İtirazın iptali | Menfi tespit
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/5761 E. 2023/6501 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 20 yıl
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
kat ihtarnamesi↗ imzaya itiraz↗ akdi faiz↗ hesap kat↗ başvurma harcı↗ ticari kredi↗ borçlu olunmadığının tespiti↗ müşterek borçlu müteselsil kefil↗ müteselsil kefil↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ muacceliyet↗ kefalet↗ kötü niyet tazminatı↗ genel kredi sözleşmesi↗ hak düşürücü süre↗ kefil↗ kötü niyet↗ hukuki yarar↗ esastan ret↗ geçersizlik↗ kredi sözleşmesi↗ ihtarname↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ menfi tespit↗ cy/cy kaydı↗ dahili dava↗ zamanaşımı↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/238 E., 2018/1385 K.
BİRLEŞEN DAVA : İstanbul 9 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/166 E.
Taraflar arasındaki asıl itirazın iptali, birleşen menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddi, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı-birleşen davada davalı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı ... Teknik Danışmanlık İnşaat Taah. ve Bakım Hizt. Ltd. Şti. arasında Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiğini, akdedilen Genel Kredi Sözleşmesini davalının müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, taksitlerin ödenmediğini, hesabın kat edilerek ihtarname tebliğ edildiğini, sonuç alınamayınca alacağın tahsili amacıyla icra takibine girişildiğini, davalının takibe itiraz ettiğini, takibin durduğunu ileri sürerek haksız ve hukuki mesnetten yoksun itirazın iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak kaydı ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, birleşen davada ise zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunu, alacağın varlığının sabit olduğunu, ayrıca kredinin ticari kredi olmakla uygulanan faiz oranı akdi faiz olduğundan borçlunun bu itirazının da reddi gerektiğini, savunarak davanın reddine, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı-birleşen davada davacı vekili cevap dilekçesinde; icra takibine konu alacağın zamanaşımına uğradığını, talep olunan faizin fahiş olduğunu, faize itiraz ettiklerini, akdi faiz talep edilmiş ise de sunulan kredi sözleşmelerinde faiz kısmının boş olduğunu, dolayısıyla talep olunan faizin yasal dayanağının olmadığını, sunulan kredi sözleşmelerine göre kefalet sınırı ve kefilin sorumlu olduğu tutarın belli olmadığını, kefalet işleminin geçersiz olduğunu, kredi sözleşmesi ve diğer belgelerin asıllarının sunulmadığını, mezkur belgeler ile ilgili olarak imza itirazları da dahil olmak üzere itiraz haklarını saklı tuttuklarını, dava dilekçesinin ekinde sunulan kat ihtarnamesinin müvekkiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediğini, bu anlamda alacağın kesinleştiği hususundaki beyanların temelsiz olduğunu, asıl borçlu ile yapılmış olan görüşmelerde borcun tamamının ödendiği bilgisinin edinilmiş olduğunu ileri sürerek davanın reddine, %20'den az olmamak kaydı ile kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, birleşen davada ise asıl davadaki beyanlarını yineleyerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, %20 oranından aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu kredi sözleşmesinin 27.03.1998 tarihinde kurulmuş olduğu sabit olduğuna göre takip tarihi itibariyle bu sözleşmeden kaynaklanan kefalet yükümlülüğünün 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6101 sayılı Kanun) 1 inci, 5 inci ve 6 ncı maddelerine göre kefaletin oluştuğu tarihin 27.03.1998 olduğu, başka bir ifade ile 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesindeki 10 yıllık sürenin, bu Kanun'un yürürlüğü girmesinden önce dolduğu, davalı kefil hakkında 01.07.2013 tarihinden önce başlatılıp itirazın iptali istenen bir takip mevcut olmadığından asıl davanın hak düşürücü süre nedeni ile reddine, birleştirilen dosyada-davacının itirazın iptali istemli davadan önce dava ikame ettiği ve hukuki yararı bulunduğu da nazara alınarak-aynı gerekçe ile davanın kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle asıl davanın hak düşürücü süre yönünden reddine, kötü niyet tazminatı talebinin reddine, birleşen davanın kabulüne, davacının takip dosyasına konu alacak nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-birleşen davada davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı-birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya konu alacağın niteliğinin Hazine alacağı olmasına rağmen bu hususun ilk derece mahkemesince göz ardı edildiğini, özel zamanaşımı süresi olarak 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) 141 inci maddesinde düzenlenen 20 yıllık zamanaşımı süresinin düzenlendiğini, sözleşme ve diğer evraklar ile alacağın varlığı sabit olduğu gibi yapılan işlemlerle de borcun zamanaşımına uğramadığını, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kredi hesabının 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı Kanun) zamanında kat edildiği ve kredi alacağının muaccel olduğu, bu durumda işleyecek zaman aşımı süresinin 818 sayılı Kanun'un 125 inci maddesindeki 10 yıllık süre olduğu, kefalet süresi içinde hesap kat edilip alacak muaccel olmuş olmakla birlikte, kefalet süresini belirleyen ve sınırlandıran 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrasının dikkate alınması gerektiği, 6101 sayılı Kanun gereğince 01.07.2012 tarihinden itibaren 01.07.2013 tarihine kadar kefalet sorumluluğunun uzatıldığı, bu tarihe kadar bir icra takibinin yapıldığı kanıtlanmadığından somut olayda bu tarihte kefaletin sona erdiği, kefil açısından hak düşürücü süre içinde açılan takipten bahsedilemeyeceği, 5411 sayılı Kanun'daki yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçerli olması gerektiğine ilişkin istinaf başvurusu yönünden kefalet süresi zaten sona ermiş olduğundan yirmi yıllık zamanaşımı süresinin de tartışılmasında hukuki yarar bulunmadığı, bahsi geçen sebeplerle ilk derece mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı-birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-birleşen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı-birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl dava genel kredi sözleşmesine dayalı alacağın tahsili amacıyla kefile yönelik başlatılan takibe yapılan itirazın iptali, birleşe dava ise borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi
2.818 sayılı Kanun'un 125 inci maddesi.
3.6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesi.
4.6101 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrası.
5.5411 sayılı Kanun'un 141 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı-birleşen davada davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3098 E. 2021/4689 K.
Ortak:kefalet · genel kredi sözleşmesi · hak düşürücü süre · kefil · kredi sözleşmesi · zamanaşımı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 20 yıl
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı-birleşen davada davacı vekili cevap dilekçesinde; icra takibine konu alacağın «zamanaşımına» uğradığını, talep olunan faizin fahiş olduğunu, faize itiraz ettiklerini, «akdi faiz» talep edilmiş ise de sunulan «kredi sözleşmelerinde» faiz kısmının boş olduğunu, dolayısıyla talep olunan faizin yasal dayanağının olmadığını, sunulan kredi sözleşmelerine göre «kefalet» sınırı ve «kefilin» sorumlu olduğu tutarın belli olmadığını, kefalet işleminin «geçersiz» olduğunu, kredi sözleşmesi ve diğer belgelerin asıllarının sunulmadığını, mezkur belgeler ile ilgili olarak «imza itirazları» da «dahil» olmak üzere itiraz haklarını saklı tuttuklarını, dava dilekçesinin ekinde sunulan «kat ihtarnamesinin» müvekkiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediğini, bu anlamda alacağın kesinleştiği hususundaki beyanların temelsiz olduğunu, asıl borçlu ile yapılmış olan görüşmelerde borcun tamamının ödendiği bilgisinin edinilmiş olduğunu ileri sürerek davanın reddine, %20'den az olmamak «kaydı» ile «kötü niyet tazminatının» davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, birleşen davada ise asıl davadaki beyanlarını yineleyerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, %20 oranından aşağı olmamak üzere «icra inkar tazminatının» davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu «kredi sözleşmesinin» 27.03.1998 tarihinde kurulmuş olduğu sabit olduğuna göre takip tarihi itibariyle bu sözleşmeden kaynaklanan «kefalet» yükümlülüğünün 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6101 sayılı Kanun) 1 inci, 5 inci ve 6 ncı maddelerine göre kefaletin oluştuğu tarihin 27.03.1998 olduğu, başka bir ifade ile 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesindeki 10 yıllık sürenin, bu Kanun'un yürürlüğü girmesinden önce dolduğu, davalı «kefil» hakkında 01.07.2013 tarihinden önce başlatılıp itirazın iptali istenen bir takip mevcut olmadığından asıl davanın «hak düşürücü süre» nedeni ile reddine, birleştirilen dosyada-davacının itirazın iptali istemli davadan önce dava ikame ettiği ve «hukuki yararı» bulunduğu da nazara alınarak-aynı gerekçe ile davanın kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle asıl davanın hak düşürücü süre yönünden reddine, «kötü niyet tazminatı» talebinin reddine, birleşen davanın kabulüne, davacının takip dosyasına konu alacak nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının kötü niyet tazminatı …
… Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kredi hesabının 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı Kanun) zamanında kat edildiği ve kredi alacağının «muaccel» olduğu, bu durumda işleyecek zaman aşımı süresinin 818 sayılı Kanun'un 125 inci maddesindeki 10 yıllık süre olduğu, «kefalet» süresi içinde «hesap kat» edilip alacak muaccel olmuş olmakla birlikte, kefalet süresini belirleyen ve sınırlandıran 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrasının dikkate alınması gerektiği, 6101 sayılı Kanun gereğince 01.07.2012 tarihinden itibaren 01.07.2013 tarihine kadar kefalet sorumluluğunun uzatıldığı, bu tarihe kadar bir icra takibinin yapıldığı kanıtlanmadığından somut olayda bu tarihte kefaletin sona erdiği, «kefil» açısından «hak düşürücü süre» içinde açılan takipten bahsedilemeyeceği, 5411 sayılı Kanun'daki yirmi yıllık «zamanaşımı» süresinin geçerli olması gerektiğine ilişkin istinaf başvurusu yönünden kefalet süresi zaten sona ermiş olduğundan yirmi yıllık zamanaşımı süresinin de tartışılmasında «hukuki yarar» bulunmadığı, bahsi geçen sebeplerle ilk derece mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bu …
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki «kefalet» ilişkisinin 28/01/1997 ve 14/08/1997 tarihlerinde kurulduğu, 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde, TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği «temerrüt» «tasfiye» ve sona erme konularında TBK'nın uygulanacağının kabul edildiği, 6101 sayılı Kanunun 5/2 maddesinde TBK ile «hak düşürücü süre» veya özel bir «zamanaşımı» ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise hak sahiplerine TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süre …
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, gerçek kişilerin «kefaleti» yönünden 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK 598/3 maddesi ile mülga 818 sayılı BK'da yer almayan 10 yıllık geçerlilik süresi ilk defa düzenlendiği, maddedeki düzenlemeye bakıldığında söz konusu 10 yıllık sürenin «hak düşürücü süre» olduğu, somut olayda davaya ve takibe konu Genel Kredi Sözleşmeleri 1997 yılında imzalandığı, 6098 sayılı TBK 598/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sür …
1-Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali davasıdır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:icra takibine itiraz · yenileme · ek tasfiye · temerrüt
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki «kefalet» ilişkisinin 28/01/1997 ve 14/08/1997 tarihlerinde kurulduğu, 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde, TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği «temerrüt» «tasfiye» ve sona erme konularında TBK'nın uygulanacağının kabul edildiği, 6101 sayılı Kanunun 5/2 maddesinde TBK ile «hak düşürücü süre» veya özel bir «zamanaşımı» ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise hak sahiplerine TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süre …
1-Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali davasıdır.
İcra Müdürlüğünün 1998/17680, 1998/17679, 1998/6131 sayılı dosyalarında icra takibi başlatıldığı, dosyaların «yenilenmesi» talebiyle icra müdürlüğüne yapılan başvuru üzerine dosyaların imha edilmesi nedeniyle yenileme yapılamadığından bu davaya konu İstanbul 1.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/5761 E. , 2023/6501 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI 2019/1081 Esas, 2021/1201 Karar
HÜKÜM
Esastan ret; asıl davanın reddi, birleşen davanın kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2018/238 E., 2018/1385 K.
BİRLEŞEN DAVA
İstanbul 9 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/166 E.
Taraflar arasındaki asıl itirazın iptali, birleşen menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddi, birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı-birleşen davada davalı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı ... Teknik Danışmanlık İnşaat Taah. ve Bakım Hizt. Ltd. Şti. arasında Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiğini, akdedilen Genel Kredi Sözleşmesini davalının müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, taksitlerin ödenmediğini, hesabın kat edilerek ihtarname tebliğ edildiğini, sonuç alınamayınca alacağın tahsili amacıyla icra takibine girişildiğini, davalının takibe itiraz ettiğini, takibin durduğunu ileri sürerek haksız ve hukuki mesnetten yoksun itirazın iptali ile takibin devamına, %20'den az olmamak kaydı ile icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, birleşen davada ise zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunu, alacağın varlığının sabit olduğunu, ayrıca kredinin ticari kredi olmakla uygulanan faiz oranı akdi faiz olduğundan borçlunun bu itirazının da reddi gerektiğini, savunarak davanın reddine, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı-birleşen davada davacı vekili cevap dilekçesinde; icra takibine konu alacağın zamanaşımına uğradığını, talep olunan faizin fahiş olduğunu, faize itiraz ettiklerini, akdi faiz talep edilmiş ise de sunulan kredi sözleşmelerinde faiz kısmının boş olduğunu, dolayısıyla talep olunan faizin yasal dayanağının olmadığını, sunulan kredi sözleşmelerine göre kefalet sınırı ve kefilin sorumlu olduğu tutarın belli olmadığını, kefalet işleminin geçersiz olduğunu, kredi sözleşmesi ve diğer belgelerin asıllarının sunulmadığını, mezkur belgeler ile ilgili olarak imza itirazları da dahil olmak üzere itiraz haklarını saklı tuttuklarını, dava dilekçesinin ekinde sunulan kat ihtarnamesinin müvekkiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediğini, bu anlamda alacağın kesinleştiği hususundaki beyanların temelsiz olduğunu, asıl borçlu ile yapılmış olan görüşmelerde borcun tamamının ödendiği bilgisinin edinilmiş olduğunu ileri sürerek davanın reddine, %20'den az olmamak kaydı ile kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, birleşen davada ise asıl davadaki beyanlarını yineleyerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, %20 oranından aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu kredi sözleşmesinin 27.03.1998 tarihinde kurulmuş olduğu sabit olduğuna göre takip tarihi itibariyle bu sözleşmeden kaynaklanan kefalet yükümlülüğünün 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un (6101 sayılı Kanun) 1 inci, 5 inci ve 6 ncı maddelerine göre kefaletin oluştuğu tarihin 27.03.1998 olduğu, başka bir ifade ile 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesindeki 10 yıllık sürenin, bu Kanun'un yürürlüğü girmesinden önce dolduğu, davalı kefil hakkında 01.07.2013 tarihinden önce başlatılıp itirazın iptali istenen bir takip mevcut olmadığından asıl davanın hak düşürücü süre nedeni ile reddine, birleştirilen dosyada-davacının itirazın iptali istemli davadan önce dava ikame ettiği ve hukuki yararı bulunduğu da nazara alınarak-aynı gerekçe ile davanın kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle asıl davanın hak düşürücü süre yönünden reddine, kötü niyet tazminatı talebinin reddine, birleşen davanın kabulüne, davacının takip dosyasına konu alacak nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-birleşen davada davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı-birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya konu alacağın niteliğinin Hazine alacağı olmasına rağmen bu hususun ilk derece mahkemesince göz ardı edildiğini, özel zamanaşımı süresi olarak 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) 141 inci maddesinde düzenlenen 20 yıllık zamanaşımı süresinin düzenlendiğini, sözleşme ve diğer evraklar ile alacağın varlığı sabit olduğu gibi yapılan işlemlerle de borcun zamanaşımına uğramadığını, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kredi hesabının 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı Kanun) zamanında kat edildiği ve kredi alacağının muaccel olduğu, bu durumda işleyecek zaman aşımı süresinin 818 sayılı Kanun'un 125 inci maddesindeki 10 yıllık süre olduğu, kefalet süresi içinde hesap kat edilip alacak muaccel olmuş olmakla birlikte, kefalet süresini belirleyen ve sınırlandıran 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrasının dikkate alınması gerektiği, 6101 sayılı Kanun gereğince 01.07.2012 tarihinden itibaren 01.07.2013 tarihine kadar kefalet sorumluluğunun uzatıldığı, bu tarihe kadar bir icra takibinin yapıldığı kanıtlanmadığından somut olayda bu tarihte kefaletin sona erdiği, kefil açısından hak düşürücü süre içinde açılan takipten bahsedilemeyeceği, 5411 sayılı Kanun'daki yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçerli olması gerektiğine ilişkin istinaf başvurusu yönünden kefalet süresi zaten sona ermiş olduğundan yirmi yıllık zamanaşımı süresinin de tartışılmasında hukuki yarar bulunmadığı, bahsi geçen sebeplerle ilk derece mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kabulüne karar verilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı-birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-birleşen davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı-birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl dava genel kredi sözleşmesine dayalı alacağın tahsili amacıyla kefile yönelik başlatılan takibe yapılan itirazın iptali, birleşe dava ise borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi
2.818 sayılı Kanun'un 125 inci maddesi.
3.6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesi.
4.6101 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrası.
5.5411 sayılı Kanun'un 141 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı-birleşen davada davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
... Varlık Yönetim A.Ş. harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden ... Varlık Yönetim A.Ş.'ye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/977902700 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz