İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/2632 E. 2023/6279 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
katılma yoluyla istinaf↗ tashih↗ kefalet sözleşmesi↗ butlan↗ başvurma harcı↗ müşterek borçlu müteselsil kefil↗ hakkın kötüye kullanılması↗ vekâlet ücreti↗ maddi hata↗ müteselsil kefil↗ cy/cy şerhi↗ eş rızası↗ kefalet↗ genel kredi sözleşmesi↗ kefil↗ usulden reddi↗ hukuki yarar↗ geçersizlik↗ iflas↗ kredi sözleşmesi↗ taahhütname↗ kötüniyet↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, dava konusu takibin dayanağını 13.10.2015 tarihli genel kredi sözleşmesi olduğu, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinde "...eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da engeç kurulması anında verilmiş olması şarttır" düzenlemesine yer verildiği, buna göre dava konusu kredi sözleşmesinin kefili olan davalının eşinin yazılı rızasının alınması gerektiği halde bu rızanın alınmadığı, aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca da davalının asıl borçlu şirketin ortak ya da yöneticisi olmadığı, davalının kefaletinin geçersiz olduğu, davacı bankanın sözleşme kapsamında davalıdan kefalet hükümlerine dayanarak talepte bulunma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının, takibe konu edilen kredilerin tamamına müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğunu, davalının asıl borçlu şirketin diğer kefili olan dava dışı Nuh Andaş Ltd. Şti.'nin ortağı olduğunu, dolayısıyla adı geçen firmaların birbirlerine olan kefaletleri ve davalının her iki firmaya olan kefaleti dikkate alındığında firmaların grup-bağlantılı firmalar olduğunu, davalının eşinin söz konusu kefaletlerden haberinin olmasının mümkün olduğunu, kredi kullandırım tarihinin 13.10.2015, hesabı kat tarihinin 19.12.2016, takip tarihinin 04.01.2017 olduğu dikkate alındığında eş rızası bulunmadığı yönündeki itirazının hakkın kötüye kullanılması olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verildiği halde hüküm kısmında davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilmek suretiyle maddi hata yapıldığını, bu hata tashih şerhi ile düzeltilmiş ise de önemine binaen bu hususta istinaf başvurusunda da bulunma gereği görüldüğünü belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi uyarınca eşin kefalet akdine vereceği rızanın kefalet akdi gibi yazılı olması, sorumlu olunacak azami miktar ve tarihini de içermesi ve rızanın kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce ya da en geç sözleşmenin kurulması sırasında alınması gerektiği, şekil noksanı ile sözleşmenin butlanını ileri süren tarafın hakkını kötüye kullanmış olmayacağı, butlanı ileri sürme hakkının kullanılmasının dürüstlük kaidelerine açıkça aykırı bir hale koyan durumların varlığını, butlanın ileri sürülmesini kabul etmeyen diğer tarafın ispatlaması gerektiği, Kanunun aradığı geçerlilik şekil sakatlığının sonradan ileri sürülmesinin başlı başına kötüniyet olarak kabul edilemeyeceği, her somut olayın ayrı irdelenmesi gerektiği, somut olayda davalının dava konusu genel kredi sözleşmesinde kefaleti yönünden eş rızasının bulunmadığı, dolayısıyla kefaletinin kanunun aradığı yasal şartları taşımadığından geçersiz olduğu, dosyadaki bilgilere göre kredinin açılmasının salt davalı kefilin kefaletinin güçlülüğünden kaynaklandığı, anılan kefalet taahhütü olmaması halinde kredinin açılamayacağı ve kredinin kullandırılmasının salt kefilin davranışları ile uyandırdığı kefalete dayalı bulunduğunun ispatlanamadığı, bu durumda davalı kefilin şekil noksanlığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılmak vasfında olduğu davacı bankaca açıkça ortaya konulamadığından kefaletin geçersizliğinin kabulü gerektiğinden İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, davalı vekilinin istinaf itirazının davanın reddine rağmen davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin olduğu, İlk Derece Mahkemesinin 23.10.2019 tarihli kararının hüküm fıkrasının 5 no.lu bendinin 25.11.2019 tarihli ek karar ile tashih edildiği, tashih şerhinin taraflara tebliğ edildiği ve davacı tarafça tashih şerhine yönelik istinaf yoluna başvurulmaması nedeniyle hükmün 5 no.lu bendinin katılma yoluyla istinaf dilekçesi tarihi itibariyle kesinleştiği, böylelikle davalının istinaf başvurusunda hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan, davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, dava dışı şirket ile imzalanan genel kredi sözleşmesine kefaleti nedeniyle davacı hakkında başlatılan takibe vaki itirazın iptali talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
3. 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2019/3214 E. 2020/1219 K.
Ortak:kefalet sözleşmesi · eş rızası · kefalet · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi uyarınca eşin «kefalet» akdine vereceği «rızanın» kefalet akdi gibi yazılı olması, sorumlu olunacak azami miktar ve tarihini de içermesi ve rızanın «kefalet sözleşmesinin» kurulmasından önce ya da en geç sözleşmenin kurulması sırasında alınması gerektiği, şekil noksanı ile sözleşmenin «butlanını» ileri süren tarafın «hakkını kötüye kullanmış» olmayacağı, butlanı ileri sürme hakkının kullanılmasının dürüstlük kaidelerine açıkça aykırı bir hale koyan durumların varlığını, butlanın ileri sürülmesini kabul etmeyen diğer tarafın ispatlaması gerektiği, Kanunun aradığı geçerlilik şekil sakatlığının sonradan ileri sürülmesinin başlı başına «kötüniyet» olarak kabul edilemeyeceği, her somut olayın ayrı irdelenmesi gerektiği, somut olayda davalının dava konusu «genel kredi sözleşmesinde» kefaleti yönünden eş rızasının bulunmadığı, dolayısıyla kefaletinin kanunun aradığı yasal şartları taşımadığından «geçersiz» olduğu, dosyadaki bilgilere göre kredinin açılmasının salt davalı «kefilin» kefaletinin güçlülüğünden kaynaklandığı, anılan kefalet «taahhütü» olmaması halinde kredinin açılamayacağı ve kredinin kullandırılmasının salt kefilin davranışları ile uyandırdığı kefalete dayalı bulunduğunun ispatlanamadığı, bu durumda davalı kefilin şekil noksanlığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılmak vasfında olduğu davacı bankaca açıkça ortaya konulamadığından kefaletin geçersizliğinin kabulü gerektiğinden İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, davalı vekilinin istinaf itirazının davanın reddine rağmen davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin olduğu, İlk Derece Mahkemesinin 23.10.2019 tarihli kararının hüküm fıkrasının 5 no.lu bendinin 25.11.2019 tarihli ek karar ile «tashih» edildiği, tashih «şerhinin» taraflara tebliğ edildiği ve davacı tarafça tashih şerhine yönelik «istinaf yoluna başvurulmaması» nedeniyle hükmün 5 no.lu bendinin «katılma yoluyla istinaf» dilekçesi tarihi itibariyle kesinleştiği, böylelikle davalının istinaf başvurusunda «hukuki yararının» bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan, davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun hukuki yarar yokluğu nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, dava konusu takibin dayanağını 13.10.2015 tarihli «genel kredi sözleşmesi» olduğu, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinde "...eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla «kefil» olabilir; bu «rızanın» sözleşmenin kurulmasından önce ya da engeç kurulması anında verilmiş olması şarttır" düzenlemesine yer verildiği, buna göre dava konusu kredi sözleşmesinin kefili olan davalının eşinin yazılı rızasının alınması gerektiği halde bu rızanın alınmadığı, aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca da davalının asıl borçlu şirketin ortak ya da yöneticisi olmadığı, davalının «kefaletinin» «geçersiz» olduğu, davacı bankanın sözleşme kapsamında davalıdan kefalet hükümlerine dayanarak talepte bulunma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişti …
Şti.'nin ortağı olduğunu, dolayısıyla adı geçen firmaların birbirlerine olan «kefaletleri» ve davalının her iki firmaya olan kefaleti dikkate alındığında firmaların grup-bağlantılı firmalar olduğunu, davalının eşinin söz konusu kefaletlerden haberinin olmasının mümkün olduğunu, kredi kullandırım tarihinin 13.10.2015, hesabı kat tarihinin 19.12.2016, takip tarihinin 04.01.2017 olduğu dikkate alındığında eş «rızası» bulunmadığı yönündeki itirazının «hakkın kötüye kullanılması» olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, banka ile «dahili» davalı ... arasında 24/05/2011 tarihli 1.000.000,00 TL bedeli Kredi Genel Sözleşmesi imzalandığı, dahili davalı ...’in krediye «kefil» olduğu, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 584 maddesinin «kefalet sözleşme» tarihi dikkate alındığında uygulama olanağının bulunmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir.
01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 584/1 maddesine göre, eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla «kefil» olabilir; bu «rızanın» sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.
İlk iki sözleşme 818 sayılı BK döneminde düzenlenmiş olup, sözleşme tarihi itibarıyla «kefalet sözleşmesinde» eşin rızasının bulunması gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından, bu yöndeki mahkeme kararının gerekçesi yerindedir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:hesap kat ihtarnamesi · kat ihtarnamesi · hesap kat · ihtarname · eksik inceleme · dahili dava · ibraz
Benzer bu karardaBu durumda, davalı ... aleyhine öncelikle davalı banka tarafından «hesap kat ihtarnamesi» gönderilerek icra takibi başlatıldığı, davacının da gönderilen ihtarname ve icra takibine ilişkin ödeme emriyle durumdan haberdar olarak iş bu davayı açtığı gözetilerek, mahkemece icra takip dosyası celp edilmek ve gerekirse banka kayıtları getirtilmek suretiyle hangi «kredi sözleşmesi» sebebiyle hesabın kat edilerek «kefil» davalı ... aleyhine takip başlatıldığı belirlenip, icra takibine konu edilen sözleşme tarihine göre bir karar verilmesi gerekirken, «eksik incelemeye» dayalı olarak yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, banka ile «dahili» davalı ... arasında 24/05/2011 tarihli 1.000.000,00 TL bedeli Kredi Genel Sözleşmesi imzalandığı, dahili davalı ...’in krediye «kefil» olduğu, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nın 584 maddesinin «kefalet sözleşme» tarihi dikkate alındığında uygulama olanağının bulunmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir.
Davalı banka tarafından dosyaya «ibraz» edilen sözleşmelerden bir tanesi ise 6098 sayılı TBK döneminde 30/06/2014 tarihinde imzalanmış olup, yasanın 584/1 maddesi gereğince anılan sözleşmedeki «kefaletin» geçerli olması için eş rızasının alınması gereklidir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2013/8155 E. 2013/11444 K.
Ortak:kefalet sözleşmesi · eş rızası · kefalet · kefil · geçersizlik · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi uyarınca eşin «kefalet» akdine vereceği «rızanın» kefalet akdi gibi yazılı olması, sorumlu olunacak azami miktar ve tarihini de içermesi ve rızanın «kefalet sözleşmesinin» kurulmasından önce ya da en geç sözleşmenin kurulması sırasında alınması gerektiği, şekil noksanı ile sözleşmenin «butlanını» ileri süren tarafın «hakkını kötüye kullanmış» olmayacağı, butlanı ileri sürme hakkının kullanılmasının dürüstlük kaidelerine açıkça aykırı bir hale koyan durumların varlığını, butlanın ileri sürülmesini kabul etmeyen diğer tarafın ispatlaması gerektiği, Kanunun aradığı geçerlilik şekil sakatlığının sonradan ileri sürülmesinin başlı başına «kötüniyet» olarak kabul edilemeyeceği, her somut olayın ayrı irdelenmesi gerektiği, somut olayda davalının dava konusu «genel kredi sözleşmesinde» kefaleti yönünden eş rızasının bulunmadığı, dolayısıyla kefaletinin kanunun aradığı yasal şartları taşımadığından «geçersiz» olduğu, dosyadaki bilgilere göre kredinin açılmasının salt davalı «kefilin» kefaletinin güçlülüğünden kaynaklandığı, anılan kefalet «taahhütü» olmaması halinde kredinin açılamayacağı ve kredinin kullandırılmasının salt kefilin davranışları ile uyandırdığı kefalete dayalı bulunduğunun ispatlanamadığı, bu durumda davalı kefilin şekil noksanlığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılmak vasfında olduğu davacı bankaca açıkça ortaya konulamadığından kefaletin geçersizliğinin kabulü gerektiğinden İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, davalı vekilinin istinaf itirazının davanın reddine rağmen davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin olduğu, İlk Derece Mahkemesinin 23.10.2019 tarihli kararının hüküm fıkrasının 5 no.lu bendinin 25.11.2019 tarihli ek karar ile «tashih» edildiği, tashih «şerhinin» taraflara tebliğ edildiği ve davacı tarafça tashih şerhine yönelik «istinaf yoluna başvurulmaması» nedeniyle hükmün 5 no.lu bendinin «katılma yoluyla istinaf» dilekçesi tarihi itibariyle kesinleştiği, böylelikle davalının istinaf başvurusunda «hukuki yararının» bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan, davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun hukuki yarar yokluğu nedeniyle «usulden reddine» karar verilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, dava konusu takibin dayanağını 13.10.2015 tarihli «genel kredi sözleşmesi» olduğu, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinde "...eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla «kefil» olabilir; bu «rızanın» sözleşmenin kurulmasından önce ya da engeç kurulması anında verilmiş olması şarttır" düzenlemesine yer verildiği, buna göre dava konusu kredi sözleşmesinin kefili olan davalının eşinin yazılı rızasının alınması gerektiği halde bu rızanın alınmadığı, aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca da davalının asıl borçlu şirketin ortak ya da yöneticisi olmadığı, davalının «kefaletinin» «geçersiz» olduğu, davacı bankanın sözleşme kapsamında davalıdan kefalet hükümlerine dayanarak talepte bulunma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişti …
Şti.'nin ortağı olduğunu, dolayısıyla adı geçen firmaların birbirlerine olan «kefaletleri» ve davalının her iki firmaya olan kefaleti dikkate alındığında firmaların grup-bağlantılı firmalar olduğunu, davalının eşinin söz konusu kefaletlerden haberinin olmasının mümkün olduğunu, kredi kullandırım tarihinin 13.10.2015, hesabı kat tarihinin 19.12.2016, takip tarihinin 04.01.2017 olduğu dikkate alındığında eş «rızası» bulunmadığı yönündeki itirazının «hakkın kötüye kullanılması» olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamı uyarınca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun «kefalet sözleşmelerini» düzenleyen TBK'nın 584/1 maddesi uyarınca evli olanların kefaletinin geçerli olabilmesi için mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadığı veya yasal olarak eşlerin ayrı yaşama hakkı doğmadığı taktirde diğer eşin yazılı rızasıyla «kefil» olunabileceği, bu «rızanın» ise sözleşmenin kurulmasından önce yada en geç kurulması anında verilmiş olmasını «geçerlilik şartı» olarak düzenlendiği, borçlulardan ...'ın evli olduğu, ancak kefaletin geçerli olabilmesi için eşin rızasının gerekli olduğu, bu rızanın verildiğine dair yasanın dü …
Mahkemece, borçlulardan ...'ın «kefil» sıfatıyla imzaladığı sözleşmede 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 584/1 maddesi uyarınca eşinin rızasının bulunmasının «geçerlilik şartı» olduğu ancak anılan kefilin eşinin «kefalet» akdine «muvafakatinin» bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, yasaya uygun olarak düzenlenen «kefalet» akdinin hatalı olarak «geçersiz» sayılması ile talebin reddine karar verilmesi doğru olmamış «ihtiyati haciz» talep eden alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:geçerlilik şartı · muvafakat · ihtiyati haciz · haciz · i̇i̇k 72/son
Benzer bu karardaOysa, «ihtiyati haciz» talep eden alacaklı tarafından dosyaya sunulan ve borçlu ...'ın «kefil» sıfatıyla imzaladığı 27.02.2013 tarihli Genel Ticari Kredi Sözleşmesi'nin «son» sayfasında kefilin eşi olan ...'ın yine 27.02.2013 tarihi ile imzası bulunmaktadır.
Mahkemece, borçlulardan ...'ın «kefil» sıfatıyla imzaladığı sözleşmede 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 584/1 maddesi uyarınca eşinin rızasının bulunmasının «geçerlilik şartı» olduğu ancak anılan kefilin eşinin «kefalet» akdine «muvafakatinin» bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, yasaya uygun olarak düzenlenen «kefalet» akdinin hatalı olarak «geçersiz» sayılması ile talebin reddine karar verilmesi doğru olmamış «ihtiyati haciz» talep eden alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Mahkemece, iddia ve tüm dosya kapsamı uyarınca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun «kefalet sözleşmelerini» düzenleyen TBK'nın 584/1 maddesi uyarınca evli olanların kefaletinin geçerli olabilmesi için mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadığı veya yasal olarak eşlerin ayrı yaşama hakkı doğmadığı taktirde diğer eşin yazılı rızasıyla «kefil» olunabileceği, bu «rızanın» ise sözleşmenin kurulmasından önce yada en geç kurulması anında verilmiş olmasını «geçerlilik şartı» olarak düzenlendiği, borçlulardan ...'ın evli olduğu, ancak kefaletin geçerli olabilmesi için eşin rızasının gerekli olduğu, bu rızanın verildiğine dair yasanın dü …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/2632 E. , 2023/6279 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı borçlu CEP Grosmarket Per. ve Topt. Hizm. Tic. A.Ş. ile müvekkili arasında imzalanan kredi sözleşmesini davalının müşterek borçlu müteselsil kefil olarak imzaladığını belirterek kredinin geri ödenmemesi üzerine başlatılan takibe davalının itirazının iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin asıl borçlu şirketin ortağı yahut yetkilisi olmadığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 584 üncü maddesi uyarınca müvekkilinin kefil olabilmesi için eş rızası arandığını, somut olayda müvekkilinin eşinin rızasının olmaması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğunu, müvekkili kredi sözleşmesini, dava dışı diğer kefil şirketin ortağı ya da yetkilisi olarak değil şahsen imzaladığından mezkur Kanun'un 584 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan istinai düzenlemenin somut olayda uygulanamayacağını, sözleşmede kefalet limitinin yer almadığını, kefilin sorumlu olduğu azami miktarın gösterilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, dava konusu takibin dayanağını 13.10.2015 tarihli genel kredi sözleşmesi olduğu, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinde "...eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da engeç kurulması anında verilmiş olması şarttır" düzenlemesine yer verildiği, buna göre dava konusu kredi sözleşmesinin kefili olan davalının eşinin yazılı rızasının alınması gerektiği halde bu rızanın alınmadığı, aynı maddenin üçüncü fıkrası uyarınca da davalının asıl borçlu şirketin ortak ya da yöneticisi olmadığı, davalının kefaletinin geçersiz olduğu, davacı bankanın sözleşme kapsamında davalıdan kefalet hükümlerine dayanarak talepte bulunma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının, takibe konu edilen kredilerin tamamına müşterek borçlu ve müteselsil kefil olduğunu, davalının asıl borçlu şirketin diğer kefili olan dava dışı Nuh Andaş Ltd. Şti.'nin ortağı olduğunu, dolayısıyla adı geçen firmaların birbirlerine olan kefaletleri ve davalının her iki firmaya olan kefaleti dikkate alındığında firmaların grup-bağlantılı firmalar olduğunu, davalının eşinin söz konusu kefaletlerden haberinin olmasının mümkün olduğunu, kredi kullandırım tarihinin 13.10.2015, hesabı kat tarihinin 19.12.2016, takip tarihinin 04.01.2017 olduğu dikkate alındığında eş rızası bulunmadığı yönündeki itirazının hakkın kötüye kullanılması olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verildiği halde hüküm kısmında davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilmek suretiyle maddi hata yapıldığını, bu hata tashih şerhi ile düzeltilmiş ise de önemine binaen bu hususta istinaf başvurusunda da bulunma gereği görüldüğünü belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi uyarınca eşin kefalet akdine vereceği rızanın kefalet akdi gibi yazılı olması, sorumlu olunacak azami miktar ve tarihini de içermesi ve rızanın kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce ya da en geç sözleşmenin kurulması sırasında alınması gerektiği, şekil noksanı ile sözleşmenin butlanını ileri süren tarafın hakkını kötüye kullanmış olmayacağı, butlanı ileri sürme hakkının kullanılmasının dürüstlük kaidelerine açıkça aykırı bir hale koyan durumların varlığını, butlanın ileri sürülmesini kabul etmeyen diğer tarafın ispatlaması gerektiği, Kanunun aradığı geçerlilik şekil sakatlığının sonradan ileri sürülmesinin başlı başına kötüniyet olarak kabul edilemeyeceği, her somut olayın ayrı irdelenmesi gerektiği, somut olayda davalının dava konusu genel kredi sözleşmesinde kefaleti yönünden eş rızasının bulunmadığı, dolayısıyla kefaletinin kanunun aradığı yasal şartları taşımadığından geçersiz olduğu, dosyadaki bilgilere göre kredinin açılmasının salt davalı kefilin kefaletinin güçlülüğünden kaynaklandığı, anılan kefalet taahhütü olmaması halinde kredinin açılamayacağı ve kredinin kullandırılmasının salt kefilin davranışları ile uyandırdığı kefalete dayalı bulunduğunun ispatlanamadığı, bu durumda davalı kefilin şekil noksanlığını ileri sürmesinin hakkın kötüye kullanılmak vasfında olduğu davacı bankaca açıkça ortaya konulamadığından kefaletin geçersizliğinin kabulü gerektiğinden İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, davalı vekilinin istinaf itirazının davanın reddine rağmen davacı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesine ilişkin olduğu, İlk Derece Mahkemesinin 23.10.2019 tarihli kararının hüküm fıkrasının 5 no.lu bendinin 25.11.2019 tarihli ek karar ile tashih edildiği, tashih şerhinin taraflara tebliğ edildiği ve davacı tarafça tashih şerhine yönelik istinaf yoluna başvurulmaması nedeniyle hükmün 5 no.lu bendinin katılma yoluyla istinaf dilekçesi tarihi itibariyle kesinleştiği, böylelikle davalının istinaf başvurusunda hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan, davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, dava dışı şirket ile imzalanan genel kredi sözleşmesine kefaleti nedeniyle davacı hakkında başlatılan takibe vaki itirazın iptali talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
3. 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacı ...A.O. harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde davacı ...A.O.'ya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/982048900 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz