İtirazın iptali
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2022/1194 E. 2023/4807 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Zamanaşımı
- 20 yıllık
- Hak düşürücü süre
- {'var': True, 'sure': '10 yıllık', 'kanun': None}
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
fon alacağı↗ kefalet sözleşmesi↗ hesap kat↗ işlemden kaldırma↗ ilamsız icra takibi↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ yargılama giderleri↗ kefalet↗ kötü niyet tazminatı↗ genel kredi sözleşmesi↗ tmsf↗ yenileme↗ hak düşürücü süre↗ temlik↗ kefil↗ kötü niyet↗ esastan ret↗ haciz↗ kredi sözleşmesi↗ ihtarname↗ kötüniyet↗ harç↗ icra inkar tazminatı↗ inkar tazminatı↗ ilk derece kararının kaldırılması↗ yükleten (shipper)↗ vekalet ücreti↗ zamanaşımı↗ teminat↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile icra takibinin 03.02.2015 tarihinde başlatıldığı, 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce 10 yıllık sürenin geçmesi sebebiyle kefaletin 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince de ek sürenin 01.07.2013 tarihi itibariyle dolduğu, bu nedenle davanın reddine karar vermek gerektiği, her ne kadar davacı taraf davalının da bulunduğu müteselsil borçlar aleyhine 1998 yılı içinde icra takibi başlatıldığını dava dilekçesinde belirtmiş ise de, bu dosyaların imha edildiğinin belirtmiş olması nedeniyle daha önce kefil olan davalının 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde takip edildiği ve bu nedenle 10 yıllık sürenin davalı için söz konusu olmadığı düşünülse dahi bu konuda sunulan delil ve belgelerin davalı kefilin 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde takip edildiğini diğer bir ifadeyle kefaleti nedeniyle alacaklı tarafından alacağın talep edildiğini gösterir nitelikte olmadığı gerekçesiyle davacının davasının hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; temlik alınan alacağın fon alacağı olduğunu ve 20 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, temlik eden Emlak Bankası tarafından İstanbul 14. İcra Müdürlüğü'nün 1998/10074 E. sayılı dosyasıyla borçlular aleyhine icra takibi başlatılmış olup zamanaşımı kesildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Emlak Bankasının TMSF tarafından devralınmadığını, zamanaşımının 20 yıl değil 10 yıl olduğunu, dava konusu kredi alacağının tahsili için 1998 yılında başlatılan icra takibinden sonra davaya konu icra takibinin başlatıldığı 2015 yılına kadar zamanaşımını kesen yeni bir işlem yapıldığı ispat edilemediği için 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125 inci maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda kefalet sözleşmeleri 17.07.1996-13.09.1996-14.03.1997 tarihlerinde imzalanmış olup, başlangıç tarihleri itibariyle 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, ancak bu hak düşürücü süre ilk defa öngörüldüğünden 10 yıllık hak düşürücü süre davaya konu icra takibinin başlatıldığı 03.02.2015 tarihi itibariyle de sona erdiği, zaman aşımından farklı olarak hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmadığı, dolayısıyla hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmadığından, önce işlemden kaldırılan ardından imha edilen İstanbul 14. İcra Müdürlüğü'nün 1998/10074 E. sayılı dosyasıyla başlatılan icra takibinin hak düşürücü süreye bir etkisinin olmadığı, davalı tarafın ise örnek Yargıtay kararına dayanılarak davanın hak düşürücü süreden değil, zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi talep edildiği, hak düşürücü süre hakkın özüne ilişki olup öncelikle değerlendirilmesi gerektiği, ancak Mahkemece davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizliğin görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi alacağının kefilden tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin ikinci fıkrası, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 125 inci maddesi
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/3098 E. 2021/4689 K.
Ortak:kefalet · genel kredi sözleşmesi · yenileme · hak düşürücü süre · temlik · kefil · kredi sözleşmesi · zamanaşımı · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 20 yıllık
İncelediğiniz kararda… e sayısı belirtilen kararı ile icra takibinin 03.02.2015 tarihinde başlatıldığı, 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce 10 yıllık sürenin geçmesi sebebiyle «kefaletin» 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince de ek sürenin 01.07.2013 tarihi itibariyle dolduğu, bu nedenle davanın reddine karar vermek gerektiği, her ne kadar davacı taraf davalının da bulunduğu müteselsil borçlar aleyhine 1998 yılı içinde icra takibi başlatıldığını dava dilekçesinde belirtmiş ise de, bu dosyaların imha edildiğinin belirtmiş olması nedeniyle daha önce «kefil» olan davalının 10 yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde takip edildiği ve bu nedenle 10 yıllık sürenin davalı için söz konusu olmadığı düşünülse dahi bu konuda sunulan delil ve belgelerin davalı kefilin 10 yı …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan kredi alacağının kefilden tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, davanın «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; «temlik» alınan alacağın «fon alacağı» olduğunu ve 20 yıllık «zamanaşımına» tabi olduğunu, temlik eden Emlak Bankası tarafından İstanbul 14.
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki «kefalet» ilişkisinin 28/01/1997 ve 14/08/1997 tarihlerinde kurulduğu, 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde, TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği «temerrüt» «tasfiye» ve sona erme konularında TBK'nın uygulanacağının kabul edildiği, 6101 sayılı Kanunun 5/2 maddesinde TBK ile «hak düşürücü süre» veya özel bir «zamanaşımı» ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise hak sahiplerine TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süre …
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, gerçek kişilerin «kefaleti» yönünden 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK 598/3 maddesi ile mülga 818 sayılı BK'da yer almayan 10 yıllık geçerlilik süresi ilk defa düzenlendiği, maddedeki düzenlemeye bakıldığında söz konusu 10 yıllık sürenin «hak düşürücü süre» olduğu, somut olayda davaya ve takibe konu Genel Kredi Sözleşmeleri 1997 yılında imzalandığı, 6098 sayılı TBK 598/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sür …
1-Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali davasıdır.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:icra takibine itiraz · ek tasfiye · temerrüt
Benzer bu karardaİlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki «kefalet» ilişkisinin 28/01/1997 ve 14/08/1997 tarihlerinde kurulduğu, 6101 sayılı TBK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde, TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği «temerrüt» «tasfiye» ve sona erme konularında TBK'nın uygulanacağının kabul edildiği, 6101 sayılı Kanunun 5/2 maddesinde TBK ile «hak düşürücü süre» veya özel bir «zamanaşımı» ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise hak sahiplerine TBK'nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir yıllık ek süre …
1-Dava, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan «icra takibine itirazın» iptali davasıdır.
-
İtirazın iptali | İtirazın iptali | İcra inkar tazminatı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/3160 E. 2023/2964 K.
Ortak:hesap kat · kefalet · kötü niyet tazminatı · genel kredi sözleşmesi · yenileme · hak düşürücü süre · temlik · kefil · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 20 yıllık
İncelediğiniz kararda… e sayısı belirtilen kararı ile icra takibinin 03.02.2015 tarihinde başlatıldığı, 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce 10 yıllık sürenin geçmesi sebebiyle «kefaletin» 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince de ek sürenin 01.07.2013 tarihi itibariyle dolduğu, bu nedenle davanın reddine karar vermek gerektiği, her ne kadar davacı taraf davalının da bulunduğu müteselsil borçlar aleyhine 1998 yılı içinde icra takibi başlatıldığını dava dilekçesinde belirtmiş ise de, bu dosyaların imha edildiğinin belirtmiş olması nedeniyle daha önce «kefil» olan davalının 10 yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde takip edildiği ve bu nedenle 10 yıllık sürenin davalı için söz konusu olmadığı düşünülse dahi bu konuda sunulan delil ve belgelerin davalı kefilin 10 yı …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda «kefalet sözleşmeleri» 17.07.1996-13.09.1996-14.03.1997 tarihlerinde imzalanmış olup, başlangıç tarihleri itibariyle 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinde öngörülen 10 yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu, ancak bu hak düşürücü süre ilk defa öngörüldüğünden 10 yıllık hak düşürücü süre davaya konu icra takibinin başlatıldığı 03.02.2015 tarihi itibariyle de sona erdiği, zaman aşımından farklı olarak hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmadığı, dolayısıyla hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmadığından, önce «işlemden kaldırılan» ardından imha edilen İstanbul 14.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan kredi alacağının kefilden tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, davanın «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.
Benzer bu karardaDAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı banka ile dava dışı Örmen Kumaşçılık arasında düzenlenen 28.01.1997 ve 14.08.1997 tarihli «genel kredi sözleşmelerinin» davalı tarafından «müteselsil kefil» sıfatı ile imzalandığını, kullanılan kredi borcu ödenmediği için 19.01.1998 tarihinde hesabın kat edildiğini asıl borçlu ile davalının da arasında bulunduğu müteselsil kefiller hakkında 1998 yılında başlatılan icra takip dosyalarının «yenilenmesi» amacıyla yapılan başvuru üzerine icra müdürlüğü tarafından dosyaların imha edildiğinin bildirildiğini bunun üzerine yeniden başlatılan icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve «icra inkar tazminatına» karar verilmesini talep etmiştir.
… meye ilişkin hükümler' halen yürürlükte bulunan sözleşmeler için uygulanabilir nitelikte olduğunu, Mahkemece açıkça belirtildiği üzere davalılara kredi kullandırım, «hesap kat» ve «muacceliyet» tarihleri ile haklarında icra takibi yapılma tarihlerinin 2012 yılı öncesinde olduğu, 'Sona erme' ye ilişkin hüküm, takip/dava konusu olmuş ilişkiler için uygulanamayacağını, takibe/davaya konu edilmiş alacak nedeni ile «kefilin» sorumluluğunun 'kendiliğinden ortadan kalkması' hiç bir kanuni düzenleme ile açıklanabilecek bir durum olmadığını, davalı/kefil hakkındaki takibin ve süreleri kesen diğer hususlar dikkate alındığında Mahkemenin 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrasını huzurdaki uyuşmazlıkta uygulamasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, davalılar yönünden «zamanaşımı» da söz konusu olmadığını, zira zamanaşımı sürelerini kesen çok sayıda sebep bulunduğunu, davalı yönünden icra takiplerine 1998 yılında başlandığını, bu takiplerin düştüğünü, Mahkemece dosyada bulunan bu deliller de dikkate alınmadan, «eksik inceleme» ve yanlış hukuki tasnif ile hüküm kurulduğunu, Türkiye Emlak Bankası A.Ş. ile ilgili özel yasalar değil de genel hükümlerin uygulanacağı kabul edilseydi dahi, 818 sayılı Kanun'un «müteselsil kefalet» hükümleri çerçevesinde borçtan sorumlu olan ve bu kanunun yürürlükte olduğu sürelerde hakkında kanuni işlemler yapılan borçlu/davalı hakkında, borcun tamamından sorumlu oldukları; gerek kendileri gerekse asıl borçlu hakkındaki «ihtar», icra takibi, «ikrar» ve «kısmi ödeme» nedenleri ile zamanaşımının kesildiği ve alacağın zamanaşımına uğramadığı tespit edilerek, itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken, davanın reddinin hukuka aykırı olduğu, Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. yönünden genel hükümler değil, özel hükümler uygulanması gerektiğini, yasaların uygulanması hususu değerlendirilirken özel kanun önce, genel kanun sonra yürürlüğe konulmuşsa korunan «menfaatler dengesi» ve özellikle kanun koyucunun amacı dikkate alınarak yorum yapılması gerekirken 5411 sayılı Kanun, 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile müvekkili banka için de uygulanan …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 04.04.2018 tarih, 2016/700 E. ve 2018/402 K. sayılı kararıyla taraflar arasındaki «kefalet» ilişkisinin 28.01.1997 ve 14.08.1997 tarihlerinde kurulduğu, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un (6101 sayılı Kanun) birinci maddesinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) yürürlüğe girdiği tarihten itibaren önceki fiil ve işlemlere bunların hukuken bağlayıcı olup olmadıklarına ve sonuçlarına bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmiş ise uygulanması gerektiği, «temerrüt» «tasfiye» ve sona erme konularında 6098 sayılı Kanun'un uygulanacağının kabul edildiği, 6101 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında 6098 sayılı Kanun ile «hak düşürücü süre» veya özel bir «zamanaşımı» ilk defa öngörülmüş olupta başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuş ise hak sahiplerine 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlayarak bir y …
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:menfaat dengesi · müteselsil kefalet · kısmi ödeme · nispi vekalet ücreti · alacağın temliki · müteselsil kefil · basiretli tacir · ikrar
Benzer bu kararda… meye ilişkin hükümler' halen yürürlükte bulunan sözleşmeler için uygulanabilir nitelikte olduğunu, Mahkemece açıkça belirtildiği üzere davalılara kredi kullandırım, «hesap kat» ve «muacceliyet» tarihleri ile haklarında icra takibi yapılma tarihlerinin 2012 yılı öncesinde olduğu, 'Sona erme' ye ilişkin hüküm, takip/dava konusu olmuş ilişkiler için uygulanamayacağını, takibe/davaya konu edilmiş alacak nedeni ile «kefilin» sorumluluğunun 'kendiliğinden ortadan kalkması' hiç bir kanuni düzenleme ile açıklanabilecek bir durum olmadığını, davalı/kefil hakkındaki takibin ve süreleri kesen diğer hususlar dikkate alındığında Mahkemenin 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrasını huzurdaki uyuşmazlıkta uygulamasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, davalılar yönünden «zamanaşımı» da söz konusu olmadığını, zira zamanaşımı sürelerini kesen çok sayıda sebep bulunduğunu, davalı yönünden icra takiplerine 1998 yılında başlandığını, bu takiplerin düştüğünü, Mahkemece dosyada bulunan bu deliller de dikkate alınmadan, «eksik inceleme» ve yanlış hukuki tasnif ile hüküm kurulduğunu, Türkiye Emlak Bankası A.Ş. ile ilgili özel yasalar değil de genel hükümlerin uygulanacağı kabul edilseydi dahi, 818 sayılı Kanun'un «müteselsil kefalet» hükümleri çerçevesinde borçtan sorumlu olan ve bu kanunun yürürlükte olduğu sürelerde hakkında kanuni işlemler yapılan borçlu/davalı hakkında, borcun tamamından sorumlu oldukları; gerek kendileri gerekse asıl borçlu hakkındaki «ihtar», icra takibi, «ikrar» ve «kısmi ödeme» nedenleri ile zamanaşımının kesildiği ve alacağın zamanaşımına uğramadığı tespit edilerek, itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken, davanın reddinin hukuka aykırı olduğu, Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. yönünden genel hükümler değil, özel hükümler uygulanması gerektiğini, yasaların uygulanması hususu değerlendirilirken özel kanun önce, genel kanun sonra yürürlüğe konulmuşsa korunan «menfaatler dengesi» ve özellikle kanun koyucunun amacı dikkate alınarak yorum yapılması gerekirken 5411 sayılı Kanun, 4389 sayılı Bankalar Kanunu ile müvekkili banka için de uygulanan …
İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile «alacağı temlik» eden Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Katılım Bankası Anonim Şirketinin TMSF tarafından devir alınan bankalardan olmadığı, fonun devralmadığı bankaların alacakları yönünden 20 yıllık «zamanaşımı» süresinin uygulanmayacağı, 5411 sayılı Kanun'un geçici 13 üncü maddesinde fon alacaklarının zamanaşımının 20 yıl olduğunu düzenleyen 141 inci maddesinde, alacağı temlik eden bankaya yönelik herhangi bir gönderme de yapılmadığından somut olayda 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, dava konusu kredi alacağının tahsili için 1998 yılında başlatılan icra takibinden sonra davaya konu icra takibinin başlatıldığı 2015 yılına kadar zamanaşımını kesen yeni bir işlem yapıldığı davacı tarafından ispat edilemediğinden 818 sayılı Kanun'un 125 inci maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle uyulmasına karar verilen Yargıtay bozma ilamı gereğince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, somut olayda, davalı vekili her ne kadar davacının «basiretli tacir» olduğunu ifade ederek «kötü niyet tazminatı» talebinde bulunmuş ise de; 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 inci maddesi uyarınca kanun koyucunun basiretli tacir olmayı değil, haksız ve k …
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı banka ile dava dışı Örmen Kumaşçılık arasında düzenlenen 28.01.1997 ve 14.08.1997 tarihli «genel kredi sözleşmelerinin» davalı tarafından «müteselsil kefil» sıfatı ile imzalandığını, kullanılan kredi borcu ödenmediği için 19.01.1998 tarihinde hesabın kat edildiğini asıl borçlu ile davalının da arasında bulunduğu müteselsil kefiller hakkında 1998 yılında başlatılan icra takip dosyalarının «yenilenmesi» amacıyla yapılan başvuru üzerine icra müdürlüğü tarafından dosyaların imha edildiğinin bildirildiğini bunun üzerine yeniden başlatılan icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve «icra inkar tazminatına» karar verilmesini talep etmiştir.
… sı A.Ş. alacağı için özel yasal düzenleme olmasına karşın kanunun genel hükümlerinin dikkate alınması ve davalı-kefillerin sorumluluklarına yerel mahkeme kararı ile «son» verilmesi yasal dayanaktan yoksun ve «hakkaniyetten» uzak olduğunu, 5411 sayılı Kanunu'nun, bu kanunun geçici maddelerindeki düzenlemeler hariç olmak üzere 4389 sayılı yasayı yürürlükten kaldırdığını, 5411 sayılı yasanın geçici 11 inci maddesindeki düzenleme dikkate alındığında «zamanaşımı» hususundaki yerel mahkeme değerlendirmesinin de hukuka aykırı olduğunu, ayakta bırakılan eski yasa hükümleri ile 5411 sayılı Kanunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, bu durumda yasal düzenleme gereği fon alacaklarına sağlanan haklardan birebir faydalanan Türkiye Emlak Bankası A.Ş. alacağına ilişkin açılmış işbu dava ve takiplerin de, 5020 sayılı Kanunla 4389 sayılı kanuna eklenen ek madde 3 de yer alıp 5411 sayılı Kanun'un 141 inci maddesinde de aynen kabul edilen 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, ayrıca Mahkemece davalı lehine «nispi vekalet ücretine» hükmedildiğini, usulden davanın reddine karar verildiğinden kurum aleyhine tarifenin 7 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince maktu avukatlık ücretine hükmedilme …
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/6963 E. 2024/3197 K.
Ortak:kefalet sözleşmesi · hesap kat · yargılama giderleri · kefalet · kötü niyet tazminatı · genel kredi sözleşmesi · hak düşürücü süre · temlik · dava şartı · hak düşürücü süre · zamanaşımı 20 yıllık
İncelediğiniz karardaGerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda «kefalet sözleşmeleri» 17.07.1996-13.09.1996-14.03.1997 tarihlerinde imzalanmış olup, başlangıç tarihleri itibariyle 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinde öngörülen 10 yıllık «hak düşürücü sürenin» dolduğu, ancak bu hak düşürücü süre ilk defa öngörüldüğünden 10 yıllık hak düşürücü süre davaya konu icra takibinin başlatıldığı 03.02.2015 tarihi itibariyle de sona erdiği, zaman aşımından farklı olarak hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmadığı, dolayısıyla hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmadığından, önce «işlemden kaldırılan» ardından imha edilen İstanbul 14.
… e sayısı belirtilen kararı ile icra takibinin 03.02.2015 tarihinde başlatıldığı, 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce 10 yıllık sürenin geçmesi sebebiyle «kefaletin» 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince de ek sürenin 01.07.2013 tarihi itibariyle dolduğu, bu nedenle davanın reddine karar vermek gerektiği, her ne kadar davacı taraf davalının da bulunduğu müteselsil borçlar aleyhine 1998 yılı içinde icra takibi başlatıldığını dava dilekçesinde belirtmiş ise de, bu dosyaların imha edildiğinin belirtmiş olması nedeniyle daha önce «kefil» olan davalının 10 yıllık «hak düşürücü süre» içerisinde takip edildiği ve bu nedenle 10 yıllık sürenin davalı için söz konusu olmadığı düşünülse dahi bu konuda sunulan delil ve belgelerin davalı kefilin 10 yı …
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, «genel kredi sözleşmesinden» kaynaklanan kredi alacağının kefilden tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, davanın «hak düşürücü süre» içerisinde açılıp açılmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.
Benzer bu karardaDavalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı borçlunun «hesabın kat edilmesi» ile «temerrüde» düştüğünü ve anılan limitin tümünden sorumlu hale geldiğini, «temlik» eden «tasfiye» halinde Türkiye Emlak ve Katılım Bankası tarafından «kat ihtarının» ardından borçlu aleyhine İstanbul 26.İcra Müdürlüğünün 2017/20412 E. sayılı dosya ile takip başlatıldığını ve «ödeme emrinin» Tebligat Kanunu'na uygun şekilde borçluya tebliğ edildiğini, gerekçeli kararda «kefalet sözleşmesinin» «zamanaşımına» değil, «hak düşürücü süreye» tabi olduğunu ve hak düşürücü sürelerde, sürenin durması ve/veya kesilmesi söz konusu olmayacağından bahisle istinafa konu davayı kabul ederek borcun olmadığına dair karar tesis edildiğini, mahkemenin kararını dayandırmış olduğu bu hususa itiraz ettiklerini, asıl borcun zamanaşımına uğramasının kendiliğinden sonuç doğurmayacağını ve sadece borcu eksik borç haline getireceğini, taraflarca ileri sürülmedikçe hakimin bu hususu kendiliğinden göz önüne alamayacağını, davacının Varlık Yönetim Şirketi olduğunu, şirketin %100 hissesinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na ait olduğunu, temlik eden Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. için Mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na 26.12.2003 tarihli 25328 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 5020 sayılı yasanın 27 nci maddesi ile eklenen ek madde 3 ile mülga 4389 sayılı Kanunu'ndan kaynaklanan fon alacaklarına ve bu kanuna göre hazine alacağı sayılan alacaklara ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olarak belirlendiğini, davaya konu alacağa ilişkin «temerrüt tarihi» (1999 yılı) ve takip tarihi (2017 yılı) dikkate alındığında, 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediğinin açık olduğunu ileri sürerek yerel mahkemenin kararın kaldı …
Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan «hak düşürücü süre» ve «zamanaşımı» süreleri eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği, ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmı 6098 sayılı Kanun'unda öngörülen süreden uzun ise kanunun yürürlük tarihinden başlayarak 6098 sayılı Kanun'unda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olacağı, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, 6098 sayılı Kanun'unda öngörülen süreden kısa ise eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği, 6098 sayılı Kanun'unda ilk kez öngörülen ve fakat yasanın yürürlük tarihi itibariyle dolmuş olan süre 1 yıldan kısa ise hak sahiplerinin yararlanabileceği ek süre 6098 sayılı Kanun'unda ilk kez öngörülen süre kadar olacağı, somut davada, davaya konu «kefaletname» ve kat tarihi itibariyle 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu, davalı tarafından davacıya karşı 01.06.2017 tarihinde icra takibine başlandığı ve takip tarihi itibariyle yasada belirlenen 1 yıllık ek süre de dolduğundan kefalet kendiliğinden kalkmış olduğu, davacının kefaletten dolayı bir sorumluluğu bulunmadığından davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde olmadığı, davanın hak düşürücü sürenin dolmuş olması nedeniyle kabul edildiği, davaya konu takipte alacaklı davalının kötü niyetli olduğu davacı tarafça ispatlanamadığı ve «kötü niyet tazminatı» şartları oluşmadığından, davacının tazminat talebinin reddedilmesinde bir isabetsizlik yoksa da, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 7 nci maddesi uyarınca hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi halinde «maktu vekalet ücretine» hükmedileceği, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş olduğundan davacı lehine borçlu olmadığı tespit edilen miktar üzerinden «nispi vekalet ücretine» hükmedilmemesi ve karar tarihi itibariyle «temlik» alan davalının harçtan muaf olması sebebiyle karar ve ilam harcı alınmasına yer olmadığına karar verilmişse de, söz konusu harçtan davada «haksız çıkan» taraf sorumlu olduğundan, davacı tarafından peşin olarak yatırılan harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine karar verilmemesi gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün «kaldırılmasına, yeniden» esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Noterliği'nin 05.05.1999 tarih 18803 yevmiye nolu «ihtarnamesinin» keşide edildiğini, ihtarnamenin müvekkiline tebliğ edilip edilmediğinin belli olmadığını, daha sonra 01.06.2017 tarihinde İstanbul 26.İcra Dairesinin 2017/20412 E. sayılı dosyası ile takibe geçildiğini, vekaleten «hesap kat ihtarına», «temerrüt faizlerine», borca ve tüm ferilerine itirazlar ettiklerini, icra dairesi tarafından 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kaanun) 138 inci maddesi gerekçe gösterilerek, fonun alacaklı olduğu takiplerde borçlular tarafından yapılan itirazların satış dışındaki takip işlemlerini durdurmayacağından bahisle 15.08.2017 tarihinde itirazın reddine karar verildiğini, takibe dayanak belge olarak Türkiye Emlak Bankası A.Ş. hesap kat ihtarı ve hesap özetinin gösterildiğini, mevcudiyeti ileri sürülen borçla ilgili olarak davacının hiçbir bilgisinin olmadığını, «hesap kat ihtarnamesinin» davacıya tebliğ edilmediğini, takibe konu kredinin «ticari kredi» olduğunu, davacının «kefil» sıfatı taşıdığının görüldüğünü, takip ekinde «kredi sözleşmesi» bulunmadığından, sözleşmedeki imzanın davacıya ait olup olmadığı hakkındaki itiraz haklarını saklı tuttuklarını, talep edilen faiz oranı ve faiz miktarı fahiş olduğundan müvekkilinin kefil sıfatı ile borçtan sorumlu olmadığını, takip konusu borcun takipten önce «zamanaşımına» uğradığını ileri sürerek davacının alacaklıya borçlu olmadığının tespitine, takibe, borca, faize ve faiz oranına itirazlarının kabulü ile takibin iptaline, haksız ve kötü niyetli takip yapıldığından %20'den az olmamak «kaydı» ile «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:haksız çıkan taraf · hesabın kat edilmesi · akdi faiz oranı · hesap kat ihtarnamesi · hesap kat ihtarı · kat ihtarnamesi · kat ihtarı · ödeme emri
Benzer bu karardaİcra Dairesinin 2017/20412 E. sayılı dosyasına karşı açılmış olan huzurdaki maddi ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacıya 05.05.1999 tarihli «hesap kat ihtarnamesinin» tebliğ edildiğini, borcun «muaccel» hale geldiğini, «hesap kat ihtarı» ekindeki hesap özetinin de süresi içerisinde itiraza uğramadığından kesinleştiğini, «zamanaşımı» iddiasının da yasal dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilinin 06.07.2001 tarihi itibariyle «tasfiye» sürecine girdiğini, müvekkili banka alacağının Hazine alacağı sayıldığını, müvekkili banka alacağının 4389 sayılı Kanun ve bunu değiştiren 5020 sayılı Kanun çerçevesinde 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, hesap kat tarihinden itibaren 20 yıllık sürenin geçmediğini, takipte talep edilen faiz oranının da «akdi faiz oranı» ve akdi «temerrüt faiz» oranı olduğunu, buna yönelik itirazların da yersiz olduğunu beyanla davanın reddine, takip tutarı üzerinden %20 oranında tazminatın davalıdan tahsiline karar veril …
Noterliği'nin 05.05.1999 tarih 18803 yevmiye nolu «ihtarnamesinin» keşide edildiğini, ihtarnamenin müvekkiline tebliğ edilip edilmediğinin belli olmadığını, daha sonra 01.06.2017 tarihinde İstanbul 26.İcra Dairesinin 2017/20412 E. sayılı dosyası ile takibe geçildiğini, vekaleten «hesap kat ihtarına», «temerrüt faizlerine», borca ve tüm ferilerine itirazlar ettiklerini, icra dairesi tarafından 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kaanun) 138 inci maddesi gerekçe gösterilerek, fonun alacaklı olduğu takiplerde borçlular tarafından yapılan itirazların satış dışındaki takip işlemlerini durdurmayacağından bahisle 15.08.2017 tarihinde itirazın reddine karar verildiğini, takibe dayanak belge olarak Türkiye Emlak Bankası A.Ş. hesap kat ihtarı ve hesap özetinin gösterildiğini, mevcudiyeti ileri sürülen borçla ilgili olarak davacının hiçbir bilgisinin olmadığını, «hesap kat ihtarnamesinin» davacıya tebliğ edilmediğini, takibe konu kredinin «ticari kredi» olduğunu, davacının «kefil» sıfatı taşıdığının görüldüğünü, takip ekinde «kredi sözleşmesi» bulunmadığından, sözleşmedeki imzanın davacıya ait olup olmadığı hakkındaki itiraz haklarını saklı tuttuklarını, talep edilen faiz oranı ve faiz miktarı fahiş olduğundan müvekkilinin kefil sıfatı ile borçtan sorumlu olmadığını, takip konusu borcun takipten önce «zamanaşımına» uğradığını ileri sürerek davacının alacaklıya borçlu olmadığının tespitine, takibe, borca, faize ve faiz oranına itirazlarının kabulü ile takibin iptaline, haksız ve kötü niyetli takip yapıldığından %20'den az olmamak «kaydı» ile «kötü niyet tazminatına» hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı borçlunun «hesabın kat edilmesi» ile «temerrüde» düştüğünü ve anılan limitin tümünden sorumlu hale geldiğini, «temlik» eden «tasfiye» halinde Türkiye Emlak ve Katılım Bankası tarafından «kat ihtarının» ardından borçlu aleyhine İstanbul 26.İcra Müdürlüğünün 2017/20412 E. sayılı dosya ile takip başlatıldığını ve «ödeme emrinin» Tebligat Kanunu'na uygun şekilde borçluya tebliğ edildiğini, gerekçeli kararda «kefalet sözleşmesinin» «zamanaşımına» değil, «hak düşürücü süreye» tabi olduğunu ve hak düşürücü sürelerde, sürenin durması ve/veya kesilmesi söz konusu olmayacağından bahisle istinafa konu davayı kabul ederek borcun olmadığına dair karar tesis edildiğini, mahkemenin kararını dayandırmış olduğu bu hususa itiraz ettiklerini, asıl borcun zamanaşımına uğramasının kendiliğinden sonuç doğurmayacağını ve sadece borcu eksik borç haline getireceğini, taraflarca ileri sürülmedikçe hakimin bu hususu kendiliğinden göz önüne alamayacağını, davacının Varlık Yönetim Şirketi olduğunu, şirketin %100 hissesinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na ait olduğunu, temlik eden Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. için Mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na 26.12.2003 tarihli 25328 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 5020 sayılı yasanın 27 nci maddesi ile eklenen ek madde 3 ile mülga 4389 sayılı Kanunu'ndan kaynaklanan fon alacaklarına ve bu kanuna göre hazine alacağı sayılan alacaklara ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olarak belirlendiğini, davaya konu alacağa ilişkin «temerrüt tarihi» (1999 yılı) ve takip tarihi (2017 yılı) dikkate alındığında, 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediğinin açık olduğunu ileri sürerek yerel mahkemenin kararın kaldı …
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava dışı şirketin kullandığı krediye «kefil» olduğu, «hesap kat ihtarının» 04.05.1999 tarihinde tebliğe gönderildiği, icra takip tarihinin 01.06.2017 tarihinde yapıldığı, iş bu davanın ise 23.10.2017 tarihinde açıldığı, takip tarihinden önce hesap kat tarihinden itibaren 10 yıldan fazla süre geçtiği, oysa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince «kefaletin» 10 yıl ile sınırlandırıldığı ve bu sürenin bir zaman aşımı değil kefaletin düşüm süresi olduğu, 6101 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca süre …
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2022/1194 E. , 2023/4807 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43.Hukuk Dairesi
SAYISI 2021/1958 Esas, 2021/1596 Karar
HÜKÜM
Esastan Ret
MAHKEMESİ İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2016/699 E., 2018/735 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili bankanın ticari faaliyetlerini devam ettirdiği dönemde, Bankanın ...Şubesi'nden kullanılan 17.07.1996-13.09.1996-14.03.1997 Genel Kredi Sözleşmeleri nedeniyle Borçlu Baraca Collection Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti. ve müşterek borçlu ve müteselsil kefilleri Mender Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti., Hayati Yılmaz ve Hamdi Kancağının borçlandıklarını, söz konusu kredi borcunun ödenmemesi üzerine müvekkili Bankaca borçlulara Bakırköy 13. Noterliği 22.01.1998 tarihli ihtarnamesi ile hesabın kat edildiği ve ödeme yapılmaması halinde yasal takibe geçileceği hususunun bildirildiğini, ihtarnameye rağmen borcunu ödemeyen borçlular aleyhine İstanbul 14. İcra Müdürlüğü'nün 1998/10074 E.
sayılı dosyası ile takip yapıldığını, dosyaların yenilenmesi için icra dairesine talepte bulunulduğunu ancak icra müdürlüğünce dosyaların imha edildiğinin bildirildiğini, bunun üzerine de alacağın tahsili amacıyla borçlular aleyhine İstanbul 1. İcra Müdürlüğünün 2015/3452 E. sayılı dosyası ile yeniden genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak davalının söz konusu takibe, borç aslına ve ferilerine itiraz ettiğini ileri sürerek davanın kabulü ile müvekkili banka alacağının tahsili amacıyla davalı borçlunun haksız ve mesnetsiz itirazının iptali ile takibin devamına borçlunun %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 5411 Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) geçici 13 üncü maddesinde fon alacaklarında zaman aşımının 20 yıl olduğunu düzenleyen aynı kanunun 141 inci maddesine herhangi bir şekilde atıf veya gönderme olmadığından 20 yıllık zaman aşımı süresini kabul etmenin mümkün olmadığını, iddia olunan alacak için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) uygulama alanı bulması hasebiyle mezkur alacağın 10 yıllık zaman aşımına tabi olduğunu, hesap kat tarihinden itibaren 18 yıl geçtiğinden dava konusu alacağın açıkça zaman aşımına uğradığını, işletilen faizin fahiş olduğunu, ihtarnamede teminat olarak verilen çeklerin karşılıksız çıkması nedeniyle hesabın kat edildiğini belirtildiğini ancak bu çeklerin genel kredi sözleşmesine istinaden alınıp alınmadığı veya davalının kefil olduğu sözleşme dahilinde olup olmadığına ilişkin herhangi bir belge sunulmadığını, savunarak davacının davasının reddi ile haksız ve kötüniyetli olarak başlatılan icra takibinden dolayı %40 dan az olmamak koşuluyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile icra takibinin 03.02.2015 tarihinde başlatıldığı, 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce 10 yıllık sürenin geçmesi sebebiyle kefaletin 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince de ek sürenin 01.07.2013 tarihi itibariyle dolduğu, bu nedenle davanın reddine karar vermek gerektiği, her ne kadar davacı taraf davalının da bulunduğu müteselsil borçlar aleyhine 1998 yılı içinde icra takibi başlatıldığını dava dilekçesinde belirtmiş ise de, bu dosyaların imha edildiğinin belirtmiş olması nedeniyle daha önce kefil olan davalının 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde takip edildiği ve bu nedenle 10 yıllık sürenin davalı için söz konusu olmadığı düşünülse dahi bu konuda sunulan delil ve belgelerin davalı kefilin 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde takip edildiğini diğer bir ifadeyle kefaleti nedeniyle alacaklı tarafından alacağın talep edildiğini gösterir nitelikte olmadığı gerekçesiyle davacının davasının hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; temlik alınan alacağın fon alacağı olduğunu ve 20 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, temlik eden Emlak Bankası tarafından İstanbul 14. İcra Müdürlüğü'nün 1998/10074 E. sayılı dosyasıyla borçlular aleyhine icra takibi başlatılmış olup zamanaşımı kesildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Emlak Bankasının TMSF tarafından devralınmadığını, zamanaşımının 20 yıl değil 10 yıl olduğunu, dava konusu kredi alacağının tahsili için 1998 yılında başlatılan icra takibinden sonra davaya konu icra takibinin başlatıldığı 2015 yılına kadar zamanaşımını kesen yeni bir işlem yapıldığı ispat edilemediği için 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125 inci maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda kefalet sözleşmeleri 17.07.1996-13.09.1996-14.03.1997 tarihlerinde imzalanmış olup, başlangıç tarihleri itibariyle 6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu, ancak bu hak düşürücü süre ilk defa öngörüldüğünden 10 yıllık hak düşürücü süre davaya konu icra takibinin başlatıldığı 03.02.2015 tarihi itibariyle de sona erdiği, zaman aşımından farklı olarak hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmadığı, dolayısıyla hak düşürücü sürelerin durması ve kesilmesi söz konusu olmadığından, önce işlemden kaldırılan ardından imha edilen İstanbul 14. İcra Müdürlüğü'nün 1998/10074 E.
sayılı dosyasıyla başlatılan icra takibinin hak düşürücü süreye bir etkisinin olmadığı, davalı tarafın ise örnek Yargıtay kararına dayanılarak davanın hak düşürücü süreden değil, zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi talep edildiği, hak düşürücü süre hakkın özüne ilişki olup öncelikle değerlendirilmesi gerektiği, ancak Mahkemece davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizliğin görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi alacağının kefilden tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı hususu uyuşmazlık konusudur.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin ikinci fıkrası, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 125 inci maddesi
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/971324300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz