullanım cezai şart faturasından dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 115 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları.
2.1086 sayılı Kanun'un
3.7257 sayılı Kanun'un 33 ve 39 uncu maddeleri.
4. 6446 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi, Ek-3 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/2018 E. 2021/810 K.
Ortak:işletme güvenliği · yargı yolu · görev/görevsizlik
İncelediğiniz kararda… LK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın 30.09.2011 tarihli 1.664.089,29 TL bedelli sistem kullanım «cezai şart» faturası yönünden «menfi tespit» istemine ilişkin olduğu, 02.12.2020 tarihli ve 31322 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7257 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un (7257 sayılı Kanun) 33 üncü maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun (6446 sayılı Kanun) "İletim Faaliyeti" başlıklı 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında TEİAŞ’ın görev ve yükümlülüklerinin belirtildiği, (d) bendinde; "İletim sisteminin normal işletme koşulları içerisinde işletilmesi ile «işletme güvenliği» ve bütünlüğü üzerinde risk oluşturan durumlara ilişkin olarak bağlantı ve sistem kullanım anlaşmalarında düzenlenen sistem kullanım ihlallerinin takibini yapmak, ihlal durumu tespit edilen tüzel kişilere sistem kullanım anlaşmasında düzenlenen cezai şartları ve diğer yaptırımları uygulamak" görevinin sayıldığı, Yine 7257 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi ile 6446 sayılı Kanun'a eklenen EK-3 üncü maddede; "8 inci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinin uygulamasından kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargıda görülür." 46 ncı maddesinde "Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer" düzenlemelerine yer verildiği, Belirtilen mevzuat hükümleri uyarınca Sistem Kullanım İhlal Halleri ve Cezai Şartlarından kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde idari yargının «görevli» olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 115 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca davanın, «yargı yolu» dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki «menfi tespit» davasının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince davanın «yargı yolu» dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
… si kararı olduğunu, davanın ilk olarak zaten idari yargıda açıldığını, Uyuşmazlık Mahkemesi kararı doğrultusunda eldeki dava dosyanın adli yargıya intikal ettiğini, «usulden red» kararının bozulmaması halinde dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, dava şartlarından olan «yargı yolunun» davanın açıldığı tarihteki mevzuata göre belirlenmesi gerektiğini, dosyanın geldiği aşama itibarı ile usulden red kararı verilemeyeceğini, taraflar arasında sistem kullanım anlaşması olmadığından yerel mahkemenin red kararına mesnet teşkil eden mevzuat hükmünün somut olayda uygulanabilir olmadığını, olayda kamu gücüne dayalı bir «idari işlemin» olmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Benzer bu kararda… i ile 6446 sayılı Kanunun 8'inci maddesinin ikinci fıkrasına (ç) bendinden sonra gelmek üzere “İletim sisteminin normal işletme koşulları içerisinde işletilmesi ile «işletme güvenliği» ve bütünlüğü üzerinde risk oluşturan durumlara ilişkin olarak bağlantı ve sistem kullanım anlaşmalarında düzenlenen sistem kullanım ihlallerinin takibini yapmak, i …
Bu durumda, anılan Kanun değişikliğin somut olayda «yargı yolu» bakımından etkisinin değerlendirilmesini teminen yerel mahkeme hükmünün bozulması gerektiğinden Dairemizin 06.02.2019 tarihli, 2018/2301 Esas- 2019/883 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak, yukarıda anılan gerekçeyle mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:istirdat
Benzer bu kararda1-Dava, ceza faturası ödemesinin «istirdadı» istemine ilişkindir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6453 E. 2023/5823 K.
Ortak:işletme güvenliği · yargı yolu · cezai şart · usulden reddi · fatura · görevli mahkeme · görev/görevsizlik
İncelediğiniz kararda… LK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın 30.09.2011 tarihli 1.664.089,29 TL bedelli sistem kullanım «cezai şart» faturası yönünden «menfi tespit» istemine ilişkin olduğu, 02.12.2020 tarihli ve 31322 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7257 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un (7257 sayılı Kanun) 33 üncü maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun (6446 sayılı Kanun) "İletim Faaliyeti" başlıklı 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında TEİAŞ’ın görev ve yükümlülüklerinin belirtildiği, (d) bendinde; "İletim sisteminin normal işletme koşulları içerisinde işletilmesi ile «işletme güvenliği» ve bütünlüğü üzerinde risk oluşturan durumlara ilişkin olarak bağlantı ve sistem kullanım anlaşmalarında düzenlenen sistem kullanım ihlallerinin takibini yapmak, ihlal durumu tespit edilen tüzel kişilere sistem kullanım anlaşmasında düzenlenen cezai şartları ve diğer yaptırımları uygulamak" görevinin sayıldığı, Yine 7257 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi ile 6446 sayılı Kanun'a eklenen EK-3 üncü maddede; "8 inci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinin uygulamasından kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargıda görülür." 46 ncı maddesinde "Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer" düzenlemelerine yer verildiği, Belirtilen mevzuat hükümleri uyarınca Sistem Kullanım İhlal Halleri ve Cezai Şartlarından kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde idari yargının «görevli» olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 115 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca davanın, «yargı yolu» dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki «menfi tespit» davasının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince davanın «yargı yolu» dava «şartı yokluğu» nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu faturanın 24.10.2011 tarihinde davacıya tebliğ edildiğini, davacı tarafından «fatura» içeriğine süresinde itiraz edilmeyerek kesinleştiğini, işbu davaya bakmakta idari yargının «görevli» olduğunu, davacı şirket ile kuruluşları arasında henüz imzalanmış bir sistem kullanım anlaşması bulunmadığını, ancak EPDK Kurul Kararıyla onaylanarak 01.01.2007 ta …
Benzer bu kararda… e bozma ilamındaki gerekçe doğrultusunda yargılama sırasındaki Kanun değişikliği ile dava konusu uyuşmazlığın adli yargının görev alanından çıkarılıp idari yargının «görev alanına» «dahil» edildiği, Kanun değişikliği sebebiyle «yargı yolunun» caiz olmadığı, Mahkemenin «görevli» olmadığı, davacı dava açılmasına sebebiyet vermediğinden davalı lehine vekâlet ücreti ve «yargılama giderlerine» hükmedilmediği gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkemelerin «görevli» olup olmadığı belirlenirken, davanın açıldığı an esas alınması gerektiğini, usul kurallarının «derhal uygulanması ilkesi» gereği, bir kanun istisna hükmü içermiyorsa yürürlüğe girdikten sonraki uyuşmazlıklara derhal uygulanacağını, usul kurallarının derhal uygulanması ilkesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 448 inci maddesi gereği «tamamlanmamış usuli işlemler» için geçerli olduğunu, bir usuli işlem tamamlanmışsa sonradan yürürlüğe giren kanun bu işlemi etkilemeyeceğini, davanın açılmasının da bir usuli işlem olduğunu, bu sebeple davanın görevli mahkemede açılmasıyla artık bu usuli işlem tamamlanmış olduğundan yeni yürürlüğe giren kanunun, mahkemenin görevine etki etmemesi gerekeceğini, davanın açıldığı tarihte görevli olan mahkemenin daha sonra mevzuatta yapılan bir değişiklikle «görevsiz» sayılmasından sonra, bu mahkemede yapılan işlemlerin «geçersiz» sayılması ve bu işlemlerin en baştan tekrarlanması, zaman ve «masraf» «kaybına» yol açması yönünden «usul ekonomisi» ilkesine, davaların «makul sürede» neticelendirilememesine sebep olması yönünden de adil yargılanma ilkesine aykırı olduğunu, 7257 sayılı Kanun uyarınca idare mahkemelerinin zaman yönünden hangi aşamada görevli olarak nitelendirilebileceğine yönelik bir düzenleme yer almadığından, eldeki somut duruma göre adli yargının görevli olduğunun kabulu gerektiğini, davaya konu ceza faturasına 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun (6446 sayılı Kanun) 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinin uygulanmasından kaynaklanan bir işlem olmadığını, dolayısıyla da aynı Kanunun Ek Madde 3 ile belirlenen yargı yoluna tabi olmadığını, söz konusu cezai «fatura», Ocak 2009 döneminde gerçekleşen ihlal dolayısıyla düzenlenen faturaya ilişkin olduğunu, taraflar arasında imzalanan sistem kullanım anlaşmasının 10 uncu maddesine dayanılarak düzenlendiği 6446 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik Mahkemenin görevine etki etmediği halde, sanki 6446 sayılı Kanun’da yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra dava konusu fatura tahakkuk ettirildiği ve dayanağı olduğu iddia edilen ihlalin gerçekleştiği değerlendirilerek «yargı yolunun» caiz olmadığına karar verilemeyeceğini belirterek Mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
… ile 6446 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin ikinci fıkrasına (ç) bendinden sonra gelmek üzere “İletim sisteminin normal işletme koşulları içerisinde işletilmesi ile «işletme güvenliği» ve bütünlüğü üzerinde risk oluşturan durumlara ilişkin olarak bağlantı ve sistem kullanım anlaşmalarında düzenlenen sistem kullanım ihlallerinin takibini yapmak, ihlal durumu tespit edilen tüzel kişilere sistem kullanım anlaşmasında düzenlenen cezai şartları ve diğer yaptırımları uygulamak.” şeklinde (d) bendi eklendiği, aynı Kanunun 39 uncu maddesi ile 6446 sayılı Kanuna eklenen Ek 3 üncü madde ile de “(1) 8 inci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinin uygulamasından kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargıda görülür.” şeklinde düzenleme yapıldığı, bu durumda anılan Kanun değişikliğinin somut olayda «yargı yolu» bakımından etkisinin değerlendirilmesini teminen Mahkeme hükmünün bozulması gerektiğine işaret edilerek, Dairemizin 06.02.2019 tarih, 2018/2301 E.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:tamamlanmış usul işlemi · derhal uygulama ilkesi · usul ekonomisi · makul süre · kâr kaybı · istirdat · ihtar · yargılama gideri
Benzer bu karardaTemyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkemelerin «görevli» olup olmadığı belirlenirken, davanın açıldığı an esas alınması gerektiğini, usul kurallarının «derhal uygulanması ilkesi» gereği, bir kanun istisna hükmü içermiyorsa yürürlüğe girdikten sonraki uyuşmazlıklara derhal uygulanacağını, usul kurallarının derhal uygulanması ilkesinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 448 inci maddesi gereği «tamamlanmamış usuli işlemler» için geçerli olduğunu, bir usuli işlem tamamlanmışsa sonradan yürürlüğe giren kanun bu işlemi etkilemeyeceğini, davanın açılmasının da bir usuli işlem olduğunu, bu sebeple davanın görevli mahkemede açılmasıyla artık bu usuli işlem tamamlanmış olduğundan yeni yürürlüğe giren kanunun, mahkemenin görevine etki etmemesi gerekeceğini, davanın açıldığı tarihte görevli olan mahkemenin daha sonra mevzuatta yapılan bir değişiklikle «görevsiz» sayılmasından sonra, bu mahkemede yapılan işlemlerin «geçersiz» sayılması ve bu işlemlerin en baştan tekrarlanması, zaman ve «masraf» «kaybına» yol açması yönünden «usul ekonomisi» ilkesine, davaların «makul sürede» neticelendirilememesine sebep olması yönünden de adil yargılanma ilkesine aykırı olduğunu, 7257 sayılı Kanun uyarınca idare mahkemelerinin zaman yönünden hangi aşamada görevli olarak nitelendirilebileceğine yönelik bir düzenleme yer almadığından, eldeki somut duruma göre adli yargının görevli olduğunun kabulu gerektiğini, davaya konu ceza faturasına 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun (6446 sayılı Kanun) 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinin uygulanmasından kaynaklanan bir işlem olmadığını, dolayısıyla da aynı Kanunun Ek Madde 3 ile belirlenen yargı yoluna tabi olmadığını, söz konusu cezai «fatura», Ocak 2009 döneminde gerçekleşen ihlal dolayısıyla düzenlenen faturaya ilişkin olduğunu, taraflar arasında imzalanan sistem kullanım anlaşmasının 10 uncu maddesine dayanılarak düzenlendiği 6446 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik Mahkemenin görevine etki etmediği halde, sanki 6446 sayılı Kanun’da yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra dava konusu fatura tahakkuk ettirildiği ve dayanağı olduğu iddia edilen ihlalin gerçekleştiği değerlendirilerek «yargı yolunun» caiz olmadığına karar verilemeyeceğini belirterek Mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
Mahkemece 24.01.2018 tarih, 2017/800 E. ve 2018/21 K. sayılı kararı ile sistem kullanım anlaşmasının 10 uncu maddesi gereğince «ihtar» müessesesi işletilmeden kesilen cezanın hukuka uygun olmadığı, davacının ihtirazi kayıtla ödediği «fatura» bedelinin «istirdadı» şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 467.791,92 TL'nin ödeme tarihinden itibaren davalıdan tahsiline karar verilmiş, davalı vekilince temyiz edilmiştir.
… e bozma ilamındaki gerekçe doğrultusunda yargılama sırasındaki Kanun değişikliği ile dava konusu uyuşmazlığın adli yargının görev alanından çıkarılıp idari yargının «görev alanına» «dahil» edildiği, Kanun değişikliği sebebiyle «yargı yolunun» caiz olmadığı, Mahkemenin «görevli» olmadığı, davacı dava açılmasına sebebiyet vermediğinden davalı lehine vekâlet ücreti ve «yargılama giderlerine» hükmedilmediği gerekçesiyle davanın «usulden reddine» karar verilmiştir.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı lehine «vekalet ücreti» ve «yargılama giderine» hükmedilmesi gerektiğini belirterek Mahkeme kararının düzeltilerek onanması istemiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/2972 E. , 2023/6855 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
SAYISI 2022/130 Esas, 2022/388 Karar
HÜKÜM
Dava şartı yokluğu nedeniyle usulden ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Ankara 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2018/138 E., 2021/419 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince davanın yargı yolu dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.'ye ceza faturası düzenlediğini, müvekkilinin İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi hükümleri uyarınca borç nakil sözleşmesi ile ceza faturasının tarafı olduğunu, ceza faturasına dayanak anlaşmanın Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. tarafından imzalanmadığını ve yürürlüğe girmediğini, davalının fidere "arızanın intikal ederek kesicinin açması" nedenine bağlı olarak Sistem Kullanım Anlaşmasının 10. ve Yönetim Bildiriminin 1-5. maddeleri uyarınca düzenlediği ceza faturasının tek taraflı olduğunu, dayanak gösterilen anlaşma ve yöntem bildiriminde öngörülen ihlal, uyarı ve süre kurallarına uyulmadığını, bu nedenle faturanın hukuka uygunluğundan söz edilemeyeceğini, ayrıca yeterli tecrübeye sahip olmayan personelin röle ayarlarını sağlıklı yapamadıklarını, teknik olarak açma sayılmayan röle sinyallerinin de fider açma olarak vardiya defterine işlendiğini, kayıtların birbirini tutmadığını ileri sürerek 30.09.2011 tarihli ve 579098 sayılı 1.664.089,29 TL tutarındaki faturadan dolayı müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu faturanın 24.10.2011 tarihinde davacıya tebliğ edildiğini, davacı tarafından fatura içeriğine süresinde itiraz edilmeyerek kesinleştiğini, işbu davaya bakmakta idari yargının görevli olduğunu, davacı şirket ile kuruluşları arasında henüz imzalanmış bir sistem kullanım anlaşması bulunmadığını, ancak EPDK Kurul Kararıyla onaylanarak 01.01.2007 tarihinde yürürlüğe giren İletim Sistemi Sistem Kullanım ve Sistem İşletim Tarifelerini Hesaplama Yöntem Bildiriminde gerekli düzenlemeler yapıldığını ve 1.5 maddesinde kuruluşları ile Sistem Kullanım Anlaşması imzalamamış olan kullanıcıların meydana getirdiği ihlal hallerinin de hüküm altına alındığını, ceza faturasının da buna dayanılarak kesildiğini, dava konusu faturanın dayanağının yöntem bildirimi olup, yöntem bildiriminde uyarı yükümlülüğüne dair hiçbir ifade bulunmadığını, davacının hem sistem kullanım anlaşmasını imzalamadığını kabul ettiğini, hem de sistem kullanım anlaşması hükümlerine atıfta bulunduğunu, röle ayarlarının davacının iddialarının aksine işletme teknisyenlerince değil konunun uzmanı mühendis ve teknisyenlerce TEİAŞ standartlarına uygun olarak yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın 30.09.2011 tarihli 1.664.089,29 TL bedelli sistem kullanım cezai şart faturası yönünden menfi tespit istemine ilişkin olduğu, 02.12.2020 tarihli ve 31322 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7257 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun"un (7257 sayılı Kanun) 33 üncü maddesi ile 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu'nun (6446 sayılı Kanun) "İletim Faaliyeti" başlıklı 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında TEİAŞ’ın görev ve yükümlülüklerinin belirtildiği, (d) bendinde;
"İletim sisteminin normal işletme koşulları içerisinde işletilmesi ile işletme güvenliği ve bütünlüğü üzerinde risk oluşturan durumlara ilişkin olarak bağlantı ve sistem kullanım anlaşmalarında düzenlenen sistem kullanım ihlallerinin takibini yapmak, ihlal durumu tespit edilen tüzel kişilere sistem kullanım anlaşmasında düzenlenen cezai şartları ve diğer yaptırımları uygulamak" görevinin sayıldığı,
Yine 7257 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesi ile 6446 sayılı Kanun'a eklenen EK-3 üncü maddede;
"8 inci maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinin uygulamasından kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargıda görülür." 46 ncı maddesinde "Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer" düzenlemelerine yer verildiği,
Belirtilen mevzuat hükümleri uyarınca Sistem Kullanım İhlal Halleri ve Cezai Şartlarından kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 115 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca davanın, yargı yolu dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın adli yargıda görülmesi gerektiğine dair Uyuşmazlık Mahkemesi kararı olduğunu, davanın ilk olarak zaten idari yargıda açıldığını, Uyuşmazlık Mahkemesi kararı doğrultusunda eldeki dava dosyanın adli yargıya intikal ettiğini, usulden red kararının bozulmaması halinde dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, dava şartlarından olan yargı yolunun davanın açıldığı tarihteki mevzuata göre belirlenmesi gerektiğini, dosyanın geldiği aşama itibarı ile usulden red kararı verilemeyeceğini, taraflar arasında sistem kullanım anlaşması olmadığından yerel mahkemenin red kararına mesnet teşkil eden mevzuat hükmünün somut olayda uygulanabilir olmadığını, olayda kamu gücüne dayalı bir idari işlemin olmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, davanın Uyuşmazlık Mahkemesi kararı gereği doğru yerde açıldığını, ancak mevzuat değişikliği sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi nedeniyle aleyhlerine vekâlet ücretine hükmedilmesinin emsal bir kısım kararlara göre hukuka aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davalı tarafından tesis edilen sistem kullanım cezai şart faturasından dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 115 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları.
2.1086 sayılı Kanun'un
3.7257 sayılı Kanun'un 33 ve 39 uncu maddeleri.
4. 6446 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi, Ek-3 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/994569000 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz