İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2020/3098 E. 2021/4689 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': None, 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
icra takibine itiraz↗ kefalet↗ genel kredi sözleşmesi↗ tmsf↗ yenileme↗ tbk 99↗ hak düşürücü süre↗ temlik↗ kefil↗ ek tasfiye↗ kredi sözleşmesi↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki kefalet ilişkisinin 28/01/1997 ve 14/08/1997 tarihlerinde kurulduğu, 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde, TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği temerrüt tasfiye ve sona erme konularında TBK'nın uygulanacağının kabul edildiği, 6101 sayılı Kanunun 5/2 maddesinde TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise hak sahiplerine TBK'nın yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süre verileceğinin düzenlendiği, TBK'nın 598. maddesindeki 10 yıllık sürenin hak düşürücü süre mi yoksa süreye bağlı hak mı olduğu tartışmalı olsa bile 6101 sayılı Kanunun 6. maddesinde bu Kanunun 5. maddesinin uygun düştüğü ölçüde TBK'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağının belirtildiği, 6098 sayılı TBK'nın 598/3 maddesine göre bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefaletin 10 yıl geçmekle kendiliğinden ortadan kalkacağının düzenlendiği, buna göre davalının kefalet yükümlülüğünün 14/08/2007 tarihinde kendiliğinden ortadan kalktığı, davacı bankanın 6101 sayılı TBK'nın 5. maddesinde öngörülen 1 yıllık ek sürü 01/07/2013 tarihinde geçtikten sonra 03/02/2015 tarihinde icra takibini başlattığı anlaşıldığından davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinafa başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, gerçek kişilerin kefaleti yönünden 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK 598/3 maddesi ile mülga 818 sayılı BK'da yer almayan 10 yıllık geçerlilik süresi ilk defa düzenlendiği, maddedeki düzenlemeye bakıldığında söz konusu 10 yıllık sürenin hak düşürücü süre olduğu, somut olayda davaya ve takibe konu Genel Kredi Sözleşmeleri 1997 yılında imzalandığı, 6098 sayılı TBK 598/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre TBK'nın yürürlüğe girme tarihinden önce dolduğu, 6101 sayılı Kanunun 5/2 maddesine göre hak sahiplerinin TBK'nın yürürlük tarihinden itibaren 1 yıllık ek süreden yararlanabileceği, davaya konu takip ise öngörülen bu bir yıllık ek süre geçtikten sonra başlatıldığından davanın hak düşürücü süre yönünden reddine yönelik ilk derece mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteğinin esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali davasıdır. Mahkemece, kefil olan davalı hakkında 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesinde ilk defa düzenlenen 10 yıllık süre içerisinde takip yapılmadığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş ise de davacı vekili tarafından aralarında davalının da bulunduğu borçlular hakkında İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 1998/17680, 1998/17679, 1998/6131 sayılı dosyalarında icra takibi başlatıldığı, dosyaların yenilenmesi talebiyle icra müdürlüğüne yapılan başvuru üzerine dosyaların imha edilmesi nedeniyle yenileme yapılamadığından bu davaya konu İstanbul 1. İcra Müdürlüğünün 2015/3469 sayılı dosyasında takip başlatıldığının ileri sürülmesine ve davalı tarafından süresinde verilen cevap dilekçesinde bu iddiaya itiraz edilmemesine göre davacı tarafça 1998 yılında icra takibine başlatıldığı anlaşılmakla somut olayda artık TBK'nın 598. maddesindeki düzenlemenin uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Ancak, dosya içerisindeki delillere göre davacı (Temlik eden) Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası A.Ş.nin TMSF tarafından devralınmadığı, fonun devralmadığı bankaların alacakları yönünden 20 yıllık zamanaşımı süresi söz konusu olmayacağından, 5411 sayılı Kanun'un geçici 13. maddesinde, fon alacaklarının zamanaşımının 20 yıl olduğunu düzenleyen 141.maddesine de herhangi bir gönderme yapılmadığından ve dava konusu kredi alacağının tahsili için 1998 yılında başlatılan icra takibinden sonra davaya konu icra takibinin başlatıldığı 2015 yılına kadar zamanaşımını kesen yeni bir işlem yapıldığı ispat edilemediği için 818 sayılı BK'nın 125. maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3160 E. 2023/2964 K.
Ortak:icra takibine itiraz · kefalet · genel kredi sözleşmesi · yenileme · hak düşürücü süre · temlik · kefil · ek tasfiye · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaİlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki «kefalet» ilişkisinin 28/01/1997 ve 14/08/1997 tarihlerinde kurulduğu, 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde, TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği «temerrüt» «tasfiye» ve sona erme konularında TBK'nın uygulanacağının kabul edildiği, 6101 sayılı Kanunun 5/2 maddesinde TBK ile «hak düşürücü süre» veya özel bir «zamanaşımı» ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise hak sahiplerine TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süre …
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, gerçek kişilerin «kefaleti» yönünden 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK 598/3 maddesi ile mülga 818 sayılı BK'da yer almayan 10 yıllık geçerlilik süresi ilk defa düzenlendiği, maddedeki düzenlemeye bakıldığında söz konusu 10 yıllık sürenin «hak düşürücü süre» olduğu, somut olayda davaya ve takibe konu Genel Kredi Sözleşmeleri 1997 yılında imzalandığı, 6098 sayılı TBK 598/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sür …
1-Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali davasıdır.
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı banka ile dava dışı Örmen Kumaşçılık arasında düzenlenen 28.01.1997 ve 14.08.1997 tarihli «genel kredi sözleşmelerinin» davalı tarafından «müteselsil kefil» sıfatı ile imzalandığını, kullanılan kredi borcu ödenmediği için 19.01.1998 tarihinde hesabın kat edildiğini asıl borçlu ile davalının da arasında bulunduğu müteselsil kefiller hakkında 1998 yılında başlatılan icra takip dosyalarının «yenilenmesi» amacıyla yapılan başvuru üzerine icra müdürlüğü tarafından dosyaların imha edildiğinin bildirildiğini bunun üzerine yeniden başlatılan icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve «icra inkar tazminatına» karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 04.04.2018 tarih, 2016/700 E. ve 2018/402 K. sayılı kararıyla taraflar arasındaki «kefalet» ilişkisinin 28.01.1997 ve 14.08.1997 tarihlerinde kurulduğu, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un (6101 sayılı Kanun) birinci maddesinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği, «temerrüt» «tasfiye» ve sona erme konularında 6098 sayılı Kanun'un uygulanacağının kabul edildiği, 6101 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında 6098 sayılı Kanun ile «hak düşürücü süre» veya özel bir «zamanaşımı» ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuş ise hak sahiplerine 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir y …
Dairemizin 02.06.2021 tarih, 2020/3098 E. ve 2021/3689 K. sayılı kararıyla mahkemece, «kefil» olan davalı hakkında 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinde ilk defa düzenlenen 10 yıllık süre içerisinde takip yapılmadığı gerekçesiyle davanın «hak düşürücü süre» yönünden reddine karar verilmiş ise de davacı vekili tarafından aralarında davalının da bulunduğu borçlular hakkında İstanbul 6.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:menfaat dengesi · müteselsil kefalet · kısmi ödeme · hesap kat · nispi vekalet ücreti · alacağın temliki · müteselsil kefil · basiretli tacir
Benzer bu kararda… meye ilişkin hükümler' halen yürürlükte bulunan sözleşmeler için uygulanabilir nitelikte olduğunu, Mahkemece açıkça belirtildiği üzere davalılara kredi kullandırım, «hesap kat» ve «muacceliyet» tarihleri ile haklarında icra takibi yapılma tarihlerinin 2012 yılı öncesinde olduğu, 'Sona erme' ye ilişkin hüküm, takip/dava konusu olmuş ilişkiler için uygulanamayacağını, takibe/davaya konu edilmiş alacak nedeni ile «kefilin» sorumluluğunun 'kendiliğinden ortadan kalkması' hiç bir kanuni düzenleme ile açıklanabilecek bir durum olmadığını, davalı/kefil hakkındaki takibin ve süreleri kesen diğer hususlar dikkate alındığında Mahkemenin 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrasını huzurdaki uyuşmazlıkta uygulamasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, davalılar yönünden «zamanaşımı» da söz konusu olmadığını, zira zamanaşımı sürelerini kesen çok sayıda sebep bulunduğunu, davalı yönünden icra takiplerine 1998 yılında başlandığını, bu takiplerin düştüğünü, Mahkemece dosyada bulunan bu deliller de dikkate alınmadan, «eksik inceleme» ve yanlış hukuki tasnif ile hüküm kurulduğunu, Türkiye Emlak Bankası A.Ş. ile ilgili özel yasalar değil de genel hükümlerin uygulanacağı kabul edilseydi dahi, 818 sayılı Kanun'un «müteselsil kefalet» hükümleri çerçevesinde borçtan sorumlu olan ve bu kanunun yürürlükte olduğu sürelerde hakkında kanuni işlemler yapılan borçlu/davalı hakkında, borcun tamamından sorumlu oldukları; gerek kendileri gerekse asıl borçlu hakkındaki «ihtar», icra takibi, «ikrar» ve «kısmi ödeme» nedenleri ile zamanaşımının kesildiği ve alacağın zamanaşımına uğramadığı tespit edilerek, itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken, davanın reddinin hukuka aykırı olduğu, Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. yönünden genel hükümler değil, özel hükümler uygulanması gerektiğini, yasaların uygulanması hususu değerlendirilirken özel kanun önce, genel kanun sonra yürürlüğe konulmuşsa korunan «menfaatler dengesi» ve özellikle kanun koyucunun amacı dikkate alınarak yorum yapılması gerekirken 5411 sayılı Kanun, 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile müvekkili banka için de uygulanan …
İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «alacağı temlik» eden Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Katılım Bankası Anonim Şirketinin TMSF tarafından devir alınan bankalardan olmadığı, fonun devralmadığı bankaların alacakları yönünden 20 yıllık «zamanaşımı» süresinin uygulanmayacağı, 5411 sayılı Kanun'un geçici 13 üncü maddesinde fon alacaklarının zamanaşımının 20 yıl olduğunu düzenleyen 141 inci maddesinde, alacağı temlik eden bankaya yönelik herhangi bir gönderme de yapılmadığından somut olayda 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, dava konusu kredi alacağının tahsili için 1998 yılında başlatılan icra takibinden sonra davaya konu icra takibinin başlatıldığı 2015 yılına kadar zamanaşımını kesen yeni bir işlem yapıldığı davacı tarafından ispat edilemediğinden 818 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle uyulmasına karar verilen Yargıtay bozma ilamı gereğince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, somut olayda, davalı vekili her ne kadar davacının «basiretli tacir» olduğunu ifade ederek «kötü niyet tazminatı» talebinde bulunmuş ise de; 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 inci maddesi uyarınca kanun koyucunun basiretli tacir olmayı değil, haksız ve k …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı banka ile dava dışı Örmen Kumaşçılık arasında düzenlenen 28.01.1997 ve 14.08.1997 tarihli «genel kredi sözleşmelerinin» davalı tarafından «müteselsil kefil» sıfatı ile imzalandığını, kullanılan kredi borcu ödenmediği için 19.01.1998 tarihinde hesabın kat edildiğini asıl borçlu ile davalının da arasında bulunduğu müteselsil kefiller hakkında 1998 yılında başlatılan icra takip dosyalarının «yenilenmesi» amacıyla yapılan başvuru üzerine icra müdürlüğü tarafından dosyaların imha edildiğinin bildirildiğini bunun üzerine yeniden başlatılan icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve «icra inkar tazminatına» karar verilmesini talep etmiştir.
… sı A.Ş. alacağı için özel yasal düzenleme olmasına karşın kanunun genel hükümlerinin dikkate alınması ve davalı-kefillerin sorumluluklarına yerel mahkeme kararı ile «son» verilmesi yasal dayanaktan yoksun ve «hakkaniyetten» uzak olduğunu, 5411 sayılı Kanunu'nun, bu kanunun geçici maddelerindeki düzenlemeler hariç olmak üzere 4389 sayılı yasayı yürürlükten kaldırdığını, 5411 sayılı yasanın geçici 11 inci maddesindeki düzenleme dikkate alındığında «zamanaşımı» hususundaki yerel mahkeme değerlendirmesinin de hukuka aykırı olduğunu, ayakta bırakılan eski yasa hükümleri ile 5411 sayılı Kanunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, bu durumda yasal düzenleme gereği fon alacaklarına sağlanan haklardan birebir faydalanan Türkiye Emlak Bankası A.Ş. alacağına ilişkin açılmış işbu dava ve takiplerin de, 5020 sayılı Kanunla 4389 sayılı kanuna eklenen ek madde 3 de yer alıp 5411 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinde de aynen kabul edilen 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, ayrıca Mahkemece davalı lehine «nispi vekalet ücretine» hükmedildiğini, usulden davanın reddine karar verildiğinden kurum aleyhine tarifenin 7 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince maktu avukatlık ücretine hükmedilme …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/1194 E. 2023/4807 K.
Ortak:kefalet · genel kredi sözleşmesi · yenileme · hak düşürücü süre · temlik · kefil · kredi sözleşmesi · zamanaşımı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı var
İncelediğiniz karardaİlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki «kefalet» ilişkisinin 28/01/1997 ve 14/08/1997 tarihlerinde kurulduğu, 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde, TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği «temerrüt» «tasfiye» ve sona erme konularında TBK'nın uygulanacağının kabul edildiği, 6101 sayılı Kanunun 5/2 maddesinde TBK ile «hak düşürücü süre» veya özel bir «zamanaşımı» ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise hak sahiplerine TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süre …
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, gerçek kişilerin «kefaleti» yönünden 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK 598/3 maddesi ile mülga 818 sayılı BK'da yer almayan 10 yıllık geçerlilik süresi ilk defa düzenlendiği, maddedeki düzenlemeye bakıldığında söz konusu 10 yıllık sürenin «hak düşürücü süre» olduğu, somut olayda davaya ve takibe konu Genel Kredi Sözleşmeleri 1997 yılında imzalandığı, 6098 sayılı TBK 598/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sür …
1-Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali davasıdır.
Benzer bu kararda… e sayısı belirtilen kararı ile icra takibinin 03.02.2015 tarihinde başlatıldığı, 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce 10 yıllık sürenin geçmesi sebebiyle «kefaletin» 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince de ek sürenin 01.07.2013 tarihi itibariyle dolduğu, bu nedenle davanın reddine karar vermek gerektiği, her ne kadar davacı taraf davalının da bulunduğu müteselsil borçlar aleyhine 1998 yılı içinde icra takibi başlatıldığını dava dilekçesinde belirtmiş ise de, bu dosyaların imha edildiğinin belirtmiş olması nedeniyle daha önce «kefil» olan davalının 10 yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde takip edildiği ve bu nedenle 10 yıllık sürenin davalı için söz konusu olmadığı düşünülse dahi bu konuda sunulan delil ve belgelerin davalı kefilin 10 yı …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan kredi alacağının kefilden tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, davanın «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «temlik» alınan alacağın «fon alacağı» olduğunu ve 20 yıllık «zamanaşımına» tabi olduğunu, temlik eden Emlak Bankası tarafından İstanbul 14.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:fon alacağı · kefalet sözleşmesi · işlemden kaldırma
Benzer bu karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda «kefalet sözleşmeleri» 17.07.1996-13.09.1996-14.03.1997 tarihlerinde imzalanmış olup, başlangıç tarihleri itibariyle 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinde öngörülen 10 yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu, ancak bu hak düşürücü süre ilk defa öngörüldüğünden 10 yıllık hak düşürücü süre davaya konu icra takibinin başlatıldığı 03.02.2015 tarihi itibariyle de sona erdiği, zaman aşımından farklı olarak hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmadığı, dolayısıyla hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmadığından, önce «işlemden kaldırılan» ardından imha edilen İstanbul 14.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «temlik» alınan alacağın «fon alacağı» olduğunu ve 20 yıllık «zamanaşımına» tabi olduğunu, temlik eden Emlak Bankası tarafından İstanbul 14.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2020/3098 E. , 2021/4689 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 04/04/2018 tarih ve 2016/700 E- 2018/402 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 02/05/2019 tarih ve 2018/762 E- 2019/632 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı banka ile dava dışı ... arasında düzenlenen 28/01/1997 ve 14/08/1997 tarihli genel kredi sözleşmelerinin davalı tarafından müteselsil kefil sıfatı ile imzalandığını, kullanılan kredi borcu ödenmediği için 19/01/1998 tarihinde hesabın kat edildiğini asıl borçlu ile davalının da arasında bulunduğu müteselsil kefiller hakkında 1998 yılında başlatılan icra takip dosyalarının yenilenmesi amacıyla yapılan başvuru üzerine icra müdürlüğü tarafından dosyaların imha edildiğinin bildirildiğini bunun üzerine yeniden başlatılan icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu alacağın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ve bu sürenin dolduğunu, 18 yıl sonra yapılan takibin kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddi ile tazminata karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki kefalet ilişkisinin 28/01/1997 ve 14/08/1997 tarihlerinde kurulduğu, 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde, TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği temerrüt tasfiye ve sona erme konularında TBK'nın uygulanacağının kabul edildiği, 6101 sayılı Kanunun 5/2 maddesinde TBK ile hak düşürücü süre veya özel bir zamanaşımı ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise hak sahiplerine TBK'nın yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süre verileceğinin düzenlendiği, TBK'nın 598. maddesindeki 10 yıllık sürenin hak düşürücü süre mi yoksa süreye bağlı hak mı olduğu tartışmalı olsa bile 6101 sayılı Kanunun 6. maddesinde bu Kanunun 5. maddesinin uygun düştüğü ölçüde TBK'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağının belirtildiği, 6098 sayılı TBK'nın 598/3 maddesine göre bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefaletin 10 yıl geçmekle kendiliğinden ortadan kalkacağının düzenlendiği, buna göre davalının kefalet yükümlülüğünün 14/08/2007 tarihinde kendiliğinden ortadan kalktığı, davacı bankanın 6101 sayılı TBK'nın 5. maddesinde öngörülen 1 yıllık ek sürü 01/07/2013 tarihinde geçtikten sonra 03/02/2015 tarihinde icra takibini başlattığı anlaşıldığından davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinafa başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, gerçek kişilerin kefaleti yönünden 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK 598/3 maddesi ile mülga 818 sayılı BK'da yer almayan 10 yıllık geçerlilik süresi ilk defa düzenlendiği, maddedeki düzenlemeye bakıldığında söz konusu 10 yıllık sürenin hak düşürücü süre olduğu, somut olayda davaya ve takibe konu Genel Kredi Sözleşmeleri 1997 yılında imzalandığı, 6098 sayılı TBK 598/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre TBK'nın yürürlüğe girme tarihinden önce dolduğu, 6101 sayılı Kanunun 5/2 maddesine göre hak sahiplerinin TBK'nın yürürlük tarihinden itibaren 1 yıllık ek süreden yararlanabileceği, davaya konu takip ise öngörülen bu bir yıllık ek süre geçtikten sonra başlatıldığından davanın hak düşürücü süre yönünden reddine yönelik ilk derece mahkemesi kararında isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteğinin esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali davasıdır. Mahkemece, kefil olan davalı hakkında 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK'nın 598. maddesinde ilk defa düzenlenen 10 yıllık süre içerisinde takip yapılmadığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş ise de davacı vekili tarafından aralarında davalının da bulunduğu borçlular hakkında İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 1998/17680, 1998/17679, 1998/6131 sayılı dosyalarında icra takibi başlatıldığı, dosyaların yenilenmesi talebiyle icra müdürlüğüne yapılan başvuru üzerine dosyaların imha edilmesi nedeniyle yenileme yapılamadığından bu davaya konu İstanbul 1.
İcra Müdürlüğünün 2015/3469 sayılı dosyasında takip başlatıldığının ileri sürülmesine ve davalı tarafından süresinde verilen cevap dilekçesinde bu iddiaya itiraz edilmemesine göre davacı tarafça 1998 yılında icra takibine başlatıldığı anlaşılmakla somut olayda artık TBK'nın 598. maddesindeki düzenlemenin uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Ancak, dosya içerisindeki delillere göre davacı (Temlik eden) Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası A.Ş.nin TMSF tarafından devralınmadığı, fonun devralmadığı bankaların alacakları yönünden 20 yıllık zamanaşımı süresi söz konusu olmayacağından, 5411 sayılı Kanun'un geçici 13. maddesinde, fon alacaklarının zamanaşımının 20 yıl olduğunu düzenleyen 141.maddesine de herhangi bir gönderme yapılmadığından ve dava konusu kredi alacağının tahsili için 1998 yılında başlatılan icra takibinden sonra davaya konu icra takibinin başlatıldığı 2015 yılına kadar zamanaşımını kesen yeni bir işlem yapıldığı ispat edilemediği için 818 sayılı BK'nın 125. maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 02.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/681185800 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz