Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/2482 E. 2023/6229 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
atk raporu↗ geçerlilik şartı↗ geçersiz sözleşme↗ imzaya itiraz↗ kefalet sözleşmesi↗ menfi tespit davası↗ sahtecilik↗ hakkın kötüye kullanılması↗ emredici hüküm↗ müteselsil kefil↗ hakkaniyet↗ tespit davası↗ muacceliyet↗ ipotek↗ kefalet↗ olumsuz oy↗ genel kredi sözleşmesi↗ ifa↗ kaldırma ve yeniden hüküm↗ kefil↗ hukuki yarar↗ geçersizlik↗ kredi sözleşmesi↗ menfi tespit↗ yükleten (shipper)↗ dahili dava↗ vekalet ücreti↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/141 E., 2019/311 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka ile müvekkilinin erkek kardeşi ... arasında 2015 yılında genel kredi sözleşmesi akdedildiğini, bankanın o dönemdeki Trakya Bölge Müdür Yardımcısı Mehmet Temelatan'ın telkini ile müvekkilinin 06.02.2015 tarihinde müteselsil kefil sıfatı ile sözleşmeye kefil olduğunu, ancak sözleşmede kefil olunan azami miktara ilişkin yazının müvekkili tarafından el yazısı ile yazılmadığını, bu nedenle kefalet sözleşmesinin geçirli olmadığını, müvekkilinin geçersiz bir sözleşme doğrultusunda borçlu olma tehdidi ile karşı karşıya kaldığını ileri sürerek 06.02.2015 tarihli kefalet sözleşmesinin müvekkili yönünden iptali ve müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava dışı ...'ın davalı banka nezdinde kullandığı genel kredi sözleşmesine müteselsil kefil olarak dahil olduğu, dava dışı ...'ın davacının kardeşi olduğu, sözleşmenin 06.02.2015 tarihinde imzalandığı ve kredinin kullanıldığı, dava tarihine kadar herhangi bir itirazda bulunmadığı, davacının işbu davada sorumlu olduğu miktarı el yazısı ile belirtmediğinden bahisle kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu bu nedenle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ettiği, davacının imza ve diğer yazıları inkar etmediği, kredi kullanılırken davalı banka nezdinde güven uyandırıp kredinin kullanılmasını sağladıktan sonra azami miktara yönelik inkarının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve hukuk düzeni tarafından korunmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi gerekçenin yetersiz olduğu gibi usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, kefalet sözleşmesindeki azami miktarın müvekkilince yazılmadığını, bu miktarın müvekkilinin eli ürünü olmadığının Adli Tıp Kurumunun (ATK) 01.01.2019 tarihli raporunda belirlendiğini ve müvekkilince suç duyurusunda bulunduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesinde kefalet için azami miktarın kefilin el yazısıyla yazılmasının geçerlilik şartı olarak düzenlendiğini, müvekkilinin bankanın müdür yardımcısının telkini ile kefalet sözleşmesini imzaladığını, ancak kefil olunan azami tutarın yazılmadığını, müvekkilinin hakkını kötüye kullanmadığını, hukuk düzenince emredici kanun hükümlerinin korunması gerektiğini ve sonradan azami miktarın yazılarak sahtecilik fiili işlendiğini, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olaydaki kefalet sözleşmesinde, kefilin sorumlu olduğu miktarın rakam ve yazıyla yazıldığı, ancak bu rakam ve yazının kefilin eli ürünü olmadığı, 700.000,00 TL rakam ve yazısının kefilin elinin ürünü olmadığının ATK raporu ile tespit edildiği, kefalet sözleşmesinde kefilin sorumlu olduğu miktarın, kefilin el yazısıyla yazılması kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartı olup, bu şarta aykırı olarak düzenlenen sözleşme ile kefilin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, kanundaki emredici kurala aykırı düzenlenen sözleşme karşısında menfi tespit talebinin ileri sürülmesi için bir sürenin öngörülmediği, davacının geçersiz kefalet nedeniyle kefil sıfatıyla borçtan sorumlu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının kullanılan kredilerden haberdar olmaması, hissedarı olduğu taşınmazı müvekkil Banka lehinde ipotek verildiği de göz önünde bulundurulduğunda hayatın olağan akışına aykırı olacağını, hissedarı olduğu taşınmazı ipotek veren bir kimsenin daha sonrasında kefaletinin kanuni şartlara uymadığını iddia etmesinin tamamıyla kanunu kötüye kullanma çabası olduğunu, imzaya itiraz etmeyen davacının kredisini kapattıktan yıllar sonra kefillik şartlarının oluşmadığına dair dava açmasının iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağını, dava konusu kredinin zamanında ödendiğini ve herhangi bir şekilde kefile müracaat edilmediğini, bahse konu kefalet sözleşmesinin yok hükmünde olduğunu, her iki tarafın da sözleşmenin gereğini ifa ettiğini, kredi sözleşmesi ortadan kalktıktan sonra kefaletin geçersizliğine yönelik açılan davada hukuki yarar bulunmadığını, davada çıkan sonucun hiçbir şekilde davacıya olumlu veyahut da olumsuz etkisi olmayacağını, davanın müvekkil aleyhine sonuçlanması halinde hukuken anlamı olmayan bir kefalet hükmüne yönelik vekalet ücreti ödeneceğini, menfi tespit davalarının özünde borcun olmadığına ilişkin bir dava olduğunu, huzurdaki davada dava tarihinde muaccel olmuş bir borç söz konusu olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kefalet sözleşmesinin geçersiz olması nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İhtiyati haciz kararının kaldırılması
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/9170 E. 2015/9977 K.
Ortak:kefalet sözleşmesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka ile müvekkilinin erkek kardeşi ... arasında 2015 yılında «genel kredi sözleşmesi» akdedildiğini, bankanın o dönemdeki Trakya Bölge Müdür Yardımcısı Mehmet Temelatan'ın telkini ile müvekkilinin 06.02.2015 tarihinde «müteselsil kefil» sıfatı ile sözleşmeye kefil olduğunu, ancak sözleşmede kefil olunan azami miktara ilişkin yazının müvekkili tarafından el yazısı ile yazılmadığını, bu nedenle «kefalet sözleşmesinin» geçirli olmadığını, müvekkilinin «geçersiz» bir sözleşme doğrultusunda borçlu olma tehdidi ile karşı karşıya kaldığını ileri sürerek 06.02.2015 tarihli kefalet sözleşmesinin müvekkili yönünden iptali ve müve …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava dışı ...'ın davalı banka nezdinde kullandığı «genel kredi sözleşmesine» «müteselsil kefil» olarak «dahil» olduğu, dava dışı ...'ın davacının kardeşi olduğu, sözleşmenin 06.02.2015 tarihinde imzalandığı ve kredinin kullanıldığı, dava tarihine kadar herhangi bir itirazda bulunmadığı, davacının işbu davada sorumlu olduğu miktarı el yazısı ile belirtmediğinden bahisle «kefalet sözleşmesinin» «geçersiz» olduğunu bu nedenle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ettiği, davacının imza ve diğer yazıları inkar etmediği, kredi kullanılırken davalı banka nezdinde güven uyandırıp kredinin kullanılmasını sağladıktan sonra azami miktara yönelik inkarının «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğu ve hukuk düzeni tarafından korunmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının kullanılan kredilerden haberdar olmaması, hissedarı olduğu taşınmazı müvekkil Banka lehinde «ipotek» verildiği de göz önünde bulundurulduğunda hayatın olağan akışına aykırı olacağını, hissedarı olduğu taşınmazı ipotek veren bir kimsenin daha sonrasında «kefaletinin» kanuni şartlara uymadığını iddia etmesinin tamamıyla kanunu kötüye kullanma çabası olduğunu, «imzaya itiraz» etmeyen davacının kredisini kapattıktan yıllar sonra kefillik şartlarının oluşmadığına dair dava açmasının iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağını, dava konusu kredinin zamanında ödendiğini ve herhangi bir şekilde «kefile» müracaat edilmediğini, bahse konu «kefalet sözleşmesinin» yok hükmünde olduğunu, her iki tarafın da sözleşmenin gereğini «ifa» ettiğini, «kredi sözleşmesi» ortadan kalktıktan sonra kefaletin «geçersizliğine» yönelik açılan davada «hukuki yarar» bulunmadığını, davada çıkan sonucun hiçbir şekilde davacıya olumlu veyahut da «olumsuz» etkisi olmayacağını, davanın müvekkil aleyhine sonuçlanması halinde hukuken anlamı olmayan bir kefalet hükmüne yönelik «vekalet ücreti» ödeneceğini, «menfi tespit davalarının» özünde borcun olmadığına ilişkin bir dava olduğunu, huzurdaki davada dava tarihinde «muaccel» olmuş bir borç söz konusu olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» Borçlar Kanunu Hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği, Türk Borçlar Kanunun 583. maddesine göre «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlamda gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, davaya konu «kredi sözleşmesinde» müteselsil kefillerin bu şartları taşımadığı, borcun likit olmadığı, alacağın yargılamayı gerektirdiği, aynı konu hakkında «itirazın iptali davası» açıldığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
1-Talep, ihtiyati haczin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği gerekçesiyle, itiraz eden borçlular hakkında ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Ancak, talep dayanağı «genel kredi sözleşmesi» 16.10.2006 tarihli, itiraz eden borçlu kefillerin imzaladığı limit arttırım sözleşmesi ise 29.08.2007 tarihli olup TBK'nın yürürlük tarihinden evvel akdedilmiş olm …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kefalet tarihi · ihtiyati hacze itiraz · itirazın iptali davası · ihtiyati haciz · iptal davası · haciz
Benzer bu karardaMahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» Borçlar Kanunu Hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği, Türk Borçlar Kanunun 583. maddesine göre «kefalet sözleşmesi» yazılı şekilde yapılmadıkça ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihi» belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve «müteselsil kefil» olması durumunda bu sıfatla veya bu anlamda gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, davaya konu «kredi sözleşmesinde» müteselsil kefillerin bu şartları taşımadığı, borcun likit olmadığı, alacağın yargılamayı gerektirdiği, aynı konu hakkında «itirazın iptali davası» açıldığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden borçlular tarafından «ihtiyati hacze itiraz» edilmeden önce aynı mahkemede «itirazın iptali davası» açıldığı anlaşılmaktadır.
Kararı, «ihtiyati haciz» isteyen vekili temyiz etmiştir.
1-Talep, ihtiyati haczin kaldırılması istemine ilişkin olup, mahkemece «ihtiyati haciz» kararının dayanağı olan sözleşmelerdeki «kefaletin» 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine aykırı olarak tanzim edildiği gerekçesiyle, itiraz eden borçlular hakkında ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Ancak, talep dayanağı «genel kredi sözleşmesi» 16.10.2006 tarihli, itiraz eden borçlu kefillerin imzaladığı limit arttırım sözleşmesi ise 29.08.2007 tarihli olup TBK'nın yürürlük tarihinden evvel akdedilmiş olm …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6793 E. 2022/8738 K.
Ortak:kefalet sözleşmesi · müteselsil kefil · kefalet · genel kredi sözleşmesi · kefil · geçersizlik · kredi sözleşmesi
İncelediğiniz karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka ile müvekkilinin erkek kardeşi ... arasında 2015 yılında «genel kredi sözleşmesi» akdedildiğini, bankanın o dönemdeki Trakya Bölge Müdür Yardımcısı Mehmet Temelatan'ın telkini ile müvekkilinin 06.02.2015 tarihinde «müteselsil kefil» sıfatı ile sözleşmeye kefil olduğunu, ancak sözleşmede kefil olunan azami miktara ilişkin yazının müvekkili tarafından el yazısı ile yazılmadığını, bu nedenle «kefalet sözleşmesinin» geçirli olmadığını, müvekkilinin «geçersiz» bir sözleşme doğrultusunda borçlu olma tehdidi ile karşı karşıya kaldığını ileri sürerek 06.02.2015 tarihli kefalet sözleşmesinin müvekkili yönünden iptali ve müve …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava dışı ...'ın davalı banka nezdinde kullandığı «genel kredi sözleşmesine» «müteselsil kefil» olarak «dahil» olduğu, dava dışı ...'ın davacının kardeşi olduğu, sözleşmenin 06.02.2015 tarihinde imzalandığı ve kredinin kullanıldığı, dava tarihine kadar herhangi bir itirazda bulunmadığı, davacının işbu davada sorumlu olduğu miktarı el yazısı ile belirtmediğinden bahisle «kefalet sözleşmesinin» «geçersiz» olduğunu bu nedenle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ettiği, davacının imza ve diğer yazıları inkar etmediği, kredi kullanılırken davalı banka nezdinde güven uyandırıp kredinin kullanılmasını sağladıktan sonra azami miktara yönelik inkarının «hakkın kötüye kullanılması» niteliğinde olduğu ve hukuk düzeni tarafından korunmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının kullanılan kredilerden haberdar olmaması, hissedarı olduğu taşınmazı müvekkil Banka lehinde «ipotek» verildiği de göz önünde bulundurulduğunda hayatın olağan akışına aykırı olacağını, hissedarı olduğu taşınmazı ipotek veren bir kimsenin daha sonrasında «kefaletinin» kanuni şartlara uymadığını iddia etmesinin tamamıyla kanunu kötüye kullanma çabası olduğunu, «imzaya itiraz» etmeyen davacının kredisini kapattıktan yıllar sonra kefillik şartlarının oluşmadığına dair dava açmasının iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağını, dava konusu kredinin zamanında ödendiğini ve herhangi bir şekilde «kefile» müracaat edilmediğini, bahse konu «kefalet sözleşmesinin» yok hükmünde olduğunu, her iki tarafın da sözleşmenin gereğini «ifa» ettiğini, «kredi sözleşmesi» ortadan kalktıktan sonra kefaletin «geçersizliğine» yönelik açılan davada «hukuki yarar» bulunmadığını, davada çıkan sonucun hiçbir şekilde davacıya olumlu veyahut da «olumsuz» etkisi olmayacağını, davanın müvekkil aleyhine sonuçlanması halinde hukuken anlamı olmayan bir kefalet hükmüne yönelik «vekalet ücreti» ödeneceğini, «menfi tespit davalarının» özünde borcun olmadığına ilişkin bir dava olduğunu, huzurdaki davada dava tarihinde «muaccel» olmuş bir borç söz konusu olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaMahkemece dairemiz bozma ilamına direnilerek, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına ve 25.11.2015 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre, «genel kredi sözleşmesinin» «kefalet» ile ilgili 21. sayfasındaki “26.04.2013” şeklindeki «kefalet tarihi», “400.000.-TL” şeklindeki kefalet tutarı ve «kefilin» adı-soyadı ile adresi bölümlerindeki yazıların davalının eli ürünü olmadıklarının tespit edildiği, her ne kadar «kefalet sözleşmesinde» kefalet tarihi ve kefalet tutarı ile ilgili kısımları kefilin kendi el yazısı ile yazması Kanun’un aradığı «şekil şartı» ise de, takip ve dava konusu borcun kredi sözleşmesindeki 300.000.-TL’lik limitin çok altında olduğu, davalı kendi el yazısı ile sözleşmeye «müteselsil kefil» olduğunu kabul ettiği, sözleşmenin başlangıcında tarih ve limit bulunduğu, dava dışı asıl borçlu şirketin ortağı ile yöneticisi olan davalının şekil şartına sığına …
Bu durum karşısında yukarıda belirtilen «kefalet» koşullarının kümülatif olarak gerçekleşmediği anlaşılmakta, böylece dava konusu 26.04.2013 tarihli «genel kredi sözleşmesine» verilen kefaletin «geçersiz» olduğu kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kabul kararı verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
1-Dava «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla «kefil»-davalı aleyhine başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:kefalet tarihi · kefalet limiti · şekil şartı · sözleşmeden doğan dava · taraf ehliyeti
Benzer bu karardaMahkemece dairemiz bozma ilamına direnilerek, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına ve 25.11.2015 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre, «genel kredi sözleşmesinin» «kefalet» ile ilgili 21. sayfasındaki “26.04.2013” şeklindeki «kefalet tarihi», “400.000.-TL” şeklindeki kefalet tutarı ve «kefilin» adı-soyadı ile adresi bölümlerindeki yazıların davalının eli ürünü olmadıklarının tespit edildiği, her ne kadar «kefalet sözleşmesinde» kefalet tarihi ve kefalet tutarı ile ilgili kısımları kefilin kendi el yazısı ile yazması Kanun’un aradığı «şekil şartı» ise de, takip ve dava konusu borcun kredi sözleşmesindeki 300.000.-TL’lik limitin çok altında olduğu, davalı kendi el yazısı ile sözleşmeye «müteselsil kefil» olduğunu kabul ettiği, sözleşmenin başlangıcında tarih ve limit bulunduğu, dava dışı asıl borçlu şirketin ortağı ile yöneticisi olan davalının şekil şartına sığına …
Kefaletin şartları, «kefalet sözleşmesinden doğan» borç, yan borç olduğu için geçerli asli bir borcun varlığını gerektirir (TBK m 582/1).
Ayrıca «kefil» «kefalet» «ehliyetine» sahip olmalıdır.
Bunların yanında «kefalet sözleşmesinin» geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve «kefilin» sorumlu olacağı azami miktar ile «kefalet tarihinin» kendi el yazısıyla yazılmasına bağlıdır (TBK 583/1).
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/2482 E. , 2023/6229 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
HÜKÜM
Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ Lüleburgaz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI 2018/141 E., 2019/311 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka ile müvekkilinin erkek kardeşi ... arasında 2015 yılında genel kredi sözleşmesi akdedildiğini, bankanın o dönemdeki Trakya Bölge Müdür Yardımcısı Mehmet Temelatan'ın telkini ile müvekkilinin 06.02.2015 tarihinde müteselsil kefil sıfatı ile sözleşmeye kefil olduğunu, ancak sözleşmede kefil olunan azami miktara ilişkin yazının müvekkili tarafından el yazısı ile yazılmadığını, bu nedenle kefalet sözleşmesinin geçirli olmadığını, müvekkilinin geçersiz bir sözleşme doğrultusunda borçlu olma tehdidi ile karşı karşıya kaldığını ileri sürerek 06.02.2015 tarihli kefalet sözleşmesinin müvekkili yönünden iptali ve müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, cevap dilekçesi sunmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava dışı ...'ın davalı banka nezdinde kullandığı genel kredi sözleşmesine müteselsil kefil olarak dahil olduğu, dava dışı ...'ın davacının kardeşi olduğu, sözleşmenin 06.02.2015 tarihinde imzalandığı ve kredinin kullanıldığı, dava tarihine kadar herhangi bir itirazda bulunmadığı, davacının işbu davada sorumlu olduğu miktarı el yazısı ile belirtmediğinden bahisle kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu bu nedenle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ettiği, davacının imza ve diğer yazıları inkar etmediği, kredi kullanılırken davalı banka nezdinde güven uyandırıp kredinin kullanılmasını sağladıktan sonra azami miktara yönelik inkarının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu ve hukuk düzeni tarafından korunmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi gerekçenin yetersiz olduğu gibi usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, kefalet sözleşmesindeki azami miktarın müvekkilince yazılmadığını, bu miktarın müvekkilinin eli ürünü olmadığının Adli Tıp Kurumunun (ATK) 01.01.2019 tarihli raporunda belirlendiğini ve müvekkilince suç duyurusunda bulunduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesinde kefalet için azami miktarın kefilin el yazısıyla yazılmasının geçerlilik şartı olarak düzenlendiğini, müvekkilinin bankanın müdür yardımcısının telkini ile kefalet sözleşmesini imzaladığını, ancak kefil olunan azami tutarın yazılmadığını, müvekkilinin hakkını kötüye kullanmadığını, hukuk düzenince emredici kanun hükümlerinin korunması gerektiğini ve sonradan azami miktarın yazılarak sahtecilik fiili işlendiğini, bu nedenlerle İlk Derece Mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olaydaki kefalet sözleşmesinde, kefilin sorumlu olduğu miktarın rakam ve yazıyla yazıldığı, ancak bu rakam ve yazının kefilin eli ürünü olmadığı, 700.000,00 TL rakam ve yazısının kefilin elinin ürünü olmadığının ATK raporu ile tespit edildiği, kefalet sözleşmesinde kefilin sorumlu olduğu miktarın, kefilin el yazısıyla yazılması kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartı olup, bu şarta aykırı olarak düzenlenen sözleşme ile kefilin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, kanundaki emredici kurala aykırı düzenlenen sözleşme karşısında menfi tespit talebinin ileri sürülmesi için bir sürenin öngörülmediği, davacının geçersiz kefalet nedeniyle kefil sıfatıyla borçtan sorumlu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının kullanılan kredilerden haberdar olmaması, hissedarı olduğu taşınmazı müvekkil Banka lehinde ipotek verildiği de göz önünde bulundurulduğunda hayatın olağan akışına aykırı olacağını, hissedarı olduğu taşınmazı ipotek veren bir kimsenin daha sonrasında kefaletinin kanuni şartlara uymadığını iddia etmesinin tamamıyla kanunu kötüye kullanma çabası olduğunu, imzaya itiraz etmeyen davacının kredisini kapattıktan yıllar sonra kefillik şartlarının oluşmadığına dair dava açmasının iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağını, dava konusu kredinin zamanında ödendiğini ve herhangi bir şekilde kefile müracaat edilmediğini, bahse konu kefalet sözleşmesinin yok hükmünde olduğunu, her iki tarafın da sözleşmenin gereğini ifa ettiğini, kredi sözleşmesi ortadan kalktıktan sonra kefaletin geçersizliğine yönelik açılan davada hukuki yarar bulunmadığını, davada çıkan sonucun hiçbir şekilde davacıya olumlu veyahut da olumsuz etkisi olmayacağını, davanın müvekkil aleyhine sonuçlanması halinde hukuken anlamı olmayan bir kefalet hükmüne yönelik vekalet ücreti ödeneceğini, menfi tespit davalarının özünde borcun olmadığına ilişkin bir dava olduğunu, huzurdaki davada dava tarihinde muaccel olmuş bir borç söz konusu olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kefalet sözleşmesinin geçersiz olması nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/981797300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz