Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2023/3236 E. 2023/6196 K. ·
BozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
grup muafiyeti↗ aleyhe bozma yasağı↗ tenkis↗ müspet zarar↗ intifa hakkı↗ mahrum kalınan kâr↗ ticari avans faizi↗ muafiyet↗ 3095 sayılı kanun↗ muvazaa↗ kâr mahrumiyeti↗ bayilik sözleşmesi↗ 818 sayılı borçlar kanunu↗ ikrar↗ cy/cy şerhi↗ cezai şart↗ kefalet↗ oy yasağı↗ fesih↗ protokol↗ temerrüt faizi↗ ticari defter↗ geçersizlik↗ ıslah↗ dava sebebi↗ avans faizi↗ temerrüt↗ zamanaşımı↗ teminat↗ e-defter↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
Dava, alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri.
2. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesi.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2022/2392 E. 2023/6554 K.
Ortak:intifa hakkı · muafiyet · muvazaa · kâr mahrumiyeti · bayilik sözleşmesi · cy/cy şerhi · protokol · temerrüt faizi
Benzer bu karardaDAVA Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesine» istinaden davacının maliki olduğu taşınmaz üzerinde davalı şirket lehine 26.11.1991 tarihinde 20 yıl süreli, 11.05.1993 tarihinde 30 yıl süreli ve 13.07.2007 tarihinde 20 yıl süreli «intifa hakkı» tesis edilmiş olduğunu, davalı tarafın intifa süresinin 20 yıl olduğunu ileri sürerek hakim durum yaratmaya çalışarak hukuka ve ticari koşullara uygun yeni bayilik ve intifa sözleşmesi yapmadığını, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun (4054 sayılı Kanun) ve Rekabet Kurulu kararları gereği 18.09.2010 tarihi itibarı ile «geçersiz» hale gelen intifanın fekki için davalıya gönderilen «ihtara» rağmen intifa «şerhinin» kaldırılmadığını, davalının tek taraflı «aşırı yararlanmasını» sağlayan iş bu intifa sözleşmesi ile davacı «şirketin zarar» gördüğünü, taşınmaz üzerine tesis edilen intifa sözleşmelerinin birbirinin devamı niteliğinde olması nedeni ile intifa hakkının 18.09.2005 tarihinden önce tesis edilmiş olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, bu durumda Rekabet Kurulu kararı gereğince intifanın 18.09.2010 tarihi itibarı ile kendiliğinden sona erdiğinden fek edilmesi gerektiğini, davalının kârdan «mahrum» kalan davacıya tazminat ödemesi gerektiğini ileri sürerek mülkiyeti davacıya ait olan Kocaeli İli, Derince İlçesi, ...
… ap dilekçesinde; davacı şirketin haklı bir sebep bulunmaksızın 22.11.2010 tarihi itibarı ile sözleşmeleri tek taraflı olarak feshettiğini, fesihle birlikte davalıya «teslim» edilmesi gereken istasyonun davacı tarafça kullanılmaya devam edildiğini, taraflar arasındaki bayilik ilişkisinin 28.06.2007 tarihinde imzalanan sözleşme ile başladığını, bu tarihten önce davacı şirket ile davalı arasında hukuki bir ilişkinin söz konusu olamayacağını, taşınmaz üzerinde tesis edilen «intifa hakkının» 18.09.2005 tarihinden sonra olduğunu, Rekabet Kurulu'nun 5 yıllık sınırlandırmaya yönelik 12.03.2009 tarihli kararı gereği taşınmaz üzerindeki intifa hakkının 11.07.2012 tarihinde sona ereceğini, intifa bedeline ilişkin tapu «kaydının» açık olup, bu hususun davalının «defter» kayıtları ve davacı tarafın davalıya kesmiş olduğu faturalarla sabit olduğunu, basiretli bir «tacir» gibi davranma yükümlülüğü altında olan davacının uzun yıllar boyunca sözleşmeyi benimseyip uyguladıktan sonra «muvazaa» iddiasında bulunmasının «kötü niyet» göstergesi olduğunu, hakim durumun kötüye kullanılmasından bahsedilemeyeceğini, davacının buna dayanarak tazminat talebinde bulunamayacağını, kaldı ki zarara uğrad …
Hukuk Dairesi'nin 28.12.2017 tarih, 2011/1357 E. ve 2017/4468 K. sayılı kararında, taraflar arasındaki intifa sözleşmesinin 13.07.2007 tarihli olduğu, söz konusu «intifa hakkı» ile daha önce tesis edilen intifa hakları arasında her hangi bir ilgi kurulamadığı, davacı açısından «rekabet etmeme yükümlülüğünün» 13.07.2007 tarihinden itibaren söz konusu olduğu ve bu nedenle 2002/2 sayılı Tebliğ hükmü gereği anılan dikey ilişkiye beş yıl süreyle «muafiyet» tanınacağına karar verildiği, bu karar uyarınca intifa hakkı süresinin 13.07.2007 tarihinden itibaren beş yıl olacağı ve dava tarihi itibariyle sürenin dolmadığının anlaşıldığı, dava devam ederken, intifa hakkının «terkin» edildiği, bu nedenle davanın konusuz kaldığı, bu talep yönünden «davanın konusuz kalması» nedeni ile davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön olmadığı, davacının dilekçesinde talebinin dayanağı olan vakıaları tek tek, açık ve somut olarak göstermek ve her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini de somut olarak belirtmesi gerektiği, davada, davacının davalının hakim durumu kötüye kullanması, uzun süreli intifa hakkı tesis etmesi, bu nedenle kredi imkânlarından yararlanamaması ifadesini kullanarak davalının «defterlerinin» incelenmesi halinde «zararının ispat» edileceğini ileri sürmüş ise de, hakim durumun ne şekilde kullanıldığı, hangi kredi imkânınından yararlanılamadığını somut olarak belirtilmediği, diğer yandan, intifa hakkı ise Rekabet Kurulu'nun 2002/2 sayılı tebliğ ile beş yıl olarak sınırlandığı gibi, bu hususa ilişkin yargı kararı da bulunduğu, davacının ise sözleşmeyi 3 yıl kadar devam ettirdiği, «son» iki yıl için «sözleşmenin feshini» «ihbar» ettiği, tüm bu hale göre, davacının somut olarak hangi eylemden ne tür bir zararı olduğunu ispat edemediği, davacının dilekçeler aşamasında somut olarak hangi eylemden ne tür bir zararı olduğuna yönelik somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getirmediği, 10.12.2018 tarihli «bilirkişi raporuna itiraz» dilekçesinde zarara yönelik açıklamalar yaptığı görülmüş ise de, usul kanunlarının derhal uygulanacak olması, itiraz dilekçesi tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 141 inci maddesine göre dilekçeler aşamasından sonra iddia ve savunmanın ancak «ıslah» veya karşı tarafın açık «rızası» ile mümkün olduğu, davacının maddi ve manevi tazminat davasını ıslah etmediği ve karşı tarafın açık rızasının bulunmadığı görülmekle davacının itiraz dilekçesindek …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:aşırı yararlanma · rekabet etmeme yükümlülüğü · zararın ispatı · ticari temerrüt faizi · davanın konusuz kalması · bekletici mesele · bilirkişi raporuna itiraz · sözleşmenin feshi
Benzer bu karardaHukuk Dairesi'nin 28.12.2017 tarih, 2011/1357 E. ve 2017/4468 K. sayılı kararında, taraflar arasındaki intifa sözleşmesinin 13.07.2007 tarihli olduğu, söz konusu «intifa hakkı» ile daha önce tesis edilen intifa hakları arasında her hangi bir ilgi kurulamadığı, davacı açısından «rekabet etmeme yükümlülüğünün» 13.07.2007 tarihinden itibaren söz konusu olduğu ve bu nedenle 2002/2 sayılı Tebliğ hükmü gereği anılan dikey ilişkiye beş yıl süreyle «muafiyet» tanınacağına karar verildiği, bu karar uyarınca intifa hakkı süresinin 13.07.2007 tarihinden itibaren beş yıl olacağı ve dava tarihi itibariyle sürenin dolmadığının anlaşıldığı, dava devam ederken, intifa hakkının «terkin» edildiği, bu nedenle davanın konusuz kaldığı, bu talep yönünden «davanın konusuz kalması» nedeni ile davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön olmadığı, davacının dilekçesinde talebinin dayanağı olan vakıaları tek tek, açık ve somut olarak göstermek ve her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini de somut olarak belirtmesi gerektiği, davada, davacının davalının hakim durumu kötüye kullanması, uzun süreli intifa hakkı tesis etmesi, bu nedenle kredi imkânlarından yararlanamaması ifadesini kullanarak davalının «defterlerinin» incelenmesi halinde «zararının ispat» edileceğini ileri sürmüş ise de, hakim durumun ne şekilde kullanıldığı, hangi kredi imkânınından yararlanılamadığını somut olarak belirtilmediği, diğer yandan, intifa hakkı ise Rekabet Kurulu'nun 2002/2 sayılı tebliğ ile beş yıl olarak sınırlandığı gibi, bu hususa ilişkin yargı kararı da bulunduğu, davacının ise sözleşmeyi 3 yıl kadar devam ettirdiği, «son» iki yıl için «sözleşmenin feshini» «ihbar» ettiği, tüm bu hale göre, davacının somut olarak hangi eylemden ne tür bir zararı olduğunu ispat edemediği, davacının dilekçeler aşamasında somut olarak hangi eylemden ne tür bir zararı olduğuna yönelik somutlaştırma yükümlülüğünü yerine getirmediği, 10.12.2018 tarihli «bilirkişi raporuna itiraz» dilekçesinde zarara yönelik açıklamalar yaptığı görülmüş ise de, usul kanunlarının derhal uygulanacak olması, itiraz dilekçesi tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 141 inci maddesine göre dilekçeler aşamasından sonra iddia ve savunmanın ancak «ıslah» veya karşı tarafın açık «rızası» ile mümkün olduğu, davacının maddi ve manevi tazminat davasını ıslah etmediği ve karşı tarafın açık rızasının bulunmadığı görülmekle davacının itiraz dilekçesindek …
Taraflar arasındaki asıl intifa «şerhinin» tapudan «terkini», maddi ve manevi tazminat ve birleşen elatmanın önlenmesi davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl dava yönünden intifanın tapudan fekkine ilişkin «davanın konusuz kalması» nedeniyle karar «verilmesine yer olmadığını», maddi ve manevi tazminat talebinin reddine, birleşen dava yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
DAVA Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesine» istinaden davacının maliki olduğu taşınmaz üzerinde davalı şirket lehine 26.11.1991 tarihinde 20 yıl süreli, 11.05.1993 tarihinde 30 yıl süreli ve 13.07.2007 tarihinde 20 yıl süreli «intifa hakkı» tesis edilmiş olduğunu, davalı tarafın intifa süresinin 20 yıl olduğunu ileri sürerek hakim durum yaratmaya çalışarak hukuka ve ticari koşullara uygun yeni bayilik ve intifa sözleşmesi yapmadığını, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun (4054 sayılı Kanun) ve Rekabet Kurulu kararları gereği 18.09.2010 tarihi itibarı ile «geçersiz» hale gelen intifanın fekki için davalıya gönderilen «ihtara» rağmen intifa «şerhinin» kaldırılmadığını, davalının tek taraflı «aşırı yararlanmasını» sağlayan iş bu intifa sözleşmesi ile davacı «şirketin zarar» gördüğünü, taşınmaz üzerine tesis edilen intifa sözleşmelerinin birbirinin devamı niteliğinde olması nedeni ile intifa hakkının 18.09.2005 tarihinden önce tesis edilmiş olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, bu durumda Rekabet Kurulu kararı gereğince intifanın 18.09.2010 tarihi itibarı ile kendiliğinden sona erdiğinden fek edilmesi gerektiğini, davalının kârdan «mahrum» kalan davacıya tazminat ödemesi gerektiğini ileri sürerek mülkiyeti davacıya ait olan Kocaeli İli, Derince İlçesi, ...
… 77 Ada, 46 Parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 13.07.2007 tarih ve 3202 yevmiye sayılı 20 yıl süreli intifanın tapudan fekkine, fazlaya ait hakları saklı kalmak «kaydı» ile davalının haksız ve hukuksuz tutumuyla verdiği zarara karşılık 10.000,00 TL manevi, 10.000,00 TL maddi olmak üzere 20.000,00 TL «tazminatın dava» tarihinden itibaren işleyecek «ticari temerrüt faizi» ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2020/151 E. 2021/6770 K.
Ortak:intifa hakkı · bayilik sözleşmesi · fesih · protokol
Benzer bu karardaŞti.) arasında 17.10.2007 tarihinde 5 yıl süreli «bayilik sözleşmesi» ve aynı tarihli «protokol» yapılmış olup, anılan protokolün 2. maddesinde davacı lehine dava dışı ...’in taşınmazı üzerinde 18 yıl süreli «bedelsiz» «intifa hakkı» tanınmış, 18 yıl için davalı şirkete ödenecek yatırım bedeli ve koşulları kararlaştırılmış ve 29.11.2007 tarihinde intifa hakkı tesis edilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince, sözleşme ve «protokol» incelendiğinde protokolün 2. maddesinde 18 yıl süre ile «intifa hakkı» tanındığı, ancak sözleşmede açıkça intifa bedelinin yer almadığı, 29.11.2007 tarihli intifa senet örneğinde intifanın «bedelsiz» tescil edilmiş olduğu, protokolün 2-b maddesinde; davaya konu 665.000 ABD dolarının "işletme «yatırım katılım bedeli»" olarak ödenmesinin kararlaştırıldığı, davacı vekili tarafından sunulan faturalarda da; "18 yıl süreli yatırım katılım bedeli" açıklaması mevcut olup intifa bedeli ödemesine ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı, davacı vekili, dava dilekçesi ekinde intifanın (bedelli) «terkini» hususunda vekaletname örneğini sunmuş ise de dava tarihi itibarı ile tapuda terkin işleminin resmen yapılmadığı, protokolün 2.maddesine göre; intifanın 18 yıl süre …
Şti. tarafından davacıya gönderilen 19.02.2013 tebliğ tarihli «fesih» «ihtarnamesi» ile de taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesi» «son» bulmuştur.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:yatırım katılım bedeli · temlik sözleşmesi · bedel iadesi · sözleşmeden doğan dava · sözleşmenin feshi · bedelsizlik · müteselsil kefil · muvafakat
Benzer bu karardaŞti.’nin müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatıyla «garantör» olduğuna ilişkin ve aynı tarihli «bayilik sözleşmesinin feshi» sözleşmesinde davacının 17.10.2007 tarihli bayilik «sözleşmesinden doğan» her türlü hakkının saklı olduğuna dair hükümler birlikte değerlendirildiğinde; davalı ...
Bölge Adliye Mahkemesince, sözleşme ve «protokol» incelendiğinde protokolün 2. maddesinde 18 yıl süre ile «intifa hakkı» tanındığı, ancak sözleşmede açıkça intifa bedelinin yer almadığı, 29.11.2007 tarihli intifa senet örneğinde intifanın «bedelsiz» tescil edilmiş olduğu, protokolün 2-b maddesinde; davaya konu 665.000 ABD dolarının "işletme «yatırım katılım bedeli»" olarak ödenmesinin kararlaştırıldığı, davacı vekili tarafından sunulan faturalarda da; "18 yıl süreli yatırım katılım bedeli" açıklaması mevcut olup intifa bedeli ödemesine ilişkin herhangi bir açıklamanın bulunmadığı, davacı vekili, dava dilekçesi ekinde intifanın (bedelli) «terkini» hususunda vekaletname örneğini sunmuş ise de dava tarihi itibarı ile tapuda terkin işleminin resmen yapılmadığı, protokolün 2.maddesine göre; intifanın 18 yıl süre …
Şti. arasında «temlik sözleşmesi» yapılmış, bu sözleşme gereğince davacının «muvafakati» ile, davacı ile davalı ... ...
Şti. ise bu «sözleşmelerden doğan» yükümlülükler devam ettiği sürece temellük eden davacıya müşterek borçlu ve «müteselsil kefil» sıfatıyla «garantör» olmayı kabul etmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023/3246 E. 2024/4362 K.
Ortak:tenkis · intifa hakkı · kâr mahrumiyeti · bayilik sözleşmesi · cy/cy şerhi · cezai şart · fesih · temerrüt faizi · zamanaşımı var · Alacak
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» 16.08.2009 tarihi itibariyle süre bitmesiyle sona erdiğinden davalının bu tarihten sonra keşide ettiği «fesih» «ihtarnamesinin» sonuç doğurmayacağı, bu durumun işleticilik anlaşmasının 18. maddesine aykırılık oluşturmadığı ve «sözleşmenin ihlali» olarak değerlendirilemeyeceği, sonucuna varıldığı, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesinde sözleşmenin 5 yıllık sürenin bitiminde sona ermesi halinde ve yeni bir sözleşme bağıtlanmadığı takdirde işleticinin satış yerini derhal «terk» ve BP'ye «teslim» edeceği kararlaştırıldığı, dosya içeriği deliller ile bu durumun gerçekleşmediği, 5 yıllık sürenin sonunda davalı işleticinin, işletmeyi terk etmediği belirlenmiş bulunduğundan sözleşmenin 12. maddesine dayalı «ceza koşulu» isteminin yerinde olduğu sonucuna varıldığı, davalı-birleşen davacının «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yaptırılan «bilirkişi inceleme» sonucu; 199.000,00 USD'lik «cezai şartın» davalı birleşen davacı şirketin ekonomik yönden mahvına sebep olacağı kanaatine varılmakla, cezai şarttan «hakkaniyet indirimi» yapılarak davacı yararına 50.000,00 USD cezai şarta hükmedilmesi gerektiği, birleşen davada, «intifa hakkı» sona ermesine rağmen birleşen davalının intifa «şerhinin» terkini ile ilgili işlem yapmadığı ve intifa hakkını kaldırmadığından birleşen davacının maddi ve manevi zararına yol açtığı iddiası ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu ancak dava konusu taşınmazın intifa hakkının devamı nedeniyle birleşen davacının maddi zararının varlığı, miktarı ve birleşen davalı eylemi ile «illiyet bağı» kanıtlanamadığından «maddi tazminat» isteminin, davacı şirketin «kişilik haklarının» zedeleyici nitelikte bir eylemi kanıtlamadığından manevi tazminat istemi reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne davacının kar yoksunluğu ve sözleşmenin 18. maddesine dayalı ceza koşuluna ilişkin tazminat isteminin reddine, sözleşmenin 12/2 maddesine dayalı istem yönünden davanın kısmen kabülü ile 50.000,00 USD'nin 10.10.2009 «temerrüd» tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüf Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin (a) bendi gereğince yürütülecek faiziyle bir …
2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket tarafından dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan 15 yıl süreli «intifa hakkı» «şerhinin» kaldırılmadığını ve müvekkilinin mağduriyetine neden olduğunu, bu nedenle intifa hakkının kaldırılması istemiyle dava açıldığını, ardından da bu dava devam ederken Rekabet Kurulu kararına dayanılarak da dava açıldığını, açılan davanın kabul edilerek usulünce kesinleştiğini ancak buna rağmen davalının intifa hakkını kaldırmadığını, ilk açılan dosyadaki taleplerinin sadece ilk davanın açıldığı tarihe kadar olan zarar ziyanı kapsadığını, o tarihten intifanın kaldırıldığı tarihe kadar olan kısım için işbu davayı açmak zorunda kaldıklarını savunarak davaların aralarındaki hukuki irtibat gereği birleştirilmesine ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.000,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın 28.08.2009 tarihinden itibaren işleyen «ticari temerrüt faizi» ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İstinaf Sebepleri 1.Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinaf mahkemesince «cezai şart» olarak nitelendirilen 199.000,00 USD alacağın «tenkisinde» dava tarihin dikkate alınması gerektiği kabul edilmişken yerel mahkemenin fiili ödeme tarihindeki kura göre yapılan hesaplamayı hükme esas almasının yerinde olmadığını, müvekkilinin alacağının ödenmemesinin davalının kendi kusurundan kaynaklanmakta olup kendi kusurlu davranışı ile dava tarihinden sonra maddi durumunun bozulması, ekonomik olarak zor durumda olmasının sonuçlarına müvekkilinin katlanmasının beklenemeyeceğini, davalının ödüllendirilir gibi cezai şarttan tenkis yapılmasının yerinde olmadığını, dava tarihi olan 2011 yılına göre cezai şartın davalının ekonomik mahvına yol açmayacağını, sözleşmenin 18. maddesine dayalı cezai şart talebinin reddinin yerinde olmadığını, davalının sözleşmeye aykırı olarak satış yerini «terk» etmediğini ve müvekkiline «teslim» etmediğini, taleplerinin kabulü gerektiğini, «kar kaybı» talebinin reddinin yerinde olmadığını, mahkemenin kararının aksine «bayilik sözleşmesinin» asgari 5 yıl süre ile kurulması zorunluluğu olmadığını, sektörde 6 ay için bile bayilik sözleşmesi yapılabildiğini, davalının haksız kullandığı akaryakıt istasyonu …
Sonuç: İncelediğiniz kararda Bozma ↔ benzerinde Kısmen bozma🔶 iki emsal
Farklı:ceza koşulu · hakkaniyet indirimi · eksik harcın tamamlattırılması · ecrimisil · kar mahrumiyeti · ticari temerrüt faizi · tashih · kar kaybı
Benzer bu karardaİLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki «bayilik sözleşmesinin» 16.08.2009 tarihi itibariyle süre bitmesiyle sona erdiğinden davalının bu tarihten sonra keşide ettiği «fesih» «ihtarnamesinin» sonuç doğurmayacağı, bu durumun işleticilik anlaşmasının 18. maddesine aykırılık oluşturmadığı ve «sözleşmenin ihlali» olarak değerlendirilemeyeceği, sonucuna varıldığı, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesinde sözleşmenin 5 yıllık sürenin bitiminde sona ermesi halinde ve yeni bir sözleşme bağıtlanmadığı takdirde işleticinin satış yerini derhal «terk» ve BP'ye «teslim» edeceği kararlaştırıldığı, dosya içeriği deliller ile bu durumun gerçekleşmediği, 5 yıllık sürenin sonunda davalı işleticinin, işletmeyi terk etmediği belirlenmiş bulunduğundan sözleşmenin 12. maddesine dayalı «ceza koşulu» isteminin yerinde olduğu sonucuna varıldığı, davalı-birleşen davacının «ticari defter» ve kayıtları üzerinde yaptırılan «bilirkişi inceleme» sonucu; 199.000,00 USD'lik «cezai şartın» davalı birleşen davacı şirketin ekonomik yönden mahvına sebep olacağı kanaatine varılmakla, cezai şarttan «hakkaniyet indirimi» yapılarak davacı yararına 50.000,00 USD cezai şarta hükmedilmesi gerektiği, birleşen davada, «intifa hakkı» sona ermesine rağmen birleşen davalının intifa «şerhinin» terkini ile ilgili işlem yapmadığı ve intifa hakkını kaldırmadığından birleşen davacının maddi ve manevi zararına yol açtığı iddiası ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu ancak dava konusu taşınmazın intifa hakkının devamı nedeniyle birleşen davacının maddi zararının varlığı, miktarı ve birleşen davalı eylemi ile «illiyet bağı» kanıtlanamadığından «maddi tazminat» isteminin, davacı şirketin «kişilik haklarının» zedeleyici nitelikte bir eylemi kanıtlamadığından manevi tazminat istemi reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne davacının kar yoksunluğu ve sözleşmenin 18. maddesine dayalı ceza koşuluna ilişkin tazminat isteminin reddine, sözleşmenin 12/2 maddesine dayalı istem yönünden davanın kısmen kabülü ile 50.000,00 USD'nin 10.10.2009 «temerrüd» tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüf Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin (a) bendi gereğince yürütülecek faiziyle bir …
Temyiz Sebepleri 1.Asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle: işleticilik anlaşmasınn 18 inci maddesine dayalı «cezai şart» talebinin reddine karar verilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı satış yerini «terk» ve «teslim» etme hükümlerini ihlal ettiğinden cezai şarttan sorumlu olacağını, davalının sözleşmenin sona erdiğinden bahisle cezai şart ödemekten kurtulamayacağını, sürenin dolması nedeni ile sona eren sözleşme nedeni ile «kar kaybı» ve «ecrimisilin» birlikte istenemeyeceği gerekçesiyle kar kaybı talebinin reddine karar verilmesinde hukuka uyarlılık bulunmadığını,199.000,00 USD alacağın davalının ekonomik mahvına yol açmadığı gözetilerek bu bedelin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, ecrimisil talebinin sözleşmeden değil intifa hakkından kaynaklanmakta olup 10 yıllık «zamanaşımına» tabi olduğunu belirterek asıl davada reddedilen kısma ilişkin verilen kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl davada «bayilik sözleşmesinin ihlali» iddiasına dayalı olarak sözleşmenin 18. maddesine dayalı «cezai şart» bedeli, sözleşmenin 12. maddesine dayalı cezai şart bedeli ile «kar mahrumiyeti» bedeli ve «ecrimisilin» tahsili, birleşen dava ise intifanın süresinde «terkin» edilmediği iddiasına dayalı olarak uğranıldığı iddia olunan zarar yönünden maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
DAVA Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmaz üzerine 06.10.1996 tarihinde 15 yıl süreli olarak müvekkili lehine «intifa hakkı» tesis edildiğini, taşınmazın davalı şirket tarafından 10.02.2004 tarihinde intifa ile yükümlü olarak satın alındığını, 16.08.2004 tarihli işleticilik sözleşmesi uyarınca 5 yıl süre ile akaryakıt istasyonu işleticiliğinin davalıya bırakıldığını, anlaşma süresi sonunda davalının 16.08.2009 tarihinde taşınmazı müvekkiline «teslim» etmediği için «ihtarname» keşide edildiğini, davalının 18.08.2009 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, haksız işgalini sürdürdüğünü ve dava dışı şirketin bayisi olarak faaliyetini sürdürdüğünü, Rekabet Kurumu'nun ilgili tebliğleri gereğince 5 yılı aşan «bayilik sözleşmeleri» ve buna bağlı intifa sözleşmelerinin 8.09.2010 tarihine kadar geçerli sayılacağını, 16.08.2009-18.09.2010 tarihleri arasında davalının taşınmazı haksız olarak işgal ettiğini ve müvekkilinin bundan dolayı maddi zarara uğradığını ileri sürerek işleticilik sözleşmesinin 18. maddesi uyarınca 100.000,00 USD «ceza koşulu» alacağından şimdilik 5.000,00 USD'sinin, işleticilik sözleşmesinin 12. maddesi uyarınca taşınmazın teslim edilmemesi nedeniyle 390 gün için hesaplanan 199.000,00 USD'den şimdilik 5.000,00 USD'lik kısmının ve haksız işgal nedeniyle şimdilik 5.000,00 TL tazminatın «temerrüt» tarihinden itibaren yürütülecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2023/3236 E. , 2023/6196 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ Ticaret Mahkemesi
HÜKÜM
Kısmen kabul
KARAR DÜZELTME İSTEYEN Davalı vekili
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
Davalı vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; taraflar arasında 25.10.2007 başlangıç tarihli bayilik sözleşmesi imzalandığını, davalı tarafın sözleşmeyi hiçbir haklı gerekçe göstermeden ve süresi bitmeden sona erdirerek akdin ifasını imkansız hale getirdiğini, müvekkili şirketin bu sözleşmenin uygulanması halinde elde edeceği gelirleri ve doğacak kârları elde edemediğini, Rekabet Kurumu tarafından dava konusu Bayilik Sözleşmesinin 25.10.2012 tarihine kadar grup muafiyetinden yararlandığını, bu tarihe kadar geçerli olduğunun açıkça ve yazılı olarak belirtildiğini, davaya konu bayilik sözleşmesi ve intifa hakkının 25.10.2007 tarihinden itibaren 5 yıllık süre için grup muafiyeti kapsamına girdiğini, bu nedenle de bayilik sözleşmesinin 25.10.2012 tarihine kadar geçerli olduğunu ileri sürerek Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak 50.000,00 Amerikan Doları karşılığı Türk Lirası cezai şartın ve dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, 20.000,00 TL mahrum kalınan kârın bayilik sözleşmesi'nin fesih tarihi olan 18.09.2010 tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili, ıslah dilekçesi ile kâr mahrumiyeti talebini 1.008.651,75 TL'ye çıkarmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili; müvekkilinin akaryakıt istasyonuna bayilik alabilmek için taşınmaz üzerine davalı şirket lehine bayilik sözleşmesinin teminatı olarak 25.10.2007 tarihinde 15 yıl müddetle yeniden intifa sözleşmesi ve şerhi tesis edildiğini, bayilik ve bayiliğe bağlı intifanın geçersiz olduğunu, buna göre intifanın da tapudan fekki gerekeceğini, müvekkilinin davacının haksız ve hukuksuz tutum ve davranışları sebebi ile akaryakıt ve LPG istasyon işletmeciliği yapamayacak duruma düştüğünü savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile cezai şartın davalının iktisaden mahvına yol açıp açmadığının tespiti açısından davalının ticari defterleri üzerinde talimat yolu ile inceleme yapılmasına karar verildiği, inceleme gün ve saatinde ticari defterler hazır edilmediği için inceleme yapılamadığı, bozmadan önce aldırılan bilirkişi raporunda da takdir edilecek cezai şartın davalının iktisaden mahvına sebep olacağı belirlenmediğinden cezai şart alacağı yönünden tenkis yapılmasına gerek bulunmadığı, taraflar arasında düzenlenen bayilik sözleşmesi ve eki protokolde sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi halinde kâr mahrumiyeti istenebileceğine dair bir hüküm bulunmadığı, kâr mahrumiyeti müspet zarar kapsamında olmakla sözleşmede aksine hüküm bulunmaması halinde aktin feshinden sonra talep edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kâr mahrumiyeti talebinin reddine, 50.000,00 USD cezai şart tazminatının dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un (3095 sayılı Kanun) 4/a maddesi uyarınca işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Yargıtay Kararı
Dairenin 14.12.2022 tarih, 2021/8080 E. ve 2022/9020 K. sayılı kararıyla, Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
V. KARAR DÜZELTME
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran
Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
B. Karar Düzeltme Sebepleri
Davalı vekili; alacak talebinin zamanaşımına uğradığını, davacının intifa hakkının sona erdiğini ikrarına rağmen geçersiz intifa şerhini tapudan fekketmediğini, davacının hukuksuz davranışları sebebiyle akaryakıt ve LPG istasyon işletmeciliğini yapamayacak duruma düştüğünden taşınmazı dava dışı firmaya 8 yıl süre ile kiraladığını, davacının haksız talepleri ile kiracı ile bayilik sözleşmesi yapılamadığını, kiracının da gerekli prosedürü tamamlayarak başka şirketin bayiliğini yapmaya başladığını, Rekabet Kurumu'nun tebliğlerine göre bayilik sözleşmeleri ile bunlara bağlı teminat nitelikle intifa sözleşmelerinin 5 yıldan fazla süreli yapılamayacağını, 15 yıl süreli olarak yapılan davaya konu intifa sözleşmesinin kuruluşundan itibaren geçersiz olduğunu, adi intifa sözleşmesi göründüğü halde sözleşmenin kefalet/teminat amacıyla akdedildiğini, muvazaa içerdiğinden bu yönüyle de geçerlilik taşımadığını, tapudan fekkinin gerektiğini, bayilik lisansı olmayan davacının istasyon bayiliği yapamayacağını, sözde intifa hakkını kullanamayacağını, fiili ve hukuki imkansızlık sebebiyle de sözleşmenin geçersiz olduğunu, asıl borç olan bayilik sözleşmesi sona erdiğinden teminat niteliğindeki intifa sözleşmesinin de sona ereceğini, davacının yükümlülüklerini yerine getirmediğini, hakim durumunu kötüye kullandığını, intifanın fekki davalarının beklenmesi gerektiğini, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun (213 sayılı Kanun) 253 üncü maddesine göre ticari defterlerin 5 yıl süre ile saklama yükümünün bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 82 nci maddesinde ise saklama yükümünün 10 yıl olduğunun ifade edildiğini, Mahkeme tarafından 2021 yılında defterlerin celbinin istendiğini, 2010 yılı defterlerin saklama yükümünün sona erdiğini, bu hususun nazara alınması gerektiğini, önceki kararda cezai şart tenkis edildiği, bozma ilamının da müvekkili lehine olduğu halde aleyhe bozma yasağına aykırı karar verildiğini ileri sürerek kararın düzeltilmesini ve Mahkeme kararının kabul yönelik kısmının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri.
2. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 158 inci maddesi.
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin karar düzeltme isteminin 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesi gereğince REDDİNE,
Aşağıda yazılı bakiye 187,55 TL karar düzeltme ret harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca takdiren 1.581,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine,
26.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/964477300 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz