Alacak
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi · 2021/6360 E. 2023/919 K. ·
Kısmen onandı, kısmen bozulduKesinlik belirsiz
★ Emsal
Usul tespitleri
- Dava şartı
- dava şartı
Kavramlar: tıkla → metinde renkle işaretle · ↗ kavram sayfası
ceza koşulu↗ yetkisiz temsil↗ temsil yetkisi↗ belirsiz alacak davası↗ faiz başlangıç tarihi↗ gerçek zarar↗ temerrüt tarihi↗ satış sözleşmesi↗ cezai şart↗ alacak davası↗ hukuki yarar↗ esastan ret↗ ıslah↗ taahhütname↗ çek↗ yetkisizlik kararı↗ maddi tazminat↗ yasal faiz↗ yükleten (shipper)↗ avans faizi↗ temerrüt↗ temsil↗ teslim↗ istinaf yoluna başvurulabilirlik↗
Gerekçe
Bu karar için yapılandırılmış özet üretilmedi; kararın gerekçe bölümü aşağıda (anonimleştirilmiş resmî metin).
İLK DERECE MAHKEMESİ: Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/107 E., 2018/614 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket ile yaptıkları sözleşme gereği Eylül ve Mart aylarında iki eşit taksitle 600.000 kg salça satılması konusunda anlaştıklarını, davalı firmaya salçaların bedeli olarak toplam 1.397.672,00 TL'lik 16 adet çek verdiklerini, sözleşmenin davacı şirket adına Yeniay Yurduseven
tarafından imzalandığını, davalı firmanın verilen çeklerden dört adedini tahsil ettiğini, ancak göndermesi gereken salçalara ilişkin toplam 90.639 kg teslimat yaptıklarını, oysa Eylül 2014 tarihinde toplam 300.000 kg teslimat yapılması gerektiğini, teslimatın eksik yapılması nedeniyle davalıdan 200.000,00 TL cezai şart alacaklarının doğduğunu, ayrıca teslimatın yapılmaması nedeniyle başka firmalardan yüksek fiyattan ürün aldığını, bu nedenle de zararının bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 107 inci maddesi gereğince 19.000,00 TL zararlarına, 1.000,00 TL de cezai şart talebine ilişkin olmak üzere 20.000,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı şirketten tahsilini talep etmiştir.
2. Davacı vekili, 22.03.2018 tarihli dilekçesiyle; 6100 sayılı Kanun'un 180 inci maddesine göre davasını tamamen ıslah ederek cezai şart miktarı olan 200.000,00 TL'nin ve 19.000,00 TL maddi zararın temerrüt tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; alacak miktarının belirlenebilir olması halinde belirsiz alacak davası açılamayacağını bu nedenle davacının alacak miktarını davasında belirttiğini, buna göre 200.000,00 TL cezai şart ve 600.000,00 TL diğer zararlar olmak üzere 800.000,00 TL istediğini, bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, bu nedenle reddi gerektiğini, taraflar arasında geçerli bir sözleşme olmadığını, şirketi temsil yetkisi olmayan kişi ile yapılan sözleşmenin kendilerini bağlamayacağını, müvekkili şirketin davacı şirkete hiç borçlarının bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı, taraflar arasında geçerli bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığını savunmuşsa da; yetkisiz temsilci tarafından imzalanan sözleşme gereği bilirkişi raporuyla tespit edildiği üzere davacının edimlerini yerine getirdiği, davalının da bu edimleri kabul ettiği, bir kısım çekleri tahsil ettiği, kendisi de bir kısım salça teslimi yaparak sözleşme gereği ifada bulunduğu, bu halde davalının yetkisiz temsilcinin imzaladığı sözleşme gereği yapılan işlemi benimsediği, davacının dayandığı sözleşme ile bağlı olduğu, taraflar arasındaki satış sözleşmesinin taraflarca feshedilmediği, ayakta olduğu, taraflar arasındaki sözleşmedeki cezai şart maddesinin bir ceza koşulu mu yoksa peşin olarak kararlaştırılmış bir tazminat mı olduğunun değerlendirilmesi gerektiği, borçlunun sözleşmeye aykırı davranışı halinde ödenmesi peşin olarak kararlaştırılmış bir tazminat niteliği taşıyor ise bu durumda alacaklının bu tazminatı tahsil etmekle yetineceği, taraflar arasındaki sözleşmenin cezai şarta ilişkin maddesi incelendiğinde cezai şart mı yoksa peşin tazminat mı olduğunun açık olmadığı, şüphe halinde bunun bir cezai şart değil, peşin tazminat sayılması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 200.000,00 TL cezai şartın temerrüt tarihi olan 16.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının sözleşme ile taahhüt ettiği malları müvekkiline teslim etmemesi sebebiyle, başka firmalardan davalı ile yaptığı sözleşmede belirlenen rakamdan daha pahalı fiyatlarla alım yapmak zorunda kaldığını, buna göre 19.000,00 TL maddi zararın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle tahsili gerektiğini belirterek reddedilen kısım yönünden kararın kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası olarak açılması nedeniyle hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, sözleşmenin temsile yetkili kişi tarafından imzalanmadığını, davalı şirkete gönderilen çeklerin de davacı şirketi temsile yetkili kişi tarafından düzenlenmediği, bu hususun da mahkemece dikkate alınmadığını, davacının verdiği çeklerin ödenmemesi halinde sıkıntı oluşacağını, davacı şirket adına da sözleşmeyi yetkili kişinin yapmadığını, davacının gerçekte zararının bulunmadığını, faizin yasal faiz ve başlangıç tarihinin de ıslah tarihi olan 22.03.2018 tarihi olması gerektiği belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrarlayarak kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrarlayarak kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında geçerli şekilde kurulmuş bir sözleşmenin bulunup bulunmadığı, sözleşmede kararlaştırılan tazminatın talep edilip edilemeyeceği, ceza tazminatı dışında zarar talebinin haklı olup olmadığı hususlarına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 370 inci maddesinin ikinci fıkrası.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Benzer Kararlar
Aynı mesele otomatik eşleştirildi; ortak/fark incelediğiniz karara göre. Alıntılar yalnız gerekçe bölümünden. Hukuki görüş değildir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2021/2447 E. 2022/4685 K.
Ortak:belirsiz alacak davası · alacak davası · hukuki yarar · dava şartı
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; alacak miktarının belirlenebilir olması halinde «belirsiz alacak davası» açılamayacağını bu nedenle davacının alacak miktarını davasında belirttiğini, buna göre 200.000,00 TL «cezai şart» ve 600.000,00 TL diğer zararlar olmak üzere 800.000,00 TL istediğini, bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında «hukuki yarar» bulunmadığını, bu nedenle reddi gerektiğini, taraflar arasında geçerli bir sözleşme olmadığını, şirketi «temsil yetkisi» olmayan kişi ile yapılan sözleşmenin kendilerini bağlamayacağını, müvekkili şirketin davacı şirkete hiç borçlarının bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemi …
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın «belirsiz alacak davası» olarak açılması nedeniyle «hukuki yarar» yokluğundan reddi gerektiğini, sözleşmenin «temsile» yetkili kişi tarafından imzalanmadığını, davalı şirkete gönderilen çeklerin de davacı şirketi temsile yetkili kişi tarafından düzenlenmediği, bu hususun da mahkemece dikkate alınmadığını, davacının verdiği çeklerin ödenmemesi halinde sıkıntı oluşacağını, davacı şirket adına da sözleşmeyi yetkili kişinin yapmadığını, davacının «gerçekte zararının» bulunmadığını, faizin «yasal faiz» ve başlangıç tarihinin de «ıslah» tarihi olan 22.03.2018 tarihi olması gerektiği belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Benzer bu kararda… mece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafın, dava dilekçesinde, davalı bankadan kullandığı kredilere istinaden kendisinden haksız olarak «masraflar» alındığını, bu masrafların iadesine karar verilmesini talep ettiği, davalı bankanın almış olduğu masrafların hesap özetleri ile belirlenebilir nitelikte olduğu, bu durumda uyuşmazlığın belirlenebilir nitelikte bulunduğu, davanın «belirsiz alacak davası» niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davanın «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Mahkemece davanın «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Sonuç: 🔶 iki emsal
Farklı:ticari kredi sözleşmesi · nispi vekalet ücreti · ticari kredi · maktu vekalet ücreti · kredi sözleşmesi · dosya masrafı · vekalet ücreti
Benzer bu karardaDava, taraflar arasındaki «ticari kredi sözleşmelerine» istinaden alınan «masrafların» iadesi istemine ilişkindir.
Ancak, davalı yararına «maktu vekalet ücretine» hükmedilmesi gerekirken, «nispi vekalet ücretine» hükmedilmesi doğru olmayıp, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekir ise de, anılan yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
… mece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafın, dava dilekçesinde, davalı bankadan kullandığı kredilere istinaden kendisinden haksız olarak «masraflar» alındığını, bu masrafların iadesine karar verilmesini talep ettiği, davalı bankanın almış olduğu masrafların hesap özetleri ile belirlenebilir nitelikte olduğu, bu durumda uyuşmazlığın belirlenebilir nitelikte bulunduğu, davanın «belirsiz alacak davası» niteliğinde olmadığı gerekçesiyle davanın «hukuki yarar» yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
-
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2016/8926 E. 2018/3127 K.
Ortak:belirsiz alacak davası · alacak davası · hukuki yarar · dava şartı
İncelediğiniz karardaCEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; alacak miktarının belirlenebilir olması halinde «belirsiz alacak davası» açılamayacağını bu nedenle davacının alacak miktarını davasında belirttiğini, buna göre 200.000,00 TL «cezai şart» ve 600.000,00 TL diğer zararlar olmak üzere 800.000,00 TL istediğini, bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında «hukuki yarar» bulunmadığını, bu nedenle reddi gerektiğini, taraflar arasında geçerli bir sözleşme olmadığını, şirketi «temsil yetkisi» olmayan kişi ile yapılan sözleşmenin kendilerini bağlamayacağını, müvekkili şirketin davacı şirkete hiç borçlarının bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemi …
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın «belirsiz alacak davası» olarak açılması nedeniyle «hukuki yarar» yokluğundan reddi gerektiğini, sözleşmenin «temsile» yetkili kişi tarafından imzalanmadığını, davalı şirkete gönderilen çeklerin de davacı şirketi temsile yetkili kişi tarafından düzenlenmediği, bu hususun da mahkemece dikkate alınmadığını, davacının verdiği çeklerin ödenmemesi halinde sıkıntı oluşacağını, davacı şirket adına da sözleşmeyi yetkili kişinin yapmadığını, davacının «gerçekte zararının» bulunmadığını, faizin «yasal faiz» ve başlangıç tarihinin de «ıslah» tarihi olan 22.03.2018 tarihi olması gerektiği belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Benzer bu karardaBu durumda davanın «belirsiz alacak davası» şeklinde açılmasında davacının «hukuki yararı» bulunmadığından davanın reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. ...- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; açılan davanın HMK 107/... maddesinde düzenlenen «belirsiz alacak davası» olduğu, dolar kurunun sabitlenmesi hususundaki davalı tarafın beyanının davacı tarafça kabul edilmediği, davalının bu hususla ilgili olarak iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dava «belirsiz alacak davası» olarak açılmış, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Sonuç: İncelediğiniz kararda Kısmen bozma ↔ benzerinde Bozma🔶 iki emsal
Farklı:ihtarname · teminat · kesin hüküm
Benzer bu kararda1-Dava, davacının şirketteki hisselerini davalıya devretmesi nedeniyle hisse karşılığı olarak tutulan «teminattan» arta kalan alacağın tahsili amacıyla açılan alacak davasıdır.
HMK 107-1 uyarınca davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve «kesin» olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle «belirsiz alacak davası» açabilir.
Somut olayda dava dilekçesi ve ekindeki «ihtarnamelerden» davanın açıldığı tarihte alacağın miktarının davacı tarafça bilinmekte olduğu anlaşılmaktadır.
Karar metni
Kararın tam (anonimleştirilmiş) metnini göster
11. Hukuk Dairesi 2021/6360 E. , 2023/919 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi
SAYISI 2018/2645 Esas, 2021/1237 Karar
DAVA TARİHİ 30.01.2015
HÜKÜM
Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI 2015/107 E., 2018/614 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket ile yaptıkları sözleşme gereği Eylül ve Mart aylarında iki eşit taksitle 600.000 kg salça satılması konusunda anlaştıklarını, davalı firmaya salçaların bedeli olarak toplam 1.397.672,00 TL'lik 16 adet çek verdiklerini, sözleşmenin davacı şirket adına Yeniay Yurduseven
tarafından imzalandığını, davalı firmanın verilen çeklerden dört adedini tahsil ettiğini, ancak göndermesi gereken salçalara ilişkin toplam 90.639 kg teslimat yaptıklarını, oysa Eylül 2014 tarihinde toplam 300.000 kg teslimat yapılması gerektiğini, teslimatın eksik yapılması nedeniyle davalıdan 200.000,00 TL cezai şart alacaklarının doğduğunu, ayrıca teslimatın yapılmaması nedeniyle başka firmalardan yüksek fiyattan ürün aldığını, bu nedenle de zararının bulunduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 107 inci maddesi gereğince 19.000,00 TL zararlarına, 1.000,00 TL de cezai şart talebine ilişkin olmak üzere 20.000,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı şirketten tahsilini talep etmiştir.
2. Davacı vekili, 22.03.2018 tarihli dilekçesiyle; 6100 sayılı Kanun'un 180 inci maddesine göre davasını tamamen ıslah ederek cezai şart miktarı olan 200.000,00 TL'nin ve 19.000,00 TL maddi zararın temerrüt tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; alacak miktarının belirlenebilir olması halinde belirsiz alacak davası açılamayacağını bu nedenle davacının alacak miktarını davasında belirttiğini, buna göre 200.000,00 TL cezai şart ve 600.000,00 TL diğer zararlar olmak üzere 800.000,00 TL istediğini, bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, bu nedenle reddi gerektiğini, taraflar arasında geçerli bir sözleşme olmadığını, şirketi temsil yetkisi olmayan kişi ile yapılan sözleşmenin kendilerini bağlamayacağını, müvekkili şirketin davacı şirkete hiç borçlarının bulunmadığını bildirerek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı, taraflar arasında geçerli bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığını savunmuşsa da; yetkisiz temsilci tarafından imzalanan sözleşme gereği bilirkişi raporuyla tespit edildiği üzere davacının edimlerini yerine getirdiği, davalının da bu edimleri kabul ettiği, bir kısım çekleri tahsil ettiği, kendisi de bir kısım salça teslimi yaparak sözleşme gereği ifada bulunduğu, bu halde davalının yetkisiz temsilcinin imzaladığı sözleşme gereği yapılan işlemi benimsediği, davacının dayandığı sözleşme ile bağlı olduğu, taraflar arasındaki satış sözleşmesinin taraflarca feshedilmediği, ayakta olduğu, taraflar arasındaki sözleşmedeki cezai şart maddesinin bir ceza koşulu mu yoksa peşin olarak kararlaştırılmış bir tazminat mı olduğunun değerlendirilmesi gerektiği, borçlunun sözleşmeye aykırı davranışı halinde ödenmesi peşin olarak kararlaştırılmış bir tazminat niteliği taşıyor ise bu durumda alacaklının bu tazminatı tahsil etmekle yetineceği, taraflar arasındaki sözleşmenin cezai şarta ilişkin maddesi incelendiğinde cezai şart mı yoksa peşin tazminat mı olduğunun açık olmadığı, şüphe halinde bunun bir cezai şart değil, peşin tazminat sayılması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 200.000,00 TL cezai şartın temerrüt tarihi olan 16.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının sözleşme ile taahhüt ettiği malları müvekkiline teslim etmemesi sebebiyle, başka firmalardan davalı ile yaptığı sözleşmede belirlenen rakamdan daha pahalı fiyatlarla alım yapmak zorunda kaldığını, buna göre 19.000,00 TL maddi zararın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle tahsili gerektiğini belirterek reddedilen kısım yönünden kararın kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın belirsiz alacak davası olarak açılması nedeniyle hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, sözleşmenin temsile yetkili kişi tarafından imzalanmadığını, davalı şirkete gönderilen çeklerin de davacı şirketi temsile yetkili kişi tarafından düzenlenmediği, bu hususun da mahkemece dikkate alınmadığını, davacının verdiği çeklerin ödenmemesi halinde sıkıntı oluşacağını, davacı şirket adına da sözleşmeyi yetkili kişinin yapmadığını, davacının gerçekte zararının bulunmadığını, faizin yasal faiz ve başlangıç tarihinin de ıslah tarihi olan 22.03.2018 tarihi olması gerektiği belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrarlayarak kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrarlayarak kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında geçerli şekilde kurulmuş bir sözleşmenin bulunup bulunmadığı, sözleşmede kararlaştırılan tazminatın talep edilip edilemeyeceği, ceza tazminatı dışında zarar talebinin haklı olup olmadığı hususlarına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 370 inci maddesinin ikinci fıkrası.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Kaynak: https://6102ttk.com/karar/936590400 · sınıflandırıcı zincir-tam · görünüm damgası: yargitay11_temyiz